İŞTE 15 TEMMUZ’U SARSACAK BELGE: Savcı, olaylar daha olmadan tutanağa yazmış

HABER ANALİZ – AHMET DÖNMEZ

15 Temmuz resmi tezini çökertecek önemli bir belge ulaştı elime. Bu belge, Akıncı dava dosyasında bulunan resmi bir tutanak. Altında, o sırada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcısı olan Serdar Coşkun’un imzası var. İlk soruşturmalara dayanak teşkil etmesi amacıyla hazırlanan ve ilgili yerlere gönderilen tutanağın tarihi 16 Temmuz 2016. Saati ise 01.00. Yani kalkışmanın fiilen başlamasından 3 saat sonrası. Ancak tutanakta, daha henüz gerçekleşmemiş olaylar sanki olmuş gibi yazıyor. Mesela TBMM’nin ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi kavşağının bombalanması gibi… Ayrıca o gece hiç yaşanmayan olaylar da sanki cereyan etmiş gibi tutanağa yazılmış. MİT yerleşkesinin askeri birliklerce kuşatılması, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın ve Emniyet İstihbarat Dairesi’nin bombalanması gibi… Yaşanmış olayların saatleri ise hep yanlış. Bu skandal belge, “Tutanak önceden hazırlanmış bir simülasyona göre mi düzenlendi?” sorusunu akıllara getiriyor. “Tutanağı gerçekten savcı mı hazırladı?” kuşkusuna yol açacak kadar skandallarla dolu.

****

Önce belgede ne yazıyor, kelimesi kelimesine bakalım: 

“Ankara’da 15/07/2016 günü saat 21.00 sıralarında bir kısım askeri birliklerde hareketlilik başladığı, aynı saatlerde İstanbul’daki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri’nin jandarma kuvvetleri tarafından ulaşıma kapatıldığının haber kanallarında yayınlandığı, Ankara’daki Emniyet birimlerinden edinilen bilgiye göre askeri birliklerin bir grubunun emir komuta zinciri dışında darbe yapmaya kalkıştığını bildirdiği, bu haberle birlikte savaş uçaklarının saat 21.00 sıralarında Ankara semalarında uçuşlara başladığı, bu uçuşların halkı korkutmak için alçak uçuş şeklinde gerçekleştirildiği, helikopterlerin havalanıp bazı kamu binalarına saldırı gerçekleştirdiği, savaş uçakları ve helikopterde kamu binalarına ateş açılmaya başlandığı, Ankara Yenimahalle’deki Milli İstihbarat Teşkilatı binalarının askeri birliklerce kuşatıldığı, MİT ile kuşatan askeri birliklerin çatışmaya girdiği, aynı şekilde TSK’ya bağlı zırhlı birliklerin Ankara’daki kritik kamu kurumlarını silahlı olarak kuşattığı, kamu kurumlarındaki görevlilerin hedef alındığı, ateş açıldığı, ölümlerin meydana geldiği, Gölbaşı’nda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bombalandığı, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın hava saldırısına uğradığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü zırhlı birliklerin kuşatıp içeriye girdiği, uçakların alçak uçuş yapıp bombalamalar gerçekleştirdiği, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin kuşatıldığı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve bazı kamu görevlilerinin, kuşatan askeri birliklerce rehin alınıp götürüldüğü, TRT’ye el koyan askeri birliklerin yayın akışını durdurduğu, basın açıklaması yaptıkları, TSK’nın yönetime el koyduğunu açıkladıkları, aynı şekilde bazı özel televizyon kanallarının kuşatılıp  askeri birliklerce ele geçirildiği, Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı’nda çatışma çıktığı, bir kısım askeri personelin rehin tutulduğu, TBMM’nin bombalandığı, bu bombalamalar sırasında ölümler meydana geldiği, uçakların bombalamalara katıldığı, TSK’nın içindeki bir cuntanın darbe yaptığının öğrenilmesi üzerine halkın meydanlara çıktığı, darbeyi sivil inisiyatifin önlemeye çalıştığı, savaş uçaklarının halkın toplandığı yerlerde ses bombaları patlatıp kişileri yıldırmaya çalıştığı, Genelkurmay sitesinde basın açıklaması yapıldığı, darbenin gerekçesinin 3 sayfa basın açıklaması şeklinde kamuoyuna duyurulduğu, tüm Bakanlıklara ‘harekat yıldırım’ öncelik dereceli, gizli 152215C TEM 16 tarih saat gruplu, YSK:26702250-1920-97480-16/PER.PL.VE YNT.D.GEN. AMİRAL/1 dosya numaralı mesaj formunun ‘Yurtta Sulh Konseyi Başkanı’ imzası ile yayımlandığı, kaleme alanın Kurmay Albay Cemil Turhan, Tuğgeneral Mehmet Partigöç olduğu, her ile bir sıkıyönetim komutanı atandığı, ayrıca sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirmeler yapıldığı (Askeri Savcı ve Hakim), aynı şekilde diğer atamalar başlığı altında kuvvet komutanlıkları, Genelkurmay Başkanlığı ve diğer askeri makamlara atamalar yapıldığı, darbeyi gerçekleştirmeye çalışan kişilerin çeşitli askeri makamlara bu atamaları yaptıklarının kamuoyuna duyurulduğu, bombalama ve darbe teşebbüsü sırasında kaç kişinin öldüğünün kesin şekilde belli olmadığı, ancak birçok sivil, polis ve askerin bu olaylar sırasında öldüğünün anlaşıldığı, benzer şekilde İstanbul ve diğer illerde de uçak ve askeri helikopterlerin benzer fiillerde bulunduğu, Türkiye genelinde Fethullah Gülen’in askeri birimlerde yapılanan kadrolarının mevcut hükümeti yıkmak ve devlet yönetimini ele geçirmek üzere Anayasa’yı ihlal eden darbe teşebbüsünde bulundukları anlaşıldığından re’sen bu tutanak düzenlenip olayların soruşturulmasına başlanmasına.. 16/07/2016 Saat 01.00”

SAATLER TAMAMEN YANLIŞ

Sıra sıra gidelim.

“İstanbul’daki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri’nin jandarma kuvvetleri tarafından ulaşıma kapatıldığı” haberi 21.00 civarında değil, Akıncı iddianamesine göre tam 22.28’de televizyonlara düştü. Tutanakta yaklaşık 1 buçuk saatlik bir sapma var. 

Aynı şekilde F-16’ların saat 21.00 sıralarında Ankara semalarında uçuşa başladığı yazıyor. Oysa Akıncı iddianamesine göre o gece Ankara üzerinde ilk uçağın kalkış saati 22.08. Dönemin Muharip Hava Kuvveti Komutanı Mehmet Şanver’in ceride defterlerini sıkı sıkı inceleyerek yazdığı kitabı “15 Temmuz – Kartal Yuvasının İstilası” isimli kitaba göre de ilk kalkış 22.01’de. Savcı Serdar Coşkun, burada da 1 saatten fazla bir sapmaya imza atmış.

16 Temmuz sabahı Boğaz Köprüsü

Saat 21.00’de henüz hiç bir yerde hareketlilik yok. Beylerbeyi’ndeki küçük çaplı olaylar saat 21.30’da başlıyor. Köprünün bir ayağının kapatılması ise 22.00 civarı.

Tutanakta, “Ankara Yenimahalle’deki Milli İstihbarat Teşkilatı binalarının askeri birliklerce kuşatıldığı” ve “MİT ile kuşatan askeri birliklerin çatışmaya girdiği” de yazılı. Ancak o gece hiç bir zaman MİT binası askeri birliklerce kuşatılmadı. Dolayısıyla bahsedildiği gibi bir çatışma da olmadı. Havadan 2 adet Cobra ve 1 Skorsky tipi helikopterle MİT yerleşkesine ateş açıldı. MİT’in TBMM’ye gönderdiği 36 sayfalık rapora göre, bu ateşe hafif silahlarla karşılık verildi. Ama belgede bahsedildiği şekilde bir çatışma değildi bu.

Ayrıca tutanakta yazdığı gibi Özel Kuvvetler Komutanlığı hiç bombalanmadı. Polis Özel Harekat bombalandı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na da bomba atılmadı. Ankara Emniyet’e hava saldırısı oldu, evet ama bunu zaten tutanakta belirtiyor. Yani Ankara Emniyet yerine yanlışlıkla İstihbarat Daire yazmış olma ihtimali yok. Bu arada Ankara Emniyet de zırhlı birliklerce kuşatılmadı. Bu şekilde karadan içeriye giren askeri birlikler olmadı. 2 kişinin şehit olduğu, 39 kişinin de yaralandığı bombanın atılma saati ise 00.56. Yani tutanağın tutulmasından 4 dakika önce. Bu sırada savcının bunu duyup anında tutanağa geçirme ihtimali yok gibi bir şey. 

MECLİS BOMBALANMADAN 1.5 SAAT ÖNCE ‘BOMBALANDI’ DİYE YAZMIŞ

Gelelim TBMM’ye… Tutanağın yazıldığı sırada TBMM’ye bomba atılmasına yaklaşık 1 buçuk saat vardı. Ama savcı, tutanağa bunu da sanki bombalanmış gibi yazdı. Akıncı iddianamesi ile Mehmet Şanver’in açıkladığı ceride kayıtları bu noktada örtüşüyor. Her ikisine göre de Meclis’e atılan ilk bombanın saati, 02.35. İkinci bombalamanın saati ise 03.24. Savcı Serdar Coşkun’un öngörüsü, akıllara durgunluk verecek cinsten. Yalnız öngörüde eksik olan bir şey var. O da Meclis’te kimsenin ölmemesi. Tutanakta, TBMM’ye yapılan saldırı sonucu ölüler olduğu yazılı. 

Resmi belgede, bazı özel televizyon kanallarının askeri birliklerce kuşatılmasından da söz ediliyor. Nedense isim verilmiyor. O gece sadece CNN Türk, Hürriyet ve Kanal D’nin bulunduğu Doğan Medya Center darbeci askerlerce basıldı. Peki saat kaçta? Bu olayla ilgili hazırlanan iddianameye göre saat 03.10’da. Yani bu olay da Savcı’nın tutanağı yazmasından 2 saat sonra başlıyor. Hem de onun belirttiği ile hiç ilgisi olmayan bir şekilde. Çünkü zırhlı birliklerce değil, helikopterle gelen bir avuç darbeci asker tarafından baskın yapılıyor. Bunu küçük görmüyor ve basitleştirmiyorum. Sonuçta darbe gecesi silahlı askerler geldiği için, büyük bir tehdit söz konusu.  Burada dikkat çekmeye çalıştığım şey, savcının tutanağının hiç bir şekilde gerçeklerle örtüşmemesi. İddianameye göre baskına, 3’ü yüzbaşı, 11’i er olmak üzere toplam 14 kişi geldi. Sonra saat 04.00 sularında, Binbaşı Mehmet Türk komutasındaki 17 öğrenci astsubay takviye amaçlı geliyor. Bu baskınla ilgili davada yargılanan sanık sayısı zaten 19. 

Son olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile ilgili bölüme bakalım. Tutanakta yazıldığı gibi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi kuşatılmadı. Saray’ı “teslim almak üzere” giden asker sayısı kaç biliyor musunuz? Sadece 13. Bunların üçü rütbeli, geri kalan 10 tanesi er. 

Külliye’ye bomba da atılmadı. Nedense yan taraftaki köprülü kavşak ve otopark bombalandı. Bunun saati ise Akıncı iddianamesine göre 06.19. Yani Coşkun’un tutanağından yaklaşık 5 buçuk saat sonra. 

Tek sayfalık tutanaktaki bir diğer yanlış , o gece uçakların ses bombası attığı bilgisi. O geceses bombası kullanılmadı. Alçak uçuş ve hızdan dolayı oluşan sonik patlama, ses bombası sanıldı.

Bir diğer hata, darbecilerin Genelkurmay başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarına atama yapıp bunu kamuoyuna duyurduğu bilgisi. Böyle bir şey de olmadı. 

Ayrıca o saat itibariyle savcının hemen Fethullah Gülen’i ‘fail’ ilan etmesi de soru işareti taşıyor. Siyasiler bu yönde açıklama yapabilir ama bir savcının hiç bir delile ulaşmadan böyle bir tutanak tutması, hukuki olmaktan ziyade ’siyasi’ bir metin hazırlandığını gösteriyor.

BELGE NE MANAYA GELİYOR?

UYAP’a girmiş bu belgenin ardından hızlı bir şekilde soruşturma başlatılıp ilk gözaltılar yapıldı. 

Tek sayfalık bir tutanakta, bu kadar çok hata olması normal değil. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Neredeyse her bir cümle, her bir bilgi yanlış. Savcının ve 15 Temmuz sözcülerinin bunu açıklaması gerekiyor. 

Bu kadar önemli bir olayda, bu kadar önemli bir belgenin baştan sona yanlışlarla dolu olması izaha muhtaç.

Ayrıca yaşanmamış hadiseler ve ölümler de “Acaba, başka şeyler de planlandı da hayata geçirilemedi mi?” sorusunu sorduruyor.

Haydi diyelim ki o gecenin heyecanı ile saatleri karıştırdı. Özel Harekat yerine Özel Kuvvetler yazdı. Ankara Emniyet’i de Emniyet İstihbarat Daire başkanlığı ile karıştırdı. Peki ya hiç olmayan olaylar? Peki ya o saatte henüz vuku bulmamış hadiseler?

Haydi yine diyelim ki tutanağın saatini sehven yanlış yazdı. Ki böyle bir şeyin olma ihtimali çok çok düşük. Çünkü adı üstünde tutanak bu. Tutanakta en önemli şey, o belgenin kayıt altına alındığı tarih, saat ve imzadır. Tutanak, yaşanan bir hadisenin bütün maddi bilgileri ve doğruları ile kayıt altına alınması amacıyla yazılır zaten.

Tek başına bu belgenin her şeyi çözeceğini iddia etmiyorum. Sadece bu belge üzerine bir gerçeklik kurgulanamaz. Bunu da kabul ediyorum. Fakat çok şey anlattığı kesin. Bu belge, 15 Temmuz’un öncesi ve sonrasında yaşananlara baktığımızda bir yere tekabül ediyor. Bir şeyleri tamamlıyor. O gece Cumhurbaşkanı’nın, MİT Müsteşarı’nın ve diğer bir çok üst düzey devlet yöneticisinin tavırlarına, çelişkili açıklamalarına, yargıdan kaçmalarına, ifade vermemelerine, o tutanağın imzalanmasından itibaren yaşanan olaylara, tasfiyelere ve siyaseten Türkiye’nin hangi noktaya geldiğine bakarak şunu net olarak söyleyebiliriz: O gece yaşanacak olayların büyük bölümü devlet tarafından biliniyordu. O yüzden de kontrollü darbe idi.

Peki nasıl biliniyordu? İki ihtimal var:

1- Planı yapan Saray, MİT, Hulusi Akar ve Ergenekon uzantıları idi. Bu planlamaları yapıp cemaat içerisindeki elemanları eliyle hayata geçirdiler. Birileri gerçekten darbe yaptığını zannederken aslında bir kurgunun figüranlarıydı. Akıl almaz bir kumpasa düşürüldüler.

2- Planı yapanlar cemaat içinden Adil Öksüz gibi birileri idi ama içeriden ‘yukarıya’, yani Saray’a bilgi iletiliyordu. ‘Yukarısı’ an be an planı haber alıyor ve hatta ona göre yönlendiriyordu. Gerekli bütün tedbirleri alarak, “Bırakın gelsinler” dediler ve planın hayata geçirilmesine göz yumdular. 

Her iki ihtimalde de affedilmez bir şekilde karşımıza fail olarak ‘devlet’ çıkıyor. Cumhurbaşkanı ile, istihbarat teşkilatı ile, Genelkurmay Başkanı ile bazı kuvvet komutanları ile bir ‘devlet’ organizasyonu var. Ama bu, demokratik, laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ olan Türkiye Cumhuriyeti devleti değil. Zaten hiç bir zaman öyle bir devlet olmadı. O ilkeler daima kağıt üzerinde kaldı. Hukuksuzluğu, kumpas kurmayı, katletmeyi, zulmetmeyi, dönemsel olarak hedef seçtiği bir vatandaş grubunun başına çorap örmeyi, kriminalize etmeyi, düşmanlaştırmayı çok iyi bilen o ‘devlet’, burada da sahne aldı. 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

8 YORUMLAR

  1. Dikkatimi çekti de Hocaefendinin adını “Fethullah” şeklinde yazmış, oysa eğer resmi belge ise “Fetullah” yazmalıydı. Buna normalde çok dikkat ediliyor yargıda.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz