AK’ar: Orduyu AKP’ye bağlayan bir AKgeneral

“Bundan neredeyse iki sene önce Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında, sivillerle birlikte otel lobisindeki bir masada kahkahalar atan, yine onlar gibi sivil giyimli, dikkat çeken bir isim olarak öne çıkmıştı.”

  Burada, ‘sivillerin içinde’, adeta onlar kadar ‘sivil’ olarak ‘dikkat çeken’ isim, elbette ki Hulusi Akar’dan başkası değildi.

Cümleler, Gazeteci Metehan Demir’e ait. 

2013 yılında, Akar’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olmasından hemen bir gün sonra kaleme alınmış bir Haber-Portre’nin satırları arasında…

O sırada Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olan Metehan Demir, 4 Ağustos 2013 tarihli yazısına, “‘Seri Paşa’ Hulusi Akar” başlığını atmıştı. Girişte kullandığım cümleler, bu yazının spotunda yer alıyordu. 

Yazıda, asıl dikkat çeken yerler, Akar’ın ‘sivilliğine’ vurgu yapan bölümlerdi. Örneğin, “Bir süreden beri yeni bir konseptin de yaratıcılarından. O da ‘Sivil gibi düşünüp asker gibi hareket etme’ prensibi. Bunu da sürekli empati uygulayarak kendini hem asker hem sivillerin yerine koyarak sorunların çözümünde bir formül olarak uyguluyor,” deniyordu. 

2 sene sonra, Akar’ın Genelkurmay Başkanı olmasının ardından yine Hürriyet’te yayımlanan bir Haber-Portre’nin başlığı, “Sivil görünümlü pragmatik paşa: Hulusi Akar” şeklinde olacaktı.

****

Bu yazı dizisini baştan beri takip edenler bilecektir, Metehan Demir’in ‘sivil’ imasından biraz farklı olarak ben de Akar için ‘postallı politikacı’, ‘üniformalı siyasetçi’ gibi yakıştırmalarda bulunuyorum. Bir yazıda, diğer siyasetçilerden farkını, “politikayı 45 sene ‘haki’ ile yapıp, 65’inden sonra ‘laci’ ile yapmaya başlaması…” şeklinde tarif etmiştim.

Hulusi Akar, kendisi siyasete girmekle kalmadı; bütün bir orduyu siyasete soktu. 

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, ‘AKP Silahlı Kuvvetleri’ yapan adam” mı demeliyiz? 

Ya da ‘AKP Askerlik Kolları’ gibi bir şey…

Mübalağa mı olur?

Belki henüz değildir o kadar.

Amma kesin olan şu ki; Hulusi AK’ar, hep AK’ar.

Orgenerallikten sonra “Akgeneralliğe” terfi (!) etti. 

Bunun için az taviz vermedi.

Bir zamanların iyi içen Hulusi Akar’ı mesela, Harp Okulu Komutanı iken iç bahçeye içki masası kuran Hulusi Akar’ı, 2010 sonrası büyükelçilerin olduğu davetlerde bile ağzına içki koymamaya başladı. 

Hangisi gerçek Hulusi Akar’dı, bilmiyoruz.

Ama asıl taviz içkisi, seçkisi değildi tabii… 

Hani Eşkiya’da Berfo Ağa’ya ait “Sen Keje için en yakın arkadaşını satabilir miydin ha? Aşkın için en yakın arkadaşına ihanet edebilir miydin?” gibi bir replik var ya; asıl tavizi burada aramak daha doğru olabilir.

Akar da ‘kendi Keje’sine’ böyle kavuşmuştu çünkü.

****

Silah arkadaşlarını sık sık,  “Arkadaşlar biz cemaatçi değiliz, AKP’li değiliz, Ergenekoncu, Balyozcu değiliz,” diye uyardığı söyleniyor.

Ama uygulama biraz farklı oldu. Hepsi birden oldu Hulusi Akar.

Hem mesafeliymiş gibi yaptı hem de arka kapıdan her türlü dalkavukluğa girişti. 

Manevraları askerlikten çok siyasetin sahasına giren kıvraklıklarla doluydu.

Abdullah Gül onu hep destekledi, Genelkurmay Başkanı olması için kulis yaptı ama o, Erdoğan’a daha fazla yanaşabilmek için yeri geldi Gül’e bile mesafe koydu. Hatta Erdoğan’a karşı muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olmasın diye Gül’ün bahçesine askerî helikopterle iniş bile yaptı. 

Yeri gelmişken ona da değinelim…

O “ziyaret”, askerî ve siyasi terbiye ile bağdaşmayan, daha çok mafya raconlarına benzeyen bir gözdağıydı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı olarak, Saray’ın Sözcüsü İbrahim Kalın’la birlikte askerî helikopterle eski bir Cumhurbaşkanı’nı konutunda ziyaret etmesi, Afrika veya Latin Amerika diktatörlüklerinde görülebilecek bir manzaraydı. Ciddi bir nezaketsizlikti.

Normal şartlarda o bölgeye helikopterle gitse bile Ayazağa’daki 3. Kolordu’ya inmesi gerekirdi. Kolordu’nun, Abdullah Gül’ün yaşadığı köşke mesafesi 20 dakika. 

Hulusi Akar, protokol kurallarını ve inceliklerini bilmeyen biri de değil. 28 Şubat sürecinde, dönemin Genelkurmay Başkanı merhum İsmail Hakkı Karadayı’nın Özel Kalem Müdürü idi. 

Demek oradan ‘protokol inceliklerini’ değil, ‘siyasete müdahale’ genlerini almış.

Daha önceki bir bölümde, ziyaretine gelecek bir misafirin içeceği çorba için bile 45 dakika mesai ayıran bir komutan olduğunu yazmıştım. Hatta kuvvet komutanlığı döneminde NATO’dan gelecek bir heyetin öğle yemeği için 2 buçuk saat kafa yorduğu dahi konuşuluyor.

Yani bu tür protokol işlerini gayet iyi bilir kendisi.

Cumhurbaşkanlığı gibi, Genelkurmay Başkanlığı gibi makamlarda her bir adımın, her bir tavrın, her kelimenin çok büyük anlamları vardır.

Eski bir Cumhurbaşkanı’nın kapısının önüne askeri helikopterle inilmeyeceğini bilmeyecek kadar usul erkan ağlatacak bir nadan değil.

Onun için “Protokolün üst üste 4 tane kitabını yazar,” deniyor.

Fakat o ziyaret, baştan sona mesajlarla dolu bir ziyaretti.

Sıradan bir hadise değildi.

****

Hulusi Akar için şaşırtıcı değildi gerçi.

Yine daha önceki bir bölümde, Erdoğan’ın gözüne nasıl girdiğini anlatmıştım. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in GATA’da tedavi görmesini fırsat bilerek askeri arazileri hükümete devretmek üzere bir dosya hazırlamış ve o dosya ile gizlice Erdoğan’a gitmişti.

Fırsatçıydı.

Başbakanlık binasından ayrılırken son derece neşeliydi. Çünkü çevirdiği numara, karşılık bulmuştu.

Böyle böyle yükseliyordu tepeye.

Böyle böyle peşkeş çekiyordu orduyu siyasete.

****

Eski başdanışmanı Orhan Yıkılkan da 15 Temmuz çatı davasındaki savunmasında, o döneme dair ilginç bilgiler paylaşıyor. Hulusi Akar’ın nasıl siyasi oyunlar çevirdiğini anlamak için kesinlikle önemli ipuçları barındırıyor: “2013 Mart’ında benzer bir görüşme için Hulusi Akar da çağrıldı. Bir akşam Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan aradı, Başbakan Erdoğan’ın yarın sabah beklediğini söyledi. Akar o zaman 2. Başkan. ‘Sizin çağırmanız lazım. Bizim gizlice gelmemiz usulen uygun değil. Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi olması lazım’ dedim. TSK’nın siyasallaşmaması için böyle bir teamül oluşmuştu. ‘Böl, parçala, yönet’, TSK’nın siyasete girmesi demekti. Hasan Doğan, ‘Hayır aramayacağım, siz gelin’ dedi. Akar’a aktardım. Meyyaldi. Şöyle bir formül bulduk: Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’yı çağırdık, Başbakan ne soracaksa onun üzerinden cevap verelim dedik. Konu, çözüm süreciydi. Ön planda Muhammet Dervişoğlu, arka planda Efkan Ala, Hakan Fidan, Yalçın Akdoğan vardı. Başbakan arada bir yerdeydi. En karşı çıkan Necdet Özel’di. Özellikle Fidan ve Ala’ya gösterdiği tepkinin haddi hesabı yoktu. Yaklaşım, Necdet Özel’in devreden çıkarılmasıydı. Başbakan’ın konuşmak istediği buydu.” 

****

Yani AKP, TSK içerisinde ‘böl, parçala, yönet’ taktiği kullanıyordu.

Bunun için komutanlar arasında nifak çıkarmaya çalışıyor, onları birbirine kırdırmak istiyordu. Komutanların terfi hesapları ve hayalleri istismar ediliyor, zaafları kaşınıyordu. 

Konuya göre, ilgili komutanlardan biri by-pass edilerek bir başkası teamüller hilafına öne çıkarılıyor ve siyaseten taltif ediliyordu.

Askeri tamamen siyasetin güdümü altına sokacak resmî protokol dışı davet ya da dayatmalarda bulunuluyordu.

Genelkurmay Başkanı, bizzat 2. Başkanına çiğnetiliyordu.

Tabi bunun için teşne bir Hulusi Akar vardı.

Meyyaldi.

TSK’nın siyasallaştırılmaması için oluşturulmuş teamüller, iktidar partisi tarafından bizzat Genelkurmay 2. Başkanı’na çiğnetiliyordu.

****

Bu hikayede AKP’nin ‘böl-parçala-yönet’ taktiğinin bir ipucu daha var.

O da Abidin Ünal’a ilişkin.

Orhan Yıkılkan, savunmasında, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın, 15 Temmuz’dan bir kaç ay önce gizlice Saray’a gidip Erdoğan’la görüşmeler yaptığı iddiasını ortaya atmıştı. Bu iddiaya göre Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, Abidin Ünal’ı takip etmiş ve Hulusi Akar’ı haberdar etmişti. 

Orhan Yıkılkan, mahkemedeki ifadesinde şunları söyledi: “İşte Abidin Ünal görüşmesinden Akar, aynı mesajı almış oldu. Kendisinin değiştirilmesine yönelik bir adım olarak algıladı. Şimdi filler arasında olanları anlatıyorum. O zaman Abdullah Gül vesaire arkadaşlıklarını bilmiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmail Metin Temel, Kenan Kenan, Cihat Yaycı gibi isimlerle teamül, emir ve komuta dışında temasları vardı. Cumhurbaşkanı’nın emekli bir askeri başdanışman görevlendireceği söylendi. Güven bunalımı vardı. Bir de Abidin Ünal’ın Dışişleri’ndeki oğlu, ‘Babam ilk havacı Genelkurmay Başkanı olacak’ diyor. Bunlar üst üste geldi. Akar, çok ciddi bir hayal kırıklığı içindeydi, ‘Niye hala bana güvenmiyor?’ dedi. 2014’ten beri Cumhurbaşkanı ve Başbakan nezdinde üzerinde FETÖ’cü yaftası vardı. Abdullah Gül tasfiye olmuştu. Davutoğlu’nun tasfiye emareleri belirmişti. Hakan Fidan sallantıdaydı. Şikayeti, ‘Sıra bana geliyor’du.”

Evet, bir ara cidden bir yerlerde “Abidin Ünal, Genelkurmay Başkanı olacak. İlk havacı Genelkurmay Başkanı geliyor,” yaygarasının koparıldığı doğru.

AKP içinde de bu ihtimalin yüksek sesle dillendirildiğini söyleyebilirim.

Peki böyle bir ihtimal var mıydı gerçekten?

Hayır, yoktu.

AKP taktik olarak bu söylentiyi çıkarmış ve bilerek yaymıştı.

Bunu, iki komutana karşı kullanıyordu.

Bu sayede hem Abidin Ünal’ı kontrol altında tutuyor hem de Hulusi Akar’ı daha çok tavize zorluyordu.

İkisinin de hırslarını iyi yönetiyorlardı.

****

Bir yandan Abidin Ünal’ı takip ettiren Hulusi Akar, dışarıya karşı sanki ‘askeriyenin siyasileşmesine muhalifmiş’ ve ‘Erdoğan’a karşı mesafeliymiş’ gibi bir görüntü veriyordu.

Oysa burada asıl yanlış bulduğu şey, Abidin Ünal’ın kendisini aşarak Cumhurbaşkanı ile gizli görüşmeler yapması değildi. “Neden ben değil de, o?” duygusuna ve kıskançlığına kapılmıştı. Erdoğan’ın kendisi yerine Ünal’ı tercih etmesi Akar’ı çıldırtıyordu. “Eğer biri Cumhurbaşkanı ile görüşecekse o ben olmalıyım,” zihniyetindeydi.

Siyasetle güçlü ilişkileri olan her askerden korkardı Hulusi Akar. Daha önceki bir bölümde İsmail Metin Temel örneği vermiştim. Bir diğer örnek, Ali Doğan İnce. Akar’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde İnce de Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanı‘ydı. Akar, onun dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile sık sık görüşmesinden rahatsız oluyordu ama bir şey diyemiyordu. Çünkü İnce, TSK içindeki en sağlam ‘Cemaatçi’ olarak bilinmesine rağmen Davutoğlu’na çarşaf çarşaf Cemaatçi subay listeleri taşıyordu.

Belki Hulusi Akar’ın böyle bir hengâmede, “Erdoğan neden bana bir türlü güvenmiyor?” görüntüsü vermesi de taktikti. Etrafındaki bazı askerleri buna inandırdı. 

Neticeye bakarsak bu da yabana atılmayacak bir görüş.

Böyle böyle emrindeki askerleri ve silah arkadaşlarını tuzakladı.

****

Ergenekon sanıklarından Prof. Yalçın Küçük, onun için “Akar akar, orduları yıkar” demişti.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz; ama dediği doğru çıktı.

Su uyudu, Hulusi AK’tı.

Kendi elleri ile kendi ordusunun başına çuval geçiren kumandan o!

Kendi birliklerine pusu atan, silah arkadaşlarına tuzaklama yapan komutan!

Selefi Necdet Özel’in, emekli olurken karargâhına, “Ben gidiyorum ama beni çok ararsınız,” dediği rivayet edilir.

Çünkü gidişatı görmüştü.

Hulusi Akar’ın siyasi iktidarla nasıl içli dışlı olduğunu, sürekli ‘sınır ihlali’ yaptığını, Saray’la angajmanlara girdiğini biliyordu. “Hulusi’nin gelişi yanlış. Böyle giderse milleti (askerleri) parti binalarından toplarız,” ikazını yapmıştı. 

AKar’ın teamüllere aykırı terfilerini kastediyordu. 

Bütün bunlar, orduya siyasetin girmesi nedeni ile olmuştu.

****

Nitekim o da haklı çıktı.

Hulusi AK’tı, koktu, koskoca orduyu yıktı.

Adem Huduti, Ümit Dündar ve İsmail Serdar Savaş gibi orgenerallere dahi fütursuzca fırça atarken o zaman Erdoğan’ın danışmanı olan Mustafa Varank’a bile yaltaklanarak çanta muhabbeti yaptığı anlatılır. 

Hakan Fidan’ın peşinden ayrılmadığını ve Ömer Çelik’le bir kahve içmek için aylarca randevu peşinde koştuğunu da yazmıştım.

Milli Savunma Bakanı olunca Silahlı Kuvvetler’i tamamen bakanlık teşkilatına, kışlaları da bakanlık ek hizmet binalarına çevirdi. 

****

Daha Genelkurmay Başkanı olur olmaz başlamıştı bu süreç.

YAŞ kararları ilk kez 2015 yılında, yani onun Genelkurmay Başkanı olması ile beraber Cumhurbaşkanlığı’nca açıklanmaya başlanmıştı. Önceki yıllarda kararlar Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden duyurulurdu.

2016 yılında TSK tarihinde bir ilke imza atarak Genelkurmay Başkanı sıfatı ile bir siyasinin çocuğunun düğününde nikah şahidi de oldu. Bir Kobra helikopterinin vurulması sonrası 8 askerin şehit olduğu gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ile Selçuk Bayraktar‘ın nikah şahitliğini yaptı.

****

Onun döneminde askeri kurallar, teamüller, gelenekler yerle bir oldu.

Eski bir takım alışkanlıklar ve uygulamalar çok matah bir şey olduğundan değil ama orduyu büsbütün Hababam Sınıfı’na çevirmek değildi çözüm. 

Bir orduyu cuntalardan arındırmak başka bir şeydir, tamamen çökertmek başka bir şeydir.

Anti-demokratik zihniyetten kurtarmak başka bir şeydir, tümden yıkmak farklı bir şey. 

Siyasete saygılı olmak başka bir şeydir, siyasilerin çantacılığını yapmak ayrı bir şey.

Reforme etmek başka bir şeydir, deforme etmek bambaşka bir şey… 

****

Son Yüksek Askeri Şura’ya bakalım, Hababam Sınıfı benzetmesinin insafsızlık olmadığını göreceksiniz.

Daha önce günlerce süren YAŞ toplantısı sadece ve sadece 45 dakika içinde başladı ve bitti.

“Girdisi-çıktısı” zaten 45 dakika.

Sadece selamlama faslı sürer bir çeyrek saat.

Demek ki kararların hepsi önceden alınmıştı.

Kim almıştı?

Siyasi irade.

Kim mi o “siyasi irade”? Hani sivillerin arasında kahkahalar atan bir sivil dikkat çekiyordu ya bir kaç yıl önce; biri o işte.

Hulusi Akar, Milli Savunma Bakanı olarak hazır listelerle gelmişti.

Dostlar alışverişte görsün kabilinden bir YAŞ toplanmıştı.

Komutanlara hiç sorulmadan, onlara bilgi dahi verilmeden emeklilik kararları verilmişti. Bunların bazıları, kendi komutanlarınca terfi ettiği açıklanan, yeni görevi tebliğ edilmiş ve bundan dolayı tebrik edilmiş komutanlardı. 

Bu şekilde boşa düşürülenler arasında kuvvet komutanları dahi vardı. Hepsi de hükmünü kaybetmişti. Bayındırlık il müdürlerinden farkları kalmamıştı. 

TSK tayin, terfi ve emekliliklerinde kararname ile kararlar alınıyordu artık.

İl jandarma komutanı, bakanlık kararnamesi ile emekli ediliyordu. 

Yeni görevine atandığı gün kararname ile görevden alınanlar görüyoruz.

Komutanlıkların planları ile siyasi iradenin tercihleri çakışıyor. Komutanlık tarafından bir göreve getirilen bir subay, çok kısa süre içerisinde iktidar tarafından bir kararname ile tasfiye ediliyor. 

****

Hulusi AK’ıyor.

Ordular yıkıyor, yeni ordular kuruyor.

Mesela son YAŞ’la beraber 624 albay ihraç edildi.

Yakın tarihte ‘EMİNSU Olayı’ olarak bilinen ‘Emekli İnkilap Subayları’ hadisesini bilirsiniz. 

27 Mayıs darbesinin ardından çıkarılan bir kanunla geniş çaplı bir tasfiyeye girişilmişti. 4-5 ay içinde 235 general ve 5 binin üzerinde subay emekli edilmişti.

Tasfiye edilen subaylar ‘Emekli İnkilap Subayları Derneği’ isminde bir dernek kurdular. Bu derneğin kısaltmasından dolayı ‘Eminsular’ olarak anıldılar.

Bu son 624 albay tasfiyesi ise doğru dürüst haber bile olmadı. 

Artık askeri atamaların AKP teşkilatlarında konuşulur olduğu, terfi isteyen TSK mensuplarının AKP binalarında ‘hamili kart’ peşinde koştuğu, il-ilçe jandarma komutanlarının AKP teşkilat mensupları ile fotoğraflar çektirip sosyal medyaya koyduğu bir dönemde, üç beş kişi hariç kimse konuşmadı bile bu büyük olayı.

****

Vur deyince öldürdüler!

Nasıl bir ordu kaldı geriye?

Yarısı ‘terörist’ diye içeride yatan, geri kalanlarla uçak bile kaldıramayan, yürüyüş kollarında da tam bir şarlatan…

Nedense bugün olup biten bir çok şey bana, çöküş dönemini anımsatıyor.

Bir imparatorluğun çöküş günlerini…

Ordunun alabildiğine siyasete battığı, hizipleştiği, paramparça olduğu İttihat-Terakki ve Meşrutiyet günlerini…

Tarih sanki tersten yazılıyor.

Bir asır sonra, sırf rövanşist duygular ve popülist bir fetihçi anlayışla sanki o güne geri dönülüyor ve suyun akışı tersine çevriliyor. 

Burayı, yazı dizisinin son bölümünde daha da açmaya çalışacağım.

O devrin en tartışmalı siyasi kişilerinden Prens Sabahattin, “Eski İtalya’yı baştan başa barbarlara çiğneten, cihangir Roma’yı kahreyleyen, askerin kâmilen politikacılığa dökülmesi olmuştu,” diye yazar.

Hoş, ondan sonra ordumuz siyasetin dışına hiç çıkmadı ama Fatih Rıfkı, Çankaya’sında İttihat ve Terakki yıllarını eleştirirken, “Politika ile uğraşan ordunun, bir despotluğu yıkmakta ve milleti hürriyete kavuşturmakta samimi bile olsa, nihayet hürriyet rejimini diktatörlüğe sürükleyip götüreceğine sanki tarihin ihtiyacı varmış gibi bir misal de biz hazırlıyorduk,” diyor. 

Yüzyıl sonra, sırf bazı ham ergen hülyalar uğruna, sanki tarihin ihtiyacı varmış gibi, yeni bir diktatörlük macerasına daha sürükleniyoruz.

Sürükleniyoruz; zira su uyusa bile ‘Seri Paşa‘, seri bir şekilde AK‘ıyor…

Sivilleriyle, siviller arasında ve kahkahalarıyla…

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

3 YORUMLAR

  1. Ben bir soru soracağım sayın Dönmez,
    bu yazı dizisi diğerlerine nazaran çok sarsıcı. Yani 15 Temmuz ve ardındaki senaryonun tüm kilidini açan anahtarlarını barındıryor. Çünkü 3te 1 ‘in neraya adım attığını gösteriyor.
    Sorum tam olarak şu: Biz neredeyiz? Cemaat değil. Biz. Belli ki cemaat de ülke yönetiminde olmak için hamle yapmış ama bu opersayon cemaat adı altında hepimize çekilmiş. analar, bacılar , evlatlar yani tüm Türkiye. Evet Bir Erdoğan aşkıyla bilmeyen anlamayan çok adam var ama Erdoğanı sevmeyen de bi dolu adam da var. Bu bilgileriniz sadece gazetecilik mi kalacak yoksa bir hukuk işlemine tabi olacak mı? Bunu anlayıp birliktelik için kim var? Akar Erdoğan’a kişisel menfaatiyle bağlanmış bir asalak ise Erdoğan yıkıldıktan sonra atacağı adım ben zaten onu yıkan adamım resmi verecek demektir. Bunu bu milletin yememesi için ne yapılır? Ne yapılmalı? Cemaat dışındakilerle cemaatin birlikteliği olmazsa ne demokrasi olur ne de hak davası. Cemaat belki de en büyük hatayı kendinden olmayanı öteleyerek yaptı. Hep biriz demedi. AkParti logosu bunu yapmasa bile bunu beyinlere işlediği için insanların teveccühünü aldı. Belki de bu mesele de kanallar bulup insanları sarmalamanın zamanı geldi…
    Elinizdeki belgeler ve bilgilerle neden hukuk kapılarının açılması için bir platform oluşturmuyorsnuz. Mesela Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerine topluca Bizzat Erdoğan, Hulusi Akar ve Hakan Fidan davaları açılmıyor. Bağlantılı kişilere topluca davalar açılmıyor. Beklemek neye yarar ki. Mağdur olmak zordur ama boş boş beklemek asıl o yanlış…

    • Güzel düşünce de… hangi AİHM. Şu Başkanı geçen türk kadın hakim – ki babası eski akp milletvekili olan- için Türkiye’ye geldiği iddia edilen mi hatta gelip de Mardin’de bu rejimin atadığı kayyum ile görüşen yüzlerce akademisyeni KHK ile ihraç edilen İstanbul üniversitesi nde konuşan..
      Şu an tüm emperyalist güçler bastakinden ne koparirsalar kardir anlayışı ile rejim kullanışlı aptallık makamında. Ne de olsa ahmAK diyebilirsiniz demişti Ağa babalarından biri. Ne olcak bir AKar mi zorunuza gidiyor. Balyalarla para 17/25 de ortaya cikmadi mi. Şimdi yine Zarrab ve adamı milyonlarca doları dağıttığı iddiaları ortada. Ülke parsel parsel satilmad mi. Eğitim adım adım çökmesi mi. Halkın bilmem neresine koyacak herif dediğini yapmadı mı hatta yapmaya devam ederek maskeli Beşlerde değil mi. Daha niceleri… Bir tek AKar mi zorunuza gitti..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz