İsveç’te bir onur mücadelesi: Kendisini kaçırıp Türkiye’ye teslim eden Barzani’yi protesto ediyor

HABER – İZLENİM

3 yıl önce Erbil’den illegal yöntemlerle kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilen, 500 gün cezaevinde kaldıktan sonra beraat eden ve ardından İsveç’e yerleşen Bankacı Nurettin Aytuğ (58), 4 gündür Stockholm’deki Kürdistan Bölgesel Yönetimi Temsilciliği önünde protesto eyleminde bulunuyor. Her gün öğle saatlerinde Kommendörsgatan 16 numaraya gelen Aytuğ, “Barzani kidnapper” (Adam Kaçıran Barzani) ve “Barzani will be trialed by international courts” (Barzani uluslararası mahkemelerde yargılanacak) yazılı dövizlerle bekleme eylemi yapıyor. Kürdistan istihbarat servisi Asayiş tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ve işkence edilerek Türkiye’ye götürüldüğünü belirten Aytuğ, “Cezaevinde kendi kendime söz vermiştim. Bana bu işkenceyi yapanlar, bu acıyı yaşatanlar, aileme bu dramı yaşatanlarla ömrümün sonuna kadar, ömrüm yettiği sürece yargı önünde hesaplaşmaya söz vermiştim.” diyor. Kaçırılışının 3. yıldönümü olan 6 Ağustos’ta başlattığı eylemini, sonuç alıncaya kadar sürdüreceğini ifade ediyor. 

Nurettin Aytuğ

25 yıllık bankacı Nurettin Aytuğ, 2011 yılında Albaraka Türk Şube Müdürü olarak Erbil’e yerleşti. Daha sonra Bank Asya şubesi açılınca bu bankaya transfer oldu. Bankaya el koyan TMSF yönetimi kendisini 2015 yılı Ekim ayında işten çıkarıncaya kadar görevini sürdürdü. Ancak işten çıkarıldıktan sonra Türkiye’ye dönmeyip Erbil’de kalmayı tercih etti. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ailesi ile birlikte İsveç’e gidip sığınma kararı aldı.

Eşi ve 2 çocuğu ile beraber 6 Ağustos 2016 tarihinde Stockholm’e uçacaklardı. Sabah kahvaltılarını yapıp Erbil Havaalanı’na gittiler. Eşi ve çocukları pasaport kontrolünden geçerken kendisine geçiş izni verilmedi. Sonrasını şöyle anlatıyor: “Önce havaalanında yarım saat kadar beni bir odada tuttular. Kimseyle görüşmeme müsaade etmediler. Daha sonra Kürdistan’da ‘Asayiş’ denilen bir sivil istihbarat teşkilatı var, oradan 2 tane eleman geldi. Beni bir arabaya attı ve Erbil şehrinin içinde, sonradan Asayiş genel müdürlüğü olduğunu öğrendiğim çok yüksek duvarlarla çevrili bir yere götürdüler. Sonradan konuşmalardan Asayiş Genel Müdürü veya Genel Müdür Yardımcısı olduğunu öğrendiğim Bahauddin isimli birinin odasına aldılar. Şaşırdım. İsveç’e gitmek üzereyken niye beni alıp buraya getirdiklerini sorduğumda hiç bir cevap vermediler. Yanımda telefonum ve çantam vardı, onları aldılar ve beni bir nezarethaneye bıraktılar. Öğle vaktiydi getirdiklerinde, akşam saat 19.00’a kadar yanıma hiç kimse gelmedi. Hiç bir soruma cevap vermediler. Saat 19.00’da abdest almak için lavaboya gitmiştim, ayağımda terlikler vardı, geri döndüğümde Bahauddin isimli kişiyle yine Asayiş elemanı olan birisi, iki kişi, bir anda hiç bir müdahaleye fırsat bırakmadan bir kaç saniye içinde önce elllerimi arkadan kelepçelediler, arkasından ağzımı bağladılar ve başıma bir torba geçirerek beni bir araya attılar. Ne olduğunu anlayamadım. O zamana kadar zaten hiç bir soruma cevap vermemişlerdi. Araba ile beni bir yere götürüyorlardı. Bana yapılan işkence orada başladı. Önde Bahauddin vardı, arka tarafta o ikinci kişi vardı. Arkadaki kişi beni dizlerine yatırdı. Hem ağzım bağlı hem ellerim arkadan kelepçeli, başımda da torba olduğu halde, yetmedi eliyle ağzımı ve gözümü bastırarak bana işkence etmeye başladı. Bu işkence yaklaşık 4 saat sürdü. Nefes alamıyordum. Konuşamıyordum. O kadar ki artık ölmeye ramak kalmıştı. Yalvardım, ‘Ölüyorum, su istiyorum’ diye… Daha sonra ağzıma birazcık su akıttılar. Bu şekilde beni Habur Sınır Kapısı’na getirdiler.”

Nurettin Aytuğ, Konya Emniyeti’ne böyle götürüldü.

2007 YILINA AİT BİR ŞİKÂYET GEREKÇE GÖSTERİLDİ

Habur’da Türk tarafına teslim edilmiş. Ancak kendisini alanların kimler olduğunu halen bilmiyor. “Kime teslim ettiklerini bilmiyorum ama sivil giyimli bir kaç kişi vardı. Sanırım Özel Harekatçılar’dı.” diyor. Burdan sonrasını da şöyle naklediyor: “Onlar beni bir yere götürdüler. Önce başımdaki torbayı çıkardılar, ağzımı çözdüler ve fotoğrafladılar. Daha sonradan öğrendim ki bu fotoğrafları basına servis etmişler. Basında akıl almaz, iğrenç bir linç kampanyası başlatılmış. Akabinde beni Konya’ya getirdiler. Yine çok uzun bir yolculuk oldu. 6 Ağustos Cumartesi günü sabah kahvaltı yaparak evden çıkmıştık, Pazar günü öğleyin Konya’ya getirdiklerinde, yani birbuçuk gün geçmişti, ne bir yemek yemiştim ne da bana içecek bir şey verilmişti… Zaten ne Kürt tarafında beni teslim edenler benimle konuştu ne de Türk tarafında beni teslim alanlar konuştu.”

Konya’ya getirilme sebebinin, devam etmekte olan ‘Paralel Yapı / Okyanus Şirketler Grubu Kumpas Davası’ olduğu söylenir. Hakkında 2007 yılına ait bir şikâyet vardır. Okyanus’un patronu Nurettin Argun, 2007 yılında banka yöneticisi iken Nurettin Aytuğ’un kendisinden öğrenci yurdu yapmasını istediğini ve bir vakıf hastanesine tıbbi cihaz hibe etmesi talebinde bulunduğunu söylemiştir. Bundan dolayı soruşturmaya dahil edilmiştir. 

“15 TEMMUZ İÇİN ARANAN KURBAN BEN OLDUM”

“Fakat asıl gerçek başkaymış” diyor Aytuğ. “Bunu da daha sonra anladım” diye ekledikten sonra şöyle devam ediyor: “Malum 15 Temmuz’da bir saçmalık yapılmıştı, başka bir kelime bulamıyorum, ve o kurgu için bir kurban gerekiyormuş. O kurbanın ben olduğumu daha sonra anladım. Sebebi de şu: Yargılandığım davada iddianame hazırlandıktan sonra bazı sanıklar yurtdışına çıkmışlar. Onlar gittikten sonra Emniyet Genel Müdürlüğü ilk defa bir terörden arananlar listesi oluşturmuş. Ben diğer kaçanlarla beraber sanki Türkiye’den kaçmışım gibi gri listeden aranan bir terörist olmuşum, başıma ödül konmuş, hakkımda kırmızı bülten çıkarılmış. Fakat ben kaçmamıştım ki… Zaten 5 yıldır Erbil’deydim. Yurtdışında olan bir insanın yurtdışına kaçması mümkün değil. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti için ben çok kolay bir avdım. Çünkü Erbil’de faaliyet gösteren 5 Türk bankasından birinin müdürüydüm. Konsolosluk tarafından tanınıyordum. Sürekli görüşüyorduk, toplantı yapıyorduk. Dolayısıyla ’terörist olarak’ arananlar listesinde sadece benim yerim, yurdum, adresim belliydi ve 15 Temmuz için aranan kurban ben seçilmişim.”

“PKK İMAMI” MANŞETLERİ ATTIRILDI, SONRA SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Dolayısıyla 15 Temmuz’dan sonra yurtdışından kaçırılarak Türkiye’ye getirilen ilk kişi o olur. “Bu inanılmaz bir şey. Düşünebiliyor musunuz; gri listede aranan bir teröristim ve yurtdışından kaçırılıyorum…” ifadelerini kullanıyor. Konya Emniyeti’nde 1 gün gözaltında kalır. Burada kendisine bir ‘ahlaksız teklif’ yapıldığını söyleyen Aytuğ, bu teklifi şöyle açıklıyor: “O gün akşam 3 tane polis şefi beni itirafçı olmaya zorladı. ‘İtirafçı olursan tutuklanmazsın, adliyenin bir kapısından girer bir kapısından çıkarsın’ dediler. Ben de dedim ki ‘Neyi itiraf edeceğim? Olmayan suçu mu itiraf edeceğim?’ ‘Yok, bize arkadaşlarının isimlerini ver’ dediler. ‘Böyle bir şey söz konusu değil’ dedim. Ben böyle cevap verince ‘Bak’ dediler, ‘Yarın medyada senin PKK imamı olduğun, Kuzey Irak imamı olduğun, PKK’lılarla işbirliği yaparak PKK’nın içindeki MİT elemanlarını öldürttüğünle ilgili haber çıkacak’ dedi. O kadar şaşırdım ki!… ‘Siz ne diyorsunuz ya? Daha önce böyle haberler çok çıktı, benim adım hiç yoktu’ dedim. Gülerek şunu söylediler: ’Nurettin Bey ya sen de çok safsın’. O 3 tane polis şefi dedi bunu. ‘Bir de senin için çıkartırız ne olacak’ dediler. Hakikaten öyle olmuş. Ertesi gün ben mahkemeye gittim, mahkeme 10 dakika ya sürdü ya sürmedi. Ertesi gün Buca Cezaevi’ne kondum ama Pazartesi günü benim hakkımda akıl almaz, iğrenç bir linç kampanyası başlatılmış. Benim için ‘PKK imamı’ gibi haberler yapılmış.”

Gerçekten de o günlerde havuz medyasında Aytuğ’la ilgili bu yönde bir çok haber yayınlanmıştı. Yeni Şafak, “FETÖ’nün Irak imamı yakalandı” derken, “PKK ile yakın teması vardı” ifadeleri kullanılıyordu. Sabah, “FETÖ’cü terörist MİT’çileri PKK’ya infaz ettirmiş” diyor,  “Barzani PKK imamını paketledi” başlığını atan Takvim’de de “Terör örgütünün, kan kardeşi PKK ile işbirliğini koordine eden imamı Nurettin Aytuğ, PKK içindeki MİT elemanlarını deşifre ederek infaz ettirdiği ortaya çıktı.”. iftirası yer alıyordu. Bir çok sitede, “PKK içindeki MİT’çileri infaz ettirdi” başlıklı haberler yer alıyordu.

ÖNCE ALGI OLUŞTUR, SONRA TAKİPSİZLİK VER

Bu yayınlara bakıldığında sanki Nurettin Aytuğ bu suçlama nedeniyle yakalanıp getirilmiş gibi bir algı oluşturuluyordu. Konya’daki davadan ve oradaki suçlamadan bahseden yoktu. Oysa daha sonra savcılık, medyada çıkan bu haberlere dayanarak Aytuğ hakkında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlaması ile yeni bir soruşturma açacaktı. ‘Suç tarihi’ olarak 15 Temmuz, ‘suç yeri’ olarak da Şırnak gösteriliyordu. 

Yani önce Konya’daki bir şikayet nedeniyle hukuksuz bir şekilde Erbil’den başına çuval geçirilerek getiriliyor, sonra hakkında PKK iftiraları atılarak itibar suikastına maruz bırakılıyor, sonra da savcılık bu haberlerden yola çıkarak yeni bir soruşturma başlatıyordu. Daha da önemlisi, soruşturma neticesinde ‘kovuşturmaya yer yoktur’ kararı verilecekti. Fakat bu karar hiç bir gazetede haber olmayacaktı. 

Buca Cezaevi’nde 500 gün tek kişilik hücrede kalan Aytuğ, Konya davası neticesinde de beraat etti. Cezaevinden çıktıktan sonra ailesinin yerleşmiş olduğu Stockholm’e gitti. 2 yıl gecikmeli olarak İsveç’e ulaşmış oldu. Geriye, yaşadığı acılar, gördüğü işkenceler, bir eşkıya gibi başına çuval geçirilerek getirilmenin verdiği azap, uğradığı haksızlıklar, iftira dolu manşetler, fotoğraflar ve ömründen giden 500 günün muhasebesi kaldı. 

Bu yüzden de ‘hesap sormak’ istiyor. Cezaevinde kendi kendine verdiği sözü yerine getirmek adına Barzani’nin Stockholm temsilciliği önünde ‘adalet nöbeti’ tutuyor. “Zaten biliyorsunuz Tayyip Bey ile Barzani ailesinin çok kirli ilişkileri vardır.” hatırlatmasının ardından şunları dile getiriyor: “Barzanilerin yaptığı baştan sona uluslararası hukuka, insan haklarına aykırı bir davranıştı. Ne gözaltı kararı vardı ne tutuklama kararı… Bana herhangi bir şey de imzalatmadılar. Beş yıl kaldığım halde oradaki adli kurumlarla, mahkemelerle hiç bir problemim olmadı. Kaçırılmam tamamen illegaldi. Çünkü uluslararası hukuka göre, eğer benim hakkımda arama kararı varsa Türkiye’nin beni Bağdat hükümetinden resmen talep etmesi lazımdı. Diyelim ki suçluysam bile uluslararası hukuka uygun bir şekilde getirilmem lazımdı. Fakat Türkiye Cumhuriyeti devleti benim suçsuz olduğumu çok iyi bildiği için, zaten neticede beraat ettim, Barzanilerle işbirliği yaparak beni illegal bir şekilde Türkiye’ye getirttiler. Ama acı olan şu; Barzaniler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘haydut devlet’ anlayışına uyduğu için onlar da bana haydutluk yaparak ve uluslararası hukuku çiğneyerek beni teslim ettiler. Kendileri de bu yaptıklarının suç olduğunu bildiklerinden dolayı bir kaç gün sonra, ben cezaevindeyken Barzani yönetimi resmi açıklama yapmış ve demiş ki ‘Nurettin Aytuğ’u kesinlikle biz kaçırmadık. Kendisi gidip Türkiye’ye teslim oldu’ diye. Fakat işin komik tarafı şu; hakkımda yazılan iddianamede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin savcısı açıkça ‘Irak makamları Nurettin Aytuğ’u Türkiye’ye teslim etti’ diye yazıyor.”

“BU MESELE ULUSLARARASI YARGIYA GİDECEK”

Barzani yönetimi aleyhine bir hukuki süreç başlatıp başlatmayacağı sorusuna da şöyle cevap veriyor: “Bu protestonun evveliyatı var aslında. Ben Stockholm’a geldikten sonra, geçtiğimiz Şubat ayında Barzaniler’e bir mektup yazdım. Kendilerinin bana yaptıklarını açık bir şekilde isim vererek anlattım. Bundan Başkan Mesut Barzani, Başbakan Neçirvan Barzani, istihbaratın başında olan Mesrur Barzani ve bana bu işkenceyi yapan Asayiş’in genel müdürü ve genel müdür yardımcılarının isimlerini vererek dedim ki ‘Siz bunu bana ve aileme yaşattınız’. Çok basit iki şey istedim: ‘Birincisi, benden ve ailemden özür dileyeceksiniz. İkincisi, her ne kadar yaşatılan bu işkencenin maddi karşılığı olmasa da bir tazminat vereceksiniz’ dedim. Kendilerine önce bir e-mail gönderdim. Sonra mektup yazdım. Şu anda karşılarında olduğum ofise gelerek mektup olarak da kendilerine teslim ettim. Mesut Barzani, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’ye ayrı ayrı mektup yazıp teslim ettim. İki aylık süre içerisinde de bana cevap vermelerini istedim. Dolayısıyla en geç Nisan ayının 21’inde bana cevap vermeleri lazımdı fakat ne yazık ki cevap vermediler. Çünkü cevap verecek ne cesaretleri var ne yürekleri var. Barzani de Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi haydut. Açıkça haydut bir aile. Bana cevap vermedikleri için zaten şu anda bir avukatımız vasıtasıyla uluslararası mahkemelere verilmek üzere dosya hazırlıyoruz. Özellikle başta Lahey ve BM olmak üzere uluslararası bütün idari ve yargı makamlarına gideceğiz. Bu mesele uluslararası yargıya gidecek.Hem Barzani’den hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden… Bu işin başlangıcını Barzani yaptı. Tabi ki beni Türkiye Cumhuriyeti devleti, MİT istedi Barzaniler’den ama ben Erbil’den alınıp Habur’a kadar getirilme sürecimde Türkiye Cumhuriyeti Devleti yoktu. Tamamen Barzani ve onun istihbarat kurumu olan Asayiş vardı.”

Sonuç alıncaya kadar eylemi sürdüreceğinin altını çizen Nurettin Aytuğ, ‘nasıl bir sonuç almayı beklediğine ilişkin’ olarak da şunları kaydediyor: “Ailemden özür dileyecekler ve uygun olan miktarda tazminat ödeyecekler. Bunu kabul edinceye kadar devam edeceğim. Sonuç alma 10 gün de olur 20 gün de olur 500 gün de olur 5 bin gün de olur ama buradaki polislere de söyledim, ölünceye kadar devam edeceğim. En azından İsveçliler’e bu şekilde Barzani’nin nasıl adam kaçırdığını, nasıl illegal yöntemlere başvurduğunu, haydutluklar yaptığını, işkencelerini anlatıyorum. Bazı insanlar burada durup benimle konuşuyor, fotoğrafımı çekiyorlar. Barzani’nin uluslararası hukuku hiçe saydığını gücümün yettiğince anlatmaya çalışıyorum.” 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

1 Yorum

  1. Barzaniler hakkında ne söylese az aynı dili neden TCnin başındaki pis kirli yaratık hakında kullanmiyor nedense Türklere yönelik olunça amanha üslub kürtler söz konusu olunca lügatta olmayanları kullanıyorlar barzanileri yargılamak için elinde geleni yapsın amma TCnin başındakiler içinde aynı gayreti göstersin

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz