Hepimiz bir hırsızlığın kurbanlarıyız

Bugün 17 Aralık!

Neşeyle dolamıyor insan.

Haliyle…

Nereye baksan,

acıyla doluyken bu kadar.

Ve artık herkes biliyorken, herkes kabul ediyorken olanı…

Çalanı…

Yalanı…

Baksanıza, ‘şahsı’nın eski bakanı,

başbakanı,

AKP Genel Başkanı,

Ahmet Davutoğlu ne diyor: “Kupon arazileri siz iyi bilirsiniz!”

Kime diyor?

‘Şahsı’na!

17 Aralık’ın üstünü kapatana.

Dönemin başbakanına.

Şimdinin cumhurbaşkanına.

Tayyip Erdoğan’a.

“Hırsızlık senden sorulur” diyor.

“Gel” diyor, “Mal varlıklarımızı açıklayalım!”

Meydan okuyor.

“Eşlerimiz, çocuklarımız, damatlarımız ve akrabalarımız da dahil olmak üzere sülalemizin mal varlıklarını açıklayalım. Hodri Meydan!” diye sesleniyor.

Yani çok çok iyi biliyor.

Zaten herkes biliyor.

En çok da ‘şahsı’ biliyor.

Hiç çıkıp cevap verebildi mi Davutoğlu’na?

“Cumhurbaşkanlığımı koyuyorum ortaya” diyebildi mi?

“Eyyy Davutoğlu, ispatlayamazsan şöylesin, böylesin!” diye o çok bilinen ve kendisi ile özdeşleşen hakaretlerini sıraladı mı?

Duvara ‘hırsız’ yazana hakaret davası açan Beyefendi, Davutoğlu’na da dava açtı mı?

Hayır.

****

O en yakınındaki, en mahremindeki isimlerden biri değil miydi?

Eski başdanışmanı.

Eski bakanı.

Başbakanı.

Saray’a çıkarken ülkeye atadığı kayyımı.

Eski emanetçisi.

O bile söylüyor, hırsızlığın var olduğunu.

O bile söylüyor zarların hileli olduğunu.

Peki öyleyse hırsıza hırsız dediği için eza gören bu yüzbinlerin ahı kimde?

Hırsızları yakalayan polisler halen içeride.

Sadece kendileri değil; eşleri ve çocukları bile…

****

Oysa herkes biliyordu hırsızlığı.

Sadece en mahremindekiler değil, bütün dünya biliyor artık.

Amerika, Erdoğan ailesinin mal varlığını Senato gündemine bile getirdi.

“Hayırsever” Reza gidip orada her şeyi ortalığa dökmedi mi?

“Evet” dedi Reza mahkemede, “Alayına rüşvet verdim”, “Alayını önüme yatırdım”.

“Sadece Zafer Çağlayan’a verdiğim rüşvetin miktarı 45-50 milyon euro’yu bulmuştur.”

Rüşvetin ‘yukarılara’ gittiğini söyledi.

“Emri bizzat Erdoğan’dan aldım” dedi.

Herkes duydu.

Bütün Amerikan gazeteleri yazdı.

Dünyanın diline düştü.

Sonra ne oldu?

Koskoca ülke, bir hırsızlığın rehineleri haline geldi.

Hepimiz şantaj malzemesi olduk.

‘Şahsı’nın canlı kalkanları olduk.

Kurbanları olduk.

Amerika, Almanya, Rusya, İngiltere, İran ve “Şahsı” oturmuşlar, güzel güzel pay ediyorlar kaderimizi.

****

Hiç birine sesini çıkaramayan ‘şahsı’, içeride kendi vatandaşlarına azap oldu.

Adam rejimi değiştirdi yahu!

Hukuğu rulo yapıp tankın egzozuna soktu.

Bir gece Saray’ından başka her yeri bombaladı, 

demokrasiyi C-4’le havaya uçurdu.

Daha gün ağarmadan binleri harcadı, dünyaları kararttı.

Bebeleri, doğmamış çocukları, masum ana-babaları vurdu.

Meriç’lerde, Ege’lerde boğdu.

Ne kadar muhalifi varsa hapse koydu.

Adam ‘saksımızı çiğneyip gitti.

duvarları yıktı,

camları kırdı.

Fırtına gelip aramıza serildi.

Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri

her şeyi kötüledi,

bizi yaraladı…

Biri şarabımızı döktü,

soğanımızı çaldı.

biri, hiç yoktan vurdu,

kafeste garip kuşumuzu!”

****

Değil mi? Olmasaydı sonumuz böyle!

Ama oldu.

Ve biri kazandı.

Sadece biri…

O soğanımızı çalan, saksımızı çiğneyen, her şeyi kötüleyen…

Üstelik;

Herkes bildiği halde her şeyi,

Duyduğu halde o sabah o kısık sesi,

Ve göz göre göre,

Bağıra bağıra…

Gözlerimize baka baka 

Adam çaldı ya hayatlarımızı!..

Neşemizi çaldı.

Ülkemizi çaldı. 

Ekmeğimizi, soğanımızı, anılarımızı çaldı.

Çılgınca alkışlarken fanatikleri;

hepimiz,

bir nesil,

bir ülke,

bir hırsızlığın kurbanları olduk.

17 Aralık şüphelisi bakanlar, Meclis’teki Yüce Divan oylamasında AKP’liler tarafından böyle kurtarılmıştı.


ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz