Kim kimi delirtti acaba?

Ahmet Davutoğlu’nun danışmanı Atılgan Bayar’ın bir twitini gördüm. “Yazık… Delirdi hepsi…” diyordu.

Merak ettim, kimdi bu delirenler?

’Hepsi’ denilen deliler kümesi kimlerden oluşuyordu?

Baktım, birileri Ekrem İmamoğlu’nu ‘devletin gizli bilgilerini Yunanistan’a satmakla’ suçlayan twitler atmış, Bayar da böyle cevap veriyordu: “Yazık… Delirdi hepsi…” 

Sanırsın ki yeni delirdiler.

Kendini o ‘hepsi’nin dışına çıkaran ‘herkes’, niyeyse, bir anda elini yıkayıp yuyup başlıyor geride kalanları taşlamaya.

Yoo, yeni delirmediler Sayın Bayar. 

Mesela zamanın behrinde bir başbakan vardı. Adı Ahmet Davutoğlu’ydu. İşte o dönemin başbakanı, misal olarak, ülkede sık sık elektrik kesintileri yaşanmaya başlayınca, “Terör dahil her türlü ihtimali araştırıyoruz” deyivermişti. 

O gün de “Yazık… Delirdi galiba…” diye Hoca’ya yazıklananlar vardı.

Bugünkü üşütüklük seviyesinde Sayın Davutoğlu’nun hiç de mütevazı olmayan bir rolü var. Önüne geleni terörist, hain, darbeci, casus ilan eden bir tırlatmış kafa varsa bugün, zat-ı âlileri bunda ‘kadim’ bir paya sahip. 

Cinnete akademik ve hamasi kıyafet giydiren adamdır kendisi. Kısa süren başbakanlık döneminde bize bu konuda zengin bir arşiv bırakmayı başarmıştır. 

O meşhur deli suyundan birer avuç birer avuç ‘hepimize’ içiren erkan-ı devlettendir.

****

Bir örnek daha vereyim, her şey çabuk unutuluyor. 7 Haziran seçimi sonrasıydı. Mevcut hükümet ‘müstafi’ sayılıyordu. Fakat Davutoğlu hükümeti apar topar 60’ın üzerinde üst düzey bürokrat ataması yapmıştı. Muhalefetten eleştiriler gelince kendini şöyle savunmuştu: “Etrafımız ateş çemberi. Suriye’de, Irak’ta, Yunanistan’da olanlara bakın.”

Buyurun burdan yakın!

Şimdi birileri kalkıp Ekrem İmamoğlu’nu Yunan casusu ilan ediyor diye ‘yazık’ olmuyor aslında; çoktan ‘yazık’ olmuştu…

Çoktan delirmiştik ‘hepimiz’.

AKP’ye oy vermeyi ‘farz-ı ayn’, AKP’den ayrılmayı da ‘sırat-ı müstakimden’ şaşma olarak yorumlayan adamın, bir ara hasbelkader yönettiği ülke burası sonuçta. Çok şaşırmamak lazım.

Bir örnek daha vereyim mi? 

10 Şubat 2015 tarihli Meclis grup konuşmasını îrâd buyuruyorlardı kendileri. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis konuşması ile Fethullah Gülen’in o günlerde New York Times’te çıkan yazısının aynı eller tarafından yazıldığını iddia ediyor ve “Alın Kılıçdaroğlu’nun konuşmasın, alın o makaleyi yan yana koyun -zannederseniz tercüme edildi- çünkü arkada bir el ikisine aynı talimatı veriyor.” diyordu. 

****

Yani demem o ki, ilk kez olmuyor bu kayış koparma halleri Türkiye’de efendiler. Komplo teorileri Meclis kürsüsünü ve devletin en tepe noktalarını epeydir işgal altında tutuyor.

Hamaset deryasında sörf yapan siyasetçiler eliyle parça parça koparıldık gerçeklerden.

Davutoğlu, 62. Hükümet Programı’nı okurken de milletin zekâsıyla dalga geçercesine, “Yolsuzluklarla mücadelede güçlü bir irade gösterdik. Hiçbir yolsuzluğun üzerinin örtülmemesi, her türlü iddianın hassasiyetle incelenmesi, bu konulardaki yargı süreçlerinin sağlıklı olarak çalışabilmesi için yoğun bir gayret ortaya koyduk.” diyebildi. Üstelik bu konuşmayı, 25 Aralık’a takipsizlik kararı verilmesinden 1 gün sonra yapıyordu. Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet tezgâhını kuranların alayı tahliye edilmiş; onları tutuklayan polisler de hapse atılmıştı. 

Böyle bir ortamda yukarıdaki cümleyi kurabilen adamın başbakan olduğuna, bu ülke dışından, yani deli suyundan içmemiş olanlardan kimi inandırabilirdiniz?

****

Türkiye’de tutarlı, haklı, hakiki açıklamalar dönemi kapanalı epey oldu. Ne var ki Davutoğlu bundan şikâyet edecek, bu acınası hâli eleştirecek konumda olan isimlerden bir tanesi değil.

Delirtenler arasında onun da olduğu bir toplumdan Ekrem İmamoğlu için bu tür yakıştırmalar yapılmasında şaşılacak bir şey yok.

Eskiden Atılgan Bayar da Davutoğlu’nun danışmanı olarak o ‘hepsi’nin arasındaydı. 

Mesela Ahmet Davutoğlu, “PKK ile paralel yapı ortak çalışıyor, elimizde belgeler var” açıklamasının üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen halen bir belge koyabilmiş değil. Sadece bir ara, söz konusu kanıtın, Demirtaş’ın Bugün gazetesine verdiği röportaj olduğunu mırıldanmıştı.

O zaman da cemaat haklı olarak “Yazık, delirdi hepsi…” tepkisini gösteriyordu.. 

Çünkü cemaat de kendisini o ‘hepsi’nin içinden yeni sıyırmıştı. Artık rahatça bunu söyleyebiliyordu. 

O sırada başka birileri de cemaate, “Günaydın! Düne kadar beraberdiniz. Yeni mi delirdiler? Bunlar Türkiye’de ilk kez olmuyor ki!” eleştirisini yöneltiyordu.

Yolsuzluk da ilk kez olmuyordu, hukuk da ilk kez rafa kaldırılmıyordu. Ama mağduru olmak sırası cemaate yeni gelmişti. 

Bu sadece bir sıralama işi. Dayağı yiyen, kendine geliyor. Suyun tesirinden çıkıp  diğer ‘hepsi’nin arasından sıyrılıyor. 

Galiba ‘herkes’ bir sıra dayağından geçmeden kimse akıllanmayacak…

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz