Darbeden al, cemaatten yargıla

Danıştay üyeleri, 16 Temmuz sabahı genel kurul salonundan böyle gözaltına alınıp götürüldü.

HABER YORUM – AHMET DÖNMEZ

Dünkü “İşte Serdar Coşkun’un skandal tutanaktan sonraki ilk talimatı” başlıklı yazıma bugün kaldığım yerden devam ediyorum.

Önce bir soru ile başlayayım: Sizce 2 bin 745 hakim savcının gözaltı kararını yazmak bir savcı kaleminin ne kadar zamanını alır? Hele hele bunun, darbe gecesi karmaşası ve zorlukları içerisinde yazıldığını hesap edersek… Savcının bir tane kalemi olduğunu da göz önünde bulunduralım. Onun da Ankara’daki askeri kalkışma esnasında evinden ne zaman çıkıp ne kadar sürede iş yerine geldiğini ve hangi psikoloji ile masaya oturduğunu tahmin etmeye çalışarak akıl yürütelim lütfen.

Ya da şunu sorayım; 2 bin 745 kişinin görevden alındığını yazmak, HSK’daki bir görevlinin ne kadar zamanını alır? 

Ankara’daki kalkışmanın saat 22.00 civarında başladığını ve bu görevden alma kararlarının 3 saat sonra, saat 01.00’de kesinleşmiş olduğunu göz önünde bulundurursak, ilgili görevli saat kaçta evden çıkmıştır, kaçta HSK binasına giriş yapmıştır ve 2 bin 745 kişinin yazısını yazmaya kaçta başlamıştır? 

Siz bu soruların cevabını düşünedurun, ben dün kaldığım yerden devam edeyim.

****

Savcı Serdar Coşkun’un bu yazısı ile ilk etapta yaklaşık 2 bin 500 hakim ve savcı tutuklandı. 2 Anayasa Mahkemesi üyesi, 104 Yargıtay üyesi ve 41 Danıştay üyesini de eklediğimizde sayı 2 bin 700’e yaklaşıyor. İhraç edilen yargı mensuplarının sayısı ise toplamda 4 bin 238.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şurası: Hepsi de darbe ile ilişkilendirilerek tutuklandı. Darbe suçundan. Darbe gerekçesiyle. Serdar Coşkun’un sözkonusuydu yazısında bu açıkça belirtiliyor zaten.

Nitekim gözaltı evraklarında da ‘Suç tarihi: 15 Temmuz’ yazıyor. 

Suç ne peki? 15 Temmuz’da hangi suçu işlemiş bu yargı mensupları?

Cevap: Darbe

Yani, ‘Darbeyi siz yaptınız. Sadece askerlerin kalkışmış olması önemli değil. Aslında darbeyi hep beraber yapmaya kalktınız’ demektir bu. 

Peki, buna ilişkin bir delil var mı dosyalarda? Hayır. Tek bir tane bile delil yok. 

Gözaltına alınan yargı mensupları, ısrarla buna yönelik delil istedilerse de kendilerine bir şey  sunulamadı. Kendilerine 15 Temmuz’la ilgili soru sorulmasını isteyen hakim ve savcılara da “O gece nerede oldukları ve ne yaptıkları” dışında bir soru yöneltilemedi. 

Çünkü darbe sadece bir bahaneydi.

Nitekim O dönem adı HSYK olan Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz, 28 Aralık 2016 tarihinde Habertürk’ten Sevilay Yılman’a yaptığı açıklamada, “Henüz yargı camiasında darbeye karıştığını, bizzat içinde olduğunu ispat ettiğimiz kimse yok! Onu henüz delillendiremedik.” itirafında bulundu. 

Pardon?

O zaman ne diye 3 bine yakın hakimi, savcıyı aldınız?

Delil yoksa o zaman 15 Temmuz gecesi işlenen suç ne?

Neden o gece saat 01.00’de 2 bin 745 yargı mensubu görevlerinden alındı ve neden aynı günün akşamında tutuklanmak üzere evlerinden götürüldüler?

****

Bu soruların cevabı olmadığı için ikinci aşamaya geçtiler.

Nedir o aşama? 

Fişlenmiş isimleri darbe bahanesi ile bir şekilde topladıktan sonra şimdi iş delil uydurmaya gelmişti. Delilden sanığa değil, sanıktan delile gideceklerdi. 

Peki ama neyin delili? 

Tabi ki darbeye teşebbüsün değil. Cemaat üyeliğinin delilini bulacaklardı.

Nitekim davaların hiç birini darbeye teşebbüsten açmadılar. Hepsinde suçlama, ‘terör örgütüne üyelik’ oldu.

Bunun için de itirafçılığa zorladılar. 

İstediklerini almak için yalan ve kumpas dahil her yola başvurdular. Bunu bizzat HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ın kendisi söylüyor. Sevilay Yılman’a verdiği, “Niyetim itirafçılığı teşvik etmekti!” başlıklı röportaja bakabilirsiniz.  Önce, “İtirafçılığıyla faydası olan FETÖ’cüleri yeniden hâkim ya da savcı yapabiliriz!” vaadinde bulunduğunu anlatıyor, sonra da pişkince, “Doğru! Böyle bir açıklama yaptım, ama bir sor niye yaptım?” diyordu. Karşımızda Banker Maho yok, dikkatinizi çekerim. HSK Başkanvekili kendisi. Niye yaptığının cevabını da şöyle veriyor: “Herkes rahat olsun! HSYK, Etkin Pişmanlık Yasası’ndan faydalanan hiçbir kimseyi yeniden göreve döndürmeyecek. Kurulumuz bu konuda kesin kararlıdır. Bu açıklamayı tamamen itirafçılığı teşvik amacıyla yaptım ve çok da başarılı oldum. Çünkü o vakitlerde bir tane bile itirafçı yokken, o açıklamam sonrası itirafta patlama oldu. 200’ün üzerinde itirafçı sayesinde 2400 hâkim ve savcı hakkında FETÖ üyesi olduğuna dair delil elde ettik”

Yani açıkça yalan söylediğini, hakim-savcılara kumpas kurduğunu, tuzağa düşürdükten sonra da ‘nanik’ yaptığını anlatıyor.

Ondan daha önemlisi şu: Elinde hiç bir delil yokken 3 bine yakın yargı mensubunu ‘darbecilikten’ tutukladıklarını kabul ediyor.

Elindeki istihbarat fişlemeleri tek başına delil olmayacağı ve ispata yetmeyeceği için de itirafçılığa müracaat etmiş. Hem de insanların mesleğine dönme, cüppelerine kavuşma ve ekmeğini geri kazanma umutlarını istismar ederek. 

****

O sırada HSYK Genel Sekreteri olan Erdal Demir’in 15 Temmuz gecesi attığı twitleri de anmadan olmaz. Erdal Demir, 16 Temmuz’un ilk saatlerinde, gözaltına alınan hakim ve savcıların listesini twitter hesabından paylaşıyordu. Sabah saat daha 04.00 sularından itibaren, “Bu paralel alçakları tahmin edemeyecekleri şiddette cezalandıracağız. Artık acıma yok”, “Fetoşun piçlerini topluyoruz”, “Gün devlete sahip çıkma fetoşun piçlerine kan kusturma günüdür” şeklinde twitler atıyordu. Daha ne HSYK toplantısı vardı ortada ne de resmi bir karar.

Yani ortada bir suç yoktu. Yalnızca bir intikam ve nefret histerisi vardı. 

Tasfiye listelerine, darbe teşebbüsünden 4 ay önce vefat etmiş olan Hâkim Ahmet Biçer’in isminin de yazılmış olması, bunu çok iyi özetliyordu. 

Emekliye ayrılmış kişiler de listedeydi.

****

Zaten gözaltında sorulan sorular şunlar olacaktı: 

“- Üniversite hazırlık dershanesine gittiniz mi? Hangisine gittiniz?

Üniversitede nerede kaldınız? 

Çocuklarınız hangi okullarda eğitim gördü?

Çocuklarınız nerede kalıyorlar?

Geçmişte cemaate ait evlerde veya yurtlarda kaldınız mı?

Eşiniz eğitim sırasında hangi okullarda okudu?

Geçmişte ve halen herhangi bir gazete, dergi aboneliğiniz var mı?

Bankada paranız var mı, varsa hangi bankada?

FETÖ/PDY’ye ait yurt dernek veya evlere kurban ve bağış adı altında bir yardımda bulundunuz mu?

Sorular genelde böyle… Peki nerede darbe? Bunların 15 Temmuz ile ne ilgisi var? Velev ki darbeyi Gülen cemaatinin yaptığı kesin olsun. Hatta daha 16 Temmuz saat 01.00’de ayan beyan delillendirilmiş olsun. İyi de bu hakim ve savcılarla alakası ne?

Cemaat içerisinden birileri darbeye yeltenmiş olsa bile bunların sayısı kaçtır? Bütün bir camianın yüzde kaçına tekabül ediyordur?

Daha önemlisi; onların bu kararından cemaat sempatizanlarının yüzde kaçının haberi vardır? Yüzde kaçının onayı vardır?

O gece darbenin dışındaki herhangi bir insandan zerre kadar farkı yok ki herhangi bir cemaat gönüllüsünün. 

Hatta o yüzden değil mi ki camianın önemli bir bölümü 2,5 yıldır büyük bir travma yaşıyor. “Biz bu işin neresindeyiz?” diye soruyor ve cevap bulmak istiyorlar. Kimse iddiaları kabullenemiyor.

****

Bugün sizinle, dün sözünü ettiğim Gaziantep’teki dosyadan örnekler de paylaşmak istiyorum. 99 hakim ve savcının alındığı bu dosyada hep ‘Suç tarihi: 15 Temmuz’ yazıyor. 

Tutuklama kararı ile birlikte bütün banka hesaplarına, taşınmazlarına, araçlarına, her türlü hak ve alacaklarına el konuldu. 

Bu isimlerden biri olan Savcı Mehmet Bakır Özkan’ın avukatı Erkan Albayrak, Savcı Coşkun’un yazısındaki ‘talimat’ bölümüne atıfla şöyle diyor: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen talimat yazısı CMK’ya aykırıdır. Yazıda şüphelilerin ifadesi alınarak tutuklanması talep edilmiş olup böyle bir talep savcılıktan yapılamaz. Müvekkillerimin suç işledikleri veya suça teşebbüs ettikleri yönünde dosyada somut, kişiselleştirilmiş, elle tutulur hiç bir delil bulunmamaktadır.”

“Bu dosyada başından itibaren hiç bir kurala uyulmamıştır.” diyen Avukat Albayrak, şöyle devam ediyor: “HSYK’nın soruşturma açılması kararı olması gerekir. Dosyaya gönderilen HSYK kararı ise usule aykırı alınmıştır. Öncelikle kurul usule aykırı olarak toplanmıştır. Ayrıca 3000’e yakın hakim savcı hakkında soyut ve genel geçer ifadelerle, ortak bir metin ile toptan olarak geçici görevlendirme yapılmış ve soruşturma açılmasına karar verilmiştir. Ceza hukukunun suçun şahsiliği ve somutlaştırılması ilkesine aykırı bir durumdur. 2802 sayılı yasaya göre hakim ve savcılar hakkında yakalama, gözaltına alma ve arama kararları verilebilmesi için suç üstü hükümlerinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Müvekkiller ile ilgili bırakın suç delilini, en ufak bir somut suç isnadı dahi yoktur.”

Bir diğer isim Hakim Ömer Gökkaya ilk ifadesinde, “16 Temmuz Cumartesi günü lojmanda gözaltına alındım. (…) terörist olmakla, darbeye teşebbüs etmekle suçlanıyorum. Bu durumun akıl ile bir izahı yoktur. Hakkımdaki suçlamalarla ilgili bana bir değil, yarım delil bile gösterilmemiştir. HSYK tarafından hazırlanan listenin neye göre hazırlandığından haberim yok. Hazırlanan bu liste üzerine bir çok hakim ve savcı bugün burada kurbanlık koyun gibi sıramızı bekliyoruz.” diyor. 

Vergi mahkemesi Hakimi Esra Aydın, “Ben bu binada görev yapıyorum ve buraya bu şekilde gelmekten utanıyorum.” ifadesini kullanıyor. 

Savcı Mehmet Yurt’un avukatı Ulaş Saygıdar, “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin esas soruşturma dosyasında tarafımıza sunulması gerekirken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından talimat ile birlikte bu şekilde mahkemelere tutuklamayı emreder gibi yazı gelmiş olması ve delillerin belirtilmeksizin bu taleplerin yapılmış olması eksikliktir.” savunmasını yapıyor.  

Savcı Serdar Coşkun’un, hakim ve savcıları tutuklama talimatı verdiği 16 Temmuz 2016 tarihli yazısı

NEDEN ÖNCE HAKİM VE SAVCILARDAN BAŞLANDI?

Henüz daha 16 Temmuz sabah saat 01.00’de askerler bile gözaltına alınmadan 2 bin 740 hakim ve savcının görevden alınma sebebi nedir?

Neden işe önce yargı camiasından başlandı?

Çok basit: Yapılacak hukuksuz tasfiyeler, keyfi gözaltı ve tutuklamalar için tamamen emirleri uygulayacak isimlerin kalması gerekiyordu. Ayrıca dokunulmazlığı olan hakimler ve savcılar bile tutuklandıktan sonra geriye kalan insanların hiç bir direnci olamayacaktı. Hiç bir delil olmadan hapislere atılacak onbinlerce masum insanı savunabilecek kimse kalmayacaktı. Zaten 5 gün sonra OHAL ilan edilecek ve avukatlara bile adliyelere giriş yasağı getirilecekti. 

Bu noktada, “O sabah Adil Öksüz’ün serbest bırakıldığı hesaba katılırsa o gece ne kadar doğru bir karar verilmiş olduğu görülecektir” gibi bir savunmanın da geçerliliği yok.

Çünkü Öksüz’ü serbest bırakan hakim ile bu karara yapılan itirazı reddeden hakime aylarca hiç bir işlem yapılmadı. Bırakın Adil Öksüz’le ilgili bir karara imza atmayı, Anadolu’nun bir ücra şehrinde o geceyi evinde geçiren hakim savcılar bile sabah güneş doğmadan görevden alınırken bu iki hakim hakkında uzunca süre hiç bir işlem yapılmamış olması, bu savunmayı havada bırakacaktır.

EN BAŞTAKİ SORULARIN CEVABI

Gelelim en başta sorduğum sorulara…

Cevap şu: Pek fazla bir vakitlerini almadı, çünkü zaten listeler hazırdı.

Dönemin HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz, şöyle diyor: “15 Temmuz darbe gecesinin sabahında HSYK 2. Daire olarak 2740 hakim ve savcıyı açığa aldık.  Ancak o liste bir gecede hazırlanmış bir liste değil. Üç yıldır üzerinde çalışıyorduk” 

Peki neden 3 yıldır üzerinde çalışılan bir liste 15 Temmuz gecesi işleme kondu? Eğer bir suç işliyorlarsa 3 yıldır neden bekleniyordu? Neden görevden alınmıyorlardı? Bir delil varsa neden 14 Temmuz’da operasyon yapılmadı da 15 Temmuz akşamı askerlerin darbeye kalkışması beklendi?

Bu soruların cevabı da basit. Onu da Cumhurbaşkanı Erdoğan veriyor. 22 Eylül 2016’da New York’taki bir STK toplantısında konuşan Erdoğan, şu itirafta bulunuyordu: “Şu andaki süreç içerisinde normal zamanlarda yapamayacağımız birçok şeyi hamdolsun yapabilme imkanına, gücüne sahip olduk.” 

O güç, hiç bir yasaya, mevzuata takılmaksızın istediğini istediği şekilde yapabilme gücüdür. Onu da 15 Temmuz ‘lütfetmiştir’.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz