Operasyonun bilançosu

9 Ekim’den bu yana devam eden Barış Pınarı operasyonu ile ilgili dün akşam ilan edilen ateşkes sonrası hala belirsiz noktalar olmakla birlikte bir bilanço çıkarmak mümkün. 

Belirsizlik ise güvenli bölgenin tam olarak nereleri kapsayacağı, YPG’nin Türkiye’nin güvenli bölge olarak nitelediği sahadan gerçekten çekilip çekilmeyeceği, Türkiye’nin orada bir tampon bölge kurup kuramayacağı ve Rusya’nın Türkiye ile ABD arasında varılan 13 maddelik mutabakata ne cevap vereceği noktalarında düğümleniyor.

Ama bu belirsizliklerle beraber bir 10 günlük bilanço çıkaracak olursak, zarar gören siviller haricinde ilginç bir şekilde herkesin kazandığı bir tablonun oluştuğunu görüyoruz.

Bazı basit sorular sıralayarak başlamak istiyorum:

Suriye rejimi, yani Esad, 10 gün öncesine göre Kürtlerin olduğu Suriye’nin kuzey bölgesinde daha güçlü mü değil mi?

Yine aynı bölgede Rusya 10 gün öncesine göre daha güçlü mü değil mi?

Türkiye 10 gün öncesine göre daha güçlü mü değil mi?

ABD Recep Tayyip Erdoğan üzerinde 10 gün öncesine göre daha güçlü mü değil mi?

YPG 10 Gün öncesine göre daha güçlü mü değil mi?

****

Bu soruların tamamının cevabı, ‘Evet’.

ABD belki bölgede 10 gün öncesine göre daha güçlü değil ama zaten Trump’ın oradan tamamen çekilme gibi bir planı vardı. Yani iradi bir tercih söz konusu. Trump da istediğini aldı. İlk ateşkes haberini “Türkiye’den muhteşem haberler var.” diye karşılaması, onun da bu işten çok memnun olduğunu gösterdi. Ayrıca süreç boyunca Amerikan iç kamuoyuna oynayıp istediği mesajları verme fırsatı buldu. 

Putin istediğini aldı. Sahada hiç olmayıp, olayın hiç bir tarafında görünmeyip bu kadar büyük bir kazanım elde etmek gerçek bir zafer.

Esad istediğini aldı. Onlar da PYD ile anlaşarak bölgeye yeniden konuşlanmış oldu. 

Burada durumları en tartışmalı görünen iki aktör bana göre sahada asıl karşı karşıya gelmiş olanlar. Yani bölgedeki Kürtler ile Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Bunlardan birincisi, ilk bakışta kaybetmiş gibi görünse de bana göre asıl kazanan.

İkincisi ise kazanan tarafmış gibi görünse de uzun vadede asıl kaybeden.

****

Önce savaşın yapıldığı bölgenin en önemli aktörü olan PYD/ Suriye Demokratik Güçleri, yani YPG’den başlayalım…

Nereden baktığınıza bağlı olarak bana göre asıl kazanan onlar. 

Nasıl? 

Bir kere bütün dünya 10 gündür oradaki Kürtleri konuşuyor. Türkiye’yi ‘işgalci’ olarak tanımlıyor. Türk askerini ‘savaş suçu’ işlemekle suçluyor. 10 gündür bütün dünya medyası ve sosyal medyada oradaki sivil Kürtlerin dramı, mağduriyeti konuşuluyor. Haliyle müthiş bir empati ve sempati sermayesi elde etti. 

10 gün öncesine göre dünya nezdinde daha da meşrulaşmış bir Kürt varlığı var. Gerçi güvenli bölge oluşursa yekpare bir kantondan söz etmek mümkün olmayacak ama 10 gün öncesine göre özerkliğe daha yakınlar. Bir statü elde ettiler. Meşruiyet elde ettiler. 

Öte yandan ABD tarafından satıldıkları yorumları yapılsa da Putin ile anlaşıp Rusya’nın himayesi altına girmeleri aslında orta vadede Kürtler için daha iyi oldu. Bölgedeki varlığı sürekli tartışma konusu olan, bölgeden çekilme hazırlıkları yapan, bütün bölge devletlerinin neredeyse ortak düşman olarak gördüğü ABD yerine ne Suriye’nin ne İran’ın ne de Erdoğan’ın itiraz edemediği Rusya’nın varlığı, Kürtler için daha güvenli ve daha garanti bir yol. Belki de Kürdistan’ın ABD himayesinde değil, Rusya himayesinde kurulmasına karar verildi. 

Bu operasyonun belki de tek cümlelik özeti ve tarih nezdindeki önemi buradadır.

Ayrıca Rusya, Şam, YPG arasındaki anlaşmada da ‘özerklik’ var. Demokratik Suriye Güçleri, milli orduya dahil olacak ve Suriye bayrağı ile birlikte kendilerine ait flamaları olacak. 

Dolayısıyla Kürtlerin de orta ve uzun vadede istediğini aldığını söylemek mümkün.

Şimdi bu ateşkesten sonra YPG silah bırakacak mı, Rusya ne kadar arkalarında duracak, 30 kilometre güneye çekilecekler mi göreceğiz. 

Bölgedeki aktörlerden “Çekilme falan yok” açıklamaları da geliyor. Bunları salı günü gerçekleşecek olan Putin-Erdoğan görüşmesinden sonra daha net görebileceğiz. Zaten ateşkesin süresi de tam bu görüşmenin olduğu gün dolacak.

****

Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan’a… 

Türkiye, “İstediğimizi aldık” diyor. AKP’li bakanlar bunu söylüyor, gazetelerin manşetleri bunu söylüyor ve hatta ABD medyası da bunu söylüyor. Amerika’nın medya devleri dahi, “Erdoğan istediğini aldı”, “Erdoğan zafer kazandı” başlıkları ile bu paralelde bir manzara resmediyor. 

Türkiye, uzun zamandır istediği güvenli bölgeyi sağlamış olur, oradan YPG’nin tamamen çekilmesini, yerine TSK’nın yerleşmesini, YPG’nin elindeki ağır silahların toplanmasını sağlarsa kendi hedefleri adına çok önemli bir kazanım elde edecek. 

Bir de son ayların en önemli başlıklarından biri olan Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli’nin bu güvenli bölgeye yerleştirilmesi hedefi gerçekleşirse işte o zaman Erdoğan için büyük bir zafer tamamlanmış olacaktır. Çünkü iç politikada Suriyeliler konusu önemli bir başlık ve AKP’nin baş ağrısı haline geldi. Aylardır Türkiye’den gönderilecek Suriyelilerin kimlik tespit çalışmaları yapılıyor.

Ayrıca da o bölgede yapılacak inşaatlar da daralan Türk ekonomisine bir nefes aldırıp canlılık sağlayacaktır. 

Her iki açıdan da Erdoğan bu projeyi çok önemsiyor. 

İç politikaya bakan yönleri ile de bazı kısa vadeli kazanımlar elde etti. Mesela deprem gibi, ekonomi gibi, KHK’lılar gibi çok önemli sorunlar gündemden düştü. Hatta bu arada sessiz sedasız kayyum atamalarına devam etti. 

Ayrıca Davutoğlu’nun partisinin Kasım ayı içerisinde, Babacan’ın partisinin de Aralık’ta kurulması planlanıyordu belki bir süre sarkacaktır. Onlar da gelişmeleri izliyorlar. Mesela Babacan’ın kurucular kurulunda yer alması kesinleşen isimlerle bugünlerde Ankara’da bir yemek yiyecek ve resmileşmek için düğmeye basacaktı. Fakat gelen bilgilere göre bu organizasyon şimdilik beklemeye alındı. Gelişmelere göre yeni bir tarih belirlenecektir.

Bunu da Erdoğan’ın kısa vadeli kazanımları arasına yazabiliriz.

****

Eksi hanelerine bakacak olursak:

Türkiye kesintisiz bir güvenlik kuşağı oluşturmayı hedefliyordu, Kobani ve Münbiç nedeniyle bu hedefine ulaşamadı. Tam tersine burada YPG, Rusya ve rejim ile anlaşarak konumunu daha da güçlendirdi. Artık hem rejim hem Rusya hem de YPG Türkiye’nin sınırına yerleşmiş oldu. 

Eğer Putin’le yapacağı görüşme neticesinde veya diğer belirleyen faktörlerin etkisiyle bir şekilde güvenli bölge oluşmaz, YPG silah bırakmaz veya daha sonra Türk askerini mevcut mevzilerinden bile geri çıkarma gibi hamleler gelirse Erdoğan’ın şu anda elde ettiği nisbi kredi, katlanarak aleyhine dönecektir.

Anlaşmanın sahaya yansıması hiç de kolay olmayacak. Bir kere YPG neden silah bıraksın? Türkiye kendi toprakları içindeki PKK ile doğrudan masaya oturduğunda bile silah bıraktıramadı, şimdi arkasında Rusya, ABD, Esad ve hatta bütün dünyanın olduğu Suriye’deki YPG’ye mi silah bıraktıracak? Bunun denetimini ve takibini kim yapacak?

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın dünyada son derece negatif olan imajı artık tamamen yerlerde. Bir uluslararası nefret objesine dönüşmüş durumda. Dünya medyalarında sabah akşam Suriyeli sivil Kürtlerin trajedisi haber olurken, hayatını kaybeden çocuklar, parçalanan gazeteciler, infaz edilen sivil siyasetçiler, kafası kesilenler gösterilirken siz bunu ‘terörle mücadele’ olarak kabul ettiremezsiniz. Erdoğan, kesinlikle operasyonun haklılığı ve meşruiyeti noktasında dünya kamuoyunu ikna edemedi.

Erdoğan kendi sınırlarını test etti. Hem fiziksel olarak hem de soyut olarak nereye kadar ilerleyebileceğini gördü. Amerika karşısında elinin ne kadar zayıf olduğu anlaşıldı. Halkbank davası ve kişisel rüşvet suçları Erdoğan için yumuşak karın. Bu sorun daha da büyümeye ve bizzat kendisi ve alesini de isim isim içine alarak genişlemeye devam ediyor. Amerika şunu gördü ki bu kartı ne zaman kullanmak istese Erdoğan karşısında sonuç alabilecek durumda. 

Yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, haksız servet gibi uluslararası suçlamalara bir de muhtemel ‘savaş suçları’ eklendi. Her ikisi de sürekli demokles kılıcı gibi başının üstünde dönüp duracak.

Erdoğan artık uluslararası siyaset oyunlarında bir rehin pozisyonunda.

Bu da Cumhurbaşkanı’nın Türkiye için büyük bir ulusal güvenlik sorunu haline geldiğini gösteriyor. Ama zaten Erdoğan, kendi bünyesi üzerinde bir çeşit menfaat konsorsiyumu kurmuş durumda. Erdoğan’ın kendisi artık bir konsorsiyum. Bu ortaklıktaki herkes ondan menfaati ölçüsünde bir şeyler koparıyor. Cumhurbaşkanı’nın bir ulusal güvenlik sorunu olarak görebilecek Türk devleti de bu konsorsiyumun bir parçası. Onlar da Erdoğan’ı kullanabildikleri yere kadar kullandıkları, onun eşsiz halk desteğini kendi rejimsel hedefleri için motor güç olarak devrede tutabildikleri müddetçe sorun yapmayacaklardır. Ne zaman ki azalan marjinal fayda kuralı devreye girecek, o zaman devlet de bu yükten kurtulmayı düşünebilecektir.

****

Şimdilik herkes mutlu mesut…

Onlar ermiş muradına; Suriye’de ölen siviller, hayatı alt üst olan, evinden barkından olan garibanlar ve Türkiye’de bedel ödeyecek olan binlerce masum çıksın kerevetine… Her zamanki gibi bu oyunun tek kaybedeni onlar çünkü…

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz