Milsoft olayı (3)

Milsoft’a ortak olan ve Adil Öksüz, Cevdet Türkyolu, Kemal Batmaz, Harun Biniş ile ilişkilerin tam ortasında yer alan işadamı Mehmet Sungur kim?

İddianamelere girmiş bu ilişkiler ağına nasıl açıklık getiriyor?

Milsoft’a ortaklığı Öksüz’ün yönlendirmesi ile mi oldu yoksa iş hayatının kendi doğal akışı içerisinde gerçekleşen bir ticari yatırım mıydı?

Bu soruları yönelttiğim Mehmet Sungur, aynı zamanda ilk kez bir gazeteciye konuşmuş oluyor.

İlişkileri nedeniyle, adı dolaylı da olsa 15 Temmuz darbe iddianamelerinde geçen ve duruşmalarda ismi gündeme gelen Mehmet Sungur’un söyleyecekleri yıllardır merak ediliyordu.

Böylece ben de Milsoft dosyası vesilesi ile hakkındaki merak edilen bu başlıkları kamuoyu ile paylaşma fırsatı bulmuş oluyorum.

****

Aslında ne Mehmet Sungur ne de Milsoft doğrudan bu yazı dizisinin konusu.

Burada bahsedilmelerinin nedeni ise 15 Temmuz’un Cemaat’e bakan yüzündeki önemli aktörlerin bu olay etrafında bir araya gelmesi…

Burada kurulan veya geliştirilen ilişkilerin, Cemaat’i 15 Temmuz’a sürükleyen olaylarda kritik rol oynaması…

Bu yüzden Sungur’un anlatacakları önemli.

Önce kendisini biraz tanıyalım.

Mehmet Sungur

Malatyalı olan Mehmet Sungur, küçük yaşta annesini kaybetmiş ve öksüz büyümüş biri. 

Okurken bir yandan da çalıştığı için 24 yaşında üniversiteye gidebilmiş.

1993 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Kimya Fakültesi’ni kazanan Sungur, öğrenciyken bir yandan da laborant olarak çalışmış. 

Tıbbi malzemeleri alıp adeta kapı kapı, hastane hastane gezerek satmaya çalışmış ve iş hayatına bu şekilde girmiş bir insan.

Son sınıfta S. D. isimli biri ile bir medikal şirketi kuruyorlar. Şirketin adı Gürmed Tıbbi ve Teknolojik Sistemler A.Ş..

2002-03 yıllarında S.D., hisselerini devredip şirketten ayrılıyor. Burdan sonra Sungur yola tek devam ediyor. 

Daha sonra İstanbul’a geçen Sungur, işlerini de büyük şehire taşıyor.

2005 yılında yine tıp malzemeleri üzerine faaliyet gösteren Gürmed’e kardeş bir şirket kuruyor. Onun adı da Garnet Tıbbi ve Teknik Sistemler A.Ş.

2008 yılında Siemens’in Karadeniz bölge distribütörlüğünü alıyor.

2012 yılında Milsoft’a ortak oluyor.

2015’te, Cemaat’e yakınlığı nedeniyle Türkiye’yi terketmek zorunda kalıyor.

Halen yurtdışında yaşayan bir işadamı.

****

Hakkındaki iddialar ve ilişkide olduğu isimlerle ilgili açıklamalarına geçelim.

Öncelikle en çok merak edilen Adil Öksüz ile bağlantısı…

Sungur ile Adil Öksüz’ün ilk çakışması dolaylı yoldan oluyor. O da Öksüz’ün kayınbiraderi Abdülhadi Yıldırım üzerinden. Yıldırım da o sırada Samsun’da üniversite okuyordu ve Sungur’la tanışıyorlardı.

Bazı detayları, Mehmet Sungur’un şirketinde çalışan ve aynı zamanda o sırada 19 Mayıs Üniversitesi öğrencisi olan teyzesinin oğlu İhsan Maktay’ın anlatımlarından öğreniyoruz. 15 Temmuz sonrası yargılanan Maktay, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadede, Abdülhadi Yıldırım’ın o yıllarda Sungur ile çok yakın olduğunu öne sürüyor.

Maktay, şirketin ilk yıllarına ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: “Ben Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde okurken ekonomik durumum iyi olmadığı için 2001 yılında Gürmed isimli şirkete ara sıra takıldım. 2002 yılından sonra da sürekli çalışmaya başladım. 2005 yılında mezun olduktan sonra bu şirkette çalışmaya devam ettim. Samsun’da çalışırken Abdülhadi Yıldırım isimli kişi de üniversite öğrencisiydi. Sık sık bu şirkete gelir giderdi. Yalnız bizim gibi çalışmak için değil, Mehmet Sungur ile ofiste baş başa sürekli olarak görüşürlerdi. Ne görüştüklerini ya da ne konuştuklarını kimse yanlarına giremediği için bilemeyiz. Hatta ara sıra Mehmet Sungur kendi aracını Abdülhadi Yıldırım’a verirdi. Mehmet Sungur aracına çok hassas davrandığı, kendisinden başka kimseye kullandırmadığı halde Abdülhadi Yıldırım’a böyle vermesi o dönem bize enteresan gelmişti. Bir üniversite öğrencisinin şirkette patron ile baş başa sürekli olarak görüşmesi, hatta hürmet görmesi bizim tarafımızdan normal karşılanabilir bir durum değildi.”

****

Abdülhadi Yıldırım, aynı zamanda Gürmed’e küçük bir hisse karşılığı ortak olmuştu. Resmi kayıtlara göre Garnet’te de yüzde 3 hissesi vardı. 

Mehmet Sungur, Abdülhadi Yıldırım’la tanışıklığını anlatırken şu ifadeleri kullanıyor: “Ben onun Adil Bey’in yeğeni olduğunu yıllar sonra öğrendim. Babası Doktor Cevdet Bey vardı. Abdülhadi Samsun’da öğrenci iken oğluna diyor ki, ‘Oğlum ben emekli oldum, muayenehane açacağım, ultrason alacağım, orada tanıdıkların var mı?’ Oğlu da arıyor, Hizmet’ten bakıyor beni buluyor. Sonra Doktor Cevdet Bey beni aradı. Kendilerine taksitle bir ultrason cihazı sattım. Bu şekilde tanıştık.” 

Mehmet Sungur ile Abdülhadi Yıldırım’ın yolları daha sonra bir kez daha kesişiyor.

Bu kez 2011 yılında ve Amerika’da…

Yıldırım, Sungur’un 4 yıldır hizmette olan oto galerisinde çalışıyor ama bu birliktelik sadece 2 yıl sürüyor. 

Bu arada Abdülhadi Yıldırım’ın bir ara Kemal Batmaz tarafından Kaynak Holding bünyesindeki Kağıt A.Ş.’ye alındığını da not edelim. 

****

Gelelim Sungur’un Adil Öksüz ile tanışıklığına… 

Bu noktada bir şeyin altını özellikle çiziyor. “Benim tanıdığım Adil Öksüz, 15 Temmuz ile ortaya çıkan Adil Öksüz profilinden tamamen farklıydı. Ben böyle bir Adil Öksüz tanımadım,” diyor. 

Peki nasıl bir Adil Öksüz tanıyor?

Kendisinden dinleyelim: “Tanıdığım Adil Öksüz, çok değerli, hürmet edilen, saygın biriydi. Manevi olarak insanların üzerinde çok değerli etkiler bırakan, özellikle maddi konularda çok hassas olan ve paradan uzak duran, evinde de evlendiği yıllardaki eşyalarla yaşayan, mütevazı, sade bir insandı. Bir ara Adil Bey’le görüşmek için bahane arıyordum. Çünkü sohbeti iyi geliyordu. Bana manevi doping gibi gelirdi.”

****

Bu genel izlenimden sonra tanışma hikâyelerine gidelim. 

Yine Sungur’un kendisinden dinleyelim: “2007 yılıydı. Sağlık sektöründen Ç. isminde bir işadamı, İstanbul’a gel burada iş yap dedi. Genetik malzemeleri getiren biriydi. İstanbul’da onun bayiliğini yapmamı istedi. D. H. diye bir esnaf arkadaşla tanıştık İstanbul’da. Ortak olduk. Belli bir süre sonra işleri sıkıntıya girdi. Bir gün bana dedi ki benim bir evim var, bu evi sana satıyor gösterelim, bu evi senin üzerinden kredilendirelim, taksitlerini ben ödeyeceğim dedi. Bankadan kredi alamayınca böyle bir yöntem belirlemiş. Fakat üçüncü aydan sonra taksitleri ödeyemez hale geldi. Sonra bu ev senin, taksitlerini ödeyemiyorum dedi. Kendisi oturduğu evi boşalttı. Ben o evi aldım. Zaten benim şirketimin üzerineydi. Bir binanın üst katı dubleks bir daireydi. Uygun bir fiyata alındı. Çamlıca Ferah Mahallesi’ndeydi ev. Buraya taşındım. 2008 yılıydı. Altımdaki komşu Adil Öksüz, bir alttaki komşum Cemal Türk… Öyle tanıştık. Bazen Adil Bey’in bize yemek ikramları oluyordu. Arkadaşlığımız öyle gelişti. Gerek Cemal Türk gerekse Adil Bey ilim sahibi insanlardı.”

İşte burada sözü edilen ev, bir çok iddianame ve haberde yer alan, gerçeğe aykırı bir şekilde ‘villa’ diye bahsedilen mekân.

Sungur 2010 yılından sonra burada yaşamadığını ve anahtarını da Adil Öksüz’e bıraktığını söylüyor. Ona, “Evi satacağım. Bina aile binası. Tanıdık biri alırsa daha iyi olur,” demiş.

Ancak daha sonra Adil Öksüz’ün burayı zaman zaman kendi özel işleri için kullandığı öne sürülüyor.

****

Yalnız bir de gerçek villa ofisleri vardı. Burası Çengelköy’de, Boğaz’a nazır, lüks bir yerdi.

Osmanlı motifleri ile süslü, yüksek tavanlı bir villaydı.

Garnet isimli şirketin merkeziydi.

Burayı Adil Öksüz’ün de ofis gibi kullandığına dair rivayetler var. Aynı zamanda Kemal Batmaz’ın da sık sık geldiği anlatılıyor.

Sungur ise Öksüz’ün sadece bir kez bu ofise geldiğini söylüyor.

Mehmet Değerli’nin Milsoft için kendisini ziyarete geldiği yer de işte Çengelköy’deki bu villa ofisti. Ertesi gün Değerli’nin Milsoft’un küçük ortağı ve genel müdürü İsmail Başyiğit’i getirdiği yer de burasıydı. İş görüşmesini burada yapıp ortaklık mutabakatına varmışlardı.

Daha sonra Mehmet Değerli bu ofise bir kez daha geliyor. 

Onun hikâyesi daha ilginç. 

Çünkü bu detay, Adil Öksüz ile Mehmet Değerli ilişkisini de gözler önüne seriyor.

Bunu da Mehmet Sungur’un tanıklığından dinleyelim: “Bir öğle vakti beni Adil Bey aradı. Ofisteydim. ‘Mehmet Bey bir işadamı arkadaş var yanımda. Sizi tanıştırmak istiyorum. Bizim eve kadar gelebilir misiniz?’ dedi. Gittim. Baktım ki o işadamı Mehmet Değerli idi. ’Ben zaten Mehmet Bey’i tanıyorum’ dedim. Değerli de ‘Evet, biz tanışıyoruz’ dedi. Adil Bey de Değerli’nin bir takım ticari projelerden bahsettiğini, kendisinin bu konulardan anlamadığını, bir işadamı olarak belki benim ilgilenebileceğimi, bu yüzden beri aradığını söyledi. Biz de orada Değerli ile sözleşip ayrıldık. Ya aynı gün ya da ertesi gün Mehmet Değerli benim Çengelköy’deki ofisime geldi ve detayları konuştuk. Çin’den bir enerji projesiydi. Değerli, milyar dolarlık bir iş olduğunu, kredilerinin bile hazır olduğunu ve konsorsiyum olarak bu işe girilebileceğini söyledi. Fakat benim kafama yatmadı ve ilgilenmedim.”

****

Bu arada, gören herkesin hayran olduğu o villa ofis şimdi kimin kullanımında dersiniz?

Mehmet Sungur’un verdiği bilgiye göre şimdilerde mekânı Bilal Erdoğan kullanıyormuş. “Okçuluk Federasyonu’na peşkeş çektiler orayı” diyor.

Bilal Erdoğan demişken…

Kartal İmam Hatip Lisesi’nden sınıf arkadaşı, daha sonra TRT Genel Müdürlüğü de yapacak olan İbrahim Eren, bir ara Mehmet Sungur’un şirketinde çalışmış.

Sungur, bununla ilgili şunları kaydediyor: “İstanbul’da kurduğum genetik firmasında şu anda TRT’nin başındaki İbrahim Eren de çalışıyordu. Daha önceden ortağım D.H. ile tanışıyorlardı. İbrahim Eren de 2007-2009 yılları arasında bende çalıştı. Daha sonra İngiltere’ye gitti, eğitim aldı. Meğerse onu bürokrasiye hazırlıyorlarmış. İngiltere’den döndüğünde beni hiç aramadı. Normalde çok güzel bir hukukumuz vardı.”

****

Neyse biz kaldığımız yerden devam edelim…

Mehmet Sungur, kendisinin de ifade ettiği üzere Öksüz’e büyük saygı duyuyordu. 

Öksüz’ün kullandığı 34 SIR 49 plakalı otomobilin kendisinin şirketi Gürmed’e kayıtlı olmasını da bununla  açıklıyor: “Bir gün Ankara’dan İstanbul’a gelirken arabasıyla kaza geçirmiş. Beyaz bir Opel arabası vardı. Muhterem, saygın bir insan. Üzüldüm. Araba pert olmuş. Abi bizim şirkette arabalar üç yılını doldurunca kilometreden dolayı satıyoruz dedim. Alamam dedi. Taksitle satarım dedim. Kabul etmedi. Mehmet Bey biz öyle bir şeyi kabul edemeyiz dedi. Sizler Hocaefendi’nin yanında büyümüş arkadaşlarsınız, bu kaza yapmış arabayla bir daha kaza yaparsanız vicdanen rahat olamam dedim. Bir kuruş dahi suistimal etmedi. Taksit taksit geri ödemeleri yaptı bana. ”

Adil Öksüz’ün 15 Temmuz’a kadar bu arabayı kullandığını ve bir çok habere konu edildiğini de hatırlatalım. 

Bu arada Öksüz’ün eşi Aynur Hanım ve bir kız yeğeni de Sungur’un şirketinde çalışmıştı. 

Onları da şöyle açıklıyor: “Yeğeni genç bir kardeşimizdi. Babası vefat etmişti. Zorluklar yaşadı. Evde çok sıkılmıştı. Hanımefendi bir kızdı. Adil Bey’e çocuğa sahip çıksak dedim ve şirkete aldım. Eşi Aynur Hanım’ın bizde çalışıyor görünmesi ise göstermelik. Sadece sigortalı görünmesi için kağıt üstünde yapılan bir işlemdi. ABD’ye vize almak için yapılmıştı.”

****

Gelelim Kemal Batmaz ile ortaklığına…

Batmaz’ın hem Gürmed’de hem de Garnet’te ortaklığı görünüyor. Ticari sicil kayıtlarına göre her iki şirkette de yönetim kurulu başkanvekili ve 2. derece imza yetkilisi.

Mehmet Sungur, “Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan birisi bu ortaklıktı” diyor. Niye böyle bir ortaklık yaptığını ise şöyle açıklıyor: “Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Kaynak Holding Sürat A.Ş.’ye bakanlığın ERP işletim sistemini yaptırmış ve memnun kalmış. Sonra gelin sağlık sektörüne girin, iş yapın demiş. İkitelli’deki şehir hastanesi projesi olunca Emsaş Holding, Kaynak’la konsorsiyum olarak girmiş. Milyar dolarlık devasa bir ihale. Yüzde 10’u da Kaynak’ın. İşin yazılım tarafları da vardı. Kaynak konseptinde sağlık sektöründe böyle bir şirket yok. Kiminle yapalım diye bakıp araştırıyorlar. Beni buluyorlar. Ben Gürmed’le projeye dahil olacaktım. Onlar da şirketime ortak olacaktı, ben kabul etmedim. ‘Siz Kaynak ismiyle olarak ortak olmayın da önereceğiniz bir şirket veya bir isim ortak olsun’ dedim. Onlar da Kemal Batmaz’ın ismini verdi. Eşi doktor olduğu için. Kemal Batmaz, benim şirketime Kaynak Holding’i temsilen alındı. Yıl 2012’ydi. 17-25’ten sonra Kaynak’a gittim ve ‘Kemal Bey, sizin hükümetle durum ortada. Yarın bir gün sıkıntı olur. Bu ortaklığı nasıl yapalım, hisseleri ya siz alın ya da sizin hisseleri bana geri verin, ben böyle devam etmek istemiyorum’ dedim. Takip eden bir zaman diliminde Kaynak hisselerini devraldım.”

****

 Kemal Batmaz’ın Garnet’teki ortaklığına gelince…

Mehmet Sungur, bunun da proje bazlı olduğunu belirtiyor. Bu seferki proje ise Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji İlaç Hazırlama Projesi. Buna da Kaynak’la beraber girmiş ve aynı prosedür burada da uygulanmış. Yine Kemal Batmaz, Kaynak Holding hisselerini temsilen Garnet bünyesinde gösterilmiş.

En azından Mehmet Sungur bu şekilde anlatıyor. 

Peki Batmaz ne diyor bu konuda?

Mahkeme kayıtlarına göre Kemal Batmaz’ın her iki şirkette de yüzde 15 hissesi vardı. Batmaz, savcılığa verdiği ifadede Sungur’un şirketlerindeki ortaklığının 2008 yılında, yani İkitelli projesi başlamadan 5 yıl önce başladığını ve 2015’te sona erdiğini söylüyor.

Akıncı davasındaki savunması sırasında bu konu uzunca tartışıldı. Batmaz, Mehmet Sungur’la ortaklığı hakkında şöyle konuştu: “Anormal bir durum yok ki, Mehmet Sungur dediğimiz şahıs Kaynak’tan çok ayrı gayrı birisi değil. İstanbul’a geldiği zaman belli periyotlarda Kaynak’a gelen giden, oturan kalkan, görüşen birisi. Benim onunla birlikte mazide tanıştığım ilişkimden dolayı ortak olmamın bir anormal şeyi yok ki. Yani bir şeylerle bağdaştırmaya gerek yok. Bunlar çok fıtri olan şeyler.”

****

Kemal Batmaz-Mehmet Sungur ilişkisine dair önemli iddialardan birisi, Batmaz ile Adil Öksüz’ün 11-13 Temmuz 2016 tarihlerinde ABD’ye yaptıkları seyahatle ilgili.

Resmi teze göre Öksüz ve Batmaz, 15 Temmuz darbe girişimi öncesi son hazırlıkları sunmak üzere Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’i ziyarete gitmişlerdi. 

Batmaz ise mahkemede bu suçlamayı reddetti. 

Adil Öksüz ile aynı tarihlerde aynı uçakla ABD’ye gidip gelmesinin tesadüf olduğunu öne sürdü. Kendisinin Amerika’ya gidiş nedeninin Mehmet Sungur’la toplantı yapmak olduğunu iddia etti.

Akıncı davası duruşması sırasında yaptığı savunmadan takip edelim: “Tıbbı malzemeler işiyle alakalı şirketleri olan Mehmet Sungur isimli müteşebbisle geçmişe dayanan bir arkadaşlık ilişkimiz oldu. Bu ilişki neticesinde iddianamede belirtildiği gibi 2006-2007 yıllarında şirketin belli bir kısmına sermayedar olarak ortak oldum, iddianamede mevcut. Mehmet Bey’in şirketi Samsun merkezde. Samsun’da üniversite okurken Mehmet Bey’in tanıştığı ve benim de sonradan belli bir miktar ilişkimin olduğu, Öksüz’ün kayınbiraderi olduğunu öğrendiğim Abdülhadi Yıldırım’ı başta çalışan olarak sonra da az bir hisse vererek işe aldım. 2015 yılında Mehmet Bey ile ortaklıktan ayrıldım. Bir süre sonra Mehmet Bey’in yurt dışına çıktığını duydum.”

****

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, Batmaz’a son ABD seyahatini sorduğunda da Mehmet Sungur’u gerekçe gösterdi. 

Duruşmadaki açıklamaları şöyle: “Maalesef on yıldır ortak olunan bir şirketten ayrıldım demekle ayrılma gerçekleşmiyordu. 2015’in yanılmıyorsam ikinci çeyreğinde ayrıldık. 1 Ocak 2016’da bir kere gittim Amerika’ya, kendisiyle bu ortaklığı bitirme görüşmeleri için. Bir otelde görüşmüştük ama hangi oteldi hatırlamıyorum. İkinci olarak da işte 11 Temmuz 2016 tarihinde gittim. Bu tarihe randevuyu Mehmet Sungur’un kendisi verdi, 11 Temmuz olsun diye. New York’ta genellikle kaldığı bir otel ismi söyledi, büyük ihtimalle burada kalırım dedi. Ama New York’a gidince kendisine ulaşamadım. Telefonu kapalıydı. Ulaşamayınca ertesi gün Türkiye’ye geri döndüm. 13 Temmuz’da dönme nedenim budur.”

Yani ortaklıkla ilgili bazı pürüzleri gidermek için Amerika’ya gittiğini, ama bir gün boyunca Mehmet Sungur’un telefonuna ulaşamayınca da ertesi gün Türkiye’ye geri döndüğünü ileri sürüyor.

Fakat Mehmet Sungur’un adını verdiği otele hiç gidip bakmamış. Gerekçe olarak da telefonuna ulaşamamasını gösteriyor. Mahkeme Başkanı Giray’ın ısrarlı sorularına rağmen bu otelin adını da vermiyor. 

Hakim’in kendisine, “Baya bir yorucu ve masraflı bir yolculuk yapıyorsunuz. Yani 11 Temmuz’da görüşmek için gidiyorsunuz, Türkiye’den Amerika’ya gidiyorsunuz. Telefonuyla ulaşamadınız, ertesi gün geri dönüyorsunuz,” demesi üzerine de Batmaz şunları söylüyor: “Daha önceki dönemlerde Mehmet Sungur’un şirketlerinde çalışmış, şu an itibariyle Amerika’da ikamet eden bir arkadaşıyla buluştum. O da değişik kanallardan ulaşmaya çalıştı, bir türlü ulaşamadık. Bir gün boyunca…”

Batmaz, bu ortak arkadaşlarının adını da söylemiyor.

Burada araya giren Hakim Selfet Giray, “Amerika’ya sadece gidiş bileti aldığınızı, yani dönüş tarihinizin bunun açık olduğunu söylediniz. Öyleyse bir gün daha kalıp, iki gün daha kalıp, üç gün daha kalıp bu işi neticelendirip… Çünkü Amerika’ya kadar gitmişken, hiç bir netice almadan bir gün sonra gelmeniz…” şeklinde ifadeler kullanınca Kemal Batmaz, “Efendim Amerika’da yaşayan bir kişinin, çevresi olan bir kişinin bir gün boyunca arayıp da ulaşamadığı bir şahsa bir gün boyunca benim ulaşamadığım bir şahsı beklemenin bir anlamı yok ki,” karşılığını veriyor.

*****

Mahkemede sık sık çelişkilere düşen Batmaz, bir başka yerde Mart 2016’daki ABD seyahatini de Mehmet Sungur ile görüşme yapmak için gerçekleştirdiğini savunuyor. “1 Mart 2016 tarihinde New York’a yaptığım seyahatin gerekçesi buydu. 4 gün kaldım. Mehmet Bey ile epey bir görüşme yaptık,” diyor.

Daha sonra sözü yine 11 Temmuz’daki seyahatine getirerek, “Mehmet Bey ile aramızdaki meseleleri tekrar görüşmek ve bir neticeye erdirmek için New York’a gittim. Kendisine iki kanaldan da ulaşamayınca beklemenin bir anlam ifade etmeyeceğini düşündüğüm için ertesi gün Türkiye’ye özellikle vurgulamak istiyorum, Türk Hava Yolları’ndan bilet aldım ve döndüm. Seyahatimin kısa sürmesi planlı bir şey değildi. Çünkü bileti yalnızca gidiş bileti olarak almıştım,” şeklinde konuşuyor.

Fakat burada da bir çelişkiye düşüyor. Çünkü aynı duruşmada, savunmasının başka bir yerinde, 16 Temmuz sabahı Harun Biniş’le Akıncı Üssü etrafından arsa bakmak için randevulaştıklarını da öne sürüyor. 

****

Ben bu açıklamaları da Mehmet Sungur’a yönelttim.

Cevabı şöyle: “Kemal Batmaz’ın benimle görüşmek için Amerika’ya geldiğini bilmiyorum. Benim bundan haberim bile olmadı. Zaten bana ulaşamadığını da beyan etmiş. O tarihte ben Makedonya’ya geçmiştim. Kendisi ile en son görüşmem, 17-25 sonrasıydı. İkitelli Kaynak Holding onun üzerinden benim şirketimle ortak göründüğü hisselerini devralmak içindi. Hisseleri devraldıktan sonra görmedim ve görüşmedim. Yani o tarih itibariyle 2 yıl olmuştur görüşmeyeli. Kaldı ki bizim ortaklıktan ayrılığımızda borçların sorumluluğu diye bir şey olmadı.”

****

Peki bütün bunların ötesinde, Mehmet Sungur 15 Temmuz’la ilgili ne düşünüyor?

Çok saygı gösterdiği Adil Öksüz, bir ara ortaklık yaptığı Kemal Batmaz ve Milsoft’ta danışmanlığını yapan Harun Biniş’in 15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde yakalanması ile ilgili yorumu nedir?

Bütün bu yaşananları nereye koyuyor, nasıl okuyor?

Hiç yorum yapmadan, doğrudan kendi cümleleri ile bitireyim: “Ne bahse konu olan şahısların ne de Hizmet’in böyle meş’um bir olay içersinde olduğuna inanmıyorum. Keşke devletimiz ve hükümet 15 Temmuz araştırma önergesini kabul edebilseydi. Binlerce masum insana yaşatılanları kamuoyu vicdanı gibi ben de kabullenemiyorum. Bu olayın gerçek sorumlularının ve yaşananlara sebeb olanların ortaya çıkmasını, ilgisi olmayanlara yapılan haksızlıkların bir an önce son bulmasını ve sizin gibi bu araştırmalara katkısı olacak herkesin, kamuoyunda, hukuk önünde olayların aydınlatılmasına yardımcı olmalarını dilerim.” 

  • DEVAM EDECEK-
ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

7 YORUMLAR

  1. Ahmet bey yazı dizisini biraz hızlandırsanız …
    Yakın zamanda olabilecek gelişmeler nedeniyle gündemden düşme ihtimali var. Daha da kötüsü15 Temmuz da cemaat içerisindeki derinlerin etkisi, bekledikleri üzere artık umursanmayacak ve de hesap sorulmayacak belki.

    • Maalesef tahmin ettiğim oldu. Gerçekten çok sağlam bir hazırlık mı yapıyorsunuz, bimiyorum. Kalan yazılar (eğer varsa) inşallah umut edilen etkiyi gösterir.
      Yaklaşık 3 yıldır bylock Kullanıcı adı ve şifrelerinin cemaat gönüllülerinden kimin onayı ve talimatıyla toplandığına ulaşmaya çalışıyorum. Bu yapan cemaatin içeriden fişlemesini yapan ve 15 Temmuz’a da dahili olanlar. Çünkü kimse bylock sunucusunu hacklememiş. Birileri eliyle bylock bilgilerini vermiş. Bu bilgiler de sanılanın aksine sunucudan değil doğrudan bylock kullanıcılarından alınan kişisel bilgilerdi. Bir bylock kullanıcısının kullanıcı adı ve şifresini sunucu üzerinden alamazsınız. Bunun için o kişinin bylock kullandığı cihazına erişmeniz gerekir. 3 yildir yüz yüze görüştüklerim hariç, kimseyi ikna edemedim. Yazı diziniz bu konulara da değinir ümidiyle sabırla bekliyordum ama ne yapalım…
      İnsanlar tanıdıklarına sorsunlar, bylock bilgileri abi/abla tarafindan istendi mi? Bu bilgileri isteyen kişilere de, neden istediklerini ve bu bilgileri kime ilettiklerini sorun.

  2. Resmi teze göre Öksüz ve Batmaz, 15 Temmuz darbe girişimi öncesi son hazırlıkları sunmak üzere Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’i ziyarete gitmişlerdi…
    Sayın Ahmet bey sizin resmi tez dediğiniz şey mahremler arasında tez olarak değil gerçek vaka olarak konuşuluyor bilen biliyor.
    Neden sürekli topu sahada döndürüyosunuz lütfen birinci ağızla konuşun. f.g ile röportaj yapın, işin muhatabına yönelin bir an önce.
    Küçük bir not; acaba f.g a.ök. ile 15 temmuz sonrası saklandığı dönemde hiç telefonla görüşmüşmüdür?
    Bunu arif olan mı yoksa akif olanmı bilir????
    Hiç bu konuyu araştırdınızmı?

  3. Önceki yazılarda adil öksüzün audi q7 aracı olduğunu okuduğumu zannediyorum. Burda kaza yaptığı eski bi opelden sonra yüksek kilometreli bi şirket aracına geçtiği yazılı. Yanlış mı hatırlıyorum?

  4. https://ahvalnews.com/tr/mehmet-agar/suleyman-soylunun-babasi-mehmet-agari-neden-tokatladi
    Süleyman Soylu’nun babası Mehmet Ağar’ı neden tokatladı? sohbetinizde Hasan Soylu için ; Hasan Soylu aynı zamanda Komünizmle Mücadele Derneği’nin İstanbul şube yöneticilerinden biri.Komünizmle Mücadele Derneklerinin, ÖZEL HARP DAİRESİ BÜNYESİNDE TEŞKİLATLANDIRILAN VE ONLARIN ŞUBESİ GİBİ ÇALIŞAN YAPILAR OLDUĞUNU,… söylüyorsunuz.
    Çok orijinal bir tespit ama aynı tespiti Küçük Dünyamda “Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne dek yalnızca İzmir’de vardı. İkincisi Erzurum’da bizim çabalarımızla açıldı. Gayemiz komünizme karşı örgütlenmekti.” (Latif Erdoğan, Küçük Dünyam, s. 78.) DİYEN g. İÇİN NEDEN AYNI TESBİTİ YAPMIYORSUNUZ?
    Acaba yıllar sonra söylediği ve videoları internette mevcut olan “SENİN İKTİDAR DEDİĞİN ŞEY NEDİR, 20 YAŞINDA BEN ONU DEVİRECEĞİMİ YERİNE BAŞKASINI KURACAĞIMI PLANLAMIŞ İNSANIM” demesindeki ÖZGÜVENİN nereden geldiğini ve g.nin o yıllarda 20 yaşında özel harp dairesi marifetiyle üstelik askerlik yaptığı ve hasta raporuyla Erzurum’da bulunduğu dönemde komünizmle mücadele derneğinin ikinci şubesini açmasını da nasıl değerlendiriyorsunuz?
    15 Temmuz a giden yolların taşları acaba g.nin Erzurum Komünizmle mücadele derneği kuruluşu aşamasında Özel Harp Dairesi ile kurduğu ilişkinin bir bağlantısı varmıdır?
    Ahmet bey lütfen artık bank asya gibi yan rolleri olan figüranları bırakıp, darbede esas oğlan rolü olan kişiye gelin.

    • Biraz okuma zahmetine katlanırsanız aynı yazı dizisi içerisinde Gülen’in Komünizmle Mücadele Derneği’ndeki rolünü de yazdığımı görürsünüz. Ezbere yorum yazmayın lütfen.

  5. Ahmet bey; 1/ en son milsoft olayı 3’ten sonra çok ara verdiniz. Bu yazı dizisini ; 1 gün aralıklarla yazılarınızı koyarak seriyi acilen tamamlamanız ve gündem neyse oradan devam etmeniz daha iyi gibi gözüküyor.
    2/ Gündem bitmez, biri biter diğeri başlar. Her gündemde ; soğursak bu yazı dizisi tamamlanmaz.
    3/ İlginin azalması gündemden dolayı değil sizin yazı aralıklarını çok uzak tutmanız.
    4/ 1 gün aralıklarla yazılarınızı koyarsanız ilgi kaldığı yerden devam edecektir
    Selam ve muhabbetle

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz