‘Sezai’ Olayı – 3 (Aslında ne oldu?) 

Şu ana kadar bu konuyla ilgili ihtimalleri ve karşıt görüşleri masaya yatırdık. Bu bölümde ben kendi kanaatimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir kere şuradan başlayalım: 15 Temmuz’dan sonra muhtemel sancı bölgesinin cezaevleri olacağı netti. 

15 Temmuz, tarihin gördüğü en büyük komplolardan biriydi. 

Çok büyük bir tuzak kurulmuş; cemaat, hırsları aklının önüne geçmiş ve devletin engin birikimi karşısında entelektüel derinliği leğen boyunu geçmeyen bazı adamların hamâkati, bazılarının da planlı ihaneti neticesinde çok kolay bir şekilde bu oyuna düşmüştü.

Fakat oyunu kuranlar için bu kadarının yeterli olmasını beklemek biraz saflık olacaktı. Çünkü tezgah başarılı olmuş, binlerce insan hapse tıkılmıştı ama bu adamlar hala canlıydı. Ve onlar hayatta olduğu müddetçe de birilerine rahat yüzü yoktu. 

Peker’ler cezaevlerini basıp tutukluları bayrak direklerine asmaktan söz ederken Önkibar’lar, cemaatten nihai kurtulma formulü olarak Osmanlı’daki gibi Hurufileri diri diri yakma tarifleri veriyordu.

Hatırlayalım o günleri, daha çok olmadı.

****

Zaten ilginç bir şekilde cezaevlerinde isyan çıkartılacağı iddiası, 15 Temmuz’un hemen ertesinde tedavüle sokulmuştu bile.

Misal, 15 Temmuz’u önceden haber vermekle övünen Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, 25 Eylül 2016 tarihinde Yeni Şafak’a verdiği, “2. Darbe Uyarısı”başlıklı manşet röportajda, “Cezaevlerinde de çok büyük isyanlar başlayacak. Bunu cezaevindeki FETÖ’cülerin gardiyanlarla, oradaki jandarma personelleriyle konuşmalarından görebilir yetkililer.”demişti. Yeni Şafak’ın birinci sayfasındaki başlıklardan biri “Cezaevlerinde isyan çıkacak”şeklindeydi.

O tarihten sonra cemaat içerisinde, “İsyan çıktı süsü verip cezaevlerini basacak ve tutukluları infaz edecekler”korkusu başladı. Ergenekon ve AKP cephesinin bu tür öncü açıklamalarla altyapıyı hazırladığı endişesi baş göstermişti. 

Belirli aralıklarla bu endişenin dozajı artıyor veya eksiliyordu.

Mesela cemaat sempatizanlarının kaldığı koğuşlara adi suçluların yerleştirilmeye başlandığı dönemde tedirginlik tavan yaptı.

Kezâ Özel Harekat polislerinin yerleştirildiği, gardiyanların değiştirilip yerlerine yeni ve daha sert gardiyanların alındığı yerlerde de endişe çoğaldı.

Değerli meslek büyüğüm, ağabeyim, dostum Tuncer Çetinkaya’nın da yazdığı gibibir çok cezaevinde bu tedirginlik hızla yayılıyordu. Tutuklular ve aileleri arasında bu tüyler ürpertici şayia, “Aman ha, kapıları açsalar bile sakın dışarı adımınızı atmayın!”tembihleri ile dile geliyor ve dualarla atlatılmaya çalışılıyordu.

Bu konu Türkiye’deki siyaset ve medya kulislerinde uzun süre konuşuldu. 

Örneğin 15 Temmuz’u önceden haber aldığı söylenen isimlerden dönemin Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Şubat 2017’de CNN Türk ekranlarında, “FETÖ’cüler hapishanelerde isyan çıkaracak.”diyordu.

****

Fakat akıl almaz bir şekilde, aynı mevzu cemaatin bazı mahrem bölgelerinde de dillendirilmeye başlandı.

On yıllardır sistem hep bu şekilde çalışmıştır. Bütün darbeler ve büyük provokasyonlar öncesi sağlanan en temel gereç, kamuoyunun hazırlanmasıdır.

Psikolojik harp unsurları bunun için vardır.

Ve bir diğer basit kural da böylesi provokasyonlar için‘proxy ayarlarınızın’daima güncelolması zorunluluğudur. Yani içeride gölgelerinizin, uzantılarınızın olması şarttır. Bunun aksi gibi bir lüks durum yok. Bunu unutun, derim.

****

Gelgelelim işin diğer boyutuna…

Bu konu medyada bu şekilde alenen işlenmesine rağmen nasıl oluyordu da cemaat içinde de birileri bu planı masaya getirebiliyordu?

Tıpkı 15 Temmuz’un bir yıl öncesinden itibaren ‘cemaatin darbe yapacağı’ dedikodusu yandaş ve ulusalcı medyada konuşuluyor olmasına rağmen cemaatin bazı ‘hususi alanlarında’ birilerinin böylesine ahmakça bir plana dört elle sarılabilmiş olması gibi…

Evet içeride belki “sızmalar” vardı ama zatından bugün dahi şüphe edilmeyen bazı sivil isimlerin de hakikaten emir-komuta zincirine “kıt’a”taşıdığı ortada.

15 Temmuz’daki hamâkat nasıl gerçekleşebilmişse birilerinin bu cinnet planına da yatırım yapabilmiş olması beni şaşırtmaz.

Hayır, Erol Mütercimler’in, “Cemaatin devlete sızdığı yalan. Asıl devlet cemaate sızmıştır.”ifşaatındaki sırra mugayir bir şey söylemiyorum.

Bu hep vardı. 

Daha sonra bununla ilgili başlıklar da açacağım.

Sözünü ettiğimiz bu olayda da bu sızmanın izlerini görmek mümkün.

Ancak cemaatin kendi doktrinasyonu ve organizasyon modelinden kaynaklı olarak devletin sızmasına hiç hacet bırakmayacak ölçüde bu tür dolduruşlara açık bir yapısının olduğu gerçeğini de göz ardı etmiyorum.

Hele hele son 3 yılda öğrendiklerimden sonra…

Gerçeklerden kopuk, romantik, bir çeşit esriklik ve ütopik hayal alemi içerisinde ‘kahramancılık’oynayanların sayısı hiç de az değil çünkü.

****

İşte söz konusu komploya “Cezaevlerinde isyan çıkarma”değil de “Arkadaşları kurtarma planı”adını takarsanız işin renginin değişmekte olduğunu görürsünüz.

Hiç kimse yola “Hadi kalkışma başlatalım. İsyan edelim. Hapishaneleri yakıp yıkalım. Kalkışma başlatalım. Ölen ölsün, ne kadar kişiyi sağ çıkarabilirsek o kadar iyi.” diye çıkmaz. 

Bu şekilde de sunmaz. Sunulmaz.

****

Peki, aslında ne oldu? Olay nedir?

Gelelim benim yorumuma: 

İddiam şu; Birileri bu türden bir planı düşündü, konuştu, tartıştı ve ‘fikir alışverişinde’ bulundu. Bir ‘beyin’ fırtınası oldu yani…

Bu net. 

Hem aldığım bazı bilgilerden hem de ortaya çıkan fotoğraftan yola çıkarak bu kanaate ulaşıyorum.

Ayrıca bu nev’iden bir iftira, hiç olmayan, hayali bir senaryo üzerinden atılamaz. Mutlaka onun günlük hayata değen, insanlara temas eden bir tarafının olması gerekir. Bu kadar kolay yalanlanabilecek, daha yatsıya kalmadan ilk akşamdan sönebilecek bir mumla Gülen’in kapısını çalmak, akıl kârı değil. Muhakkak ki ‘tutulacak’ bir tarafının olması lazım.

Zaten daha önceki bölümde de paylaştığım gibi, Gülen’e çok çok yakın olan ve ‘Sezai’müstear İ.K.’yı da korumaya alan birilerinden, “Evet, Hocamıza bunu sunanlar oldu”itirafını duymuştum.

****

Bu İ.K. mıdır, başkası mıdır bilmiyorum; ama görünen o ki bir takım mühim zevat, ‘arkadaşları’kurtarma planı üzerine ‘kafa yordu’

Bu zevat gerçekten Hizmet Hareketi içerisinden midir, yoksa Hizmet görünümlü ‘devlet memuru’mudur yoksa‘Hizmet ile devletin kesişim kümesi’ndeki ortak elemanlar mıdır, bilemem…

Bilsem de şu anda ispatlama şansına sahip değilim.

Bildiğim şu ki, bazı hatlarda yüksek sesle düşünüldü bu.

Türkiye’den birileri de onları, “Eğer siz orayı hallederseniz biz burada üzerimize düşeni yaparız.”diye cesaretlendirdi. Karşılıklı bazı konuşmalar oldu.

Aynı dönemde bazı ‘istişare’ortamlarında da “Acaba böyle bir şey denenebilir mi? Sizce nasıl olur?”diye fikir soruluyordu.

Hemen ‘kükremeye’kalkacak olanlara peşin peşin söyleyeyim: Bu bilginin kaynağı, bizzat o istişarede bulunanlardan bir tanesi.

Hani birilerine tatlı-sert “Şu toz bulutu kalktığında şöyle olacak, böyle olacak…”diye tarizde bulunuluyor ya… İşte o toz bulutu kalktığında neler olacağı, nelerin anlatılıp nelerin saklanacağı konusunda biraz temkinli olsalar iyi olur derim.

Bunca insan susuyorsa bir mağdurların hatırına bir de bu kargaşa içinde gözünün önünü tam göremediğinden susuyor…

****

Hâsıl-ı kelâm;

Bu şekilde 24 Haziran 2018 başkanlık seçimleri sürecine kadar gelindi.

İşte söz konusu planın Gülen’e sunulduğu belirtilen tarih de bu seçimin iki ay kadar öncesine tekabül ediyor. 

Gülen bu çılgınca teklifi reddetti. Onaylamadı. Varsa görüşülen kişiler, onlara ulaşılıp plana son verilmesi talimatını verdi.

İlginçtir, hemen sonrasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Cezaevlerinde isyan çıkaracaklar”açıklamalarıgelmeye başladı.

İşte bu aşamada cemaat içerisinde başka kişiler de bu ‘taslak bilgilere’vasıl oldular. 

Bu ‘bilgi’, cemaat içerisinde 10 yılı aşkın bir zamandır var olan keskin gruplaşma ve rekabete malzeme yapıldı.

Birileri ‘suç üstü’yakalanmıştı.

Hemen konuyu Gülen’e taşıyarak gereğinin yapılmasını istediler.

Fakat bilmedikleri şey şuydu: Gülen’in zaten bilgisi vardıVe kuvvetle muhtemel, kendisine bu teklifi yapanları da yıllardır tanıdığı, onlara güvendiği, en önemli yerleri emanet ettiği için iyi niyetlerinden de şüphe etmemişti. Sadece planı onaylamamıştı, o kadar. 

Onlara göre, zaten başlamadan bitmiş, ateşi çöpü kadar süren bir kibrit mesabesinde bir olaydı.

Fakat diğerleri işin mahiyetini bilmediklerinden, tasfiye beklediler.

Ancak Gülen buna da onay vermedi. 

‘Denge siyasetini’sürdürme kararlılığındaydı.

Zaten bir süre sonra ‘diğerleri’ de işin rengini anladı.

Bir sonraki hesaplaşmaya kadar baltalar yeniden gömüldü.

Sonrasında da yavaş yavaş olay unut(tur)ulmaya yüz tuttu.

****

Olanı biteni benim okumam bu şekilde.

Sadre şifa tek bir somut açıklama yapılmadığı için akıl yürütme yoluyla bir çerçeve çizmeye çalışıyoruz.

Geçen yılki haber sonrası AfSV’nin yaptığı ilk açıklama, İ.K.’nın kamptan geçici bir süreliğine uzaklaştırılması, sonra tekrar kapıların kendisine açılması, kimseden bir itiraz gelmemesi ve AfSV’nin en son gönderdiği esnek cevaplara baktığımda manzara benim penceremden böyle görünüyor.

Tabi ki tartışmaya açık…

Yeni bilgi ve veriler ortaya çıkarsa hadise yeniden yorumlanabilir.

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

2 YORUMLAR

  1. Böyle bir planı kim düşünüp uygulamaya kalktiysa zerre akıl fikir yok demek bunlarda.Diyelim isyan çıkarıldı insanlar cezaevinden çıktı,kactı nereye gidip nereye saklanacak.Bu sureçte bir süru insan olecek bunun hesabini kim verecek zaten 15 temmuz gibi bir melanet cemaate yapıştı kaldı.
    Bu fikiri ortaya atanların iyi niyetli olduklarini düsunmüyorum.

  2. Ustad su yazinin baslarinda bahsettigin legen boylu hamakat entellektueller ile planli sizici hainler ifadesini acsan. Bir seyler biliyorsun da soylemiyor surekli etrafinda donuyorsun. Tum yazilarini okudum. Ama sen de de bir suskunluk, muglaklik, gri alanlar bilinmezlik esrar vs vs her sey mevcut. Evet bazi seyleri ince eleyip sik dokuman guzel de bence artik yeter bu kanaatlere ulasti isen isin faslini gecip aslina gelsen. Boyle bir kanaate ulasti isen detaylandurmak icin ne bekliyorsun?

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz