Milsoft olayı (5)

Milsoft olayı, Adil Öksüz-Mehmet Değerli ikilisinin ilk kez aynı kareye girmiş olması bakımından önemli.

Şirketin bizatihi kendisinin bu yazı dizisi bağlamında ayrıca bir ehemmiyeti yok. 

Yani buraya konu olmasının sebebi, tamamen bu şirket üzerinden kurulan ilişkilerle alakalı.

Çünkü bu dizinin başrol oyuncularından biri Mehmet Değerli

15 Temmuz’un Cemaat ayağının en önemli aktörlerinden birisi o. 

Mehmet Değerli olmasa 15 Temmuz da olmazdı.

Değerli, Fethullah Gülen’in yaşadığı kampa monte edilmese, hadiseler bu noktaya evrilmezdi.

İşte o Değerli ile Öksüz arasındaki ilişkinin su yüzüne vurduğu ilk yer Milsoft.

Ayrıca Harun Biniş’in doğrudan, Kemal Batmaz’ın da dolaylı olarak ismine rastlamamız nedeniyle de bu yazılım şirketi önemli hale geliyor.

****

2010-16 arası Adil Öksüz’ün davranış tarzının çok iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Burada uzun uzadıya bu konuya girmeyeceğim.

Fakat bu bağlamda şimdilik bilmemiz gereken; o süreçte Adil Öksüz’ün, Milsoft dışında başka şirketlere de ilgi duymuş, esrarengiz bağlantılar kurmuş ve sıradışı ilişkiler geliştirmiş olması.

Gerek Cemaat içi gerek Cemaat dışı bu ilişkilerin de Adil Öksüz’ü adım adım bir yere doğru sürüklediğini görebiliyoruz.

Bir parantez açacağım.

Mesela bir başka gizemli isim daha var: Tolga Sungur

İşadamı.

Daha önceki 4 bölümde sık sık bahsettiğim Milsoft’un ortaklarından Mehmet Sungur’un da genetik şirketindeki proje ortağı.

Hakkında pek konuşmak istemediği bir kişi.

Soyadları aynı olsa da akraba değiller.

Tolga Sungur, Mehmet Sungur’dan farklı olarak Gülen Cemaati’ne uzak biri. Ülkücü camiadan. Her ne kadar o zamanlar Cemaat’e bir sempatisi olsa da MHP’liliği ile bilinen bir işadamı. 

Şu anki İYİ Parti Teşkilat Başkanı Koray Aydın’la da eskiden beri çok yakın arkadaşlar. 

Aynı zamanda, Kasım 2020’de hayatını kaybeden AKP Milletvekili Burhan Kuzu’nun da yeğeni.

Bütün bunların ötesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve derin çevrelerle de bağlantısı olan, bürokraside etki alanı geniş bir girişimci olarak tanınıyor.

Bazı MİT personeli ile sık sık bir araya geldiği anlatılıyor.

****

Peki Adil Öksüz ile ilgisi ne?

Şöyle anlatayım…

Tolga Sungur, Ankara Teknopark’ta bir elektrikli araba projesi geliştiriyor. Prototipini hazırlayıp Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na sunuyor. 

Oldukça da iddialı; elektrikli araçlardaki batarya problemini çözdüklerini söylüyor.

O ara bir şekilde Adil Öksüz’le tanışıyorlar. Sungur, projesinin geliştirilmesi ve piyasaya sürülebilmesi için Cemaat’in desteğine ihtiyaç duymuş olabilir.

Adil Öksüz, Tolga Sungur’u Fethullah Gülen’in ziyaretine götürüyor. Burası net bir bilgi.

Orada bu projeden bahsediyorlar. Görüşme olumlu bir havada geçiyor.

****

Peki Adil Öksüz, Tolga Sungur’u neden Gülen’e götürüyor?

Bir elektrikli araba projesi neden Gülen’e takdim ediliyor?

Cemaat kaynakları, buna benzer görüşmelerin çok yapıldığını, Gülen’e bu şekilde proje sunulmasının olağandışı bir şey olmadığını ifade ediyor. Öksüz‘ün bu tür prestijli projeleri Gülen‘e sunarak kendi PR’ını yapmaya çalıştığını düşünenler de var.

Bir iddiaya göre Adil Öksüz ile Tolga Sungur’u tanıştıran Mehmet Sungur’du. Bu görüşme de onun bilgisi dahilinde yapıldı.

Fakat Mehmet Sungur, bunu reddediyor. Öksüz ile Tolga Sungur’u kendisinin tanıştırmadığı gibi Gülen’e yaptıkları ziyareti de başkalarından duyduğunu söylüyor.

****

Bu örneği vermemin nedeni, o süreçte Adil Öksüz’ün çalışma biçimini daha iyi anlatabilmek.

Girip çıktığı yerler, ilgilendiği alanlar, kurduğu ilişkiler ve etkilendiği insanlar ne kadar iyi bilinirse 15 Temmuz’a giden süreçteki sis perdesi de o kadar kolay aralanabilir.

Tolga Sungur’un profilini yukarıda özetledim. 

Her ne kadar 15 Temmuz sonrası Mehmet Sungur’la geçmişteki ortaklığı nedeniyle bir süre hapis yatmış olsa da soru işaretleri ile dolu bir isim. 

Bu denli gizemli ve MİT’le çok yakın görüştüğü bilinen bir insanın Cemaat’in en önemli askeriye imamı ile ilişkisi, her zaman ilgiye değerdir.

Hele hele onu Fethullah Gülen’e kadar götürmüşse…

****

Buradan tekrar Milsoft’a dönecek olursak…

Daha önce Adil Öksüz’ün, Milsoft’un İsmail Başyiğit’te olan yüzde 50’lik diğer yarısını da alabilmek için temaslar yürüttüğünü anlatmıştım.

Diğer yüzde 50’nin sahibi olan Mehmet Sungur ise Adil Öksüz’ün bu girişimlerinden hiçbir şekilde haberdar olmadığını öne sürüyor.

Ve Sungur’un İsmail Başyiğit’e dair anlatımları, kafaları daha da karıştırıyor.

Çünkü 15 Temmuz’a yaklaşılırken bir gün Başyiğit’in kendisine, “Bu Milsoft işinde Adil diye biri varmış,” ifadesini kullandığını aktarıyor.

Bu, Sungur’a çok dikkat çekici gelmiş. Çünkü ortağının Adil Öksüz’ü tanımadığını söylüyor. “Demek ki birileri İsmail Bey’e ondan bahsetmiş,” diyor.

****

Peki İsmail Başyiğit nasıl biri?

Daha önceki bölümlerde yüzeysel de olsa biraz bahsetmiştim.

İsmail Başyiğit

Hem asker kökenli hem de elektronik mühendisi bir yazılımcı kendisi.

Askeri öğrenci olarak ODTÜ’de elektronik mühendisliği okumuş, Hava Kuvvetleri personeli olarak da uçak yazılım teknolojilerinde görev almıştı.

20 yıllık bir askeri kariyerin ardından 1995 yılında yarbay rütbesindeyken emekliye ayrılmış, 3 yıl sonra da Musevi İşadamı İbrahim Yalçın Çevikel’le birlikte Milsoft’u kurmuşlardı.

Bu şirketin kuruluşunda, o sırada korgeneral olan ve 3 yıl sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstlenecek olan İbrahim Fırtına’nın çok büyük etkisi vardı.

Çevikel, İbrahim Fırtına ile yakın dostluğu bilinen bir işadamı. Hatta iddialara göre Fırtına’nın çocuklarını dahi Milsoft üzerinden yurtdışına gönderip okutmuştu.

Fırtına Paşa’nın, F4 Phantom savaş uçaklarının modernizasyonunun İsrail’e verilmesinde ne kadar etkili olduğunu bilmeyen yok.

Çevikel ile Fırtına’nın bu projede de birlikte hareket ettiğine dair iddialar da var.

Bunlara yazı dizisinin 15. bölümünde değinmiştim.

Keza aynı İbrahim Fırtına’nın, Hava Kuvvetleri Komutanı iken AKP hükümetine karşı darbe heveslisi komutanlar arasında yer aldığını da hatırlatmıştım. Bu bilgi, bizzat dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in ve dönemin Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlüklerinde geçiyordu. 

Nitekim Fırtına, Balyoz darbe planı davasından da tutuklanacak ve yargılanacaktı.

****

Her ne ise… 

Konumuza geri dönelim.

İşte o Yalçın Çevikel, 10’dan fazla bankaya borçlanıp battığında, Milsoft da maaş ödeyemez hale gelmişti. Bir ay içinde onun da batacağı konuşuluyordu.

Şirketi kurtaran Mehmet Sungur ve ona kredi veren Bank Asya oldu. 

Sungur’un ifadelerine göre İsmail Başyiğit, o sırada kendisine karşı minnet; İbrahim Yalçın Çevikel’e karşı ise öfke doluydu. Bir gün Sungur’a, “Onun yüzünü dahi görmek istemiyorum,” bile demişti.

Fakat ortaklıktan 1 yıl sonra, Sungur ile Başyiğit arasında ipler kopma noktasına gelecek, bunun sebebi de yine Yalçın Çevikel olacaktı.

Nasıl mı?

23 Kasım 2013 tarihinde şirketin 15. kuruluş yıldönümü kutlanır. 

Ankara Rixos Otel’de bir balo düzenlenir. 

Mehmet Sungur da şirketteki ilk yılını tamamlamış bir ortak olarak heyecanla salondaki yerini alır.

Büyükelçiler, askeri zevat, savunma şirketleri, siyasiler ve üst düzey bürokratlardan oluşan seçkin davetliler önünde bir konuşma yapan İsmail Başyiğit, Milsoft’un bu noktaya gelmesinde emeği geçenlere teşekkür eder. Salondaki davetliler arasında olmasa da İbrahim Yalçın Çevikel’i saygı ve minnetle andığını ifade eder, ona övgüler dizer.

Mehmet Sungur

Fakat 1 yıl önce şirketi batmaktan kurtaran o günkü ortağı Mehmet Sungur’un adını tek bir kere bile zikretmez. Şirketin 15 yılının anlatıldığı tanıtımda da Sungur’a hiç yer verilmez.

Sungur’a o gece konuşma da yaptırılmaz.

Yokmuş gibi davranılır.

Başyiğit’in konuşması biter bitmez sinirle salonu terkeden Mehmet Sungur, telefonu kapatıp İstanbul’a doğru yola çıkar.

Kendi anlatımlarına göre, giderken aklında iki soru vardır: “Kim bu Yalçın Çevikel? Ve İsmail Başyiğit bunu bana neden yaptı?”

Henüz Çevikel’in yüzünü dahi görmemiştir.

Fakat etki sahasının ne kadar geniş olduğunu o gece anlamıştır. Salonda olmasa dahi adeta Başyiğit’in kendisine bağlılık bildirdiğini gözlemlemiştir. 

En azından Sungur bu şekilde düşünüyor.

****

O gece uğradığı muameleyi içine sindiremeyen Mehmet Sungur, ortaklığı bitirme kararı alır.

Başyiğit’le, “Ya sen bana hisselerini sat ya da ben sana” pazarlığı yaparlar.

Kısa bir süre sonra da 17-25 Aralık operasyonları patlar.

Ortaklığı bitirmek için artık ikisi de isteklidir.

Fakat kim, ne kadara, kimin hisselerini alacak, kim Milsoft’tan çekilecek, net değildir.

Görüşmeler devam etmektedir.

İşte bu süreçte Adil Öksüz yine devreye girer. Başyiğit’in elindeki yüzde 50’nin alınması için Cemaat’e yakın bazı işadamlarına teklifler götürür. 

Bu iş için uluslararası seyahatler yapar.

Mehmet Sungur ise Adil Öksüz’ün bu girişimlerinden hiç haberinin olmadığı iddiasında. Öksüz’ün kendisinden bağımsız bir süreç yürüttüğünü söylüyor.

Fakat bu dönemde İsmail Başyiğit’in tavırlarının da değiştiğini ve gizemli hallere büründüğünü anlatıyor.

O gün için bazı davranışları ve sözlerini anlamakta güçlük çektiğini ama bu kadar şey yaşandıktan sonra geriye dönüp bakınca bunların anlamlı hale geldiğini ifade ediyor. 

Örneğin ortaklığın bozulması ile ilgili bir toplantı sırasında Başyiğit’in birden bire, “Bildiğim bazı şeyler var. Yakında öyle şeyler yaşanacak ki, herkes görecek…” dediğini aktarıyor. 

Mehmet Sungur, “O zaman kafamda soru işaretleri oluşmaya başladı,” diyor.

****

Keza aynı dönemde ortaklık üzerine tartıştıkları bir sırada İsmail Başyiğit, Mehmet Sungur’a, “Zaten  buraya ortak olmanız için sizi Adil diye biri yönlendirmiş,” der.

Sungur, şoke olur.

“İki sebepten” diyor ve bunları şöyle açıklıyor: “Birincisi, bu doğru değildi. Sanki ben şirkete kendi irademle değil de Hizmet’ten birilerinin yönlendirmesi ile ortak olmuşum gibi bir yalan uyduruyorlardı. Nitekim İsmail Bey’in kendisine de ‘Bu kesinlikle doğru değil. Beni buraya getiren tek kişi Mehmet Değerli’dir’ dedim. İkincisi ise şuydu; İsmail Başyiğit’in Adil Öksüz’ü bilme ihtimali yoktu. Muhtemelen bu ismi ona söyleyen de Mehmet Değerli’ydi.”

Bu noktayı biraz daha detaylı vermek istiyorum. Çünkü yaşanan bütün bu süreçte önemli ipuçları barındırdığı görüşündeyim.

Mehmet Sungur’un cümleleri ile devam edelim: “Bizi İsmail Bey’le Mehmet Değerli tanıştırdı. El sıkıştık. Aradan bir hafta, on gün geçti. Daha resmî işlemler başlatılmamıştı. Mehmet Değerli aradı beni. ‘Ya bu İsmail  Milsoft’a hissedar bulursam bana 500 bin dolar verecekti, anlaşmıştık ama şimdi paramı vermiyor’ dedi. Bunu niye bana anlatıyorsun dedim. ‘Ya çocuklarımı okula gönderemiyorum, bankaya borcum var, bu işi senin çözmen lazım. Rica ediyorum İsmail’e söyle’ dedi. Ben de İsmail Bey’i aradım. ‘Yok, yalan söylüyor size. O çok yalancıdır, itibar etmeyin’ dedi. Ben de ‘Sizi benimle tanıştıran bu adam, iki gün işiniz geçtikten sonra yalancı diyorsunuz’ dedim. ‘Siz orasını karıştırmayın, onun sözüne itibar edilmez’ dedi. Ben bunu Mehmet’e söyleyemedim. Sadece İsmail Bey para vermiyor dedim. Mehmet Değerli telefonda ağladı. ‘Ben çok zor durumdayım’ diyerek… İçim parçalandı. Ankara’ya gidence tekrar İsmail Bey’e konuyu açtım. ‘Bak bu arkadaş aracı oldu, belki şirket batacaktı. Sorununu çözün’ dedim. Birlikte yapalım o zaman dedi. 100 siz verin 100 ben vereyim dedi. Tamam dedim. Ona danışmanlık bedeli diyerek şirketten kendi hesabımdan 100 bin TL gönderdim. İsmail Bey de gönderdi.”

****

Bu detaylar neden önemli?

Bir sonraki bölümden itibaren daha iyi anlaşılacak gerçi ama şimdilik şu noktaların altını çizerek izah edeyim: 

İsmail Başyiğit, Mehmet Değerli’yi çözmüş.

Onun için ‘yalancı’ ve ‘itibar edilmez’ diyor.

Onunla Adil Öksüz arasındaki bağlantıyı da çözmüş.

Bazı bilgilere sahip olduğu anlaşılıyor.

Ayrıca Değerli’nin telefonda ağlayarak ‘Çok zor durumdayım’ diyecek kadar paraya ihtiyaç duyduğunu da görmüş oluyoruz.

Yukarıdaki cümlelerinden Mehmet Sungur’un, Değerli’nin kendisinden sonra da İsmail Başyiğit’le görüşmeler yaptığı kanaatini taşıdığını anlıyoruz.

Değerli’nin muhatabını etkileyebilmek için bildiği bazı şeyleri paylaşmış olabileceğini, bunlardan birinin de Adil Öksüz olabileceğini düşünüyor.

Böylece Adil Öksüz ismi İsmail Başyiğit’in radarına girmiş oluyor.

****

Gelelim bir başka önemli detaya…

Sungur’un anlatımlarına göre İsmail Başyiğit, o sırada AKP hükümeti ile de temaslar kurmaya başlıyor.

Yeni İçişleri Bakanı olmuş Efkan Ala’dan randevu alıyor. Sebebi, Mehmet Sungur’u şikayet etmektir.

Sungur, bunun şahidinin Milsoft yetkililerinden Emekli Albay Yalçın Baylan olduğunu söylüyor.

Baylan, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‘in deniz yaverliğini yapmış, devleti ve protokolü bilen biri. Bu yüzden Başyiğit, randevuyu ona aldırmak istiyor. Baylan, “Sayın Bakan sebeb-i ziyareti sorarsa ne diyelim?” sorusunu yöneltince Başyiğit, “Mehmet Bey’le ilgili bazı şeyler anlatacağım,” diyor.

Mehmet Sungur, bunun üzerine Emekli Albay Baylan‘ın rahatsız olduğunu, patronu Başyiğit’e “Lütfen bizi kendi hesaplarınıza alet etmeyin,” dediğini ve bu gelişmeyi gelip kendisi ile paylaştığını aktarıyor.

Sungur, Baylan kabul etmese de Başyiğit’in başka bir kanaldan Efkan Ala’ya ulaştığı ve bu görüşmeyi gerçekleştirdiği bilgisini de ekliyor.

Bütün bunları Sungur’dan aktarıyorum, çünkü ne Yalçın Çevikel ne de İsmail Başyiğit, görüşme taleplerime olumlu cevap verdi. 

Çevikel, şu anda konuşmak istemediğini dile getirdi. 

Başyiğit ise kendisine kurumsal e-posta adresinden gönderdiğim görüşme talebime dönüş yapmadı.

Dolayısıyla, yaşananları maalesef bu iki ismin cevaplarından mahrum kalarak yazıyorum.

Sonuç itibariyle Mehmet Sungur, Başyiğit ile Efkan Ala’nın ne görüştüğünü bilmiyor.

Fakat ‘cadı avı’nın başladığı o dönemin havası, şartları ve uygulamalarını göz önünde bulundurursanız akla pek olumlu ihtimaller gelmiyor.

Sungur, çok sonraları avukatı aracılığı ile İsmail Başyiğit’in, savcılıkta kendisi aleyhine gizli tanıklık yaptığını da öğrenecektir.

****

23 Aralık 2015 tarihinde Milsoft hariç Sungur’un diğer şirketlerine kayyum atanır.

Birkaç gün sonra da yurtdışına çıkar.

İş yaptığı birkaç ülkeyi dolaşır.

Bazı iş bağlantıları da kurar.

Ocak 2016’da Kuveyt’te yeni bir IT ve telekom projesi fırsatı ile karşılaşır. İş anlaşmaları için ortağı İsmail Başyiğit’i de oraya davet eder.

Kuveyt’e giden Başyiğit, Mehmet Sungur’a dikkat çekici şeyler söyler. 

15 Temmuz’un öncü sinyallerini taşıyan bu cümleleri yine Mehmet Sungur‘un ağzından dinleyelim: “İsmail Bey AKP yönetimini kastederek bana dedi ki, ‘Bunların niyeti kötü. Bana yetki devredersen iyi olur.’ Çünkü çift imza ile karar alınıyordu. Hazırlıklı gelmişti, hemen orada yetki devrini imzaladım. Havaalanına giderken bana dedi ki, ‘Süreç nereye gider bilmiyorum ama Türkiye’ye dönme.’ Ben de niye diye sordum. ‘Biz derin devleti biliyorduk ama şimdi derin devletin derin silahlı gücünü oluşturdular ve bir asker olarak benim bile dehşete kapıldığım gelişmeler var. Bunların sonu hiç iyiye gitmiyor. Bir kardeşin olarak söylüyorum; ülkeye gelme. Kim vurduya gidersin.’ O güne kadar ben Türkiye’ye dönmeyi düşünüyordum ama vazgeçtim.”

*****

Mehmet Sungur, aradan 6 yıl geçtikten sonra şimdi şu değerlendirmeleri yapıyor: “Milsoft konusu bence önemli. Orada çok derin oyunlar olduğunu sonradan farkettim. Çok derin oyunlar var. Karşıdakiler çok profesyonel. Mehmet Değerli’nin zaafları çok. Size daha önce anlattım; ilk tanıştığımızda bana ‘İstanbul Emniyeti’nde istediğin operasyonları yaptırabilirim’ diyebilen biri. Bu adamın para ihtiyacı vardı. Karşı tarafa gidip, ‘Bunlar Hizmet’in önemli adamları’ deyip konuşmuş olabilir. İsmail Bey’in 15 Temmuz’dan çok önce Adil Öksüz’den bahsetmesi normal değildi.”

****

Bu genel değerlendirmeleri de paylaştıktan sonra Milsoft dosyasını burada toparlayacak olursak;

Adil Öksüz’ün o süreçte büyük projeler ve büyük paralar peşinde koşması, bunun için gerekirse derin devlete yakın isimlerle de irtibat kurması, onları Gülen’e götürecek kadar yakınlaşması, Mehmet Değerli ile evinde baş başa bir takım enerji ihalelerini konuşması, Milsoft’ta devreye girmesi, Mehmet Değerli’nin “Beni Mehmet Sungur’a yönlendiren Adil Öksüz’dür” demesi, Değerli’nin Yalçın Çevikel ve İsmail Başyiğit’le ilişkileri, Çevikel ve Başyiğit’in derin askerî ve sivil gruplarla yakınlıkları, Değerli’nin onlara Adil Öksüz’den bahsetmesi, büyük bir para sıkıntısı içinde olması, para peşinde koşması, Başyiğit tarafından bile çok yalan söyleyen biri olarak tanınması, Başyiğit’in ‘Bildiğim şeyler var, yakında öyle şeyler yaşanacak ki herkes görecek…’ demesi, İçişleri Bakanı Efkan Ala ile irtibat kurması, bildiklerini onunla paylaşması, aynı Başyiğit’in 15 Temmuz’dan 7 ay önce “Derin devletin derin silahlı güçleri kuruldu. Bir asker olarak beni bile dehşete düşüren gelişmeler var” demesi, Mehmet Sungur’u “Sakın Türkiye’ye gelme, kim vurduya gidersin” diye uyarması, bunu Sungur’u şirketten uzak tutmak için söylediğini düşünsek bile gerçekten de 15 Temmuz’da derin silahlı güçlerin sokaklara çıkmış olması ve bir çok kişinin ‘kim vurduya’ gitmiş olmasını hep beraber düşündüğümüzde, bütün bunların bir yerlere oturduğunu görebiliyoruz.

Hele hele sonrasında Mehmet Değerli’nin Amerika’ya gitmesi, Fethullah Gülen’e “Elimde çok önemli bilgiler var,” demesi, bunun üzerine Kamp‘a yerleştirilmesi ve her gün Gülen’e ‘önemli bilgiler’ fısıldaması ve sürecin en önemli aktörü haline gelmesini de beraber düşünecek olursak, çok daha anlamlı hale geliyor.

Bilhassa Değerli’nin arkasında duranları ve onu yönlendirenleri de bilince…

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz