Sarı öküz mü daha öküz, yoksa…

Hikâyeyi herkes bilir: “Sarı öküzü vermeyecektik…”

Bu artık, kahvede batak oynayanların bile koz kaybederken kurduğu sıradan bir hayıflanma cümlesi. Kurtlar Vadisi veya Diriliş ergenlerinin dahi dilinde bir ‘tam yerine rast geldi’ lakırdısı. Öyle de hala niyeyse her gün ya bir sarı öküz gider otlaktan ya bir benekli. Topal aslanın günahı yoktur; hep o sarı öküz yok mudur, o sarı öküz…

Sözcü’ye operasyon olmuş, yine gazeteciler gözaltına alınıyor; ama hala bizim boz inekler sarı öküzü çekiştirme derdinde. Kasabın bıçağını yalamak buymuş meğer.

Martin Niemöller’in zaman üstü itirafı da en az o sarı kızın hikayesi kadar meşhurdur. Hani Nazi’lerin toplama kampına gönderdiği Alman rahip. Ona ait şu tarihi sözleri herkes bilir söyler de ne hikmetse kamyon arkası yazılarından farklı değildir:

“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Aradan 70 yıl geçmiş, yıl artık 2017. Zannediyorsun ki bu zamanda yine öyle bir manyak lider çıksa ve sürüye dalsa, insanlık Niemöller’lerden dersini almıştır, sarı öküzü vermez. Hayır, öyle olmuyor. Tarih bazı milletler için, Temel’in meşhur muz kabuğu fıkrasında olduğu gibi “Tüh yine kayıp düşeceğiz” ahmaklığında devri daim yapıp duruyor. Bu kadar acı tecrübe, bu kadar yaşanmışlık, bu kadar pişmanlık, ahlanıp vahlanma kâr etmiyor. Ağılın o köşeden aslan görünmeyedursun, gözüne kestirdiği danayı ilk kendi sürüsü getirip teslim ediyor. Zavallı hayvan, “E hani? Yan çiftlikten ders çıkarmıştık? Ben öküz, sarı öküz! Vermiyorduk hani beni?” diye ayak sürüyedursun, diğerleri hala “Verdik, kurtulduk” naifliğinde geviş getirmeye devam ediyor.

Yeni Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) atamalarına yapılan yorumlara bakıyorum da insan gerçekten hayret ediyor. Sanki böyle olacağı belli değilmiş gibi. Kurt, kuzu sürüsünü bitirmiş ‘oğlakları da yiyeceğim’ diye ormanda referandum yapmış; kırmızı başlıklı tavşanlar hala “Büyükanne senin ağzın niye bu kadar büyük?” diye soruyor.

Cumhurbaşkanlığı artık Devlet Denetleme Kurulu (DDK) üzerinden Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Mimarlar Odası gibi meslek kuruluşlarını, sendikaları ve üniversiteleri kendine bağlayacakmış. Sanki bağlı değil. Geçmiş olsun. O geçit geçileli çok oldu.

Bugün’e, Zaman’a, Samanyolu’na el konduğunda, “Bu mesele Cemaat meselesi değil” diyenlere, “Hadi oradan sarı öküz, sen git özeleştiri yap” diye esnek esnek dukan bükenler vardı. Radikal gitti, Taraf gitti; ses çıkarmadılar. Sonra sıra Cumhuriyet’e geldi, yine ses çıkarmadılar. Hayat TV’siydi, canlı yayında polislerce basılan İMC TV’siydi hepsi kapatıldı; ses çıkmadı. Hürriyet havuzun amirali oldu, ses çıkmadı. Medya komple kendisiyle ilgili gereğini yaptı, Saray’a bağlandı; ses çıkmadı. Holdinglerden başlayıp kuruyemişçiye kadar kayyım atandı, ses çıkmadı; en son muhalif parti teşkilatlarına kayyım atanır oldu hala ses yok. Referandumda hayır oyu kullanacağını açıklayan gazeteciler, hakemler işten kovuldu; ses çıkmadı. Sayıştay, teftiş kurulları iğdiş edildi ses çıkmadı. Cumhurbaşkanı “Anayasa’yı tanımıyorum” dedi; yargı, çay toplamaya gitti. Cüppelere düğme siparişi yolda; ses yok. Daha doğrusu hep bir ses çıkıyor da; aslana değil, sarı öküze!

16 Nisan’da adamlar “Alavere dalavere kim ala da kim vere” diye türkü çığırarak sandık gaspı yaptı da milli irade üç gün bağırdı beş gün bağırdı; sustu. Zaten AKP Grup Başkan Vekili de öyle demişti: “Vatandaş zamanla alışır”

Alışılmayacak bir şey yok, alışılır tabi. Her şey bir masaldan ibaret. Zamanın behrinde aç aslanın biri çoban postuna bürünüp demiş ki, “Çobanlık deyip hafife almayın. Çobanlığın felsefesini anlamayan, psikolojisini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım.”

Sonra almış eline bir kaval; ‘fetö, fetö’ diye yanık yanık çalmaya başlamış. Bütün öküzler halinden memnunmuş.

O arada bir duyduklarımız, sadece sırası gelenin, boğazına bıçak dayandığında bastığı üç saniyelik çığlıktan ibaretmiş.

TR7/24

http://www.tr724.com/sari-okuz-mu-daha-okuz-yoksa-analiz-ahmet-donmez/

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz