Pakistan, bu okullar için ‘terörün panzehiri’ diyordu

HABER YORUM – AHMET DÖNMEZ

Pakistan Yüksek Mahkemesi’nin Gülen Hareketi’ni ‘terör örgütü’ ilan etmesi, bu ülkenin kendi tarihi açısından muazzam bir çelişkiyi içinde barındırıyor. Uzun yıllardır terörizm belası ile uğraşan ve binlerce insanını terör saldırılarına kurban veren Pakistan, Gülen Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen Pak-Türk okullarına bir umut olarak sarılıyordu. 1995 yılından bu yana ülke çocuklarına eğitim veren bu okullar şu ana kadar 260 uluslararası madalya kazandı. Şimdi siyasi bir takım hesaplar ve Erdoğan’ın baskıları yüzünden ‘terör organizasyonu’ ilan edildi. 

Pak-Türk okullarının Pakistan için önemli misyonlarından biri, radikalizm ve terörizme karşı panzehir işlevi görmek oldu. Eğitimdeki başarısı kadar bu yönüyle de ebeveynlerin takdirini kazandı.

Bu anlamda Pakistan’a giden Türk öğretmenlerin en fazla zorlandığı hususlardan biri dış görünüşleriydi. On yıllardır İslam’ın radikal versiyonları ile iç içe olan bu ülkede, sakalı olmayan, şalvar giymeyen ve kravat takan erkekler adeta müslümandan sayılmıyor. Bu ülkeye eğitim için giden Gülen Hareketi sempatizanı Türk öğretmenler ise tam tersi bir görünüşe sahipti. Hiç birinde sakal olmadığı gibi neredeyse tamamı kravat takıyordu. Modern bir dış görünüşe sahiplerdi.

Bu olguyu iyi anlatması açısından The New York Times gazetesinin 4 Mayıs 2008 tarihli “Turkish Schools Offer Pakistan a Gentler Vision of Islam (Türk Okulları Pakistan’a İslam’ın Daha Güzel Bir Vizyonunu Sunuyor)” başlıklı haberi hatırlamak gerekir. Gazetenin ünlü muhabiri Sabrina Tavernise imzasını taşıyan haberde, Pakistan’daki Türk okullarının misyonundan övgü ile bahsediliyordu. 

Tavernise, 9 yıl sonra ailesi ile birlikte evinden kaçırılıp Türkiye’de hapse atılacak olan öğretmen Mesut Kaçmaz’la da bir röportaj yapmıştı. “Praying in Pakistan has not been easy for Mesut Kacmaz, a Muslim teacher from Turkey. (Türkiyeli Müslüman öğretmen Mesut Kaçmaz için Pakistan’da ibadet etmek hiç bir zaman kolay olmadı)”  cümleleriyle başlayan haberin bazı önemli bölümleri şöyleydi: 

“Evinin yakınındaki camiye gitmeyi denedi, fakat orada üzerine basılması için İsrail ve Danimarka bayrakları vardı. Çalıştığı yere yakın olan camide de kravat takmadan gelmesi konusunda uyarıldı. Pakistanlılar her yerde onun Müslüman olmadığını varsayıyordu, çünkü sakalı yoktu. 

‘Öldür, savaş, ateş et.. Bu, İslam’ın yanlış bir yorumudur.’ diyor Mr. Kaçmaz. 

Fakat bu görüş, 1980’lerden beri Suudi ve Amerikan parası ile beslenen devlet okullarının İslami radikalizmi toplumun en fakir bölgelerine kadar yaymış olduğu İslam’ın kara sınırı / sınır toprağı olan Pakistan’da yaygın bir görüştür. 

Sayın Kaçmaz, İslam’ın tamamen farklı bir bakış açısı ile bu savaş alanına girmiş olan bir Türk eğitimci grubunun parçası. Onların yorumu ise Batı ile rahatlıkla bir arada olabilen ılımlı ve esnek bir İslami yorum. Müslüman Barış Gücü’nden gönüllüler gibi, bu yaklaşımı 80’den fazla ülkede (Müslüman ve Hıristiyan) kurulan okullarda teşvik ediyorlar.

Onların bu çabası, istikrarsızlığı ve köktendinciliğe karşı savunmasızlığı ile Amerikan dış politikasının ana meşguliyetlerinden biri haline gelen nükleer güç Pakistan için önemlidir. Burası, kabile bölgeleri Taliban ve El Kaide’ye sığınanların yeri haline geldi ve fundamentalizme karşı savaş doğrudan doğruya genç insanlara ve aldıkları eğitime dayanmaktadır.

Halihazırda eğitim sistemi son derece zayıftır. Fakir Pakistanlıların, çocuklarını kitaplar ve üniformalar için ücret talep eden devlet okullarına göndermeye gücü yetmiyor. Bazıları çocuklarını, ücretsiz yiyecek ve giyecekler sunan, yardım organizasyonları gibi kuruluşlara ait medreselere veya dini okullara göndermeyi tercih ediyor. Bunların çoğu sadece öğretir, ancak bazılarının radikal gündemleri vardır. Aynı zamanda, giderek büyümekte olan orta sınıf, bu kaotik ve yetersiz finanse edilen devlet okullarını reddetmekte ve yeni bir dizi özel okul arasından seçim yapmaktadır. Bir on yıl önce açılan ilk okuldan bu yana Pakistan’da yedi şehre yayılmış olan Türk okulları, ülkeyi tek başlarına değiştiremez. Ancak İslami aşırılık yanlılarının etkisini azaltmaya yardımcı olabilecek alternatif bir yaklaşım öneriyorlar. Çözüm olarak, güçlü bir Batı müfredatını uyguluyorlar. Matematik ve fen bilgisinden İngiliz Edebiyatı ve Shakespeare’e kadar İngilizce çeşitli dersler veriyorlar. Devletin İslami çalışmalar için mecbur tuttuğu bir sınıfın ötesinde başka bir dini eğitim vermiyorlar. İngiliz tarzı özel okulların aksine, öğretmenlerin yaşam tarzı ve ibadetlerle örnek oldukları yurtlarında İslam’ı teşvik ediyorlar.

(…) Bu yaklaşım, çocukları kimliklerini kaybetmeksizin Batı ile rekabet edebilecek yetenekte olan ebeveynlere hitap ediyor. Afgan sınırına yakın bir sınır kenti olan Quetta’da yaşayan emekli Urduca profesörü Allahdad Niazi, otoriter olduğu ve İslam’ı yeteri kadar teşvik etmediği gerekçesiyle çocuğunu elit bir askeri okuldan aldı ve PakTürk olarak adlandırılan Türk okuluna yerleştirdi. 

‘Özel okullar oğullarımızı iyi Müslümanlar yapamaz’ dedi Quetta’daki evinin zemininde oturan Mr Niazi, ‘Fakat dini okullar da onlara modern eğitim veremez. PakTürk ikisini birden yapıyor.’

(…) Radikalizm ile kendi mücadelesini veren bir şehir olan Karaçi’de -Amerikalı muhabir Daniel Pearl burada öldürüldü ve Usame bin Ladin’in korunduğu söylenen ünlü Binori medresesi burada – bu iki yaklaşım günlük olarak rekabet ediyor.

Türk okulu, şehrin güneyinde çoğunlukla radikalizme en yatkın etnik grup olan Peştun’ların yaşadığı fakir bir mahallede bulunmaktadır. 10 ay önce okul müdürü olan Mr Kaçmaz, neredeyse göreve başlar başlamaz bir bela ile karşılaştı. Yerliler, kravatları ve tıraşlı yüzleriyle Orta Amerika’lı matematik öğretmenlerine benzeyen Türklerden şüpheleniyorlardı. 

‘Bana birkaç kez, ‘Onlar Müslüman mı? Namaz kılıyorlar mı? Geceleri içiyorlar mı?’ diye sordular’ dedi, okulun Pakistanlı müdür yardımcısı Ali Showkat.

(…)  Mr Kaçmaz bir camide namaz kıldıktan sonra iki genç adam onu dışarıda takip etti ve ona bir daha kravat takmamasını söyledi, çünkü bu İslami değildi.”

ERDOĞAN’IN ARGÜMANI: DİNLER ARASI DİYALOG 

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 yılı Matematik ve Bilim Eğitimi Kalitesi (Quality of math and science education)  sıralamasında Türkiye 137 ülke arasında 104. sırada. Pakistan ise 96. Buna rağmen Erdoğan, Gülen Hareketi’ne bağlı okulların, kendisinin kurdurduğu Türkiye Maarif Vakfı’na devredilmesi için çalışmalar yürütüyor. Pakistan’da mahkemenin bu kararı ile birlikte devir-teslim gerçekleşecek. 

Erdoğan, İslamabad yönetimini ikna edebilmek için çeşitli argümanlar öne sürerken Gülen Hareketi lideri Fethullah Gülen’in Dinlerarası Diyalog çabalarını da gündeme taşımıştı. 17 Kasım 2016 tarihinde Pakistan Meclisi’nde konuşma yapan Erdoğan, Gülen’in 1998 yılında Vatikan’la başlatmış olduğu Dinlerarası Diyalog sürecini hedef almıştı. İslam’la başka dinler arasında diyalog olamayacağını iddia ederek: “Bakıyorsunuz bu zat rahatlıkla Vatikan’la dinler arası diyalog kurabiliyor. Dinler arası diyalog nasıl olabiliyor? İslam’la diğer dinler arasında nasıl diyalog ortaya koyabiliriz? Bu mümkün müdür? Ama bu zat bunu koyabiliyor.” demişti. 

Aslında Pakistan medyası ve öğrenci velileri de Erdoğan’ın bu okulları devralmasının radikalizme kapı aralayabileceği endişesini dile getiriyordu. Türkiye’den gönderilecek personelin sadece politik olarak seçildiği,  idari ve yabancı dil becerilerinin olmadığı ifade ediliyordu. Bir de bunlara ilaveten AKP’nin Müslüman Kardeşler’le olan yakın ilişkisi dikkate sunuluyor, bu siyasi ve ideolojik hamlelerin Pakistan eğitimini 20 yıl geriye götüreceğine işaret ediliyordu. 

Yine medyada, Erdoğan destekli TMV’nin Arap Körfezi ve İslam Kalkınma Bankası’ndan fon aldığına dikkat çekiliyor, “Erdoğan’ın AKP’sinin kardeş kuruluşu olan Pakistan Cemaati-El-İslami, bu okulların yönetimini devralmayı umuyordu. Ebeveynler de aynı şekilde Maarif Vakfı’nın gençler arasında Müslüman Kardeşler’i destek amaçlı kullanılmasından korkuyorlardı.” deniyordu.

Gülen Hareketi için ‘terör örgütü’ kararını veren Yüksek Mahkeme Başkanı Mian Saqib Nisar, 17 Aralık’ta Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ağırlanmıştı. Bu görüşme ve soru işaretlerini,  “O karar bu görüşmede mi alındı?” başlıklı yazımda ele almıştım.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz