Kader ve Yolun Kaderi (1)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kader” açıklaması ile Gülen Cemaati’nin önde gelenlerinden Abdullah Aymaz’ın,  Asr-ı Saadet’ten örnekler ve günümüzbaşlıklı yazısını aynı gün okudum.

Erdoğan, 41 işçinin hayatını kaybettiği Amasra maden faciası bölgesini ziyaretinde, “Biz kader planına inanmış insanlarız. Bunlar her zaman olacaktır, bunu da bilmemiz lazım,” diyordu.

Yani bu tür facialar madenciliğin ‘fıtratında’ vardı ve kaçınılmaz olarak bu ölümler  olacaktı.

Bu işin kaderi buydu; ölümden korkan madene girmezdi.

Yapacak bir şey yoktu.

Haberi okuduktan bir kaç saat sonra bir dostum bana bir yazı yolladı. 

Bu da işte başta sözünü ettiğim, Abdullah Aymaz’a ait yazıydı.

Buna göre, Hz. Peygamber de bir yıl içinde iki kere müşrikler tarafından tuzağa düşürülmüş ve neticesinde onlarca iyi yetişmiş sahabe katledilmişti.

Aymaz, “Münafıklardan başka hiç kimse bu hususta Efendimize (S.A.S.)  ‘O nasıl bir peygamber ki, olacakları sezemedi de bu kadar insanın katledilmesine sebep oldu?!..’ demedi,” diyordu. 

Böylece, “bu süreç ile ilgili olarak Hizmetin başındaki zâtı suçlayan bazılarına” göndermede bulunuyordu.

Yani, “15 Temmuz bir tuzaktı” savunmasına karşılık, “Hocaefendi nasıl tuzağa düşer? Neden olacakları önceden sezemedi?” diye sorgulayanlara bir cevaptı bu.

Ve Cemaat’in “yolun kaderi” söyleminin de bir değişik versiyonuydu. 

Bu yolun kaderinde tuzaklar, zulümler, hapisler, ölümler, acılar, kandan irinden deryalar vardı…

****

O hafta Türkiye futbol ligi maçlarında, maden faciasında ölenler için saygı duruşunda bulunuluyordu.

Sanki bir yerlerde terör saldırısı olmuş da şehit askerler varmış gibi bir atmosfer vardı havada. 

Kastettiğim üzüntü değil, hayır. 

Böyle bir yas gününde üzüntüden daha normal ne olabilir ki?

Kastettiğim, matem marşında da İstiklal Marşı’nı okuyan çehrelerde de aynı milli gerilim ve aynı yüksek tevekkül… 

Neden bu ruh hali içinde tribünler? Bir yandan mütevekkil, ama bir yandan da sanki bir düşman ordusu şehirlerini bombalamış gibi bir ‘milli müdafaa’ hali içinde?

Oysa bu bir savaş ya da işgal değil.

Onlarca ihmalin, sorumsuzluğun ve cinayet gibi kararların yol açtığı bir facia.

Ve asıl müsebbipler içeride.

Hatta başınızda. Sizi yönetiyor.

En büyük başarısı da işte size o vecd halini verebilmekte. 

Kendi yol açtığı katliamın sorumluluğunu almak yerine ustaca bunu da bir çeşit muavenet ve mukavemet silahına dönüştürmüş.

****

Çünkü siz de bunun bir “kader” olduğunu düşünüyorsunuz.

Öyle inanmışsınız.

Öyle inandırılmışsınız.

Baksanıza, bir kaç gün sonra ‘kader’ istismarını biraz daha derinleştirme ihtiyacı duyan Erdoğan şunları söyleyecektir: “Mukadderata, Rabbimizin yazgısına teslim olacağız. Elbette biz Müslümanlar için bu olmazsa olmazdır. Yeri geldiği zaman ‘Bu ülkenin yüzde 99’u Müslümandır’ diyor muyuz? E, diyoruz. Yüzde 99’u Müslümansa Müslüman olarak da bunun gereğine imanımız tam olacak.“

Yani, 41 işçinin ölümü “Rabbimizin yazgısı” idi… 

Müslümansanız bunu da böyle bileceksiniz.

Kaderi tenkit etmeyeceksiniz.

Yoksa siz Müslüman değil misiniz?

****

Peki gerçekten de “Rabbimizin yazgısı” mıydı?

Sayıştay’ın 2019 yazgısı öyle demiyor mesela.

Raporda, “Maden ocağının dengelenmiş üretim derinliğinin artması kaza risklerini yükseltir,” diyor.

“Bu derinlik, ani gaz degajı ve grizu patlama riskini çoğaltır,” diyor.

“Bu derinlikte havalandırma sistemlerinin de güçlendirilerek gerekli önlemlerin alınması gerekir,” diyor.

“Müessesedeki iş kazaları, önceki yıllara kıyasla yüzde yetmiş oranında artmıştır,” diyor.

“Azalan işçi sayısına bağlı olarak, kömür kazı faaliyetinin yapıldığı ayaklarda yeterli sayıda işçi bulunmamaktadır,” diyor.

Çünkü işletmede bin 145 çalışan olması gerekirken bu sayı 622’ye düşürülmüştür.

Neden?

“Rabbimiz” mi öyle istemiştir?

Hayır; insana, insanın canına, emeğine, onuruna hiç değer vermeyip en az maliyetle en çok kârı elde etmek isteyen sistemin ağababaları buna karar vermiştir.

O çarkın en tepesinde de ‘tanrı-kralımız’, Cumhurbaşkanımız yer almaktadır.

Kimin Kürt olup olmadığına o karar verdiği gibi neyin “kaza” neyin “kader” olduğunu da o tayin etmektedir.

“Müslümanız” diyorsak bunu da böyle kabul edeceğizdir.

****

Peki diğer ülkelerde nasıl oluyor bu işin kaderi?

Merak ediyor mu o tribünler?

Mesela Gazeteci Can Ataklı merak edip araştırmış. 

Bazı istatistikler paylaştı.

“Dünyada artık grizu patlaması diye bir şey yok” diyor.

“Dünyada büyük kayıplara yol açan grizu patlamaları en son 1975’te meydana gelmiş. Örneğin İngiltere taaa 1866’dan sonra bir kere de 1917’de bir facia yaşamış. Ardından İngiltere’de ciddi kayıplara yol açan kömür madeni kazası olmamış. Türkiye’de ve bir de Çin’de hala bu facialar yaşanırken hiçbir medeni ülkede artık ne grizu patlaması ne de maden kazaları oluyor. Dünyada büyük kazalar neredeyse 40 yıl önce sona ererken biz ne yazık hala grizu patlamaları nedeniyle nice insanımızı yitiriyoruz,” diyor.

Neden?

Bu işin kaderi maden mi seçiyor?

“Rabbimizin yazgısı” niye hep bizim madenleri vuruyor da bu gelişmiş ülkelerde bizimkisi kadar maden işçisi ölmüyor?

Ki Çin bile nüfusu ve ürettiği kömür miktarı oranına göre Türkiye’ye göre 7 kat daha az kayıp veren bir ülke.

Son 20 yılda 500’ün üzerinde maden işçisi kaybetmişiz. 

Türkiye, maden işçisi sayısında dünyada ilk sıralarda olmamasına rağmen iş kazaları bakımından Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradaysa bu kimin yazgısı?

Bu kadar çok felaket yaşanmasına rağmen bu “kader” niye hiç değişmiyor?

****

Japonya’da 8 üzeri deprem olur, bir kaç kişi ölür; bizde çürük binalar yüzünden 20 bin kişi ölür; “takdir-i ilahi” olur.

Dere yatağına ev yapılır, belediyeler göz yumar, sel hepsini alır götürür; “Allah’ın takdiri” olur.

Tayyip Erdoğan, ‘kader’ açıklamasında bir de diyor ki, “Elbette tespit edilirse suçlunun yakasına da yapışacağız. Elbette sistemde belirlenen eksiklikler, aksaklıklar varsa giderilmesini sağlayacağız.”

“Tespit edilirse”ymiş!

Kim tespit edecek?

Onlar Cemaat davalarında hapis yatanların ailelerine patates, soğan yardımı yapan eş-dost mu ki tespit edilebilecekler?

Kaldı ki daha önce tespit edilenlere ne oldu ki?

Mesela dünyanın gelmiş geçmiş en büyük maden facialarından biri olan 2014 Soma felaketi sonrası açılan davanın seyrini takip eden var mı?

Madenin sahibi Can Gürkan, 4 buçuk yıl hapis yattıktan sonra 2020 yılındaki korona infaz düzenlemesinden yararlanarak cezaevinden çıktı.

Gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler, öğretmenler çıkamazken 301 madencinin ölümüne neden olan Gürkan, tahliye oldu.

Soma davasında tutuklu sanık kalmadı.

****

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020’de bir karar vermişti. 5 üyenin 5’inin de oyuyla, sanıkların olası kastla insan öldürme suçundan 301 kez ayrı ayrı cezalandırılmasını istemişti.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Bu dairenin 3 üyesi değiştirildi. 

Atananlardan biri, AKP’nin kadrolu Adalet Bakanı Kenan İpek’ti. Bir diğeri, Bilal Erdoğan’ın şüpheliler arasında yer aldığı 25 Aralık yolsuzluk dosyasını kapatan savcılardan Fuzuli Aydoğdu idi. Bir diğeri de yine AKP bürokratlarından, eski Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Yapıcı idi.

Bu atamaların ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 12. Daire’nin kararına itiraz etti. 

Sonuç?

5 üyeden 3’ü kararın bozulması yönünde oy kullandı. Yani 2 yıl önce eski üyelerin oyları ile ‘olası kasıtla adam öldürme’ kararı veren Daire, bu kez yeni üyelerle ‘bilinçli taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılmaları gerektiğini belirtti.

Bu sayede sanıklar daha az ceza alacak ve yeniden hapse girmekten kurtulacaktı.

Bu üç üyenin kimler olduğunu söylememe gerek var mı?

Herhalde tahmin etmişsinizdir.

Elbette yukarıda isimlerini saydığım, İpek, Aydoğdu ve Yapıcı’dan başkası değildi.

Yeni heyet ikiye karşı üç oyla önceki kararı bozdu. 

Bu 3 ismi oraya kim atamıştı?

Kim olacak; Soma katliamı için de 2014 yılında “Kader. Bu işin fıtratında var,” demiş olan ve cinayetlerin asıl faili konumunda bulunan Erdoğan.

Siyasetin köpeği haline getirilmiş yargıda başka ne olabilirdi ki?

Şimdi bu kimin yazgısı?

“Rabbimizin yazgısı” mı yoksa “Reis’imizin yazgısı” mı?

****

Aynı Reis, Amasra faciası sonrası çıkıp diyor ki, “Elbette tespit edilirse suçlunun yakasına da yapışacağız. Elbette sistemde belirlenen eksiklikler, aksaklıklar varsa giderilmesini sağlayacağız.”

Ne zaman?

41 işçi öldükten sonra mı?

Kaldı ki öyle bir eksiklik, aksaklık giderme de olmayacak hiçbir zaman.

Mesela ben size bir örnek vereyim; Soma’daki katliamda Enerji Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‘nın ihmali ve kusurları olduğu belirlendi. Hazırlanan bilirkişi raporu, dava dosyasına da girdi. Peki bundan dolayı bakanlık görevlilerine dava açıldı mı?

Tabii ki hayır.

Keza en son felaketin olduğu Amasra’daki madenle ilgili yukarıda sözünü ettiğim 2019 Sayıştay Raporu sonrası denetimler yapılmış mı?

Hayır.

Sonra göz göre göre 41 madenci canından oldu.

Erdoğan çıkıp dedi ki, “Biz kadere iman etmişiz. Bu Rabbimizin yazgısı. Müslümansak buna inanacağız.”

Kimin gıkı çıkıyor?

Tabanından yükselen bir itiraz var mı?

Soru soran, sorgulayan, “Yapma Reis! Şunlar şunlar yapılmamış, şu şu ihmaller var. Bunun neresi kader?” diye tepki gösteren var mı?

Yok.

Maçlarda bir saygı duruşunda bulunarak, bir İstiklal Marşı okuyarak “şehitlerimizin ruhuna” bir Fatiha; oldu bitti.

Spinoza, tüm zamanların en tartışmalı kitaplarından ‘Teolojik Politik İnceleme’de,  “Monarşik yönetimin en büyük sırrı ve tüm çıkarı, insanları aldatmakta ve onları dizginlemesi gereken korkuya din maskesi takmakta yatar. Onlar böylece, sanki kurtuluşları için savaşıyormuşçasına, köleleşmek için sava­şırlar. Tek bir adam kibirlenebilsin diye kanlarını ve canlarını vermeyi bir utanç değil de, en büyük onur sayarlar,” diyordu.

“Monarşi” dışında değişen bir şey var mı? 

****

Bölümü, 1958 yılında Nobel Barış Ödülü alan Dominikan rahibi Dominique Pire’nin sözüyle bitireyim: “Önemli olan inananlarla inanmayanlar arasındaki farklılık değil; umursayanlarla umursamayanlar arasındaki farklılıktır.”

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

1 Yorum

  1. Tanrı tarafından atanmış peygamberleri, kralları liderleri eleştiremezsiniz. Onları sadece münafıklar eleştiririr. Nokta…
    Erdoğanı Güleni eleştirmezsiniz, eleştiriyorsanız münafıksınız.
    Erdoğan Allahın görevlendirdiği İslam mücahididir, Gülen ise peygamber, yanlış okumadınız peygamber. Cemaatin belki de en mahrem sırrıdır; Gülen Hz. Isadır.
    Sadece münafıklar eleştirir.
    11 havarisi vardır, tıpkı İsa gibi, 11.11.1938 de 11 aylık olarak doğmuştur.
    Deccali öldürecek, otağını Pekine kuracaktır….
    Cehaletin ve korkunun esir aldığı toplumlarda liderler değişmez, arkasında Allah vardır, ve Allah adına konuşan aslında kendileridir, cüretimi bağışlayın, aslında Allah liderlerdir.
    O’nun olduğu söylenen kitabı onlar yorumlar, O’nun meramını onlar bilirler.
    Söyleyin mesela, Gülen “miras kadınlar eşit verilecek çünkü Allahın meramı aslında budur” dese, açıkça Allahın emrine ters olan bu ifadeye karşı çıkabilecek var mı?
    Peki Allah kim o zaman?….

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz