Milsoft olayı (1)

Bu bölümde size bir Cemaat bankası, önemli bir savunma şirketi, derin devlet ve istihbarat dünyasına yakın karakterler, bir Cemaat’in en üst düzey isimleri ve o Cemaat’in en önemli mahrem imamının dahil olduğu sıradışı bir çemberden söz edeceğim.

İçinde büyük paraların, banka kredilerinin, iflasların, komisyonların, ortaklıkların, gayrı resmi iş bağlantılarının, ilginç simaların olduğu çarpıcı bir hikaye…

Burada kurulan ilişkiler ve yapılan ortaklıkların 15 Temmuz öncesi yaşanan süreçte özel bir yeri var.

****

Burada adı geçen savunma şirketi, Milsoft.

Derin devlet ve istihbarat dünyasına yakın karakterler dediğim, şirketin ilk ortakları, onların çevresi ve müşterileri.

Cemaat bankası, tabii ki Bank Asya. Dizinin geçmiş bölümlerinde neden uzun uzun Bank Asya’dan ve içerideki ilişkilerden bahsettiğim de daha iyi görülecek.

Cemaat’in en üst düzey isimlerinden kastım, Mustafa Özcan ve Cevdet Türkyolu

Böylece neden onlara da bu kadar fazla vurgu yaptığım belki biraz daha iyi anlaşılabilir. 

Her ne kadar Cemaat’in üst düzey bir ismi olmasa da Mehmet Değerli’yi de burada zikretmek gerekecek.

Sanırım unutmamışsınızdır; Mehmet Değerli, yazı dizisinin “Gülen’in işaret ettiği o ‘İbrahim’ kim?” başlıklı 3. bölümünde adı geçen kişiydi. 

Hatırlayalım, Gülen ne diyordu: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın uzun zamandır bir darbe hazırlığı içinde olduğunu, buna matuf ciddi çalışmalar yaptığını duyuyordum. Uzun yıllardır tanıdığım bir esnaf arkadaşımın iş adamı olan oğlu buraya geldiğinde bana, İbrahim diye bir işadamı arkadaşından bahsetti. Dediğine göre bu İbrahim isimli şahıs Hulusi Akar’la ilişkileri çok iyi olan, ona ‘baba’ diyecek kadar yakın olan birisiymiş. İşte o İbrahim bizim buradaki arkadaşına Hulusi Akar’ın ilk günden beri darbe niyeti olduğunu ve bunu mutlaka gerçekleştireceğini söylüyordu.” 

Burada kastedilen ‘uzun yıllardır tanınan esnaf arkadaş’, Bank Asya‘nın kuruluşunda yer alan İşadamı Cahit Değerli idi. İşte Mehmet Değerli de onun oğlu. 

****

Çembere dahil olanlar arasında Cemaat’in en önemli mahrem imamı derken kastettiğim ise Adil Öksüz

Bu Milsoft ve onunla bağlantılı ilişkiler etrafında adı geçecek diğer iki mahrem isim; Kemal Batmaz ve Harun Biniş. Hani 15 Temmuz akşamı Akıncı Üssü’nde yakalanan iki sivil imam…

Harun Biniş doğrudan Milsoft ile alakalı, Kemal Batmaz ise dolaylı…

Adil Öksüz’ü de katarsak Akıncı’daki 5 kişiden 3’ü, bu olaylarda bir arada…

Yine 12. bölümde Adil Öksüz ile ‘aynı kümede’ zikrettiğim ‘Sezai’ müstear isimli İsmail Kokuroğlu’nun Hakan Çiçek’le ortaklığını da yazmıştım, hatırlarsınız. Hakan Çiçek de o gece Akıncı Üssü’nde yakalanan sivillerden bir tanesi.

Böylece Akıncı’daki sivillerden biri hariç (Nurettin Oruç) hepsi bir şekilde karşımıza çıkmış oluyor.

****

Peki nedir bu Milsoft olayı?

Milsoft Yazılım Teknolojileri A.Ş., Ankara merkezli Reysaş Holding‘in sahiplerinden İbrahim Yalçın Çevikel‘in şirketlerinden biriydi.

Çevikel’in diğer şirketleri arasında Mydonose Radio, Mydonose Showland, My Bilet ve Gloria Jean’s Cafe gibi ünlü markalar da vardı. Ayrıca gıdadan tıbbi cihazlara, lojistikten hastaneye kadar birçok farklı alanda faaliyet gösteriyordu.

Daha 90’ların sonunda yıllık cirosunun 100 milyon doların üzerinde olduğu belirtiliyordu. 

Çevikel, Ankara vergi rekortmenleri arasındaydı.

Savunma sanayiinde güçlü isimlerden biri haline gelen Çevikel, TSK‘dan birçok önemli komutanla iyi ilişkiler geliştirmişti. Bunlardan biri de eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına‘ydı. Fırtına’nın çocuklarını yurtdışında okutacak kadar samimilerdi.

****

Hatırlanacağı gibi İbrahim Fırtına’nın adı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek‘in ve eski Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay‘ın darbe günlüklerinde geçiyordu. AKP iktidarına silahlı müdahaleyi savunan isimler arasında zikredilen Fırtına’nın, Ayışığı ve Sarıkız darbe planlarına katıldığı ileri sürülmüştü. Nitekim daha sonra Balyoz davasından da tutuklanacaktı.

Fırtına, tam da o ‘darbe planlarının’ yapılmakta olduğu 2004 yılında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan‘ın Ankara Subayevleri‘ndeki evinin 200 metre yakınındaki Aksa Camii‘nin minaresine bir F4 jetinin çarpması ile de gündeme gelmişti. Erdoğan, bir MGK toplantısında bizzat Fırtına Paşa’ya bunun hesabını sormuştu.

****

Bu arada F4 savaş uçakları, İbrahim Fırtına ve Yalçın Çevikel arasında da bir bağ var.

Phantom olarak da adlandırılan F4’ler, neredeyse İbrahim Fırtına ile özdeşleşmiş jetler.

Bu uçakların İsrail‘de yapılan modernazisyonu, TSK tarihinin en büyük skandalları arasında. 1998-2003 yılları arasında 54 adet Phantom uçağı, yaklaşık 650 milyon dolara modernize edilmişti. Fakat 2002 yılından sonra bunların 12 tanesi peş peşe düşmüş ve onlarca subay şehit olmuştu.

İbrahim Fırtına, 2003 yılında Hava Kuvvetleri Komutanı olduktan hemen sonra, tam da F4’lerin kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışıldığı dönemde, kendi kullandığı bir F4’le İsrail‘i ziyaret etti. Orada bir gece kalıp ertesi gün yine kendi kullandığı F4’le Türkiye’ye dönüş yaptı.

Bu kamuoyuna açık bir mesajdı. Hem İsrail’in hem de modernizasyonun arkasında durmuştu. Çünkü iddialara göre bu işin İsrail’e verilmesini sağlayan da Fırtına’nın kendisiydi.

İşte Yalçın Çevikel, bütün bu sürecin gizli aktörleri arasındaydı. Musevi asıllı işadamı İbrahim Yalçın Çevikel’in, İbrahim Fırtına ve İsrail arasındaki ilişkileri sağlayan kişi olduğu iddia ediliyor.

Başta Hava Kuvvetleri olmak üzere TSK’ya birçok yazılım işi yapan Milsoft ise onun en gözde şirketlerinden biriydi. 

Milsoft sadece onun değil, Türk savunma sanayinin de gözbebekleri arasındaydı.

İnsansız hava araçları, helikopterler, gemiler ve uçaklar için yazılımlar yapıyordu. Elektronik harp, müşterek elektronik harp simülasyonu, bilgisayar ve istihbarat teknolojileri, siber güvenlik, görüntü kıymetlendirme, gömülü yazılımlar ve komuta-kontrol yazılımı üretiyordu.

Uluslararası prestiji olan ve Avrupa’nın tek CMMI-5 yazılım sertifikasına sahip savunma şirketiydi. Dünyanın gelişmiş ülkelerine bile yazılım işleri yapıyordu.

****

1998 yılında Ankara Bilkent’te kurulmuş olan şirket, henüz 2 yıl sonra Sikorsky’ye görev bilgisayarı satacak hale geldi.

Bir yıl sonra Sikorsky S-92 Bakım Bilgisayarı Yazılımı ihalesini kazanarak yurt dışında kritik bir yazılım ihalesi kazanan ilk Türk şirketi oldu. 

2002 yılında, yazılım alanında en prestijli sertifikalardan olan CMM-3 seviyesine erişti, ki o zaman için Türkiye’de bir ilkti. 3 yıl sonra bir başka ilke imza atarak CMMI-5 sertifikasını alan Avrupa’daki ilk savunma sanayii şirketi oldu. Şirketin değerini asıl artıran da bu sertifika oldu.

Meltem-3‘ten Erciyes‘e, Hisar‘dan MİLGEM‘e pek çok yerli savunma projesine yazılım üretti.

Teknoloji ödülleri kazandı.

Kendi geliştirdiği simülasyon sistemiyle 2000’den fazla askere  elektronik harp eğitimi verdi.

ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İsrail, İtalya ve Pakistan’dan oluşan 7 ülkeye kritik yazılım ürünleri ihraç etti.

15. yaşını kutladığı 2013 yılı itibariyle ihracat projelerinin toplamı 55 milyon dolara ulaşmıştı.

****

Şirkette Yalçın Çevikel’in yüzde 85 hissesi vardı. Geri kalan yüzde 15 ise emekli asker olan İsmail Başyiğit’e aitti. 

Başyiğit, kurucu ortak ve genel müdürdü. 

Çevikel’in onu şirkete ortak etmesinin nedeni, hem asker kökenli oluşu hem de bilişim konularındaki uzmanlığıydı. 

Başyiğit, hem asker hem de elektronik mühendisi ve yazılımcıydı.

Askeri öğrenci olarak ODTÜ’de elektronik mühendisliği okumuş, son derece parlak ve zeki bir subaydı.

Hava Kuvvetleri personeli olan Başyiğit, F-16 projelerinde görev almıştı.

Özel sektörde projeler yapmak için 1995 yılında yarbay rütbesindeyken emekliye ayrıldı.

İşte o süreçte Yalçın Çevikel’le yolları kesişti. Çevikel ortaya sermaye koydu, Başyiğit de uzmanlık, bilgi ve çevre…

Beraber Milsoft’u kurdular.

****

Bu yıllarda Yalçın Çevikel, İstanbul Atatürk Havalimanı’nın yakınındaki Mydonose Showland’deki Sultans of the Dance (Dansın Sultanları) şovu ve David Cooperfield gösterisi nedeniyle popüler olmuştu.

10 yıl kadar işleri çok iyi gitti.

Ancak 2008’e gelindiğinde sonunu getirecek bir yanlışa imza atacaktı.

DT Metal isimli bir şirket kurmuştu. Bununla, İstanbul Çatalca’da bir alüminyum geri dönüşüm tesisi kuracaktı.
Toplam 115 milyon dolarlık bir projeydi. Amerika’dan da 30 milyon dolarlık bir kredi desteği bulmuştu.

Geri kalan kısmı için de Türk bankalarından kredi arayışındaydı.

Bank Asya’nın kapısını çaldı.

Ve bir kredi anlaşması yapıldı. Ancak rakamın tam olarak ne kadar olduğu noktasında bir netlik yok. 

Bir bilgiye göre 75 milyon dolarlık bir krediydi bu. Dönemin Bank Asya Genel Müdürü Ünal Kabaca, “Hatırladığım kadarıyla miktar 70 milyon dolar civarıydı” derken Banka ile Çevikel arasında aracılık yapan Mehmet Değerli, ‘125 milyon dolar’ iddiasında bulunuyor. Çevikel ise “Yorum yapmak istemiyorum” diyor.

Bilinen tek şey, batık kredinin miktarının 75 milyon dolar olduğu.

****

İddialara göre bu kredi, baştan batacağı belli olan bir krediydi.

Çünkü Yalçın Çevikel, kefil göstermemişti. Daha doğrusu, Milsoft hisselerini temlik göstermişti ama usulsüz bir teminattı bu. Çünkü Genel Müdür ve küçük ortak İsmail Başyiğit’in imzası yoktu. 

Bankacılığı bilenler için bu büyük bir skandaldı. Adeta göz göre göre böyle bir kredi kullandırılmıştı.

Bir iddiaya göre de Çevikel, Başyiğit’in imzasını taklit ederek sahte imza ile bu kredileri almıştı.

Kredi, 2 yıl ödemesiz 5 yıl vadeliydi.

Mehmet Değerli’nin iddiasına göre Yalçın Çevikel, bu krediyi çıkarabilmek için bazı kişilere rüşvet vermişti.

Ben bunu Çevikel’in kendisine de sordum. “Yorum yapmayacağım,” dedi.

Bu iddialar çerçevesinde adı geçenlerin başında, dönemin Bank Asya yöneticisi Ünsal Sözbir geliyor. Ben Sözbir’e de “Bu kredi için komisyon aldığınız iddialarına ne cevap verirsiniz?” diye sordum. Hiçbir cevap vermedi.

****

2011 yılına gelindiğinde Yalçın Çevikel’in geri ödemelere başlaması gerekiyordu. Fakat beklendiği gibi hiçbir ödeme yapamadı.

Bu artık bankanın sorunlu krediler departmanının konusuydu.

İşte bu sırada Yalçın Çevikel, Mehmet Değerli’nin kapısını çaldı.

Değerli’den devreye girmesini ve belli bir komisyon karşılığında bu borçları yapılandırmasını istiyordu.

Bu iş için neden Değerli’ye gitmişti, onu nerden bulmuştu, muamma. Değerli, kendilerini bir arkadaşının tanıştırdığını söylüyor ama o arkadaşının ismini vermek istemiyor.

Sonuç itibariyle Yalçın Çevikel ile anlaşan Mehmet Değerli, bu işi kovalamaya başladı.

Normalde PR ve halkla ilişkiler işi yapan Değerli, o sırada tam bir ‘batık’ işadamıydı. Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı. O yüzden Çevikel’den alacağı komisyonlar onun için çok önemliydi. Bu işe dört elle sarıldı.

Alınan bilgilere göre önce gidip konuyu Fethullah Gülen‘le görüştü.

Daha sonra işin içerisine Cemaat’in mahrem birimleri ve imamları girmeye başladı.

Amerika’dan bir mahrem imam, dönemin “Hava Kuvvetleri imamı” Adil Öksüz‘le görüştü. Öksüz de Mehmet Değerli‘yi aradı.

Kısa süre içerisinde Mustafa Özcan’dan Cevdet Türkyolu‘na kadar birçok kişi, olaya müdahil olacaktı.

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

3 YORUMLAR

  1. Ahmet Bey,
    iyi güzel de yazilariniz Brezilya dizisi gibi hic sonu gelmeyecek gibi. Bu yazi dizisi kac bölümden olusacak?

  2. Ahmet bey yazdığınız makalede tarih ve kişiler uyumlu değil nedenmi ? F4 uçaklarının modernizasyonu rahmetli Erbakan ve genelkurmay 2. Başkanı orgeneral çevik Bir zamanında yapildi.o zaman fırtına paşa yetkin değildi.
    2.Ak parti hükümet döneminde 2001 yılından sonra İsrail ile kayda değer savunma sanayi anlaşması yapmamıştır.

  3. …..Alınan bilgilere göre önce gidip konuyu Fethullah Gülen‘le görüştü……
    Ahmet bey her yazınızda bu cümleyi defalarca yazmanız lazım idi…Mustafaymış adilmiş cevdetmiş bunlar F. gülenden habersiz hiç bir Fırıldak yapamazlar.Bu kişiler olsa olsa F.gülenin elinde Fırıldak olurlar.Fırıldakcibaşını belirtmeden bu küçük Fırıldakların Fırıldaklıkları emin olun kimsenin ilgisini çekmiyor.

    Bu yüzden neden dolaylı yollardan 15 Temmuzu anlatıyorsunuz.Direk F.gülen e soru yöneltsenizya A.Öksüz kim?Ne kadar süredir tanışıyorsunuz?Neden mitçi olduğu yalanına sarıldınız?ve en önemli soru darbeden 3 gün önce çifliğinizde bu şahız ile ne konuştunuz?

    Asya finansmış ihalelermiş yolsuzlukmuş kurban kesilmemiş himmet paraları har vurup harman yapılmış gibi konuları zaten hepimiz biliyoruz.

    Mağdur ve meraklı kesimin en çok ilgisini çeken bu 15.Temmuz ihaneti Fırıldaklarını F.Gülen yapmışmı yapmamışmı gerisi teferruat ve masal.Tek soru bu ihanetin Fırıldakbaşı kim?

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz