Mustafa Özcan’ın bütün adamları (2)

Bu bölümde Mustafa Özcan’ın ‘karakutusu’, Cevdet Türkyolu’nun da dünürü olan İşadamı Ali Çelik’le devam edeceğiz. 

Nedeni şu: En baştan beri Mustafa Özcan’ın ‘kâğıt üzerinde durduğu gibi’ durmadığını, resmiyette nerenin yönetim kurulu başkanı olduğunun öneminin bulunmadığını, fiili olarak Cemaat’i kendisinin yönetmeye çalıştığını iddia ediyorum. 

Bunu da çeşitli kurumlardaki ‘mümessilleri’ veya ‘avatar’ları ile sağlıyordu. 

Onun bu dizginlenemez yönetme ve kontrol etme zaafı, Cemaat’in 15 Temmuz’a giden süreçte yaşadığı iç erozyon, yozlaşma ve güç mücadeleleri ile paralel.

O yüzden, farklı kurumlara yerleştirdiği, yükselttiği, zenginleştirdiği ve kullandığı bu ‘gölge Mustafa Özcanlar’ı bilmek önem arzediyor.

Çünkü onlar üzerinden kurumları fiilen kendisine bağlıyor, ihtiyaç duyduğunda kendi yönetim hedefleri doğrultusunda kullanıyordu.

****

Para ayağında bu isim Ali Çelik’ti.

Çelik, 1957 Erzurum doğumlu.

Fakat çok uzun yıllar boyunca İstanbul’da esnaflık yaptı.

Arçelik bayii idi. Maltepe Küçükyalı’da bir dükkanı vardı.

90’ların başında Mustafa Özcan Kartal vaizi iken tanıştılar. Çelik’i Cemaat’le tanıştıran Mustafa Özcan oldu.

Bunun ardından Ali Çelik’in kaderi bütünü ile değişti.

Cemaat pazarı sayesinde bolca beyaz eşya satışı yaptığı söylenebilir. Gerek kurumlar gerekse de Cemaat gönüllüsü şahıslar, onun bayisinden alış-veriş yaptılar. Bu sayede yıllarca üst üste en çok satış yapan Arçelik bayii ünvanını kazandı.

Fakat oradan Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin ‘gizli genel müdürü’ olmaya doğru yükselen çizgisini tamamen Mustafa Özcan’a borçlu. 

Özcan onu dev bir işadamına dönüştürdü.

Yani büyük oranda Özcan’ın var ettiği bir isim.

Özellikle Kaynak Holding’in kurulması ile beraber hemen her Cemaat şirketinde karşımıza o çıkmaya başladı. Kaynak’ın yönetim kurulunda olduğu gibi diğer birçok şirketin de ortakları arasındaydı.

Sema Hastanesi’nden Samanyolu TV’ye, Coşkun Koleji’nden çeşitli inşaat ve yapı şirketlerine birçok Cemaat kuruluşunun yönetimine girdi.

****

Arçelik’ten sonra karşımıza müteahhit olarak çıktı. 

İnşaatçı olmuştu. Özgün İnşaat, Yapı Gayrimenkul ve Çelikeller Yapı gibi birçok şirkette ortaklığı vardı.

Türkiye’de nasıl ki bir ‘NATO müteahhidi’ kavramı vardır; Ali Çelik için de ‘Cemaat müteahhidi’ denebilir.

Okuldan hastaneye, Cemaat kurumlarına ait inşaatları genellikle o yapıyordu. İhalesiz bir şekilde binalar Ali Çelik‘in şirketine veriliyordu.

Bu da elbette Mustafa Özcan sayesinde olan bir ayrıcalıktı.

2005 yılında İstanbul Maltepe’de açılan Sema Hastanesi’nin ortağı oldular.

Burada Mustafa Özcan kurucu ortak ve yönetim kurulu başkanıydı. Ali Çelik de bir diğer kurucu ortak ve yönetim kurulu başkan yardımcısıydı. Kaynak Holding de tüzel ortaktı.

Aslında bu Sema Hastanesi olayı, Mustafa Özcan’ın davranış modelinin tipik örneklerinden biri.

Özcan, 2006 yılında Kaynak Holding’in başından alındı ve yerine Naci Tosun geldi. O zamana kadar hep Sema’nın holding bünyesinde olması için mücadele eden Özcan’ın, daha sonra Sema’yı Kaynak’tan koparmak ve tamamen kendi kontrolüne almak için çalışmalar yaptığı ileri sürülüyor.

Keza ne zamanki Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı oldu, Sema Hastenesi de üniversite bünyesine alındı. Adı, Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi oldu. 

Hep ipler kendisinin elinde olsun istiyordu.

****

Bunun daha başka birçok örneği var.

Kaynak’tan alındıktan sonra eski etkinliğini ve gücünü devam ettirebilmek için bazı şirketleri holding bünyesi dışına çıkardı. 

Veya aynı sektörde benzer isimlerle yeni şirketler kurdurdu. 

Ali Çelik’in de aralarında bulunduğu kendisine yakın isimler üzerinden yapıyordu bu işleri.

Bir diğer isim; Kaynak Holding’te birlikte çalıştığı E.M. (Bir ara tutuklu yargılandı, şu anki durumunu bilmediğim için ismini kodluyorum) idi. 

M. Özcan, Fatih Üniversitesi’nin mütevelli heyet başkanı olduğunda genel sekreter de Kaynak’tan tanıdığı E. M. idi.

E.M. son derece nazik, işini iyi yapmaya çalışan ve etrafında olumlu izlenimler bırakan biri olarak tanınıyor. Ancak Mustafa Özcan’a sadakatle bağlıydı.

İtina Gıda ve Temizlik isimli bir şirket kurdu. İddialara göre şirketi kurduran Mustafa Özcan’dı. Hatta en başta ortaktılar, sonra Özcan resmî ortaklıktan ayrıldı.

Oysa Kaynak Holding bünyesinde İtina isimli bir gıda şirketi zaten vardı. Onun amblemini bile birebir kopyalayarak sanki bu Cemaat’in şirketiymiş gibi bir görüntü oluşturdular.

Aynı şekilde Kaynak Holding bünyesinde Bereket isimli bir yemek şirketi de vardı. 

Fakat kendileri taklit bir şirketle sektöre girdiler ve Üniversite’nin yemek işlerini buraya verdiler.

7 senedir hizmet veren Ayso isimli mevcut yemek firmasının yerine kendilerinin kurduğu İtina isimli şirketten ‘catering’ hizmeti almaya başladılar. 

Üstelik o zamanki Üniversite personeli, bu işlemi hizmet alım yönergelerine uymadan ve ihale usullerini hiçe sayarak yaptıklarını ileri sürüyor.

Ve de çok daha yüksek bir fiyata…

Bunun üniversiteye ek maliyetinin yıllık 1 milyon TL civarında olduğu belirtiliyor.

İddialara göre daha düşük teklifleri de sümen altı ettiler.

Gerekçe ise kaliteli ürün ve temiz helal gıda sunacak olmalarıydı.

Fakat daha sonra gıda denetimlerinde merdiven altı yerlerden et aldıkları ve kalitesiz ürünler kullandıkları tespit edildi. Bu üretimhanenin görüntüleri hem videoya alındı hem de fotoğraflanıp dosyalandı.

Ancak o dönemki Üniversite yetkilileri, E.M.’nin personelden bu denetim raporlarını imha etmesini istediğini anlatıyor.

Konu, Rektör Şerif Ali Tekalan’a iletildiğinde de, “Sizin bu adamlara gücünüz yetmez” cevabını aldıkları iddia ediliyor.

Bu arada Özcan ve E.M.’nin, Üniversite’nin temizlik işini de aynı İtina isimli şirkete, güvenliğini de Ali Çelik’e ait Hisar Güvenlik‘e verdiği aktarılıyor. 

****

Bunu, Mustafa Özcan’ın çalışma yöntemlerine sadece bir örnek olarak anlattım. 

Ali Çelik’e geri dönelim.

Özcan onu da Banka’da aktif olarak kullandı. Bank Asya’da.

Aslında Bank Asya konusu başlı başına ayrı bir dizi konusu olur.

Oradaki güç savaşları, ekipler arası sürtüşmeler ve tasfiyeler, bugün gelinen noktanın da bir izdüşümü gibi…

Önceleri İşadamı Ali Akbulut ve başka birkaç isim daha orada etkinken sonradan Mustafa Özcan devreye giriyor.

2010 yılı başlarında dönemin genel müdürü Ünal Kabaca’nın görevden ayrılması, Özcan’ın Banka’daki etkinliğinin başladığı yıllar oldu.

Kabaca’nın yerine Cemil Özdemir göreve geldi. 

Cemil Özdemir, geçmişte Egebank ve Halkbank’ta çalışmış, Cemaat’le ilgisi olmayan biriydi. Profesyonel olarak oradaydı. 

Bu yüzden Cemaat içi çekişmelerde pasif konumdaydı.

Orada etkin olan isim, Genel Müdür Yardımcısı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’ydu ve o da Cemaat’ten değildi. Daha sonra AKP’nin gözde bürokratlarından olacak Taşkesenlioğlu, şu anda Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı. Kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu da 3 dönemdir AKP Erzurum Milletvekili.

Banka’nın ilk kuruluşundan beri görev yapan Taşkesenlioğlu, Cemil Özdemir döneminde adeta gizli genel müdür gibiydi.

Erzurumlu olan Taşkesenlioğlu ile Yönetim Kurulu Üyesi hemşehrisi Ahmet Çelik’in ilişkileri iyiydi.

Ahmet Çelik, Ali Çelik’in kardeşiydi.

Bu dönemde Mustafa Özcan, Çelik kardeşler üzerinden etkinliğini artırdı. 

Özcan, Banka yönetiminde olmamasına rağmen -tıpkı güç savaşının diğer bazı aktörleri gibi- dışarıdan Banka’yı dizayn ediyordu.

O dönemde İşadamı Behçet Akyar, Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Akyar, hiçbir grubun adamı değildi ama Özcan’la da iyi geçinmeye bakıyordu. 

Oyak Bank kökenli bankacı Hülagu Özcan’ı (Mustafa Özcan’la bir akrabalığı yok) transfer etti ve Yönetim Kurulu Üyesi yaptı. Banka’dakilere de “Hülagu Bey ne derse onu yapacaksınız,” telkininde bulundu. Böylece Hülagu Özcan, Banka’nın en etkili kişilerinden birisi haline geldi.

Böylece Cemaat mensubu olmayan üç isim; Cemil Özdemir, Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve Hülagu Özcan içeride söz sahibi oldu.

Mustafa Özcan ise Ahmet Çelik üzerinden içeriye müdahildi.

İddialara göre diğerlerinin Cemaat dışı aktörler olması da işine geliyordu. Böylelikle içeriyi kontrol altında tutabiliyor ve yapılanları Cemaat’in üst kademelerine taşıyabilecek kanallar kesilmiş oluyordu.

****

Fakat Özcan’la güç mücadelesi veren ekipler, 2011 yılında Cemil Özdemir’i görevden aldı ve yerine Kalkınma Bankası Genel Müdürü Abdullah Çelik getirildi. 

Mustafa Özcan, bunu kendisine karşı bir operasyon olarak algıladı. 

Yeni Genel Müdür Abdullah Çelik’i çalıştırmamak için içeride bir direnç geliştirildi.

Ahmet Çelik’le birlikte Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve Hülagu Özcan, kararlara muhalefet ediyordu.

Bunun üzerine Genel Müdür, Taşkesenlioğlu ve Hülagu Özcan’ın görevine son verdi. 

Buna kızan Ahmet Çelik de yönetim kurulundan istifa etti. 

Yerine, ilkokul mezunu kardeşi Ali Çelik, Yönetim Kurulu Üyesi oldu.

Gerçi bunda yasal olarak bir engel yoktu ama yine de bankacılıktan gelmeyen bir ismin Banka’da bu kadar etkili hale gelmesi dikkat çekiciydi.

Cemaat içinde bankacılık sektörüne hizmet edebilecek çok kaliteli isimler olmasına rağmen Çelik bu pozisyona getirilmişti.

Çünkü onu yöneten de Mustafa Özcan’dı. 

Özcan’ın sözünden asla çıkmazdı.

Onun üzerinden Mustafa Özcan içerideki hakimiyetini güçlendirdi.

****

Ali Çelik, ‘baskın üye’ idi. 

Patron gibi davranıyordu.  

İstediği kredileri imzalatmak istiyordu. 

Fakat Abdullah Çelik de dominant bir karakterdi ve Banka’yı kendisinin yöneteceğini gösteriyordu.

Zamanla üzerinde baskı kuruldu.

Sonunda, 2013 başında görevi bırakmak zorunda kaldı.

Mustafa Özcan ve Ali Çelik, yerine Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Beyaz’ı getirdi.

Beyaz, Banka’yı adeta Ali Çelik’le birlikte yönetecekti. 

Elbette Mustafa Özcan adına.

Artık Özcan, orada tek söz sahibiydi.

****

Bir örnek vereyim; iddialara göre bir gün Mustafa Özcan, Ali Çelik’e ait olan Maltepe’deki Pinhan Restoran’da Bank Asya yönetim kurulu toplantısı yapıyor.

Bakın şu cümledeki her bir kelime ayrı bir skandal.

Bir kere Mustafa Özcan’ın bankada hiçbir resmî görevi yok. Dolayısıyla bırakın yönetim kurulu toplantısına başkanlık etmeyi, bankanın herhangi bir biriminin toplantısına dahi katılamaz.

Fakat o yönetim kurulu ile toplantı yapıyor.

Hem de nerede? Bir restoranda.

Restoran kimin?

Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çelik’in. 

Yani yarı yarıya Mustafa Özcan’ın diyebiliriz. 

Kanuna göre bankanın bir mahremiyetinin olması gerekiyor. Resmi görevi olmayan bir kişinin, en mahrem bilgilerin tartışıldığı bir yerde olması, kanuna aykırı. 

Fakat bir banka, adeta bir dersane gibi, ‘bölgecilik’ mantığı ile yönetilince bu tür manzaralar sıradan hale geliyor.

Bu toplantıda bir takım kredilerin konuşulduğu belirtiliyor. 

Banka personeli olmayan bir kişinin önderliğinde banka kredilerinin tartışılıyor olması son derece sıkıntılı bir durum.

Ve daha da ilginç olanı, bu toplantının gizlice kayda alındığı iddiası. 

Toplantının ses kaydının Emniyet’in elinde olduğu yönünde bilgiler var.

İçeriyi MİT veya Emniyet mi dinledi yoksa hazirûndan biri mi kaydetti, net değil. 

****

Bir paragraf da Ahmet Beyaz için açmak gerekiyor.

Beyaz, BDDK murakıbıydı. 

2008 yılında, bir MASAK görevi kapsamında 90’lı yılların karanlık işadamı Erol Evcil’i soruşturuyor. 

Evcil, işadamı Nesim Malki cinayetini azmettirmekle suçlanan ve mafya lideri Alaattin Çakıcı’ya yakınlığı ile bilinen ünlü bir isimdi.

İddialara göre Ahmet Beyaz, Erol Evcil’i soruşturduğu sırada onu aramış ve bir yakını için iş istemişti. Oysa o sırada Erol Evcil’in telefonları mahkeme kararı ile dinlenmekteydi. Bu görüşme dinlemeye takılınca Ahmet Beyaz hakkında soruşturma başlatılmış ve tutuklanmıştı. Birkaç ay cezaevinde yattığı öne sürülüyor. 

****

Sonrasında Bank Asya’ya alındı. Dönemin Genel Müdürü Abdullah Çelik’in yanında genel müdür yardımcısı olarak görev yaptı.

Ardından da yukarıda değindiğim gibi, Genel Müdür oldu.

Üniversiteden ve BDDK’dan eski arkadaşı Abdurrahman Köse’yi transfer ederek genel müdür yardımcısı yetkileri ile Genel Koordinatör yaptı.

Köse ve bazı yöneticiler, Banka’nın Katarlılar’a satışının gündeme geldiği dönemde ‘altın paraşüt sözleşme’ adı verilen sözleşmelerle kendilerine ballı kontratlar yaptılar. Yani, yeni gelecek yönetimin kendilerini işten çıkarması ihtimaline karşılık çok yüksek tazminat almalarını sağlayacak sözleşmelerdi bunlar. 

****

2014 yılında Banka’ya el konulacağı söylentileri çıktığında birçok insan buraya para yatırma yarışına girdi. 

Evini, arabasını, bileziğini, küpesini satıp Banka’ya yatıran vatandaşlar vardı. 

Cemaat tepe yönetimi de adeta seferberlik ilan etmiş, herkese bu yönde çağrılar yapmıştı.

Bildiğiniz gibi şimdi sırf bu yüzden binlerce insana ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ cezası veriliyor.

Tam o günlerde Ahmet Beyaz, Pendik’ten 140 bin TL’ye arsa aldı. Hemen bitişiğinde de onun göreve getirdiği Genel Koordinatör Abdurrahman Köse’nin arsası vardı. Aynı yerden bitişik yer almışlardı.

Daha da ilginç olanı şuydu; o günlerde görevinden istifa eden Abdurrahman Köse’ye 3 milyon 780 bin TL net tazminat ödemesi yapılmıştı. Yani ‘altın paraşüt’le iniş yapmıştı.

Bu, normalde alması gerekenin en az 4 katıydı. Sırf yüksek paralar alabilmek için anlaşmalı olarak işten ayrılmıştı.

Sadece o da değil.

Banka’nın öncelikle likidite durumunu iyileştirmesi gerekirken istifa eden yöneticilere fahiş ödemeler yapılmıştı. Köse dışında Banka yöneticilerinden Ali Tuğlu’ya 950 bin, Fahrettin Soylu’ya da 921 bin TL tazminat ödenmişti.

Her 3 ödeme de talimatlara aykırıydı.

Yani içeriden birileri, onları kollamıştı. 

****

Burada önemli olan, bu ödemelerden yönetim kurulu üyelerinin hiçbirinin haberinin olmaması idi. Dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Birgili dahil… 

Ödemeler, bankadan birilerinin Al Baraka’ya yapılan yüksek EFT’leri farketmesi ile ortaya çıkmıştı. Yani herkesin akın akın bankaya para yatırdığı dönemde, 3 yönetici isim istifa etmiş ve tazminat paraları Al Baraka’ya transfer edilmişti.

Araştırılınca bu tazminata bir tek Ahmet Beyaz’ın onay verdiği anlaşıldı.

Nitekim daha sonra tutuklanıp yargılanacak olan Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Birgili, mahkemedeki savunmasında, bu ödemelerden hiçbir şekilde bilgisinin olmadığını, yönetim kurulunda herhangi bir karar alınmadığını, Ahmet Beyaz’ın kendi inisiyatifiyle bu ödemeleri yaptığını öğrendiğini açıklayacaktı.

İşte bu arsa satışı da aynı döneme denk geliyordu.

****

Bir diğer ilginç nokta da yaklaşık 4 milyon TL para ödenen Abdurrahman Köse’nin, Damat Berat Albayrak’ın yakın arkadaşı olmasıydı. 

Wikileaks tarafından patlatılan ve ‘Berat Box’ adı verilen Albayrak’ın maillerinde, Köse ile yazışmalar da vardı. Eski okul arkadaşları olan Köse, Albayrak’a ismiyle ‘Berat’ veya ‘Beratcım’ diye hitap edecek kadar yakın. 

Bu yazışmalara göre Abdurrahman Köse, kendisi için daha uygun pozisyonda iş istiyor ve Berat Albayrak’a CV’sini gönderiyordu. 

****

Bu tazminat ödemeleri duyulunca Banka içinde kriz oldu.

Konu, Cemaat içerisinde yukarılara taşındı. Ödemelerin Beyaz‘ın talimatı ile yapıldığı ortaya çıktı.

Bu konunun Ali Çelik’e de sorulduğu ve “Evet haklısınız, yol kazası oldu,” dediği öne sürülüyor.

Yani Mustafa Özcan bir yandan Gülen’i arayıp Cemaat gönüllülerini Banka’ya para yatırmaları için seferber ederken diğer yandan Banka’nın Genel Müdürü Beyaz, milyonlarca lirayı, usule aykırı bir şekilde tazminat olarak ödüyor ve Ali Çelik, “Yol kazası oldu,” diyebiliyordu.

Halbuki Ali Çelik’in kendisi, şahsi işlerinde son derece tutumlu biri olarak tanınıyor. “Bir kilo domates almak için 4 ayrı market gezer,” deniyor onun için.

Onu yakından tanıyan birçok insanla konuştum. “Kimsede parasını bırakmaz. Üç kuruşun hesabını yapar. Hatta şu süreçte, herkes kuruşa muhtaç hale gelirken, başını sokacak bir ev derdine düşerken, Ali Çelik, yıllarca en yakınında bulunmuş, Cemaat’in en eskilerinden olan ve bu süreçte de inanılmaz mağdur olan bir kiracısı yurt dışına çıkınca peşine düştü ve ‘Sen çıkınca ev dört ay boş kaldı, bu dört ayın kirasını ödemedin’ diyerek parasını istedi,” diyorlar.

Ama aynı Ali Çelik, herkesin arabasını, bileziğini satarak, başka bankalardan kredi çekerek para yatırdığı Banka’da, kendisine yakın bir genel müdürün milyonlarca lirayı usulsüz bir şekilde dağıtmasına “Yol kazası oldu,” diyebiliyor.

Madem bu bir yol kazasıydı, o halde Ahmet Beyaz’ın 15 Temmuz’dan sonra bile İngiltere’de Mustafa Özcan’a yakın biri olarak bazı fonları yönettiği iddiasını ne yapacağız?

****

Mustafa Özcan, Gülen’le yaptığı ve yasa dışı olarak dinlenen o meşhur telefon görüşmesinde Bank Asya’yı “Ali Bey’in işyeri” olarak kodluyordu. Kastedilen Ali Çelik’ti.

Aslında çok da haksız değildi.

Banka’nın uzun süredir bir ‘sahiplik’ sorunu vardı. 

Buranın sahibi ortaklar mıydı, Cemaat miydi, Ali Çelik mi, yoksa Mustafa Özcan mıydı? 

Din, devlet ve para işleri iç içe geçmişti.

Banka, bir banka gibi değil, Cemaat’in herhangi bir müessesesi gibi sürekli dışarıdan operasyonlara maruz kalıyordu.

Bir örnek; Cemaat’in eski İstanbul imamı Ahmet Kara, 2010 yılında bir gün Yönetim Kurulu’na gidip “Hocaefendi istedi, hepiniz istifa edeceksiniz,” diye ültimatom veriyor. İddialara göre daha sonra bu araştırılıyor ve gerçeği yansıtmadığı anlaşılıyor.

Ki aksi olsa bile, orası bir banka ve halka açık bir şirket. Kendi resmî kurulları ve kuralları var. Cemaat’in lideri Gülen, banka yönetim kurulunu görevden alıp yenilerini atayabilir mi?

****

O Ahmet Kara ki, Cemaat içerisinde defalarca “Mustafa Özcan’a biat edin. Bu adamla boşuna kapışmayın. Ben onu yüz metre ilerden görsem kalkar saygı duruşunda bulunurum (Aslında orjinali böyle değil. Kendi ifadesi o kadar iğrenç ki burada aynıyla yazmaya benim terbiyem müsaade etmedi) dediği iddia edilen bir isim.

Bu sözleri o kadar sık tekrarlamış ki birçok kişinin ağzından duydum.

Bu istifa oyununu da Mustafa Özcan’ın isteği ile mi yaptı bilmiyorum.

Fakat Özcan’ın, Bank Asya’nın halka arz edildiği 2006 yılında dönemin genel müdürü Ünal Kabaca’yı makamında ziyaret edip, “Bu borsaya açılma işi caiz değil, bu haramdır, bunu yapmayın,” dediğini biliyorum. 

Ancak aynı Özcan’a yakın bazı adamların, 2012 yılında Banka’nın Katarlılar’a satılması gündemde olduğunda borsa spekülasyonu yaparak milyonlarca liralık vurgun yaptığını da birinci elden biliyorum.

Yani işin özeti şu ki; Banka, birçok Cemaat kurumu gibi birilerinin elinde oyuncağa döndü. Güç mücadeleleri yüzünden burada da tasfiyeler, ayak oyunları ve kirli işler oldu. 

Adamcılık ve ekipçilikle burada da yanlış işlere imza atıldı.

Masum Cemaat tabanı adeta ‘ibadet’ motivasyonu ile Banka’ya para yatırırken veya bina önünde Cevşen okurken, birileri yukarıda tepişiyordu.

****

MUSTAFA ÖZCAN’IN CEVAPLARI

Burada geçen iddiaları muhataplarına da sordum. 

Mustafa Özcan, Avukat Osman Zerey aracılığıyla yazılı sorulara yazılı cevaplar gönderdi.

Osman Zerey, Özcan’ın Ali Çelik’le olan yakınlığı hakkında, “Müvekkilim Mustafa Özcan, İş adamı Ali Çelik Beyin iş yerinin olduğu Maltepe bölgesinde uzun yıllar vaizlik yaptığı için kendisini yakından tanımaktadır. Geçmişten beri gelen tanışıklığı ve birbirlerine olan güvenleri neticesinde şimdi kayyım yönetiminde olan iki şirkette ortaklıkları olmuştur,”  dedi. 

“Ali Çelik’in Bank Asya yönetim kurulu üyesi olmasını siz mi sağladınız? Sizce Ali Çelik, bir bankanın yönetim kurulu üyeliğini yapacak nitelikte biri midir? sorusuna karşılık, Osman Zerey, “Müvekkilimin Sayın Ali Çelik’in Bank Asya yönetim kurulu üyesi olmasında herhangi bir yönlendirmesi veya katkısı olmadığı gibi herhangi birinin banka yönetim kurulu üyeliği yapacak nitelikte olup olmadığına karar verecek merci de değildir,” dedi.  

Son yıllarda Ahmet Çelik ve kardeşi Ali Çelik üzerinden bankayı sizin yönettiğiniz iddialarına ne cevap verirsiniz? sorusuna verdiği karşılık şöyle: “Bu iddialar doğru değildir. Bank Asya’nın kendi yönetim kurulu vardır.” 

Mustafa Özcan, Bank Asya’nın eski Genel Müdürü Abdullah Çelik’in görevden alınması ve yerine Ahmet Beyaz’ın getirilmesinde bir etkisinin olmadığını savundu.

Aynı şekilde, Abdurrahman Köse, Ali Tuğlu ve Fahrettin Soylu‘ya yapılan ödemeler hakkında da bilgi sahibi olmadığını söyledi.

Osman Zerey, müvekkili Özcan adına, Fatih Üniversitesi’ndeki yemek ve temizlik ihaleleri hakkında da şunları kaydetti: “Sayın E. M., Müvekkilim Kaynak Holding yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde kendisinin sekreteri olarak görev yapmıştır. Sayın müvekkilim 2006’da Kaynak Holding’den ayrıldıktan 3 veya 4 yıl sonra Fatih Üniversitesi mütevelli heyetine seçilmiş ve yaklaşık 1 yıldan biraz daha uzun süre bulunmuştur. Sayın müvekkilimin bu görevinden çok daha önce E. M. üniversite sekreteri olmuştu. Müvekkilimin bahsettiğiniz şirketlerle Sayın E.M. arasındaki ilişki hakkında hiç bilgisi yoktur. Bu konuda detaylı bilgiler ticaret sicil kayıtlarında kamuya açık olarak yer almaktadır.” 

Özcan, Pinhan’da Bank Asya yönetim kurulu toplantısı yaptığı iddiaları hakkındaki soruyu ise cevapsız bıraktı.

****

ALİ ÇELİK’İN CEVAPLARI

İşadamı Ali Çelik de sorulara cevap verdi.

Özcan’ın ortağı veya kasası olduğu iddialarını reddeden Çelik, “Ortaklık diye bir şey yok, onu söyleyeyim. İstanbul’da görev yapan Hizmet’teki bütün arkadaşlarla, abilerle elimizden geldiği kadar, Hizmet çerçevesinde görüşmüşüzdür. Mustafa Bey de onlardan biridir. Bunun ötesinde bir şey yok. Olması da mümkün değil. Biz ne devletle ne de Hizmet’le bir iş yaptık,” dedi. 

Mustafa Özcan sayesinde aldığı öne sürülen işler ve Cemaat kurumlarının inşaatları içinse, “İnşaat işlerini Allah rızası için takip ettik. Ticari olarak yapmadık. Kesinlikle para kazanmadık. İnşaatları biz yapmadık, sadece takibini yaptık,” cevabını verdi. 

Yurtdışına para çıkardıkları söylentilerini de reddeden Çelik, “Tek bir kuruş bile çıkarmadık,” diye vurguladı.

Pinhan’da yapıldığı öne sürülen Bank Asya yönetim kurulu toplantısı içinse şu açıklamayı yaptı: “Bankaya destek olunması noktasında görüşülmüştür. Yönetim kurulu toplantısı değildir. O süreçte birçok kişi ile istişareler yapıyorduk. Yemekli toplantılar veya ziyaretler olmuştur. Mustafa Özcan’la da Pinhan’da o şekilde denk gelmiş olabiliriz. Yemek yemiş olabiliriz. Aksi mümkün değil. Bu bankanın yönetim kurulu toplantısı gibi bir şey asla ve kat’a olmamıştır. Olmaz da zaten.”

Fakat benim banka içinden kaynaklarım bu toplantının kesinlikle bir yönetim kurulu toplantısı olduğunu, burada kredi kararlarının alındığını ve konuşulanların da kayda alınıp MİT ile Emniyet’e servis edildiğini iddia ediyor.

****

Ali Çelik’in diğer sorulara verdiği cevaplar şöyle:

Bank Asya içerisinde Mustafa Özcan’a bağlı olarak hareket ettiniz mi?

“Mustafa Özcan’ı İstanbul Merkez Vaizi olduğu günlerden tanırım. Benim işyerimin olduğu Kartal ve Küçükyalı bölgesinde vaaz ederdi. Uzun süre vaizlik yaptığı için cemaat tarafından vaaz yaptığı yerlerde sevilen bir kişiliğe sahipti.

Bankaların yönetim kurulu üyesi atamaları BDDK tarafından sıkı kurallara bağlanmıştır. Ben yasalara uygun olarak, 26 Ocak 2012 ile 3 Şubat 2015 tarihleri arasında Asya Katılım Bankası’nın 11 kişilik hepsi birbirinden değerli yönetim kurulu üyesi vardı bende sadece onlardan biri olarak görev yaptım. Ve bir oyum kadar gücüm vardı.

3 Şubat 2015 tarihinde banka yönetiminin TMSF’ye devredilmesi üzerine bu görevim sona erdi. Yönetim kurulu üyesi olmam, yönetiminde bulunduğum veya ortağı olduğum şirketlerin bankanın hissedarı olması ve banka yönetiminin talebi üzerine olmuştur.

Banka içinde Mustafa Özcan’a bağlı olarak hareket ettiğim iddiası doğru değil. Görev yaptığım süre içinde bankayla ilgili, benim ona bağlılığım veya onun bana herhangi bir talimat vermesi söz konusu olmadı. Bankayla ilgili stratejik bütün kararları 11 kişilik yönetim kurulu tarafından dışardan hiç kimsenin tesiri olmadan oy birliği ile almaktaydı.

Zaman zaman sosyal medyada dolaşan bazı iddialar benim de kulağıma geliyordu. Bu vesileyle bu iddialara da cevap vermek isterim. Benim görev yaptığım zaman dilimi içinde, Mustafa Özcan Bey’in kendi adına en küçük bir menfaat elde ettiğine bunca yıldır şahit olmadım. Hiçbir zaman kendisi veya başkaları adına maddi bir menfaat, kredi vs. talebi olmadı. Ben banka yönetiminde olduğum dönemde o da Sema Hastanesi’nin yönetimindeydi. Sema Hastanesi’nin bankadan aldığı kredisi yoktu.”

Abdullah Çelik’in görevden alınıp Ahmet Beyaz’ın genel müdür olmasını Mustafa Özcan’la beraber siz mi sağladınız? Eğer öyleyse bunun nedenini açıklar mısınız?

“Bu atama yönetim kurulunun kararıydı. Bu bir nöbet değişiminden ibarettir. Her iki arkadaşımız da genel müdür olma vasıflarına fazlasıyla sahiplerdi.

Ayrıca bankaya hesap soracak makamlar BDDK ve banka genel kuruludur. Bir genel müdür atanacağı zaman BDDK’nın onayı alınır. Bu atama da o yol izlenmiş, her iki merciin onayı alınmıştır.

Bank Asya genel müdür yardımcısı Abdurrahman Köse’ye 3 milyon 780 bin TL tazminat ödenmesi kararını kim verdi? Yönetim kurulunun bu konuda bir kararının olmadığını biliyorum. Sizin inisiyatif aldığınız ve ödemeleri yaptırdığınız konuşuluyor. Bu konu size sorulduğunda “Evet bir yol kazası oldu” dediniz mi? İddialara cevabınız nasıl olur?

“Öncelikle ödenen rakamın miktarını tam olarak bilmiyorum. Bu işlem banka personel dairesi tarafından yapılmış bir işlemdir. Bu tür kararlar yönetim kurulu tarafından verilmez. Dolayısıyla benim bilgim dahilinde verilmedi. Yönetim kurulu olarak bunun farkına vardığımızda ödemenin iadesi talep edildi. Sonrasında banka yönetimi TMSF’ye geçti. Sonucu bilmiyorum.

Benim yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığım dönemde ortaklar ve yönetim kurulu üyelerinin hiçbiri, jestiyon, temettü, ikramiye veya tazminat adı altında bankadan hiçbir şekilde menfaat temin etmediler.”

****

Ali Çelik’in cevapları böyleydi.

Ahmet Beyaz, Şerif Ali Tekalan ve Ahmet Kara ise görüşme talebime dönüş yapmadı.

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

7 YORUMLAR

  1. Oncelikle filmin sonunu soyleyeyim; Ahmet Donmez Mustafa Ozcan’in baglantilarini ve yapip ettiklerini isterse 40 gun 40 gece anlatsin; Mustafa Ozcan’in onay makami HE’dir ve Ozcan HE’den habersiz bir kurusu, bir insani yonetmemistir. Bu firtinanin ucu HE’ye cikacak; Ahmet Donmez aksini soylerse de cikacak soylemezse de; Hizmet gonullulerinin cani acisa da cikacak acimasa da. Pandora’nin kutusu acildi bi kere.
    Yuzbinlerce insani zalimin kiskacina goturen BankAsya’ya para yatirma meselesinde Ozcan’in olayi aktarip HE’nin OLUR’unu almasi sadece 2 dk surmustu. Hizmet gonullulerinin kaderi 60 saniyede alinan kararlara bagliydi. Bankasya’da, aboneliklerde, protestolarda, yurtdisina cikmada,17-25’te, 7-15’te bu hep boyleydi. Derin devlete nizam verme ajandasi olan hususilerle sarma saran 60’lik teyzenin sirf HE’nin sohbetlerini dinliyor diye ayni cati altinda bulunmasi zalimin isini kolaylastirmaktan baska ise yaramazdi. Cati altindaki %1’lik sergerdan %99’luk masumu atese atti. Dunyalarini da ahiretlerini de berbad ettiler.

  2. Keza ne zamanki Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı oldu, Sema Hastenesi de üniversite bünyesine alındı. Adı, Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi oldu.
    Buna kâtilmiyorum çünkü Sema hâstanesi Ankara’da Turgut Özal Üniversitesi açılınca hastaneleri Turgut Özal Üniversitesine geçti.Yani Fatih Üniversitesinin Tip Fakültesini bölümunu devam ettirebilmesi için hastaneye ihtiyacı vardi. Yani Ahmet bey bu haberiniz yalan olmuş oluyor fârkindâmisiniz.Biraz araştırsaniz keske.

    • Siz öyle deyince yalan mı oluyor? Bence siz iyi araştırın da öyle yorum yazın. Bunlar resmi evraklarda geçiyor. Ben resmi belgelerden yazdım.

  3. Ahmet bey ne ihalesi hangi kanuna göre bu ihaleleri yapmaları gerekiyordu açıklar mısınız, konu hakkında bilgi eksikliği oluyor.

  4. Habercinin kaynagini aciklamak zorunda olduguna katilmamakla beraber okuyucu satiraralarindan kaynagin kokusunu alip izini surebilir. Yazilarinizda dinleme kayitlari (Pinhan) ve cemaat kurumlarina (Bankasya, Sema, Fatih unv) ait resmi belgelerin size icerden (MIT) sizdirildigi kanaati hakim. Ilk basta cemaate angaje bir kisim insanlarin bilgilerini paylastigini dusunuyordum ama belgeye dayali kanitlarinizin oldugu izlenimi var bunu da Devlet kanali disinda elde etmenin imkani yok. Ha kaynagin niyetini, aracinin gayesini, habercinin amacini su durumda sorgulamak gerekli midir; bu bir jurnalizm konusu ama bence boyle durumlarda ifsalananlarla beraber habercinin de uzeri cizilir kamuoyu nezdinde. O yuzden Ahmet Donmezin bu yazi dizisine masterpiece’miscesine itina gostermesi gerek. Cunku muhtemelen bu son iyi isi olacak.

  5. HE, Mustafa Özcan’ın bu yaptıklarından mutlska haberdardır. HE ‘nin onayı olmadan olmaz bunlar. HE bunlardan haberdar değilse bu da kötü. Lider, cemaatine hakim olmalı, olup bitenden haberdar olmalı. Yanlışları düzeltmeli, yanlışlara izin vermemeli. Efendimiz(SAV) bu konuda en iyi örnektir.
    Sonuç cemaat yenildi.
    Lafı uzatmaya gerek yok.
    “Yenilgi varsa komutana aittir. Galibiyet varsa orduya aittir.”
    Bir politika izleniyor.
    Ağır yenilgi alınıyor.
    Masumlar zulüm görüyor.
    Cemaatin karar alma mekamizmasındaki kişiler yüzünden bu zulümler yasanıyor, zalime fırsat veriliyor. Karar alma mekanizmasındaki insanlardan hesap veren yok. Hapiste olan yok. Saf temiz Ev hanımı ise hapiste . Karar alıcılar hizmette karar almaya ve de hizmetten MAAŞ almaya devam ediyor.

  6. O kadar iğrençki bu iddalar ve yapılanlar yazıyı tam okumakta güçlük çekiyorum. Yazıklar olsun bunu yapanlara bunları anadolu insanına reva görenleri. Hakkimi helal etmiyorum. Allah Mustafa Ozcan ve ekibini kahretsin. Yedikleri haram lokmalar bu dünyada ve ahirette midelerini delsin. Belki bu örgüte çok masum insanlar gerçekten Allah rızası için girmişlerdir fakat bu gibi canavar ruhlu insanlar tarafından yönetilince bu tür bir örgüte dönüştü.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz