“İyi şanslar dilerim”

Uruguay’ın 12 yıllık asker-sivil diktatörlüğü bitiyor, yeniden demokrasiye dönülüyordu. 

Yıl 1985… 

13 yıl aradan sonra, 1984’te yapılan ilk seçimleri, demokrasi yanlısı Partido Colorado kazanmıştı. 1 yıl sonra da siyasi mahkumlara genel af çıkarılmıştı. Tupamarolar olarak bilinen Ulusal Kurtuluş Hareketi (MLN-T) üyesi 9 sosyalist gerilla da onlar arasındaydı. 12 yıldır hücre hücre dolaştırılan ve işkenceden geçirilen bu siyasi mahkumlar, artık özgürlüğüne kavuşuyordu.  

Halen darbeci askerlerin yönetiminde olan cezaevi idaresi, onlara tek tek ‘işkence görmedim’ yazısı imzalatıyordu. Arkadaşlarının ‘Pepe’ diye çağırdığı José Mujica Cordano imzayı attığında, hapishane yetkilisi subay ona, “Bu burada bitmeyecek. Hiç umutlanma. Çıktığında seni bulacağız ve seni orada kimse koruyamayacak. Duydun mu? Orada siyasi sorumluluk yok!” diye tehdit ediyordu. 

Pepe’nin cevabı çok kısaydı: “İyi şanslar dilerim”

****

O subayın sözleri eminim size de AKP destekli çete reisi Sedat Peker’in şu son sözlerini hatırlatmıştır. Peker geçtiğimiz günlerde, cemaat davalarından tutuklu olanları ve yurtdışında bulunanları benzer şekilde tehdit ediyordu. Şimdiki bu sözde yargılamalar bitip cezaevi süreçleri sona erdikten sonra sokakta infazlar yapacaklarını ima ederek, “Şimdi devletimiz sahnede. Devletimiz yapacağını yapıyor. Ancak bir gün şartlar oluşursa ve şartlar inşallah oluşur, o zaman devletimizden milletimize geçecek. Ben de bu yüce milletin bir ferdi olarak, ben ve arkadaşlarım, ne yaptığımızı tüm dünya görecek.” diyordu. 

Gazeteci Nedim Şener de bu açıklamalara destek veriyor ve “Öyle görünüyor ki, FETÖ ile mücadelede son sözü devlet değil 15 Temmuz’daki gibi millet söyleyecek. ‘Döneceğiz, hesap soracağız’ diyen FETÖ’cüler, o gün gelirse ki-gelmeyecek- korkarım beğenmediğiniz devletin hukukunun sizi kurtarması için dua edersiniz.” şeklinde tweet atıyordu

****

33 yıl önce Pepe’yi benzer sözlerle tehdit eden o subayın kim olduğunu bilmiyoruz. Tarih nezdinde hiç bir önemi yok. Adı dahi kalmadı. 

Yukarıdaki o diyaloğu aktardığım filmde bile geçmiyor ismi.

Filmin adı: “La noche de 12 años (12 yıl gece)” 

2018 yapımı.

Adında olduğu gibi gerçekten de 12 yılları karanlıkta geçen ve bu yüzden de hep geceyi yaşayan o 9 Tupamaro’dan üçünün hikayesini anlatıyor. Onlar; Pepe, Náto ve Ruso’dur. Bizdeki Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi… Zaten aynı jenerasyonun çocukları. 

60’lı yıllar ve 70’lerin başındaki çalkantılı süreçte banka soygunları, konsolosluk baskınları, rehin alma, marketlerden gıda çalıp halka dağıtma gibi eylemler yüzünden hedeftedirler. Ordu ile girdikleri çatışmalarda çoğu Tupamaro hayatını kaybeder. Geriye kalan 9’u, Eylül 1972’de tutuklanır. 

1973’teki darbeden sonra da askeri idare, o 3 kişiyi hapishaneden gizlice alarak bilinmeyen bir yere götürür. Burası resmi bir cezaevi veya hücre değildir. Bizim MİT’inkilere benzer gizli bir işkence merkezidir. Üç arkadaş aylarca tek kişilik hücrelerde tecrit edilir. “Onları öldüremiyorsak delirtelim” kararı ile türlü işkencelere maruz bırakılırlar. Gün ışığını hiç göremezler. Bir işkence evinden diğerine götürülürken bile kafalarına çuval geçirilir. Yıldızları görmeleri için yaklaşık 12 yıl geçmesi gerekecektir. 

****

Bu dönem, siyasi tarihe ‘Uruguaylı Diktatörlük (Uruguayan Dictatorship)’ olarak geçen, kendi örneğine mahsus bir diktatörlük devresidir. Askeri yönetimin, sivil bir kukla idareyi iş başında tuttuğu dikta dönemidir. 1984’te demokrasinin dönüşüne kadar geçen 12 yılda, arkalarında bir çok cinayet, fail-i meçhul, kaçırma, kaybetme, işkence vakası bırakırlar. 

    Diktatörlük sırasında 5 binden fazla kişi siyasi nedenlerle tutuklanır. Nüfusun beşte biri, bir şekilde diktatörlüğün gözaltı veya tutuklama işlemlerinden nasibini alır. Dünyada kişi başına en fazla siyasi mahkumun düştüğü ülke burası olur. Uruguaylıların neredeyse yüzde 10’u ülkeden göç eder. Her yerde gizli veya açık işkencehaneler vardır. 

12 yıllık askeri yönetim sırasında yaklaşık 200 Uruguaylı öldürülmüştür. Bunların büyük kısmı, Arjantin gibi komşu ülkelere kaçmış bulunan muhaliflerdi. Çoğunun cesedi hiçbir zaman bulunamadı ve tarihe ‘desaparecidos (kaybedilenler)’ olarak geçtiler. Bugün başkent Montevideo’da, onların anısına açılmış bulunan Museo de la Memoria isimli bir müze vardır. 

****

Bu 3 kişi – Pepe, Náto ve Ruso- gördükleri onca işkenceye rağmen asla geri adım atmadı. Bir an bile eğilmediler. Asla birbirlerini satmadılar. 

Esaretlerinin 7. yılı idi. Şair olan Ruso, yandaki Náto’nun duvarını tıklayıp mors alfabesi ile şöyle diyordu:

“Eğer bu benim 

son şiirim olacaksa; 

isyankar ve hüzünlü,

yılmış ama tek parça,

yalnızca bir kelime yazardım: Yoldaş!”

****

Bunun üzerinden de 5 yıl geçti. 

İşte o 3 yoldaş, artık çıkışa doğru ilerliyordu.

Tutukluluklarının 4323. günü…

Son gün…

12 yıl süren bir gecenin sabahında, gökyüzünü içlerine çeke çeke ilerliyorlardı.

Uzun bir yolun sonunda aileleri ve arkadaşları onları bekliyordu. 

‘Onları Unutmadık’, ‘Yaşasın Mücadele Edenler’ yazılı dövizlerle karşılıyorlardı onları. 

Demokrasi geri gelmiş; esaret bitmişti.

Tutsaklar sevdikleri ile kucaklaşıyor, gözyaşları içerisinde zaferi kutluyorlardı. 

Filmin bu final sahnesinde, eşi ve kızı ile kucaklaşan Náto’yu görüyoruz. Ekranda, “Eleuterio Fernández Huidobro, senatör ve Savunma Bakanı oldu. 5 Ağustos 2016’da hayatını kaybetti” yazıyor. 

Ardından annesi ve kızına kavuşan Ruso’yu görüyoruz. Bu kez, “Mauricio Rosencof, Montevideo’da yaşıyor. Şair, roman ve tiyatro yazarı. Montevideo Kültür Varlıkları Müdürü oldu” yazısı beliriyor altta. 

Son olarak Pepe’yi çıkışa doğru yürürken görüyoruz. Kendisine kağıt imzalatan o subayın, “Çıktığında seni bulacağız ve seni orada kimse koruyamayacak. Orada siyasi sorumluluk yok” tehdidinin hemen ardından, özgürlüğüne doğru adımlar atıyor. Kalabalığın içinde annesi onu bekliyor. Bir kaç adım sonra, 12 yıllık hasretle annesine sarılıyor. Kolunu omzuna dolayıp gözyaşları içerisinde son kez arkasına dönüp bakıyor. Bu anda ekranda, “José Mujica. Meclis üyesi ve senatör oldu. 2010 yılında 75 yaşında Uruguay Cumhurbaşkanı seçildi” yazıyor.

****

Siz onu dünyanın en fakir cumhurbaşkanı olarak tanıyacaktınız. 

Makam aracı olarak 1973 model Vosvos kullanan efsane devlet başkanı. 

Maaşının yüzde 70’ini yoksullara bağışlayan adam. 

Seçildiğinde, başkanlık sarayına yerleşmek yerine 40 yıldır yaşadığı çiftlik evinde eşi ve topal köpeğiyle birlikte yaşamayı tercih eden lider. 1100 odalı saraylarda yaşayıp da ‘Ah kapitalizm ah!’ diye ikiyüzlü nutuklar çekenlerden değil yani…

Cezaevi günlerini kastederek, “Size bunları yaşatanları affettiniz mi?” diye soranlara şu cevabı veriyordu: “Affetmiyorum, ben yargıç değilim. Ben kendi yolumda gidiyorum. Diğerleri ne yapıyor, bakmıyorum. Ne affediyorum ne yargılıyorum ne de unutuyorum… İleriye bakıyorum. Çünkü geçmişte olanların telafisi yok. O hesaplar hiçbir zaman kapanmayacak.”

****

Son kez onu tehdit eden cezaevi sorumlusu o subay, bugünleri gördü mü bilmiyorum. Pepe’nin bu sözlerini duydu mu, okudu mu, onu da bilmiyorum.

“İyi şanslar diliyorum” demişti Mujica ona. O şansı hiç bir zaman bulamadılar neyse ki. 

Pepe ise o kapıdan çıkarken bambaşka bir hayata adım attı. Kendini inkar etmeyerek ama hatalarını da sorgulayarak… Geleceğe temiz bir sayfa açarak… 

Bugün Sedat Peker’lerin tehdit ettikleri de onlara kinaye ile ’iyi şanslar’ diler mi, yine bilmiyorum. 

Ama yıllar sonra, bugünkü ‘gece’nin filmi çekildiğinde, Sedat Peker’lerin o subaydan çok daha iğrenç bir şekilde anılacağından eminim. 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

3 YORUMLAR

  1. Güzel bir yazı.
    1) Şimdi eleştiri zamanı değil, insanlar ümit bekliyor diyenler bu tip yazıları yazmalı bence gerçek ümit bu. Dini jargon ile süre verme sabır et demek falan ümit olmuyor. 12 sene yatarsınız ama bu işin sonunda onlar unutulur siz kalırsınız işte ayağı yere basan gerçek ümit budur.
    2) Sürekli Akp’yi eleştirmek yerine böyle ümit verici yazılar yazılmalı

    Bu yazıyı övmek için çok şey derdim ama kısacası sizin yaptığınız gibi yeri gelince eleştiri, sert söylem, gerçekleri tüm şeffaflığıyla yazmak ama arada da böyle ümit veren yazı işte denge budur. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, ortaya koyduğunuz işi takdir ediyorum. 2,5 senedir ilk kez bir şey okuyunca moralim artar oldu, içime bir ümit geldi teşekkürler.

  2. Daha birkaç gün önce izledim.. her karesinde arkadaşlarımın yaşadıkları geldi aklıma.. Tam ümidini kaybedecekken bir doktorun verdiği moral.. birinin annesinin yaptığı muhteşem annelik görevi.. edebiyata tutunarak ayakta kalma.. yokluklar ve sürekli sürgün.. koğuşlar arasındaki ilginç haberleşme metodu.. wc ihtiyacını gidermek isteyince görevlilerin aptalca tavırları.. ne daha neler neler..

    Gerçekten bir başyapıt.. böyle güzel bir makale ile gündeme gelmesi de medreaeseki arkadaşlarımızın durumunu bir daha hatırlama ve gelecekte güzel günlerin mutlaka geleceğini müjdeleme adına ayrica isabetli olmuş..

    Teşekkürler Ahmet Dönmez..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz