MİT’çi Sadık Üstün, Savcı Serdar Coşkun’u da aradı mı?

Yargıtay Üyesi Serdar Coşkun’un Anayasal Düzen savcısı olarak 15 Temmuz gecesi tuttuğu tutanağı haberleştirdiğimde bazıları, “Ne yani, birileri önceden olacakları biliyordu da bunu savcıya söylediler ve o da yazdı mı?” diye soruyordu. ‘Burun kıvırma’ desek belki daha isabetli olacak.

15 Temmuz’un perde arkası organizatörlerinden MİT’çi Sadık Üstün’ün, daha lojmanından çıkmamış olan Orgeneral Akın Öztürk’ü “Darbenin 1 numarası” ilan etmesi karşısında ne diyorlar, bilmiyorum.

“Olmaz” denilen her şeyin olduğu, “Bu kadarı da olmaz canım” denilen her şeyin çok daha fazlasıyla vaki olduğu bir ülkeyi, halen evrensel normlarla değerlendirenlerin naifliği değil mi biraz da bizi bu hale getiren? Hâlâ bir şeylere burun kıvırarak “Yok daha neler” demelerine şaşıyorum.

Her ne ise… Sadık Üstün’ün o geceki marifetlerini, Müyesser Yıldız’ın 27 Şubat 2019 tarihli “Darbenin ‘1 numarası’nı kim saat kaçta tespit etti?” başlıklı yazısından, Cevheri Güven’in 3 Mart 2019 tarihli “15 Temmuz’un gizemli ismi MİT görevlisi Sadık Üstün ve faaliyetleri” başlıklı yazısından ve benim 3 Haziran 2017 tarihli “Bir Milli İstihbarat Teşkilatı filmi” başlıklı yazımdan okuyabilirsiniz. 

Sadık Üstün, 2013 yılında TC NATO Başkonsolosu iken Brüksel’de düzenlenen ‘Çanakkale Destanı’ isimli programda konuşma yapmıştı.

Sadık Üstün’ün 15 Temmuz gecesi orkestrasyonda rol aldığı, sabaha kadar bir çok komutanla görüştüğü, onların televizyon kanalları ile irtibatlarını sağladığı biliniyordu. Örneğin dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, mağdur müşteki olarak savcıya verdiği ifadede şunları söylemişti: “MİT Müsteşarlığından Sadık Üstün Bey ile görüştük. Medya ile iletişime geçebilmeme yardımcı olabileceğini söyledi. Saat 01.11’de TGRT Televizyonuna, saat 01.47’de NTV Televizyonuna canlı yayın bağlantısına geçtim. Müteakiben Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı İsmail Metin Temel, 8. Kolordu Komutanı Yılmaz Uyar, 7. Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz, 6. Mekanize Tümen Komutanı Osman Erbaş’a NTV’nin telefon numaralarını vererek, darbeye karşı beyanda bulunmalarını talep ettim. Bu komutanların görev yerlerinin kritik olması sebebiyle bu şekilde hareket ettim. Gece birçok kez MİT Müsteşarı Hakan Fidan Bey ile görüştük. Durumla ilgili bildiklerimi aktardım. Önceden tahmin ettiğim FETÖ’cü generallerin isimlerini paylaştım.”

Sadık Üstün’ün Kara Harp Okulu’ndan devre arkadaşı olan ve 15 Temmuz’da Türkiye Gazetesi’nin Ankara Temsilciliği’ni yürütmekte olan Nuri Elibol da “O albay milli bir adamdır” başlıklı yazısında, yakın arkadaşının o geceki medya koordinatörlüğünü şöyle anlatıyor:

“Görevdeki Ordu Komutanlarını, Kolordu Komutanlarını ve Özel Kuvvetler Komutanını bizim ve diğer kanalların yayınlarına o bağlattı. Bizzat beni arayarak bütün televizyonların telefonlarını talep etti. Bize komutanların cep telefonlarını yazdırdı. Birçok üst düzey komutanın erken saatte yayına bağlanmasını temin etti. Korkak, ürkek davranan ve paniklediği için konuşmak istemeyen birçok komutanı da yayına bağlanması için ikna etti. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yayına bağlandığı saate kadar; darbenin emir-komuta zinciri içinde yapılmadığını, bunun bir FETÖ ayaklanması olduğunu millete duyurmamız için sarf ettiği samimi çabaya şahidim.”

****

Dediğim gibi, Üstün’ün o geceki ‘halkla ilişkiler’ çalışmaları biliniyor. 

Bilinmeyen iki önemli şeyi daha gazeteciler Müyesser Yıldız ve Cevheri Güven sayesinde öğrendik. Cevheri Güven, Sadık Üstün’ün Hakan Fidan tarafından özel bir misyonla MİT’e alındığını, görevinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nde cemaate yönelik tasfiye operasyonlarını koordine etmek olduğunu, askeriyedeki isim listeleri üzerinde çalıştığını, direkt Fidan’a bağlı hareket ettiğini ve teşkilat içerisinde ‘paralel MİT’ kurduklarını yazdı. Bir diğer önemli detay da Sadık Üstün’ün, darbeye giden süreçte dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’la sık sık görüştüğü bilgisiydi. 

Şu anda Türkiye’nin Avustralya Kanberra Büyükelçiliği Müsteşarı olan Sadık Üstün (duvar dibinde gözlüklü olan), 10 Kasım 2017’deki Atatürk’ü anma töreninde böyle görüntülenmişti. Kaynak: Turkishreport.au http://www.turkishreport.com.au/detay/328/buyukelcilikte-fetocu-musun-sorusu.html

Sadece buraya kadar adı geçenlerin bile 15 Temmuz’daki rollerine baktığımızda ortaya çarpıcı bir fotoğraf çıkıyor: Hulusi Akar, Hakan Fidan, Abidin Ünal ve Zekai Aksakallı, işin merkezindeki 4 isim. Sadık Üstün ise bunlar arasında mekik dokuyan bir nevi köprü eleman.

Bu 5 kişiden 3’ü, darbeden bir gece önce, yani 14 Temmuz günü Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda sıradışı bir buluşma gerçekleştirmişti. Önce teamüllere aykırı bir şekilde kursiyer mezuniyet töreni Cuma gününden Perşembeye alındı. Böylece 15 Temmuz günü boşaltıldı. Yine teamüllere aykırı bir şekilde hem Hulusi Akar hem de Hakan Fidan bu törene katıldı. Ardından Hulusi Akar ile Fidan, tam 3 buçuk saat baş başa görüşme yaptı. Vakit gece yarısını geçerken Akar, ÖKK kışlasından ayrıldı. Fakat Fidan orada kaldı ve bir de Zekai Aksakallı ile baş başa görüşme gerçekleştirdi. İkili, kışlanın içindeki tozlu yolda, yanlarına başka kimseyi yaklaştırmadan 1 saate yakın yürüyüş yaptı. Saat, gece 01.00 civarıydı.

Ertesi gün öğle saatlerinde Binbaşı Osman Karacan MİT’e gidip de darbeyi ihbar ettikten sonra yaşananların başrolünde de yine Akar-Fidan ikilisi var. Onları zaten herkes biliyor, tafsilata gerek yok.

Kalkışmanın başlamasının ardından, bir gece önce Fidan’ın tozlu yolda 1 saat başbaşa yürüyüş yaptığı Zekai Aksakallı, generalleri vurdurma talimatlarından (bkz. “Aksakallı terörist mi?”) arta kalan zamanlarında, Sadık Üstün’le ve Fidan’la sık sık görüşüp televizyon kanallarına propaganda malzemesi taşıyor.

****

Emekli Korgeneral Yılmaz Uyar

İşte bu noktada, Müyesser Yıldız’ın patlattığı bomba habere geliyoruz. Sadık Üstün, telefon trafiği keşmekeşi içerisinde çok önemli bir açık veriyor. Aradığı bir çok komutan arasında, devre arkadaşı olan dönemin Elazığ 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Yılmaz Uyar da var. Daha 21.30’dan itibaren faaliyetlerine başlamış olan Üstün, Korgeneral Uyar’ı saat 22:50’de ve 23:17’de arıyor. İkinci aramasında, darbe girişiminin 1 numarasının YAŞ Üyesi Orgeneral Akın Öztürk olduğunu ilan ediyor.

Bu bilginin kaynağı neresi? Bizzat Akıncı dava dosyasına girmiş olan 8. Kolordu Komutanlığı’nın 15-16 Temmuz’a ilişkin ceridesi.

Ceridede, 15 Temmuz saat 21.30 ila 23.45 saatleri arasında yapılan görüşmelerin tipi, iletişim makamı ve açıklamaları yer alıyor. Müyesser Yıldız da bu belgeyi bulup yazıyor.

Buradaki önemli detay nedir? Sadık Üstün’ün Akın Öztürk’ü darbenin lideri ilan ettiği bu telefon görüşmesi yapıldığında, o henüz lojmanında oturmaktadır. Daha Akıncı Üssü’ndeki filoya geçmemiştir. Bunun için yaklaşık 45 dakika vardır.

Burada yine atlanmaması gereken önemli bir nokta var. O da şu: Akın Öztürk, Abidin Ünal kendisine, “Öztürk Paşam, Akıncı’ya gidip orayı kontrol altına alın. Orada sizin sözünüzü dinleyecek çocuklar var” dediği için evinden çıkıp üsse gidiyor. Yoksa kuvvetle muhtemel gitmeyecek.

Böylece, “darbenin 1 numarası” da evinden kaldırılıp “olay mahalline” getirilmiş oluyor.

Hatırlayalım; Sadık Üstün’ün 15 Temmuz’a giden süreçte özel münasebet kurduğu ve sık sık bir araya geldiği iki isimden biri de Abidin Ünal’dı. Hatta Akın Öztürk bu ikili için ‘sırdaş’ diyor.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk

Abidin Ünal’dan önceki Hava Kuvvetleri Komutanı olan Akın Öztürk, geçtiğimiz hafta Akıncı davasında yaptığı son savunmada Üstün’le ilgili olarak şunları kaydetmişti: “Ben henüz lojmanda iken MİT görevlisi, Abidin Ünal’ın sırdaşı Sadık Üstün, 8. Kolordu Komutanını arayıp darbenin liderinin ben olduğumu söyleyerek startı vermiştir. 20 dakika sonra beni arayan Abidin Ünal, Akıncı Üssü’ne gitmemi rica ediyor. Evet birileri anlaşmış ve ismim lanse edilmeye başlanmıştır. Bu işi de Anadolu Ajansı üstlenerek, ben daha Akıncı’dayken, gözaltına alındığımı, vatana ihanetten yargılanacağımı duyurmuştur.”

Buna bir ilave daha yapalım. Aynı Anadolu Ajansı, ertesi sabah Akın Öztürk’ün ifadesi diye bir haber geçmişti. Bu haberde, Akın Öztürk’ün sözde ifade tutanağı vardı. Güya Akın Öztürk, her şeyi itiraf etmişti. Daha sonra bunun yalan bir haber olduğu anlaşılacak ve AA, bir düzeltme geçmek zorunda kalacaktı. Halbuki gerçek tam tersiydi.

Peki AA, önceden nasıl olup da düzmece bir ifade metni yayınlamıştı? 

Bu noktada da Akın Öztürk’e yapılan akıl almaz işkenceleri, hakaretleri, aşağılamaları hatırlayalım. Muhtemelen bu ifade metni önceden hazırlanmış ve önüne konmuştu. Ağır işkence ile kendisine zorla imzalatılacaktı. ‘Bu işi olmuş bilen’ ‘Üstün’ birileri, önceden metni AA’ya da servis etmiş ve erkenden algı operasyonuna başlamıştı. Fakat Akın Öztürk, bütün işkencelere rağmen bu metni imzalamayı reddederek oyunu bozdu. Kendi ifadesini verdi. Ve bu ifadede hiç bir itiraf olmadığı gibi, tam tersine kendisinin darbe ile ilgisi olmadığını anlatan cümleler vardı.

Ve önceden hazırlanmış bir metin, bu şekilde ellerinde patlamış oluyordu.

****

Tekrar Akın Öztürk’ün kumpasa düşürüldüğü akşam saatlerine dönelim. Çünkü bu kronoloji üzerinde konuşurken bazı önemli detayların gözden kaçmaması gerek. Misal, Sadık Üstün’ün cayır cayır sağı solu arayıp bunun bir ‘FETÖ’ darbesi olduğunu anlattığı sıralarda, bağlı bulunduğu Hakan Fidan, kendisini arayan dönemin başbakanı Binali Yıldırım’a bile darbe olduğunu söylemiyor. Yıldırım, saat 22.40 civarında Fidan’ı arıyor ve kendisinden hiç bir bilgi alamıyor. Binali Yıldırım, bu görüşmeyle ilgili olarak, “Müsteşar o anda darbeyle ilgili de bir şey söylemedi. Ben kendisine sordum, ‘Darbe oluyor, ne yapıyorsun?’, ‘Yok’ dedi, ‘Bir şey yok, normal biz çalışıyoruz’ dedi bana.” diyor. 

****

Şimdi bir kez daha MİT’çi Sadık Üstün’ün, henüz Akın Öztürk evindeyken onu darbenin lideri ilan ettiğini; yani daha sonra resmi olarak ilan edilecek bir şeyi, çok çok önceden duyurduğunu not edip Savcı Serdar Coşkun’a geçelim.

Coşkun’un, altında 16 Temmuz 2016 tarih ve 01.00 saatinin yazılı olduğu resmi tutanağında ne vardı? Çok şey. Henüz gerçekleşmemiş olaylar bile vardı. Daha sonra gerçekleşecek hadiseler, tutanakta olmuş gibi yazıyordu.

Belgenin bilinen anlamda bir tutanak hüviyetini taşımaktan uzak olduğunu ve normal hiç bir savcının böyle bir tutanak tutamayacağını da ısrarla vurgulayalım.

Darbenin lideri olduğu ilan edilecek Akın Öztürk nasıl ki lojmanından kaldırılıp Akıncı Üssü’ne getirildiyse, bu tutanakta yazılı olup da henüz cereyan etmemiş olaylar da bir bir sahnelenecekti.

Ve dikkat edelim; saat 01.00’den sonra vuku bulan olayların hiç birinin askeri darbe açısından bir mantığı yok. Gerçi bu saatten önceki köprü kapatma gibi saçmalıkların da bir kurmay mantığı yok ama mesela Meclis’i bombalamanın, Emniyet’e saldırmanın, Saray’ın yakınına bomba atmanın, darbe bastırıldıktan sonra 15 tane askerle CNN Türk binasını basmanın, sabaha karşı 13 askerle Saray’ı teslim almaya gitmenin amacı hala çözülebilmiş değil. Halkı, emniyeti, parlamentoyu (bilhassa muhalefet partilerini) ve medyayı darbecilere karşı kenetlemek ve iyice nefret ettirmekten başka… Siyasi iktidarı devirmeyi ve yönetime el koymayı hedefleyen bir askeri darbede olması gereken hiç bir şey yok; olmaması gereken her şey var.

O yüzden Siyaset Bilimci Prof. Nurşen Mazıcı, darbe teşebbüsünün hemen ardından canlı yayında, bu noktaların altını çizmişti: “Benim doktora tezim sadece Türkiye’de askeri darbeler değil. Latin Amerika’yı da kapsayacak şekilde tüm askeri darbeleri inceleyerek bir kuramsal taban oluşturmuştum. Bunun (15 temmuz) ne olduğunu söyleyemem ama ne olmadığını söyleyebilirim: Bir askeri darbe değil bu. Dünyada yapılan askeri darbelerin hiç birisine uymuyor. 1 haftadır tartışılıyor. Benim bunun neden askeri darbelere uymadığını… başlama saatinden tutun da… Bunun bir darbe ile ilgisi yok. Askeri darbe değil bu. Bir olay olduğunda, onun faillerini ararken ‘Bu iş kime yaradı diye sorarsanız fail de onun içerisinde bulunur’ denir. Bu 15 Temmuz olayı kimin işine yaradıysa fail de onun yakınında demektir.”

****

Bunları söylerken “Saat 01.00’den sonra olanların tamamı kurgu” demiyorum. Sonuçta bir şekilde hepsi oldu. Birileri gerçekten o bombaları attı. O askerleri ilgili adreslere gönderdi. Ama bu mantıksız saldırıların kararının nasıl alındığına, hangi yönlendirmelerin yapıldığına, bu sevk ve idarede kimlerin nasıl roller oynadığına çok çok dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum.

Netice olarak; Serdar Coşkun’un tutanağı ile ilgili olarak “Ne yani, birileri önceden olacakları biliyordu da bunu savcıya söylediler ve o da yazdı öyle mi?” tepkisi gösterenlerin, olaya bir de bu kronoloji ve hadiseler gözünden bakmalarını tavsiye ediyorum. Onlar bu tabloda ne görüyorlar acaba?

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

2 YORUMLAR

  1. 2016 da Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı İsmail Metin Temel, 2007 yılında 28.mekanize piyade tugayında(mamak) tuğgen iken (o zaman albay) mehmet patigöç de aynı kışlada/tugayda tabur komutanıydı. Belki aralarında o zamanda bir ilişki vardır

  2. GK yaveri varya meşhur işkence fotoğrafıyla ünlü olan, odaya ses kaydı koyduğunu falan itiraf ediyor. Bosna hersekte görev yaptığı sonra cemaat okulunu ziyaret etmiş yani az çok belli, gene de yaver yapılıyor abisinin ismini falan veriyor, darbeden haberi var ama darbedeki rolü tam olarak ne? Niye ilk bu adam haber oldu niye ilk bu adam işkence gördü niye ilk bu adamın ifadesiyle şok olduk? oysa bu adam akıncıya bile gitmemiş, hiç bir halt yapmamış, kemer ile sıkması bile imkansız gk ‘da kalmış. Peki neden en ağır işkenceyi bu gördü? Kesin cemaatçi olduğu bilindiği için mi? Zaten ses kaydını yerleştirdiği bilindiği için mi? Bu adamın en ağır işkenceyi görmesi ilginç, yani bu ötse ne olacak? Zaten cemaatçi ötse çok bilgi çıkar mı dediler? Akar düşmanını yakında mı tuttu? Yaver önemli bir nokta.

    Diğer önemli bir nokta darbe gece 3 te diyorlar, peki gece 3teki bir darbede f16 mı kullanacaktın da sabahtan bomba helikoptere bomba yüklettin de biri gidip mite haber verdi. ya da gece 3 teki bir darbenin üstü akıncı mı olmalı?Havacıların ne işi var gece 3 darbesinde, helikopter uçurup herkesi uyandırmayı mı düşünüyorlardı?

    Ahmet nesin gibi saçma noktalara odaklanmaya gerek yok, off the record cemaat imamlarından olayı öğrenin bence tüm parçaları birleştirip resmi bir görün sonra off the record yerleri yazmadan kalan yerleri tüm resmi görmüş biri gibi yazabilirsiniz.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz