“Oraya birini gönderiyorum, mutlaka Hocamızla görüştürün, çok önemli bilgileri var”

Milsoft olayı, Fethullah Gülen’in ikamet ettiği Kamp’a nasıl bağlanıyor?

Bu bölümde onu resmedeceğim.

Bank Asya, Yalçın Çevikel, Adil Öksüz ve Mehmet Sungur arasında trafik yürüten Mehmet Değerli’nin o süreçte kurduğu ilişkiler çok önemli. 

Şirketin eski sahibi İbrahim Yalçın Çevikel’in başta Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına olmak üzere emekli ve muvazzaf askerlerle yakınlıklarından söz etmiştim.

İşte o Çevikel ile Mehmet Değerli, o periyotta çok yakınlaşmışlardı. O kadar ki Değerli, Çevikel’in arabasını, şoförünü dahi kullanır hale gelmiş, onun hesabını kullanarak lüks alışverişler yapmaya başlamıştı.

Zamanla Çevikel, Değerli’yi kendi çevresine de sokuyor tabii.

Bunlar arasında askerler de var.

Hatta bunun çok ötesinde, bu ikilinin özel uçakla defalarca Paris’e gidip geldiği, bu uçuşların bazılarında asker kişilerin de olduğu ve birlikte sıra dışı eğlence alemlerine katıldıkları yönünde sansasyonel iddialar da dolaşıyor.

Keza Çevikel’in Değerli’yi St. Petersburg‘a, Moskova‘ya, Minsk‘e ve Paris‘e seks partilerine götürdüğü söylentileri de mevcut.

Kaynaklarım, bilginin yüzde yüz doğru olduğunu söylüyor. 

“Boşboğaz birisidir ve ulu orta hava atmaya bayılır,” denen Mehmet Değerli’nin, bunu bizzat kendisinin anlattığı yönünde de tanıklıklar var.

Yani bugünlerde Sedat Peker’in ifşa ettiği kimi özel jetler ve bu uçaklarla yolculuk yapan enteresan kişilerin hikâyeleri gibi Mehmet Değerli’nin yaptığı bu yolculuklar da incelemeye değer.

Belki onu tanımayanlar için bu iddialar çok uçuk gelecektir.

Özellikle Cemaat gönüllüsü okuyucular, eski büyük mütevellilerden Cahit Değerli gibi bir ismin oğlunun böyle bir yaşantısı olamayacağını, dolayısıyla bu iddiaların da bir iftiradan ibaret olduğunu düşünebilir.

Bir sonraki bölümde Mehmet Değerli’nin portresini sunacağım, ki o zaman bu iddiaların abartılı olmadığı görülecektir.

Zaten tanıyanlar için bunların şimdi de fevkaladeden şeyler olduğunu sanmıyorum.

****

O gece alemlerinden Kamp’a yerleşme safahatına geçiş, sanırım bir çok kişi için son derece merak uyandırıcı bir aşamadır.

Nasıl olmuştur da askerlerle yurtdışında seks partilerine katılan bir insan, daha sonra Kamp’ın VIP misafiri olmuştur?

Ve nasıl olmuştur da o misafir, bütün bir cemaati ve liderini adeta teslim almış, 1.5 yıl boyunca kedinin fare ile oynadığı gibi oynamış ve nihayet tepetaklak uçuruma sürüklemiştir?

Zaten bütün bu sürecin gelip düğümlendiği yer de burası.

O yüzden diyorum “Mehmet Değerli olmasaydı 15 Temmuz da olmazdı” diye…

Cemaat eni-konu bu mesele ile yüzleşmeden, o sebepler üzerine derinlemesine mütalaa yapmadan ve bu soruların cevaplarını dürüstçe ortaya koymadan bir arpa boyu sahici yol alamaz.  

****

Ben kendi ulaştığım bilgileri ve buna bağlı analizlerimi paylaşacağım, o ayrı.

Şöyle ki…

2014 bitip yeni bir yıl başlarken Mehmet Değerli için de yeni bir dönem başlıyordu.

Bu kez uçak onu Okyanus Ötesi’ne taşıyordu.

7 Ocak 2015…

Değerli, bu tarihte Fethullah Gülen’in ikamet ettiği Kamp’a giriş yaptı.

İlk kez gelmiyordu tabii ki…

Cahit Değerli’nin oğluydu; Gülen, onun çocukluğunu bilirdi ama bu seferki gelişi farklıydı. 

“Çok önemli bilgilere sahibim,” diyordu. 

Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar’la düzenli olarak görüştüğünü ve ondan bazı mesajlar getirdiğini söylüyordu.

Referansı Adil Öksüz’dü. 

Hatırlayalım; Mehmet Sungur, Adil Öksüz ve Mehmet Değerli’nin Öksüz’ün evinde baş başa bir enerji ihalesi üzerine konuştuklarını anlatmıştı. Sungur, bunu bizzat gözleri ile gördüğünü dile getiriyor.

Değerli, Adil Öksüz’le görüşen ve onunla birtakım parasal ilişkilere giren biriydi.

****

İşte o Adil Öksüz, Kamp’tan birilerine ulaşmış ve “Size Mehmet Değerli’yi gönderiyorum. Onu mutlaka Hocamızla görüştürün. Çok önemli bilgiler var elinde, önemli vazifeler icra edecek,” demişti.

Güvendiği bazı isimlerden Mehmet Değerli’yi yukarıya lanse etmelerini ve ona sahip çıkmalarını istemişti.

Bunlardan biri de Cevdet Türkyolu’ydu. 

Ki zaten Değerli ile Türkyolu 1986’dan beri tanışıyor, birbirlerini seviyorlardı. Bir kaç hususta aralarına kara kedi girmiş olsa da bir hukukları vardı.

Değerli yıllardır Gülen’le de tanışıyor olsa bile bu şekilde üst seviyeden ve yüksek bir itibarla yeni bir giriş yapması önemliydi.

Anlatılanlara göre, Kamp’ta bir ‘nöbetçilik’ sistemi var. 

Her ay dönüşümlü olarak mahrem birimlerden bir yetkili Kamp’ta kalıyor ve o birimlerle Gülen arasında irtibat noktası oluyor. Önemli bilgiler, son dakika gelişmeleri o nöbetçi üzerinden Gülen’e aktarılıyor.

Cevdet Türkyolu, o günkü nöbetçiye de giderek, “Değerli bana geldi, anlattıklarına kıymet verdim, önemli şeyler söylüyor. Büyüğümüze iletin, bu arkadaşı bir dinlemeli,” minvalinde telkinlerde bulunuyor.

Değerli, Fethullah Gülen’le ilk görüşmesinde Hulusi Akar’la tanışmasını, aralarında geçen konuşmaları ve müstakbel Genelkurmay Başkanı’nın kafasındaki planları anlatıyor.

Aldığım bilgilere göre Fethullah Gülen ilk başta kendisine tereddütle bakıyor. Etrafına da “Söylediklerine temkinli yaklaşın,” diyor.

Fakat havayı değiştiren isim Adil Öksüz oluyor. Öksüz’ün referans olması ile birlikte Gülen’in de yaklaşımı değişiyor.

Değerli’ye orada bir oda verilmesini istiyor. Böylece daimi olarak yanında ikamet edecek ve anlık bilgi akışını sağlayacaktır.

Kamp’ın hemen yakınında, yine kampüse bağlı 3 katlı bir evden bir daire ayarlanıyor ona. 

****

O sırada 46 yaşında olan Mehmet Değerli, yazı dizisinin ‘Milsoft bölümlerinde’ görüldüğü üzere hiçbir işte dikiş tutturamamış, babası tarafından bile dışlanmış, piyasaya yüklü miktarda borcu olan, bu yüzden acilen büyük paralar bulması gereken, Bank Asya ile problem yaşayan işadamlarına komisyon karşılığı aracılık etmeye çalışan bir ‘tutunamayan’ o sırada.

Bir yandan ‘zengin hayatı’ yaşayan, bir yandan aç; genel olarak savruk; istikrarsız ve biraz da ‘hovarda’

Yukarıda dediğim gibi, sıra dışı portresine bir sonraki bölümde daha teferruatlı gireceğiz.

Ama belki Gülen’in neden yanı başında bir oda verilmesini isteyecek kadar ondan etkilendiği ile başlamak gerekir.

****

Tarihi yeniden hatırlayalım: 7 Ocak 2015.

17-25 Aralık operasyonları tersine çevrilmiş, hukuk güpegündüz linç edilmiş, kaba devlet gücü her yeri ele geçirmiş, Emniyet’te geniş çaplı tasfiyeler başlamış, AKP 30 Mart yerel seçimlerinden zaferle çıkmış, Tayyip Erdoğan 10 Ağustos’ta ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmiş, HSYK seçimleri kaybedilmiş, Cemaat’in çeşitli hamleleri bertaraf edilmiş, Hareket’e yakın olduğu öne sürülen polisler tutuklanmaya başlamış, Zaman Gazetesi ve STV’ye polis baskını olmuş, Ekrem Dumanlı gözaltına alınmış, Hidayet Karaca tutuklanmış ve kurumlara kayyum atamaları başlamıştı.

‘Cadı avı’ kanırta kanırta devam ediyordu. 

Cemaat’in ana okullarına bile terör polislerince otomatik silahlarla giriliyordu.

Şiddetli bir nefret söylemi 24 saat tekrar ediyor, Fethullah Gülen’e hem meydanlarda hem de ekranlarda günaşırı hakaret ediliyor, tehditler savruluyor, ortalama bir Cemaat gönüllüsüne hayat dar ediliyordu.

Yani psikoloji ile oynanıyordu.

Ayrıca TSK’da toplu ihraçlar olacağı bilgisi de dolaşımdaydı.

Gülen’e “Askeri Şura’da 3 bin arkadaşımızı atacaklar,” deniyordu.

Zaten Gezi olaylarının hemen ardından Tayyip Erdoğan, Cemaat’in bazı ileri gelenlerine, “Devlette bir tane bile memurunuzu bırakmayacağım,” diye gözdağı vermişti.

30 Ekim 2014 tarihli meşhur MGK’da Cemaat’in topluca tasfiyesi yönünde bir karar alınmıştı. Bu toplantıda, ‘mahrem yapı’ ile sivil yapı arasında hızlı geçişkenlik yaşandığı için Cemaat’in topyekün tasfiye edilmesi gerektiği yönünde bir mutabakata varılmıştı. 

Gülen bunu biliyordu. 

Bir de üzerine TSK gibi en kıymet verdiği kurumdan yapılacak toplu ihraçlar, Hareket’in liderini iyiden iyiye etkiliyordu.

Karar alma noktası ızdırap, korku, endişe, panik, intikam isteği ve sabırsızlık gibi kuvvetli duyguların tesiri altındaydı.

Bütün bunların ötesinde belki de en önemlisi, Gülen’in bilgi kaynaklarına erişimine de ciddi darbe vurulmuştu.

Eskiden beri istihbarata çok önem veren ve açıkçası güçlü bir haber ağı da kurmuş olan Gülen (Bunu, bir dini cemaatin liderinin böyle bir ağ kurmasının legal olup olmadığı tartışmasından bağımsız, bir tespit olarak söylüyorum), artık bu beslenme kanallarından mahrum kalmaya başlamıştı.

Bırakın gelen bilgileri farkla kanallarla kontrol edip sağlamlaştırmayı, tek bir hat üzerinden trafik alma olanağı bile zora girmişti.

Emniyet İstihbarat’ta toplu tasfiyeler yaşanmıştı. O sürecin en kritik adımlarından biri buydu.

Bürokrasinin geri kalanına da bulaşıcı bir korku duygusu hakimdi.

Tasfiyeler Gülen’in gözünü, kulağını bağlamıştı.

Adeta karanlıklar içinde fenersiz kalmıştı.

****

İşte böyle bir çaresizlik ortamında “Hulusi Akar’la görüşüyorum, size anlatacak önemli şeylerim var” diyen Mehmet Değerli, dürr-ü güher gibi değerliydi.

Daha önce de altını çizdiğim gibi, aslında Mehmet Değerli, Gülen’in öyle hemen inanacağı, güveneceği biri de değildi.

Onu çok yakından tanımayan Milsoft’un ortağı İsmail Başyiğit’in bile “Çok yalan söylüyor”, “Ona sakın itimad etmeyin” dediği birine Gülen neden inanmıştı peki?

Ona neden bir oda vermişti?

Bunun üç sebebi var.

Birincisi; inanmıştı, çünkü inanmaya ihtiyacı vardı.

İnanmak istemişti.

Çünkü yukarıda özetlediğim psikoloji, en çok da onu ele geçirmişti.

Bir tahta kulübeden başlayıp bu noktalara getirdiği 40 yıllık bir yapılanmanın liste liste, duvar duvar yıkıldığını; vücudundan parça parça et koparıldığını görüyordu. 

Bu kâbusu bitirecek, devlet destekli bu fırtınayı dindirecek bir muştuya muhtaçtı.

İkinci sebep de Değerli’nin arkasında duranlardı.

Gülen bu tür durumlarda genellikle kişileri veya bilgileri başkalarına da sorarak çapraz kontroller yapardı. 

Bu özelliği çok iyi biliniyordu.

Ona göre hazırlık da yapılmıştı.

Yıllardır tanıdığı, sadakatinden şüphe etmediği, sözüne güvendiği kişilere sorduğu zaman onlar da Değerli’ye referans olunca, inanmamak için bir nedeni kalmamıştı.

Mesela kimler referans oldu Değerli’ye?

En başta Adil Öksüz… Zaten onu Kamp’a gönderen oydu.

Onun haricinde, Öksüz’ün eniştesi ve ‘başmolla’ hüviyetinde olan Cemal Türk‘ün de Değerli’yi uzun süredir tanıdığı ve kendisine ihtimam gösterdiği anlatılıyor.

İddialara göre Mustafa Özcan da Cevdet Türkyolu da ‘Sezai’ müstear isimli İsmail Kokuroğlu da referans olmuştu. Bu ekibe yakın başkaları da oldu.

Size şöyle bir örnek vereyim; Kokuroğlu’nun yakın arkadaşlarından ve Gülen’in eski mollalarından Süleyman Sargın, 15 Temmuz’dan sonraları bile Mehmet Değerli’ye toz kondurmuyor, onun Cemaat içinden büyük bir iftiraya maruz kaldığını anlatıyordu.

Bu görüşlerini ancak Mehmet Değerli ismi ayyuka çıktıktan ve yaptıkları herkesçe duyulmaya başlandıktan sonra değiştirdi. Ya da değiştirmek zorunda kaldı.

Haliyle Değerli etrafındaki bu halelenme, Gülen’in kararlarını da etkiledi.

O, bu isimlerin bir ekip olarak hareket ettiğini düşünmüyordu çünkü. 30-40 yıldır tanıdığı, sadakatinden şüphe etmediği ve kendi aralarında da birbirinden bağımsız hareket eden arkadaşlar olarak görüyordu onları.

Üçüncü faktör de Değerli’nin babası Cahit Bey’e duyduğu kadim muhabbet ve itimattı

Mehmet’in de çocukluğunu biliyordu.

En kötü ne olabilirdi ki?

En kötü ne olabilirdi?

****

En kötünün de kötüsü olacaktı oysa…

Olabileceklerin en kötüsü olacaktı.

Sonuç olarak bu üç faktör bir araya geldiğinde Gülen, bir şekilde Mehmet Değerli’ye güvenmişti.

Değerli’nin Hulusi Akar’dan ona getirdiği ilk mesaj, AKP’nin Cemaat’e yakın kurum ve şahısların mallarına çökeceği bilgisiydi.

Hulusi Paşa, AKP’yi kastederek, “Bunların niyeti kötü, gözleri mülklerinizde. Şahıslar üzerine olan mal ve mülklerinizi hemen satın,” demişti.

Daha doğrusu Mehmet Değerli böyle söylüyordu.

Bu, o sırada Cemaat içinde tartışmalara yol açtı. Bazıları buradan birilerinin rant elde etmeye çalıştığını, Cemaatin gayri menkullerini ucuza kapatmak isteyen birilerinin Değerli’yi konuşturduğunu düşündü.

Tartışmanın çıkış noktası ise şuydu: Bu mesajlar gerçekten de Hulusi Akar’dan mı gelmekteydi?

İşte en büyük soru da buydu zaten.

Halen cevabı verilememiş büyük bir muamma…

Mehmet Değerli, Kamp’tan ayrılacağı 21 Haziran 2016 tarihine kadarki bir buçuk yıl boyunca Akar’dan sayısız mesaj ve mektup taşıyacak; bunlara dayanarak önemli kararlar alınacak ama gönderenin gerçekten Hulusi Akar olup olmadığı hep tartışma konusu olacaktır.

Bugün bile…

Tartışma derken, Gülen nezdinde değil tabii.

Çünkü Gülen, muhatabının gerçekten de Hulusi Akar olduğuna inanmıştı. Veya inandırılmıştı.

****

Bu tartışmayı yapanlar kimdi öyleyse?

Önceleri kapıların dışında, kendi aralarında bunu dillendiren ama Gülen’e bir şey demeye cesaret edemeyen abiler, imamlar veya talebeler…

Onlar Mehmet Değerli’nin bir sahtekar olduğunu, aslında Hulusi Akar ile tanışmadığını, görüşmediğini ama sanki ondan geliyormuş gibi bilgiler taşıyarak Hocalarını manipüle ettiğini düşünüyorlardı.

Çok sonraları bunu doğrudan Gülen’e taşıdıklarında da hayalkırıklığı yaşayacaklardı. Çünkü Hocaları tercihini hep Değerli’den yana kullanacaktı.

Son ana kadar…

Neden? Yukarıda da değindiğim gibi, çünkü öyle olmasını istiyordu. Değerli’nin söylediklerinin doğru olmasını istiyordu.

****

Bu öylesine absürd bir tartışma ki, bu bir buçuk yıllık süre zarfında Mehmet Değerli’nin Gülen’i telefonda Hulusi Akar ile görüştürdüğünü söyleyen de var, o kişinin aslında gerçekte Hulusi Akar olmadığını, kendine Hulusi Akar süsü veren başka biri olduğunu söyleyen de…

Bunların hepsi de yıllarca Gülen’in yakın çevresinde olmuş veya halen yakınında olan insanlar…

Zaten dikkat ederseniz Cemaat’le ilgili en büyük handikaplardan birisi burada yatıyor.

Ortalık yerde, inanılması güç, dudak uçuklatıcı, milyonların hayatını etkileyecek evsafta dinamit lokumu gibi iddialar dolaşıyor ama bütün bunlar adeta bulutsu bir yapı içerisinde sabun köpüğü gibi kaybolup gidiyor.

Ne bunlara açıklık getiren var ne doğrusunu söyleyen ne de kitleler karşısına çıkıp dürüstçe açıklama yapan…

****

Netice itibariyle ortada iki ayrı iddia var.

Ya Hulusi Akar, Fethullah Gülen’le doğrudan ve dolaylı olarak çeşitli görüşmeler yapmış ve Cemaat’i 15 Temmuz tuzağının içine çekmişti ya da başka birileri Akar’ın adını kullanarak tamamen düzmece bir senaryo ile Fethullah Gülen’i oyuna getirmişti.

Genel görüş, ikincisinden yana.

Hatırlayalım, Fethullah Gülen, yazı dizisinin 3. bölümde ne diyordu: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın uzun zamandır bir darbe hazırlığı içinde olduğunu, buna matuf ciddi çalışmalar yaptığını duyuyordum. Uzun yıllardır tanıdığım bir esnaf arkadaşımın iş adamı olan oğlu buraya geldiğinde bana, İbrahim diye bir işadamı arkadaşından bahsetti. Dediğine göre bu İbrahim isimli şahıs Hulusi Akar’la ilişkileri çok iyi olan, ona ‘baba’ diyecek kadar yakın olan birisiymiş. İşte o İbrahim bizim buradaki arkadaşına Hulusi Akar’ın ilk günden beri darbe niyeti olduğunu ve bunu mutlaka gerçekleştireceğini söylüyordu. Bu söylentilerin tesirinde kalıp o gece gerçekten emir komuta içinde bir darbe yapıldığını sanan bazıları da o teşebbüse iştirak etmiş olabilir.”

Yani Gülen’in kendisi de Değerli’nin Hulusi Akar’la görüşmediğini biliyor.

Ama bugün için biliyor. 15 Temmuz’dan sonra sahip olduğu bir ‘bilgi’ bu. Yani iş işten geçtikten sonra…

Öncesinde böyle düşünmüyordu.

Cemaat’i bu badireden kurtaracak bir formüle öylesine fokuslanmış, neticeye öylesine kilitlenmişti ki adeta basireti bağlanmış gibiydi…

Bunları ilerleyen bölümlerde somut örnekleri ile anlatacağım.

****

Mehmet Değerli ve çevresi Hulusi Akar için ‘Kâhtani’ bile diyordu. Risale-i Nur’larda geçen Hulusi-i Sâni’nin o olduğunu söylüyorlardı. (Bunlarla ilgili daha detaylı bilgi için 20 Ekim 2020 tarihli ‘Cemaat Hulusi Akar’a nasıl bu kadar inandı? (1)’ başlıklı yazıma bakabilirsiniz)

“Hocam, Hulusi Paşa emirlerinizi bekliyor,” diyorlardı.

Kod adı ‘Halis’ti Paşa’nın.

Mehmet Değerli’nin, Kamp’ta açık açık “Bu işin sahibi Halis olacak” diye konuştuğu rivayetleri çok yaygın.

Gülen’e de “Hocam size selam ve hürmetlerini iletiyor. ‘Merak etmeyin, ben size zarar verdirmeyeceğim’ diyor. ‘Yıllardır ben Hocamın vaazlarını dinliyorum’ diyor, sizin vaazlarınızı dinleyince ağlıyor,” gibi sözlerle yaklaşıyor.

İknanın inşası böyle böyle devam ediyor.

Mesela bir başka çarpıcı iddiaya göre Gülen’e, Hulusi Akar’ın üniforması diyerek bir üniforma da getirmişti Mehmet Değerli.

Böylece ‘Halis Abi’, “bağlılığının nişanesi olarak bu sembolik armağanın kabulünü rica etmişti Hocaefendi’den”.

Peki bu doğru muydu?

Böyle bir üniformanın varlığı net.

Fakat gerçekten Akar’dan gelip gelmediği veya Akar’ın üniforması olup olmadığı muamma.

Çok büyük ihtimalle bu da ‘fake’ti.

Çünkü Hulusi Akar ayarında ve o sırada kuvvet komutanlığı makamında bir askerin böylesine iz bırakacak bir hata yapması beklenemez.

Ya da oyun, zannedilenden çok çok çok daha büyük.

****

Ama nihayetinde bunlar Gülen’in inancını artıran, şüphelerini ortadan kaldıran faktörler oldu.

Değerli’ye karşı güveni zamanla daha da arttı.

Çünkü sadece üniforma değil, bazı kritik bilgiler de getiriyor ve bunlar doğru çıkıyordu.

Br tek Hulusi Akar’dan geldiği söylenen bilgiler değil bunlar; onun dışında başka kaynaklardan iletilenler de vardı.

Yani birileri Mehmet Değerli’yi besliyordu. Ona birtakım kripto bilgiler akıtılıyordu. O da bunları Gülen’e aktarıp güvenini kazanıyordu.

Kısa süre içerisinde yeri sağlamlaştı.

İddialara göre Değerli’nin iki türlü bilgi kaynağı vardı.

Birincisi; Adil Öksüz ve bazı mahrem imamlar.

İkincisi; Yalçın Çevikel üzerinden irtibat kurduğu veya kendisinin bağlantı içinde olduğu Hulusi Akar’a yakın bazı askerler ya da sivil çevreler…

Peki Adil Öksüz ile bu çevreler arasında da bir bağ ya da bağlantı var mıydı?

Göreceğiz.

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

4 YORUMLAR

  1. Burada Hulusi Akar’ın söylem ve davranışlarının askerler tarafından nasıl müşahede edildiği önemli bir kanıt/işaret olabilir. Mart 2016 Eskişehir havacıların Vatan tatbikatında yaptığı konuşma.

  2. Arkadaşım yazı gereksiz uzun ve iddialara sağlam delil, şahit vs. yok 🙁
    Emeğin için teşekkürler ama zamanına yazık.

  3. Yani delil sunsan da bulanıklığı ortadan kaldırsan mesela? Yazdıkların 15 temmuz filminin tersi senaryosundan öteye geçmiyor. Bahsi geçen kişi gerçekte uçakla rusyaya filan gitmediyse iftira olmuş oluyor. Aynı kalemden yazacak olursak Sn. Ahmet Dönmez’in tayyib’in adamı olduğuyla ilgili sağlam kanıtlar var, gibi.

  4. Merhabalar,
    Hem buradaki yazılarınızı hem de twitter adresinizi düzenli takip eden biri olarak bugün itibari ile takibinizi bırakıyorum. Normalde twitter adresim bile yok ama düzenli bir kaç kişiyi istikametli fikirlerinden dolayı takip ediyorum.
    Bugün twitter’da ‘Desteği fazlasıyla hak ediyor dediğiniz’ birisinin twitter adresine bir göz attım. Tam anlamıyla facia bir hesap, benim bakış açımdan. Yurtdisinda bulunup Türkiye’deki normal bir insanı bile kışkırtabilecek ve daha azgın bir hale gelmesini sağlayabilen ve sağlamış bir hesap. Bu tarz hesaplar sayesinde cemaat nefreti bitmiyor ve bitmeyecek. Ve bu nefret için de sonuna kadar haklılar. Olan Tr’de kalan masum veya suçlu insanlara oluyor.
    Siz de bu tarz bir hesaba destek vermek te bir mahzur görmemişsiniz. Kendi tercihiniz.
    Mvh,
    Ahmet

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz