Karargâh’ta ayak oyunları – 2

Bu bölümde size Hulusi Akar’ın bazı isimlerle ilişkilerinden söz edeceğim. 

Bu anekdotlar, Akar’ın nasıl yükseldiğine ilişkin faydalı ipuçları verecek.

Öncelikle kritik bir yazı ile başlayayım.

Dizinin, “Bir Postallı Politikacı: Türk Silahlı Fouché’si” başlıklı ikinci bölümünde, “Mesela Zekeriya Öztürk üzerinden bazı ulusalcı-Kemalist gazetecilere stratejik haberler yazdırdığı biliniyor. Yeri geldikçe bunlardan bahsedeceğim,” demiştim hatırlarsanız. İşte bu cümle eşliğinde okuyabilirsiniz bundan sonraki bazı pasajları…

Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk, 31 Mayıs 2015 tarihinde “Askerin askere yaptığına bakın…” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yani ne zaman?

YAŞ toplantılarından aşağı yukarı bir ay önce…

Ne diyordu bu yazıda, okuyalım:

“(…) Genelkurmay Başkanlığı’na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın getirilmesi bekleniyor. Akar’ın, ordu komutanlığı yapmadan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmesi eleştiriliyor ve bunun nedenleri hakkında değişik iddialar da ortaya atılıyor. Son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ‘ihbar furyası’ almış başını gidiyor. Döneme, olaya göre komuta kademesine ihbarlar ulaşıyor. ‘Balyoz’, ‘Ergenekon’ davaları ve soruşturmaları döneminde bazı komutanlar ilgileri olmamasına rağmen ‘Darbeci’, ‘Ergenekoncu’ diye ihbar ediliyordu.

Rüzgar tersine esmeye başlayınca bu kez ‘cemaatçi’ ihbarları yaygın. Bu da ‘ön kesme’ yöntemlerinden biri. Atatürkçü, çağdaş, laik komutanlar ‘cemaatçi’ diye ihbar ediliyor ve bunların önleri yalanlara dayalı olarak kesiliyorsa asıl cemaatçiler amaçlarına ulaşmış oluyor. Bu oyunlara geçmişte gelen komutanların, şimdi daha duyarlı olmaları, yapılan hataları tekrarlamamaları gerekir.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın da ‘cemaatçi’ olduğuna ilişkin haber ve yorumlar yapılıyor. Bunun bir geçmişi var. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a, ‘Hulusi Akar’ın cemaatçi olduğu ve dikkat edilmesi’ yönünde bir ihbarda bulunuluyor. Başbuğ, araştırma yaptırıyor ancak Akar’ın cemaatle en küçük bir bağı olmadığını öğreniyor. İşte, Silahlı Kuvvetler’de bu tür ihbarların daha çok ‘ön kesmeye’ dönük olduğu biliniyor. Sahte belgeler, dijital verilerle büyük darbeler indirilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde gerçekle ilgisi olmayan iddiaların gündeme getirilmesi, bu ocağa hiç yakışmıyor.”

****
Yani?

Ne anlıyoruz buradan?

Hulusi Akar cemaatten değil.

İlker Başbuğ bile araştırdı ve onun cemaatçi olmadığını tespit etti. Hatta ‘en küçük bağı’ bile yokmuş.

Sakın ihbarlara kanmayın. Oyuna gelmeyin. Gönül huzuru içinde Hulusi Paşa’nın genelkurmay başkanlığını onaylayabilirsiniz.

Yeter mi?

Yetmez.

Yazının tam burasında bir ara başlık var: “Eşi ve kızı türbanlı”

Peki ne yazıyor devamında? 

Okumaya devam edelim: “Eşinin, kızının türbanlı olduğu öne sürülüyor. Bunları öğrenmek zor değil. Diyetisyen Şule Akar’ın başı kapalı değil. Kadın-doğum doktoru olan kızı Serra’nın başının kapalı olduğu yazılıyor, söyleniyor. Bu da doğru değil. O zaman sırada oğlu kalıyor. Baba Hulusi Akar’ın, ağırlığını koyup oğlu Selim Akar’ı ASELSAN’a yerleştirdiği yazılıyor. Merak ediyorsunuz. Ancak bu da doğru değil. Selim Akar’ın yurtdışında bir bankada çalıştığını öğreniyorum. Sade, gösterişten uzak bir yaşamları var. Hulusi Akar’ın eski model bir BMW marka otomobili var. Resmi görevleri dışında resmî araç kullanmamayı prensip edinmiş. Akar’ın Harp Akademileri Komutanlığı döneminde, eşinin gideceği yere daha çok belediye otobüsleriyle gittiği de bilinir.”

****

Bir PR yazısı gibi adeta.

AKP’lilere dönük mesajlar da var. Eşi ve kızının başörtülü olmadığına cevap veriyor ama zihinlerde kalan şey, aslında Hulusi Akar’la ilgili algının bu şekilde olduğu…

Ki yazının devamında Akar’ın Muzaffer Tekin’i ölüm döşeğinde ziyareti de var. Bundan daha önceki bölümlerde bahsetmiştim. 

Muzaffer Tekin ziyareti demişken…

Yazılmamış bir anekdot paylaşayım…

Çevresinden birileri Hulusi  Akar’a bu ziyareti yapmaması tavsiyesinde bulunur. “Adınız Ergenekoncu’ya çıkar,” derler. Ancak Akar ziyarette kararladır. Beraberinde Emekli Tümgeneral Zekeriya Öztürk de vardır. Yazı dizisinin birinci bölümünde bahsettiğim Öztürk, 2010 yılında Balyoz operasyonunda gözaltına alınıp serbest kalmış bir generaldir. Aynı zamanda Ergenekon’dan tutuklanmış olan Emekli Astsubay Mahmut Öztürk’ün de ağabeyidir. Mahmut Öztürk, Muzaffer Tekin’in arandığı dönemde intihar girişiminde bulunduğu villanın sahibidir. İşte o Zekeriya Öztürk’le birlikte ölümünden kısa bir süre önce Muzaffer Tekin’i hastanede ziyaret eder Hulusi Akar. Öztürk burada bir kaç kare fotoğraf çeker. Akar’ın maiyetinden birileri “Lütfen görüntü almayın efendim,” diye araya girince Zekeriya Öztürk’ten manalı bir cevap gelir: “Merak etmeyin, biz onu sizden daha iyi düşünürüz.”

‘O’ndan kasıt, Hulusi Akar’dır. “Sizden daha iyi korur ve kollarız” manasına gelecek şekilde söyler bunu.

“Siz”den kastının ne olduğunu ise takdirlerinize bırakıyorum…

Bu arada Akar’ın, Muzaffer Tekin dışında Dursun Çiçek’i de tahliyesinin ardından ziyaret ettiğini not düşeyim. O daha düşük profilli bir ziyaret olmuştu ve hiç bir yerde zikredilmedi.

****

 Hulusi Akar’ın yükseliş serüvenini anlatıyordum.

Bu süreçte hangi dinamikler rol oynadı, nasıl ve ne şekilde basamakları tırmandı, daha iyi anlaşılsın diye bu örneklere ihtiyaç olduğu fikrindeyim.

Demek ki Hulusi Akar, eşi ve kızı için ‘başörtülü şayiası’ çıkacak denli dindar; ama İlker Başbuğ’un dahi ikna olacağı derecede Cemaat’e uzak biriydi.

Aynı zamanda Doğu Aktulga’lardan beri bir trend haline gelen ‘mütevazı’ BMW’si dışında bir mal varlığı da yoktu. Ailesi toplu taşıma araçlarını kullanacak kadar müstağni ve yurtsever insanlardı.

Yazıda hem AKP’ye hem ulusalcı çevrelere mesajlar vardı.

Dolayısıyla Saygı Öztürk’ün bu yazısı Hulusi Akar için önemliydi.

Edindiğim bilgilere göre Akar, bu yazıdan bir iki gün önce Maltepe Askeri Lisesi’ni ve Ege Ordu Komutanlığı’nı denetleme bahanesi ile İzmir’e gitmişti. Öğleye kadar resmî programlarını icra ettikten sonra sivil olarak bir yere geçmiş ve Zekeriya Öztürk’le buluşmuştu. Ardından da bu yazı çıkmıştı. O günlerde Karargâh’ta konuşulan, iki Öztürk arasında bir temas olduğu yönündeydi. Saygı Öztürk’ün kaynağı doğrudan Hulusi Akar mıydı yoksa Zekeriya Öztürk üzerinden mi bağlantılıydı, burası biraz flu. Ancak net olan kısmı, bu yazının muazzam derecede Hulusi Akar reklamı koktuğuydu.

****

Hulusi Akar’ın çalışma yöntemlerine ilişkin bir diğer örnek, İsmail Metin Temel üzerine…

Hani 15 Temmuz’dan sonra ‘kahraman’ ilan edilen, bir konuşması sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışlayan, Erdoğan’ın da isim vererek taltif ettiği, ‘Afrin Komutanı’ İsmail Metin Temel… 

2. Ordu Komutanı iken bir gün sürpriz bir şekilde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile görevinden alınan ve son YAŞ’ta da emekli edilen İsmail Metin Temel…

Hulusi Akar’ın onu hiç sevmediği sır değil.

Rekabet halindeydiler. 

Çünkü söz gelimi Metin Temel, 2014 yılında Hulusi Akar’ı by-pass ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la direkt cep telefonundan konuşabilen bir komutandı. O sırada bunu Akar’ın kendisi dahi yapamıyordu. 

Ayrıca Temel’in eşi Ferhan Temel, Yargıtay hakimiydi. Sonradan Yargıtay üyeliğine de terfi edecekti. Bu da onu daha nüfuzlu biri haline getiriyordu.

Sonuç olarak Hulusi Akar, Temel Paşa’yı hiç sevmezdi.

İşi o kadar ileri götürmüştü ki, Bayburt Tahtköy doğumlu Metin Temel’in kökenini araştırdığı ve Ermeni asıllı olduğunu tespit ettiği dahi öne sürülüyor.

Hatta kendisine arz yapan kurmaylarına, “Verin belgesini, götürüp Davutoğlu’na vereyim,” dediğini de işittim. Ahmet Davutoğlu o zaman başbakandı. Ancak belgeyi götürüp götürmediğini henüz öğrenemedim.

****

Hiç kimsenin kökeni şahsen benim için önemli değil. Fakat Akar için önemli olduğu anlaşılıyor.

Takdir edersiniz ki Silahlı Kuvvetler’de her zaman için istismara açık bir konu olmuştur bu. Hulusi Akar’ın da bunu kullandığı iddiaları yaygın.

İsmail Metin Temel’in milliyetçi bir general olduğu biliniyor. Hatta tuğgeneralliği sırasında, devrin ‘yükselen değeri’ olarak bir ara kendini ‘Cemaatçi’ gibi göstermeye de çalıştığı ve özellikle masasının üzerinde herkesçe görülebilecek şekilde ‘Afye’ isimli bitkisel ilaçtan bulundurduğu rivayet ediliyor. Bilindiği üzere bu ilaç, bir ara Cemaat içinde çok popülerdi. Üreticisi de Cemaat’e yakın birileriydi. Bazı birimlerde yaygın olarak kullanılıyordu. Bunu bilen Metin Temel de masasının üzerinde bir kutu bulunduruyordu. Hatta iddialara göre emir subayına özellikle emir veriyor ve bu ilaçtan aldırıyordu. Yani aslında ‘ilm-i siyaset’ konusunda Hulusi Akar’dan geri kalır yanı yoktu.

****

Gelelim asıl konumuza…

Akar-Temel ikilisi arasındaki soğuk savaş, 2015 Şurası öncesi ilginç bir çatışmaya dönüştü.

Her yılın Şura çalışmaları sırasında generallere Şura listesi gönderilir. Kendilerinden, listedeki generallerle ilgili kanaatlerini yazmaları istenir. Formu doldurup adrese teslim ederler. O sırada tümgeneral rütbesi ile Kocaeli Muharebe Hizmet Destek Eğitim ve Garnizon Komutanı olan Metin Temel de bu formu doldurur. Ancak tuhaf bir şekilde bu form, arabasından çalınır ya da o kaybeder. Bu noktada net bir bilgiye sahip değilim. Fakat kesin olan, o formun kaybolduğu. 

Hulusi Akar o sırada Kara Kuvvetleri Komutanı’dır. İstese bu olayı görmezden gelebilir veya büyütmeyebilirdi. Ancak tam tersine fırsata çevirmeyi tercih etti. Hemen bir idari tahkikat heyeti kurdu. Başına da Kayserili hemşehrisi EDOK (Eğitim ve Doktrin) Komutanı Orgeneral Kamil Başoğlu’nu getirdi. 

Buradaki önemli detay şuydu: Başoğlu ve Temel devre arkadaşıydı ve birbirlerinden hiç hoşlanmıyorlardı. Aralarında husumet vardı. Hulusi Akar da bunu çok iyi biliyordu. Ve Başoğlu aynı zamanda bir yönüyle de Temel’in amiriydi. 

Tanıyanların anlatımına göre İsmail Metin Temel’de, geri kalmışlığın verdiği bir hırs ve hırçınlık vardı. Aynı devre olmalarına rağmen Başoğlu orgeneraldi ve EDOK Komutanı idi. Temel ise tümgeneraldi ve onun altında Kocaeli İl EDOK Komutanlığı yapıyordu. 

Kamil Başoğlu’nun başında bulunduğu heyet tahkikatı yaptı ve İ. Metin Temel’i suçlu bulan bir rapor hazırladı. 

Rapor, Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı’na gitti. O sırada Personel Başkanı Ömer Şevki Gençtürk’tü. Şu anda “Kara Kuvvetleri’nin Cihat Yaycı’sı” olarak anılan Gençtürk… 15 Temmuz’un en kritik isimlerinden Eski Tümgeneral Mehmet Dişli’nin yıllar önceki ev arkadaşı. 

Anlatılanlara göre Ö. Şevki Gençtürk, sabah raporu alır almaz doğrudan kuvvet komutanı Akar’a çıkarıyor. Ancak Kamil Başoğlu öğle saatlerinde makamı arayıp raporu geri çekmek istediğini söylüyor. Çünkü geç de olsa bir şeyi farketmiştir: Devre arkadaşı aleyhine suçlayıcı bir rapor hazırlamıştır ve bu duyulursa hiç hoş karşılanmayacaktır. Ayrıca Metin Temel’i de açıktan karşısına almış olacaktır.

Peki Hulusi Akar ne yapar sizce?

Şunu: Ömer Şevki Gençtürk’e, “Hayır, rapor yerinde kalacak. Metin Temel’i çağır buraya ve Kamil Başoğlu onunla ilgili ne rapor vermiş, görsün!” der.

Nitekim öyle olur.

Artık Metin Temel’in gözünde, baş düşman Kamil Başoğlu’dur. Bu olayı büyüten ve idari tahkikat raporu hazırlatan Hulusi Akar ise aradan sıyrılmıştır. 

Çünkü Akar, etrafına Kamil Başoğlu’nun da Kayseri Ermenilerinden olduğunu anlatan ve bundan dolayı ikisini birbirine vurdurmakla övünen tipik bir kafaydı.

Sanırım İsmail Metin Temel’in 2.Ordu Komutanı iken ve herkes tarafından daha da yükselmesi beklenirken bir gece yarısı neden tasfiye edildiğini daha iyi anlamışsınızdır.

****

Bir de Abdullah Atay olayı var. 

2014 yılında Jandarma Genel Komutanı Servet Yörük’ün de emekli edilmesiyle beraber artık Hulusi Akar’ın önü tamamen açılmıştı. Bir yıl sonra Genelkurmay Başkanı olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu.

Tek engel Abdullah Atay’dı.

Daha doğrusu Hulusi Akar öyle vehmediyordu. İçi tam rahat değildi.

Orgeneral Atay, 2014 YAŞ’ında Yörük’ün yerine Jandarma Genel Komutanı olmuştu. O da Akar gibi 2011 yılında orgeneralliğe terfi etmiş ve Ege Ordu Komutanlığı yapmış bir isimdi.

Belki jandarmada bir yıl görev yaptıktan sonra Genelkurmay Başkanı olmasını kimse beklemiyordu. Ya da buna pek ihtimal verilmiyordu.

Ancak Atay’ın hükümetle ilişkilerinin iyi olduğu, 2015’te emekli edilmeyip görev süresinin bir yıl daha uzatılacağı ve YAŞ’a Hulusi Akar’la birlikte sokulacakları söylentilerinin başlaması Hulusi Akar’ı huzursuz ediyordu. Tayyip Erdoğan gibi, bu tip adamlar işlerini asla şansa bırakmazlar. En ince detayına kadar hesap yapar ve küçük bile olsa riski küçümsemezler, büyümeden bertaraf etmek isterler.

O yüzden Hulusi Akar’ın, aylarca Abdullah Atay’la yatıp kalktığı söyleniyor. Burada bulduğu çarelerden biri yine ‘köken avcılığı’dır. 

Çorum merkeze bağlı Büyükdivan köyünden olan Atay’ın Alevi olduğunu ortaya atan Akar, bu söylentiyi yaymak için kanallarını kullanır. 

Atay’ın mezhebi kendisine arzedildiğinde bir yurtdışı seyahat için uçaktadır. “Ben bunu Hakan Fidan’la bir görüşeyim,” der. 

Tıpkı İsmail Metin Temel’in kökeni ile ilgili iddiayı hemen Başbakan Davutoğlu’na ulaştırmayı düşündüğü gibi…

Burada kritik olan bir diğer nokta şurası: Emekli Tümgeneral Zekeriya Öztürk de Alevi olmasına rağmen onunla yakın arkadaş olan Hulusi Akar, söz konusu terfi olduğunda Abdullah Atay’ın kökenini mesele yapmış ve bunu MİT Müsteşarı’na taşıma kararı almıştır. Çünkü bunu Fidan’a taşıyınca konunun nerelere gideceğini iyi hesap etmektedir.

****

Çünkü Hulusi Akar için önemli olan amaçtır.

Amaca giden yolda böylesine düşük yollara tevessül edebilmesi, bizi bunu söylemeye mecbur ediyor.

Akar için vefa diye bir şey yoktur.

Eski Tümgeneral Mehmet Dişli, onu ‘aileden biri gibi’ görmesine, yaklaşık 20 yıldır onu gölge gibi takip etmesine, Erdoğan’ın en yakın danışmanlarından olan ağabeyi Şaban Dişli üzerinden onun Genelkurmay Başkanı olması için sürekli kulis yapmasına ve nerdeyse takıntı derecesinde ona bağlı olmasına rağmen Hulusi Akar tarafından kolayca harcanmıştır. Akar için hedefe giden yolda sadece bir zayiattan ibarettir.

2002 yılında onu Kara Harp Okulu Komutanı yapan ve önünü açan Hilmi Özkök’e muamelesi de çok şey anlatır.

Ben de öğrendiğim zaman şaşırmıştım.

2015 yılıdır. YAŞ’a henüz bir ay vardır. İzmir Maltepe Askeri Lisesi mezuniyet törenindedirler. Davetlilerden biri de Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’tür. Akar ise o sırada Kara Kuvvetleri Komutanı’dır. Korkusundan Hilmi Özkök’le yan yana görünmemek için elinden geleni yapar. Özkök onunla konuşmaya çalışır ama Akar dönüp tek kelime dahi etmez. Yüzüne bile bakmaz. 

Bu manzara, törende bulunan çoğu kişinin dikkatini çeker.

Tipik bir Hulusi Akar’dır.

Bu noktalara da bu sayede gelebilmiştir.

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz