Savcı Coşkun’un tutanağı, Norveçli Lorentzen’in 15 Temmuz belgeselinde

Dönemin Anayasal Suçları Soruşturma Savcısı Serdar Coşkun’un 15 Temmuz gecesi tuttuğu skandal tutanak, Norveçli yapımcı ve yönetmen Jørgen Lorentzen’in belgeseline girdi. 

“Erdogans gudagåva (Erdoğan’ın ‘Allah’ın lütfu’)” ismini taşıyan belgesel, geçen hafta Norveç ve İsveç televizyonlarında gösterildi. Lorentzen’in Türk eşi Nefise Özkal Lorentzen’le birlikte imza attığı belgesel, Erdoğan’ın darbeyi önceden bildiği tezini işliyor. 

3 yıllık bir çalışmanın ürünü olan belgeselde, şu anda Yargıtay Üyesi olan Serdar Coşkun’un tutanağı için şöyle deniliyor: “Aynı gece kitlesel tutuklamalar başladı. Sadece ilk 24 saatte binlerce kişi tutuklandı. Bu tutuklamalar nasıl bu kadar hızlı başlayabildi? İşte Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un bu tutanağı hızlı tutuklamaları olanaklı hale getirdi. Tutanak darbe gecesi saat 01.00’de, yani her şey karmakarışıkken, tam bir kaos varken imzalandı. O saatte, her şey henüz devam ediyorken ve hiç bir araştırmada yapmadan darbenin arkasında kimin olduğunu nasıl bilebildi? Belgeye biraz daha yakından baktığımızda çok sayıda hata farkediyoruz. O gece hiç gerçekleşmeyen olaylara yer veriliyor. Mesela, askerler istihbarat teşkilatı MİT’i kuşattılar , MİT personeli ile bu kuşatmacı askerler arasında çatışmalar çıktı diyor. Bir diğer örnek; Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı bombalandı diyor. Bir diğeri; Ankara Emniyet Müdürlüğü silahlı kuvvetlerce kuşatıldı ve basıldı diyor. Yine, Cumhurbaşkanlığı Sarayı kuşatıldı diyor. Cumhuriyet Savcısı belgenin orijinal olduğunu ama imza saatinin 7 olduğunu iddia ediyor. Fakat bu, belgeyi sadece daha da kuşku verici yapıyor. Öyleyse o gece hiç olmamış olaylara neden yer veriyor? Acaba tutuklamaları mümkün olduğunca erken başlatabilmek için tutanak darbe girişiminden önce yazılmış olabilir mi? Resmi tutuklama talimatlarının dışında tutuklanacakların listeleri de var. Bu listeler çok önceden hazırlanmıştı.”

TUTANAK YANLIŞLARLA DOLUYDU

Tutanak ilk olarak geçtiğimiz yıl 4 Şubat 2019 tarihinde haber olmuştu. “İşte 15 Temmuz’ sarsacak belge: Savcı, olaylar daha olmadan tutanağa yazmış” başlıklı haber analizde, “15 Temmuz resmi tezini çökertecek önemli bir belge ulaştı elime. Bu belge, Akıncı dava dosyasında bulunan resmi bir tutanak. (…) İlk soruşturmalara dayanak teşkil etmesi amacıyla hazırlanan ve ilgili yerlere gönderilen tutanağın tarihi 16 Temmuz 2016. Saati ise 01.00. Yani kalkışmanın fiilen başlamasından 3 saat sonrası. Ancak tutanakta, daha henüz gerçekleşmemiş olaylar sanki olmuş gibi yazıyor. Mesela TBMM’nin ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi kavşağının bombalanması gibi… Ayrıca o gece hiç yaşanmayan olaylar da sanki cereyan etmiş gibi tutanağa yazılmış. MİT yerleşkesinin askeri birliklerce kuşatılması, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın ve Emniyet İstihbarat Dairesi’nin bombalanması gibi… Yaşanmış olayların saatleri ise hep yanlış. Bu skandal belge, ‘Tutanak önceden hazırlanmış bir simülasyona göre mi düzenlendi?’ sorusunu akıllara getiriyor. ‘Tutanağı gerçekten savcı mı hazırladı?’ kuşkusuna yol açacak kadar skandallarla dolu.” deniyordu.

Tutanakta, darbe akşamı köprülerin trafiğe kapatıldığı saat yanlıştı. 

“Ankara Yenimahalle’deki Milli İstihbarat Teşkilatı binalarının askeri birliklerce kuşatıldığı” ve “MİT ile kuşatan askeri birliklerin çatışmaya girdiği” yazılıydı. Ancak o gece hiç bir zaman MİT binası askeri birliklerce kuşatılmamıştı. Dolayısıyla bahsedildiği gibi bir çatışma da olmamıştı. Havadan 2 adet Cobra ve 1 Skorsky tipi helikopterle MİT yerleşkesine ateş açılmıştı. MİT’in TBMM’ye gönderdiği 36 sayfalık rapora göre de bu ateşe hafif silahlarla karşılık verilmişti. Ama tutanakta bahsedildiği şekilde bir çatışma değildi bu.

Ayrıca tutanakta Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bombalandığı yazıyordu ama bu doğru değildi. 

Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na da bomba atıldığı yazılmıştı ama bu da doğru değildi. 

Keza Ankara Emniyeti binasının zırhlı birliklerce kuşatıldığı belirtiliyordu. Bu da gerçeği yansıtmıyordu. Çünkü bu şekilde karadan içeriye giren askeri birlikler olmamıştı… Ankara Emniyeti’nde 2 kişinin şehit olduğu, 39 kişinin de yaralandığı bombanın atılma saati ise 00.56’ydı. Yani tutanağın tutulmasından 4 dakika önce. Bu sırada savcının bunu duyup anında tutanağa geçirme ihtimali yok gibi bir şeydi. 

Tutanakta Meclis’in bombalandığı yazılıydı. Fakat savcının bu tutanağı tuttuğu sırada TBMM’ye bomba atılmasına yaklaşık 1 buçuk saat vardı. Ama nasıl olmuşsa savcı, tutanağa bunu da geçirmişti. Hava Kuvvetleri ceridesine göre Meclis’e atılan ilk bombanın saati, 02.35’di. İkinci bombalamanın saati ise 03.24. Savcı Serdar Coşkun, saat 01.00’deki tutanağa önceden bunları nasıl yazabilmişti? 

Belgede ayrıca Meclis’te ölenler olduğu yazılıydı. Fakat hiç kimse ölmemişti.

Bazı özel televizyon kanallarının askeri birliklerce kuşatılmasından da söz ediliyordu. Nedense isim verilmiyordu. O gece sadece CNN Türk, Hürriyet ve Kanal D’nin bulunduğu Doğan Medya Center darbeci askerlerce basılmıştı. Ancak bu tutanağın yazılmasından 2 saat 10 dakika sonra. Yani saat 03.10’da. Tek soru işareti saatle ilgili de değildi. Tutanakta televizyon binasının zırhlı birliklerce basıldığı yazılıydı. Oysa gerçekte helikopterle gelen bir avuç darbeci asker tarafından baskın yapılmıştı. İddianameye göre baskına 3’ü yüzbaşı, 11’i er olmak üzere toplam 14 kişi gelmişti. Bu baskınla ilgili davada yargılanan sanık sayısı zaten 19. 

Tutanakta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de vardı. Fakat yine gerçeğe aykırı bir şekilde. Savcı Coşkun, Saray’ın da askerlerce kuşatıldığını ve bombalandığını yazıyor. Oysa herhangi bir kuşatma olmadı. Saray’ı “teslim almak üzere” giden asker sayısı 13’tü. Bunların üçü rütbeli, geri kalan 10 tanesi erdi. Onlar da Saray’ın bahçe kapısındaki nöbetçi polislerce gözaltına alındı. Ayrıca Külliye’ye bomba da atılmadı. Nedense yan taraftaki köprülü kavşak ve otopark bombalandı. Bunun saati ise 06.19’du. Yani Coşkun’un tutanağından yaklaşık 5 buçuk saat sonra. 

Tutanaktaki bir diğer yanlış, o gece uçakların ses bombası attığı bilgisiydi. O gece ses bombası kullanılmamıştı. Alçak uçuş ve hızdan dolayı oluşan sonik patlama, ses bombası sanılmıştı.

Bir diğer hata, darbecilerin Genelkurmay başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarına atama yapıp bunu kamuoyuna duyurduğu bilgisiydi. Böyle bir şey de olmamıştı. 

Ayrıca o saat itibariyle savcının hemen Fethullah Gülen’i ‘fail’ ilan etmesi de soru işareti taşıyordu.

GÖZALTILAR BU TUTANAĞA DAYANARAK YAPILDI

Daha sonra Genelkurmay Çatı davası da başta olmak üzere bütün 15 Temmuz dosyalarına girdiği belirlenen bu tutanağın önemi şuradaydı. Önce tutanak hazırlanmış, sonra buna dayanarak gözaltı emirleri çıkarılmıştı. Henüz daha darbe girişimi başladıktan 3 saat sonra, 16 Temmuz saat 01.00’de, yani Savcı Coşkun’un tutanağı imza altına aldığı saatte HSYK 3 bine yakın hakim ve savcıyı görevden almıştı. Sabah saatlerinde de 3 bin hakim ve savcının ‘tutuklanma’ emri Serdar Coşkun tarafından yine bu tutanağa dayanarak çıkarılmıştı. 

Ancak bütün bu kararların temelini oluşturan tutanak, çürüktü. Tutanak hüviyeti bile taşımıyordu. Hukukilikten ve resmiyetten uzaktı. 

Tutanak tek sayfadan oluşuyordu. Tek bir sayfada neredeyse hatasız tek bir cümle bile yoktu. Baştan aşağı hatalar ve bilgi yanlışları ile doluydu. Halbuki bir tutanak, adı üzerinde, en ince ayrıntısına kadar somut gerçeklerden ve maddi bilgilerden oluşmalıydı. İçinde fantezi bilgiler, varsayımlar, dedikodular, öngörüler olan bir belge her şey olabilirdi ama sadece ve sadece tutanak olamazdı. Bunu en iyi bilmesi gereken ise bir savcıydı. 

Yargıtay Üyesi Serdar Coşkun, Posta yazarı Nedim Şener aracılığıyla tutanağı doğruladı. Coşkun, tutanağı saat 01.00’de yazmaya başladığını, 07.00’de bitirdiğini ama bitiriş saatini değil, başlangıç saatini yazdığını savundu. 

Bu, tutanak mantığına da yazım usulüne de aykırı bir savunmaydı. Normalde önce somut bilgiler sıralanır, en son tarih ve saat atılarak imza altına alınır. Bu, ‘şu tarih ve şu saat itibariyle benim gördüklerim, elde ettiğim bilgiler bunlardır’ demektir. 

Bir savcının bunu bilmeme ihtimali yoktur.

Ki en az onun kadar önemli olan nokta ise şuydu: Saat 07.00’de yazmış olsa bile hiç gerçekleşmeyen olayların tutanağa nasıl girdiğinin cevabı yoktu. Ayrıca sabah 07.00 itibariyle saat 01.00’e nazaran savcının daha sağlam ve daha doğru bilgiler alma imkanının olduğu düşünülürse bu savunma Coşkun’un elini güçlendirmiyordu. Nasıl olup da tutanağa koyduğu her bilginin, her cümlenin yanlış olabildiğini izah edemiyordu. 

Üstelik saat ve tarih bilgisi sayfanın en altındaydı, üstte değil. Bu durumda savcı tutanağı açmış, en alta saati yazmış ve tek sayfa olacağı garanti olan tutanağı doldurmaya başlamıştı. Elbette ki inandırıcı değildi.

YABANCI MEDYADA DA HABER OLDU

Yabancı medya, bu tutanağa çok ilgi gösterdi. Weser Kurier, Frankfurter Rundschau, Rheinische Post Online ve Wiener Zeitung, tutanağı haberleştirdi. Gazeteler genelde, Erdoğan’ın darbeden önceden haberdar olduğu ve kontrollü bir darbe girişimine izin verdiği yorumunu yaptı. Avrupa’nın en eski ve en ünlü gazetelerinden Avusturya’nın Wiener Zeitung gazetesi, “Erdoğan darbe girişimden haberdar mıydı? (Wusste Erdogan doch vom Putschversuch?)” başlığıyla verdiği haberde, “Bu belge, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın darbeyle ilgili önceden bilgilendirildiği şüphesini doğruluyor” denildi. Yazıda, 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’deki demokrasinin kaderini mühürlediği ifade edildi. Erdoğan’ın sert bir elle eleştirileri susturduğuna ve referandum sayesinde otoriter bir rejim kurulduğuna dikkat çekildi.

Aynı içerik Almanya’nın Frankfurter Rundschau gazetesinde, “Ankara darbeden haberdar imiş” başlığıyla yer aldı. 

Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin en etkili gazetelerinden Rheinische Post’un internet sayfası RP Online ise yazıyı, “Darbe tutanağı soruları gündeme getiriyor (Putsch-Protokoll wirft Fragen auf)” başlığı ile gördü. Burada da Nordhausen’in metni hemen hemen aynı cümlelerle yer aldı. 

Bremen ve Aşağı Saksonya gazetesi Weser Kurier ise yazıyı, “Başarısız Türk darbe girişimi bir bataklık (Der gescheiterte türkische Putschversuch ist ein Sumpf)” başlığı ile verdi. Diğerlerinin aksine daha çok yorum olarak verilen yazının spotunda, “Son zamanlarda yayınlanan darbe tutanağı, demokratik bir ülkede araştırma komisyonlarının konusu olurdu, Türkiye’de ise bir sessizlik hakim” denildi.

Yazının devamında şu ifadelere yer verildi: “Aradan zaman geçtikçe başarısız darbe üzerine kuşkular çoğalıyor. Erdoğan’ın darbeden haberdar olup bilerek kontrol etttiği ve yönettiği kanısı ortaya çıkıyor.  Manşetlere düşen ve darbe gecesi hazırlanan tutanak, şüphe bırakmayacak kadar gerçek olup komplo teori kurgulayanlar tarafından ortaya atılmışa benzemiyor. Türkiye’deki yeni ‘derin devlet’in işleyişine dikkat çekiyor. Hükümet ve adalet çevrelerinde, düşmanlarına isnat ettikleri -düşmanlarını ortadan kaldırmak için orduyu sivil bir darbe için kullanmak-suçunu kendilerinin yaptığı ortaya çıkıyor. Kendilerinden o kadar emin olmalılar ki, hazırlamış oldukları talihsiz belgenin mahkeme kayıtlarına kontrolsüz girdiğinin bile farkına varamamışlar. Türkiye’nin darbe girişimi ile ilgili şaibeleri, gittikçe daha fazla kokan bir bataklığa dönüşüyor. Bu aynı zamanda Gülen tarikatı açısından da, gizli komandoları hükümeti yıkma azmi ile tuzağa düşmüş olsalar da muhtemelen demokrasideki birçok soruşturma komitesi için bir malzeme teşkil edecek niteliktedir. Türkiye’de hiç kimse bunun hakkında konuşmaya cesaret edemiyor. Daha ne kadar?”

Son olarak Norveçli araştırmacı Lorentzen’in de belgeselinde bu belgeye yer vermesi ve darbenin önceden bilindiği yorumunu yapması, tutanağın önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

Belgeselde röportaj yapılan Türk gazeteci Can Ataklı, “Darbe halka karşı yapılmaz, yönetime karşı yapılır. Darbecilerin yapması gereken ilk şey ülke yönetimindeki isimleri enterne etmekti. Ama biz o gece köprüde bir şov gördük. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere hiç bir hükümet yetkilisi o gece tutuklanmadı.” yorumunu yaptı. Bir diğer gazeteci Nevşin Mengü de “Darbe girişimcileri bile ne yaptıklarını bilmiyorlardı. Eğer ben darbeyi yöneten bir komutan olsaydım ilk yapacağım şey interneti kesmek olurdu.” sözleri ile tuhaflıklara dikkat çekti. 

Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Amerikalı profesör Henry Barkey, Türkiye’deki bütün darbeleri iyi bildiğini ama 15 Temmuz’un bunların hiçbirine benzemediğini dile getirdi. Yaz aylarında trafiğin yoğun olduğu akşam saat 21.00 sularında köprü kapatılarak darbe girişimine başlamanın mantıksızlığına vurgu yapan Barkey, “Böyle darbe olmaz. Bu bir darbe yöntemi değil.” dedi. 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz