Erdoğan, 31 Mart’tan sonra eski sisteme döner mi?

Artık AKP içinden yeni bir partinin kuruluşu kesin gibi görünüyor. Erdoğan’ın kurduğu bu düzenin olmazsa olmazının ‘alternatifsizlik’ olduğunu, sistemin bunun üzerine kurulduğunu göz önüne alırsak bu pek de hafife alınamayacak bir gelişme olur.

Hele ki aşırı garantici ve temkinli tabiatı ile bilinen Abdullah Gül’ün bile ‘intifada’ için ağır ağır ısınma turlarına başlaması, bir başka gerçeği ima ediyor. O da Ahmet Davutoğlu’nun eski başdanışmanı Etyen Mahcupyan’ın dile getirdiği gibi, Türkiye’nin iyi yönetilmediği ve halkta bir arayışın başladığı gerçeğidir.

Bir süredir Türk siyasetinde öyle bir fasit daire oluştu ki, ‘yumurta-tavuk’ problemine benziyor. Acaba Erdoğan, sağlam bir alternatifi olmadığı için mi bu kadar güçlüydü, yoksa bu kadar güçlü olduğu için mi bir alternatifi çıkamıyordu?

Ciddi manada oylarını bölebilecek, AKP’nin puanını aşağı çekebilecek bir parti olmadıkça bunu test etme imkânı yok. 

Ancak ortada bir sandık güvenliği ve adil seçim ortamı kalmadığı için bunu da sağlıklı bir şekilde değerlendirme şansı görünmüyor.

AKP’NİN OYLARI YÜZDE 40’IN ALTINDA

Fakat onlar açısından ümit verici bir tablo olacak ki hem Gül hem Davutoğlu ayrı ayrı parti kurmaya hazırlanabiliyor. Davutoğlu’nun, AKP’nin 31 Mart’ta alacağı oylardan bağımsız olarak sahne alacağına dair haberler, Erdoğan’ın gücünün biraz da alternatifsizlikten kaynaklandığına olan inancını gösteriyor .

Son yapılan kamuoyu araştırmalarına göre AKP’nin oyları yüzde 36-38 aralığında. MHP ile birlikte yüzde 48 civarında olduğu konuşuluyor. 

Bu arada AKP’nin Ankara’yı kaybetmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. İktidara yakın araştırma şirketlerinden, Mansur Yavaş’ın, Mehmet Özhaseki’ye 5 puanın üzerinde bir fark attığı bilgisi geliyor.

İstanbul’da da kafa kafaya bir yarış göze çarpıyor. CHP’li İmamoğlu’nun burun farkıyla önde olduğu ve son düzlükte her iki adayın da ipi göğüsleyebileceği yönünde kamuoyu yoklamaları var. 

Aynı şekilde Antalya ve Bursa’da da AKP’nin kaybetme olasılığının yüksek olduğu yorumları yapılıyor. 

Kararsız seçmenin daha çok AKP tabanında yoğunlaştığı ve oy geçişlerinin AKP’den diğer partilere doğru bir eğilim gösterdiği belirtiliyor. Kamuoyu yoklamalarına göre yüzde 10 civarında bir kararsız AKP seçmeni bulunuyor. Tanzim satışları bir nebze AKP oylarını olumlu yönde değiştirse de son 30 günde bu trendin hangi yönde değişeceği meçhul. 

ERDOĞAN, PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜŞÜ GÜNDEMİNE ALABİLİR

31 Mart akşamı ortaya çıkacak tablo, Saray cenahında yeni ve radikal bir öneriyi gündeme getirebilir. O da yeniden parlamenter sisteme dönüş seçeneğidir. Çünkü bu sistemde başkanın yüzde 50’yi geçmesi şart. Halbuki eski sisteme göre AKP ve MHP oyları yüzde 48’de kalsa bile hükümeti kurabiliyorlar. Ancak şu durumda Erdoğan’ın yeniden seçilememe ihtimali büyüyor. Hele ekonomideki kötü gidişatın katlanarak devam edeceği ve bir erken seçimin hızlıca gündeme gelebileceği tahminleri yapılıyorken Erdoğan için riskin daha da büyüyeceği aşikâr.

Bu satırlar, haklı olarak, sandık sonuçlarının manüple edildiği, dolayısıyla sanki her şey normalmiş gibi yorum yapmanın anlamsız olduğu itirazları alacaktır. Fakat 24 Haziran’da AKP’den çok MHP lehine yapılan müdahale, bizi ‘mühendisliğin’ kaynağı noktasında yeniden düşünmeye sevk edebilir. Ve o mühendisliğin bu kez ne şekilde tezahür edeceğini izleyeceğiz. Bu durumda Erdoğan tekrar bir Anayasa değişikliği yapmak istese bile Bahçeli’nin buna ne cevap vereceği meçhul. Belki o zaman, 24 Haziran sonuçlarının arkasındaki manüplasyon merkezine ilişkin daha güçlü bir fikir edinebiliriz. Aynı şekilde MHP liderinin 2 yıl önce neden birden bire AKP’ye başkanlık için destek verdiğine dair de…

GÜL VE DAVUTOĞLU DA KAMUOYU NABZINI TUTUYOR

Abdullah Gül’ün yerel seçimden sonra bir parti kurması halinde AKP’den azımsanmayacak miktarda bir oy çalacağı öngörüsü var. Bu, kamuoyu araştırmalarına da yansıyor. Erdoğan’ın “Artık anketlere güvenim kalmadı” açıklamasının altında da bu hayalkırıklığı yatıyor.

Hal böyle iken gerek Gül gerekse de Davutoğlu’nun tabandaki bu memnuniyetsizlikten haberdar olmaması söz konusu değil. Onlar da bir takım araştırmalar yaparak seçmen nabzını tutuyorlar. Ve gelmekte olan tepki dalgasını çok iyi görüyorlar. Asıl soru, şu ana kadar olduğu gibi, bu manzara karşısında bile Erdoğan’ın ürettiği korku iklimine ve tehditlerine teslim olup olmayacakları.

Erdoğan’ın, içeriden gelecek böyle bir yeni oluşumdan ne kadar korktuğunu 24 Haziran seçimleri öncesi gördük. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ı Gül’e göndermesi, bunun en açık delili. 

Ayrıca Gül’e destek olduğu bilinen işadamlarına da tek tek haber gönderip tehdit etmesi de bu korkunun tezahürüydü. Her şeye rağmen eğer Meral Akşener ısrarla taş koymasaydı Abdullah Gül, muhalefetin çatı adayı olarak seçime girecekti.  

İDEAL BİR MUHALİF LİDER VE İDEAL BİR ÇÖZÜM BEKLEMEK HATA

Burada sık yapılan hata, sanki üzerinde konuşulan ülke Türkiye değilmiş de Norveç’te muhalefet yapılıyormuş gibi ideal bir çözüm beklentisine girmektir. Ya da ideal bir muhalif liderin çıkmasına bel bağlayıp Gül ve Davutoğlu’nu da Erdoğan ile aynı cepheye itmektir. Evet, her ikisi de bugünkü tablonun en önemli müsebbipleri arasındadır, bunu kabul ediyorum. Fakat siyasetin gerçekleri böyle duygusallıklarla yürümüyor. 

Örneğin Malezya’da, 60 yıldır iktidarda olan Birleşik Ulusal Malay Örgütü, kendi içinden çıkan bir isim tarafından yenildi. 2017 yılında. Başbakan Necip Rezzak, bir zamanlar kendi partisinin genel başkanı olan ve son seçimde muhalefet cephesinin liderliğini üstlenen Mahathir Muhammed tarafından yenildi. Bu sayede Rezzak’ın bütün yolsuzlukları, evinde sakladığı paralar, mücevherler ortalığa döküldü ve büyük bir soruşturma başlatıldı. Malezya muhalefeti, Mahathir Muhammed için “Necip Rezzak’ın eski akıl hocası ve lideri” deseydi, böyle bir tablo hiç bir zaman gerçekleşmeyecekti. Rezzak, kurduğu varlık fonu sayesinde ülkenin bütün zenginliğini sömürmeye devam edecekti. 

Bir diğer hata da Gül ya da Davutoğlu’nun ilk seçimde AKP’yi sıfırlamasını beklemektir. Oysa Erdoğan’ın daha reel bir korkusu var. O da, bundan çok daha azının bile kendisini koltuğundan etmeye yeteceğidir. Çünkü yüzde 1.5’luk bir payla kazananın belli olduğu bir sistemde, 3-5 puanlık bir kopuş bile Erdoğan’ın sonu demek olacaktır. Ki muhtemel bir Gül-Davutoğlu meydan okumasının bundan daha fazlasını koparacağı söylenebilir.

31 Mart’ta AKP oyları yüzde 40’ın altına iner, ittifak gözle görünür bir şekilde yüzde 50 barajının altında kalır ve sözü edilen partiler de siyasi arenaya çıkarsa bunun oluşturacağı panik, Erdoğan’ın çok daha büyük hatalar yapmasına ve sertleşmesine yol açacaktır. 

Erdoğan, İyi Parti kurulduğunda bile uzunca süre Meral Akşener’i görmezden gelmişti. Çünkü Akşener, ilk kez Erdoğan’ın tabanından oy çalabilme potansiyeline sahip bir lider olarak meydanlara inmişti. Erdoğan bir yandan onu muhatap almamaya gayret ederken diğer taraftan konuşma yapacağı otelin elektriğini kestiriyor, yolunu belediye araçları ile kapattırıyor, televizyonlara çıkışına yasak koyduruyordu. Gül ve Davutoğlu’nun oluşturacağı panik, bundan çok daha fazlası olacaktır.

BU KEZ ERDOĞAN’A KARŞI BİR DİP DALGA VAR

Tarihinde ilk kez tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran sonrası yaptıkları hatırlanacak olursa, 1 Nisan’dan itibaren Erdoğan’ın demokrasiden ve milli iradeden ne anladığını daha geniş kitlelerin göreceği bir süreç başlayabilir.

17 yıl önce bir dip dalganın getirdiği Erdoğan, ilk kez bir başka dip dalgaya ve realiteye karşı boğuşmaya başlayacak.

Bir takım öfkeli muhaliflerin Gül ve Davutoğlu’nu ideal alternatif olarak görmemesi, Erdoğan’ın da öyle gördüğü anlamına gelmiyor. Bu saydığımız isimler, siyasetin gerçeklerini çok iyi bilen ve bununla var olan politikacılar. 

2011 sonrası paradigmasını alternatifsizlik üzerine kuran Erdoğan’ın, gerçek bir alternatif karşısında ne yapacağını göreceğiz. O zaman Erdoğan’ın bu hayati kurgusunun mahiyeti daha net anlaşılacak.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz