Ali Çelik’in kiracısının oğlundan açıklama

“Mustafa Özcan’ın bütün adamları (2) başlıklı bir önceki yazımda şöyle bir bölüm vardı:

“Onu yakından tanıyan bir çok insanla konuştum. “Kimsede parasını bırakmaz. Üç kuruşun hesabını yapar. Hatta şu süreçte, herkes kuruşa muhtaç hale gelirken, başını sokacak bir ev derdine düşerken, Ali Çelik, yıllarca en yakınında bulunmuş, Cemaat’in en eskilerinden olan ve bu süreçte de inanılmaz mağdur olan bir kiracısı yurt dışına çıkınca peşine düştü ve ‘Sen çıkınca ev dört ay boş kaldı, bu dört ayın kirasını ödemedin’ diyerek parasını istedi,” diyorlar.”

Burada bahsi geçen ‘kiracı’nın oğlu, isminin gizli kalmasını talep ederek bir düzeltme girmemi istedi. Gönderdiği e-postada her ne kadar Ali Çelik için, “Benden kirayı istemesine haklı ya da haksız gücendim,” dese de bazı noktaların aydınlatılması gerektiğini düşünüyordu.

Yaptığı açıklama şöyle:

1- Ali Çelik, peşimize düşmedi; zaten benimle kontağı vardı, parayı nezaketle istedi.

2- Kiracı olan anne-babamın eşyaları, yurtdışına çıktıktan sonra 1 yıl boyunca o evde kaldı.

3- Borç, 4 aylık değil, 7-8 aylıktı. Ben bunun 4-5 ayını ödedim, gerisini ödeyemedim. Ali Çelik bir daha da kalanını istemedi.

4- Ali Çelik kirayı isterken Türkiye’de kalan ailesinin ihtiyacı olduğundan mecbur kaldığını ifade etmiştir.

5-Kiracı ailenin komşuluğundan memnun olduklarından uzun süre piyasa değerinin altında zam yapmadan kira almışlardır.

6- Kiracı, bahsedildiği gibi Ali Çelik’in en yakını olan biri değildir. İyi komşulukları olan yasça Ali Bey’in neredeyse babası yaşında biridir.

7- Ali Bey asıl kiracı olan şahsı, yani babamı saygısından dolayı hiçbir zaman bu mevzuyla alakalı aramadığı gibi, rahatsızlığı sırasında falan da arayıp sormuştur. 

****

Buna dair benim de söyleyeceklerim var tabii ki…

Öncelikle yazıda anlatılmak istenen neydi?

Kendi kişisel hayatında kimsede tek kuruş parasını bırakmayan Ali Çelik’in, Bank Asya’dan usulsüzce yapılan ödemeler için “Yol kazası” diyebilmesiydi.

Bunun için de kendisini yakından tanıyan bazı insanların anlatımlarına yer vermiştim. İşte ‘kiracı’ detayı da bu örneklerden biriydi ve her iki tarafı da tanıyanların ağzından yapılan bir aktarımdı. Yani, “Peşine düştü” ibaresi, olaylara tanık olanların kendi ifadesi. Bunu zaten ‘kiracıların’ ağzından yazmamıştım. Bunun dışında aslında düzeltilecek bir durum da yok.

Çünkü şunlar gerçek;

1- Kiracı, Cemaat’in en eskilerinden ve en bilinen ‘ağabey’lerinden bir tanesi.

2- Orada 25 yıllık kiracı ve Çelik’in komşusu. Dolayısıyla 25 yıllık bir komşuluk ve kiracılık için ‘en yakınındaki kişilerden biri’ demenin çok hatalı bir ifade olduğunu düşünmüyorum.

3- Sözü geçen kiracı, bu süreçte yurtdışına çıkmak zorunda kalan, hâlihazırda yaşlılık ve hastalıklarla malûl olan, maddi olarak da sıkıntı çeken biri.

4- Ali Çelik ise Londra‘da müreffeh hayat süren bir işadamı. Londra’da emlak işleri ile uğraşıyor ve şirketi üzerine aldığı birçok gayrimenkul var. Maddi bir sıkıntısının olmadığı herkesin malumu.

5- Bu profilde bir insanın, hakkı olsa ve haklı olsa bile, böyle bir süreçte, hele de kiracısı olan şahsın profili de göz önüne alındığında, bir kaç aylık kirayı istemesi, Çelik’in, parasına ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir. Bu da yazıda anlatılmak istenen gerçeği doğrulamaktadır.

6- Yazının konusu ne kiracı ne de kira ücretidir. Konu, Bank Asya‘daki tartışmalı konuların daha iyi anlaşılabilmesi ve bunlara imza attığı öne sürülen Ali Çelik profilinin daha iyi oturabilmesi için bazı tanıkların ağzından verilmiş bir detaydan ibarettir.

Yine de takdiri okuyucuların engin görüşlerine bırakıyorum.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

8 YORUMLAR

  1. Öncelikle yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum ve kesinlikle devam etmesi gerektiğini düşünüyorum,
    Ancak;
    Mesele her ne kadar Ana konu hakkında olsa da şunu unutmayın başkası ağzıyla da olsa verdiğiniz küçük bilgilerle yönlendirme yapıp algı oluşturuyorsunuz. Bu sizin için önemli olmasa da muhatap için itibar suikastine dönüşebilir..Bu durum diğer yazılarınızda da mevcuttu. Nitekim objektif gazetecilik yapıyorsanız bunlar o tarife girmez, yoruma dayalı gazetecilik yağıyorsanız bunu haber gibi sunmamalısınız.

      • Ama insanlar önce yazıyı okuyor ve ona göre su i zanna giriyor. yok gelen açıklama deyip başka bir yazı olarak yayınlıyor. ikinci yazıyı okumayanlar ilk yazıyı gerçek sanıp ona göre düşünüyor. yazdığınız şeyler teyitli bilgi değil o yüzden iyi niyetli olduğunuzu düşünmüyorum. doğru bilgilerin arasına manipüle edici yorumlar ekleyip insanları yönlendiriyorsunuz. Madem bahsettiğiniz kiracı büyük abilerden tanınmış birisi neden yazmadan önce birinci ağızdan teyit ettirmediniz…

  2. Çamur at izi kalsın modeli bir gazetecilik. Yazık ki ne yazık. iki mağdur mesajı atıp peşine 10 tane fitne mesajı atıyorsun. Bunun adınada gazetecilik diyorsun. İnşallah hatalarını anlarsın. Yapılan hatalar konuşulmasın demiyorum ama sanki bir algı operasyonunun parçası gibisin.

  3. Sizi takip etmeye başladığım ilk anlardan itibaren kullandığınız uslüptan, yüzünüzdeki ifadelere, sesinizdeki tonlamalardan, jestlerinize, mimiklerinize kadar bir bütün olarak değerlendirdiğimde dosdoğru bir insan olduğunuza kesin olarak kanaat getirdim.
    Bir tarafta gazeteci kılığına bürünmüş Hilal Kaplan, Fuat Uğur, Cem Küçük gibi A.K Troller; diğer tarafta aynı kamuflajı giymiş E.Dumanlı, Adem Yavuzaslan gibi The Cemaat propagandistleri arasında dezenformasyondan dezenformasyona sürüklenirken keşfettiğim yazılarınız çölün ortasında bulunmuş bir vaha etkisi yarattı!
    Onbinlerce insanın görülmedik çapta kitlesel bir zulme uğramasını sonuçlayan iki yozlaşmış yapının müptezel iktidar mücadelesinin ardındaki ışık görmemiş hakikatlere meşale tutarak olağanüstü önemli bir işe imza atıyor, örnek bir gazetecilik sergiliyorsunuz.
    Cemaat mensupları/sempatizanları yaşanan bunca zulmün, bütün bu yıkımın ve ülkenin dibine saplandığı korkunç bataklığın tek sorumlusunun çivisi çıkmış tiranlık olmadığını, Cemaat içinde en az o tiranlık kadar yoldan çıkmış karanlık bir güruh bulunduğunu, onbinlerce insanın dinmeyen gözyaşlarında onların da tiranlık kadar vebali olduğunu idrak edip buna göre tavır almadığı sürece normalleşme mümkün değil.

  4. Kiracinin oglu soyle diyor:
    “…
    6- Kiracı, bahsedildiği gibi Ali Çelik’in en yakını olan biri değildir. İyi komşulukları olan yasça Ali Bey’in neredeyse babası yaşında biridir.
    …”

    Siz de altina sunu yaziyorsunuz:

    “Çünkü şunlar gerçek;

    2- Orada 25 yıllık kiracı ve Çelik’in komşusu. Dolayısıyla 25 yıllık bir komşuluk ve kiracılık için ‘en yakınındaki kişilerden biri’ demenin çok hatalı bir ifade olduğunu düşünmüyorum”

    Farkli insanlarin mesajlarini yazmaniz sizi objecktif kilmaz. Bu zaten gazeteciligin en asgari sarti gibi bir sey. Subjektif olmak kendi yargilarinizi hukumlerinizi yaziya serpistirmenizdir, bunu da gordugum kadariyla cok yapiyorsunuz.

  5. ahmet bey, yazida vermis oldugunuz bilginin yanlisligi ortaya cikmis, bu durumda en azindan okuyucularinizdan ozur dilemelisiniz, fakat siz kendinizce bir savunma yaparak, halen dogru yaptiginizi ifade etmissiniz, eger samimi iseniz, hatanizi kabul edip ozur dilersiniz ve bundan sonrasi icin daha dikkatli davranirsiniz, olmasi gereken davranis bu olmali kanaatindeyim

    • Evet bazı durumlar olayın hikayelestirilip sunulmasi şeklinde bir hava oluşturmuş. Fakat pek tabi ki anlatımları yazıya dökerken anlatan kişilerin ifadeleri doğrultusunda yazılmış ve kesin sonuçta geçmiş konuşmalar (Ahmet beye anlatanlarin) farklı dilde getirilmiş olabilir. İ insan bile konuşurken birbirini yanlış anlayıp durumu carpitabiliyor ki, bu gibi başkalarının ağzından yazılanlarda böyle durumların olması normal. Fakat subjektif kısımların çoğunluğu, aynı olayın farklı anlatımlarınin Ahmet bey tarafından sentezlenerek anlatması sunucu oluştuğu kanaatindeyim.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz