Bir fotoğrafın anlattıkları

Sol başta, 15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde yakalanan Hakan Çiçek, sağ başta Sezai müstear isimli İsmail Kokuroğlu ve ortada da konumuzla ilgisi olmayan Amerikalı profesyonel yönetici S.W.

Niye mi bir aradalar?

Hakan Çiçek’in Akıncı Üssü davasındaki savunmasında yer alan şu cümlelere kulak kabartalım: 

“Benim 8 Şubat’ta gidip 24 Mart’ta döndüğüm 43 günlük seyahat… Niye gittiğimi söyleyeyim önce. Tamamen ticari maksatlı, işlerimin takibi maksatlı… İlk 10 gün New York tarafında kaldım, sonrasında Los Angeles’e geçtim. Wascara Elencia (Tutanakta böyle geçiyor) adında orada bir şirketim var. Orada bir yatırım firmasıyla ortaklığım var. Los Angeles şehir merkezine 1 buçuk, 2 saat mesafede bir at çiftliği kiraladım, hazır kurulu. İçerisinde 37-38 tane atın bakımının yapıldığı, aynı zamanda damızlık atların yetiştirildiği, aynı zamanda fuar ya da sirk ya da koşu atlarının da eğitildiği bir hazır kurulu düzen…”

İşte bu fotoğraf, o at çiftliğinin yakınında çekildi.

Ortadaki Amerikalı, çiftliğin başında duran profesyonel yönetici.

Benim aldığım bilgilere göre Hakan Çiçek’le Kokuroğlu, bu çiftlikte bir yatırım firması ile ortaklık yapmıştı.

İddialara göre buraya 300 bin dolarlık bir yatırım yaptılar.

Fotoğraf, 2016 yılında çekildi. Tam da Çiçek’in bahsettiği o 43 günlük seyahat esnasında…

Yani, 2016 Şubat, Mart ayları oluyor. Darbe girişiminden yalnızca birkaç ay öncesi…

Çiçek’in ‘Deniz Kuvvetleri İmamı’ olmasının da hemen sonrası…

****

Burada mevzu at çiftliği ya da Hakan Çiçek’in yaptığı ticaret değil.

Bütün bu yazı dizisi boyunca anlattığım ilişkilerin bir kare örneği bu fotoğraf.

Elbette tek bir kadraja sığacak bir ilişki değil ama yine de bir numune diyebiliriz.

Hakan Çiçek’in göreve gelmesini sağlayan o son tasfiyeleri anımsayın.

Ve perde arkasındaki ilişkileri…

‘Mahrem hizmetler’deki güç savaşlarını…

2011 yılında patlak veren ilk dizayn operasyonunu…

Deniz Kuvvetleri İmamlığı’ndan alınan Kokuroğlu’nun, “Maç daha bitmedi. Bunun ikinci devresi var, herkes bunu görecek,” demesini…

Mesela bu ekibin önemli parçalarından Mithat müstear isimli Özcan Aytuluner’le Hakan Çiçek’in yıllarca aynı ‘deniz’ birimi içinde görev yaptıklarını ekleyelim.

Son düzlükte Hakan Çiçek ‘deniz imamı’ olurken Aytuluner de onun yardımcılığını yaptı. 

Daha önce yıllarca Kokuroğlu’nun yardımcılığını yapan Aytuluner, Çiçek’in arkasındaki isimlerden biriydi.

Sonra Adil Öksüz, İsmail Kokuroğlu ve Mehmet Değerli üçlüsünü hatırlayın…

Kokuroğlu ile Değerli’nin sabahlara kadar süren görüşmelerini…

Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, Adil Öksüz ve Kokuroğlu’na yakınlıkları ile bilinen mollalar Abdullah B. ve Gökhan Y.’nin Mehmet Değerli ile Kamp’taki sıkı fıkı ilişkilerini…

Kamp’a lüks spor arabalarla gelen Değerli’nin, “Bunu İshak Abi (Kokuroğlu’nun diğer müstear adı) kiraladı,” demesini…

O tasfiyelerin ardından Adil Öksüz’ün ‘Kara Kuvvetleri İmamı‘ olması ve fiili olarak bütün TSK birimlerinin başına gelmesini…

Ve Mustafa Özcan’ın bu atama karşısında, “Talebeniz sizi mahcup etmeyecektir Hocam!” şeklindeki memnuniyetini göz önüne getirin…

Bu fotoğrafta güç de var, para da, 15 Temmuz da…

Bir ekip önce ‘içeride’ bir ‘maç’ oynadı, sonra ‘dışarıda’

Ama dışarıdakinin ikinci devresi olmadı.

****

İşte darbeye bulaşan ekip buydu.

Elbette Fethullah Gülen’in bilgisi dahilinde…

Tek bilinmeyen nokta, Gülen’in neyi, nereye kadar bildiği… 

Ya da ona söylenenle yaşananlar arasında ne kadar fark olduğu…

Bu işlerden hiç bilgisi ve haberi olmayan, onayları alınmayan milyonlarca insanı da peşlerinden sürüklediler.

İşte Hakan Çiçek, bu ekibin has parçalarından biriydi.

Kimileri onu hırslı, ekipçi ve başa oynayan biri olarak tarif ediyor.

Kimileri de tam tersine Adil Öksüz ile Kokuroğlu’nun sözünden asla çıkmayacak, liderlik özelliği olmayan, zayıf ve sadık bir eleman olarak… 

Fakat genel olarak söylenen şu; çok düzgün, çok kaliteli, enerjik, dışa dönük bir insan. Ancak kalibre olarak o pozisyona gelebilecek biri değildi. İtiraz etmeyen, denileni yapan biri olduğu için tercih edildi. Kullanıldı.

****

Kesin olan şu ki, Hakan Çiçek, mahrem birimlerde görev yaparken ticarette de hızlıydı.

İyi bir tüccar olduğu söyleniyor.

Bir yandan gözlük mağazaları varken bir yandan mermer işi yapıyor, emlakçılıkla uğraşıyor, araba alım satımı yapıyor, at çiftliği açıyor ve 2012’de Ankara’da okulculuk işine giriyordu.

Mahkeme aşamasında Çiçek’in bir ‘mahrem imam’ olduğu bilgisi iki kişi tarafından ortaya atıldı.

Bunlardan bir tanesi, bacanağı M. Polat’ın ağabeyi olan Hasan Polat, nâm-ı diğer Doktor İhsan’dı. 

Doktor İhsan, 90’lı yıllarda Cemaat’te fırtına gibi esen, çevresine epeyce genç hayran kitlesi toplayan ve aynı zamanda uzun yıllar mahrem hizmetler yapmış bir ‘abi’ydi. 

Cemaat içinde Doktor İhsan olarak tanınıyordu.

2000’lerin başında Cemaat’ten koptu ve zamanla tamamen karşıt bir cepheye yerleşti.

15 Temmuz sonrası TBMM Darbe Komisyonu’na giderek Cemaat aleyhine sayfalarca ifade verdi. Ayrıca Emniyet ve savcılığa da isim listeleri sundu. Bunlardan çoğu, bir zamanlar askerî okul sınavlarına hazırlayıp bizzat orduya soktuğu kendi talebeleriydi.

Hasan Polat, kardeşinin bacanağı olan Hakan Çiçek’in ‘murakıp’ denilen mahrem imamlardan birisi olduğunu ihbar etti.

Çiçek ise bunun bir iftira olduğunu, Polat’ı 1999-2000 yıllarından beri görmediğini, aralarında bir irtibat bulunmadığını ve dolayısıyla böyle bir şeyi bilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.

****

Cemaat’le hiçbir bağının olmadığını söyleyen Hakan Çiçek’e bazı ilişkileri soruldu.

‘Kimse Yok mu?’ derneğinin eski başkanlarından İsmail Cingöz’le eski ortaklığı, F. Gülen’in Altunizade FEM’de kaldığı sırada, 1995-96 eğitim sezonunda, kendisinin 1 yıl dersanenin kantinini işletmesi, eşinin 2004-2010 yılları arasında bir Cemaat okulunda öğretmenlik yapması, Gülen’in doktoru Kudret Ünal başta olmak üzere Cemaat’in üst düzey birçok ismiyle defalarca yaptığı telefon görüşmeleri, Bank Asya’daki parası ve Bylock bunlardan bazılarıydı.

Hepsiyle ilgili tek tek savunma yapan Çiçek, Cemaat’i hiçbir zaman sevmediğini ve hiçbir zaman içine girmediğini öne sürdü.

Duruşmalarda Fethullah Gülen için her defasında “FETÖ elebaşı” ifadesini kullandı.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray’ın, “Bu darbeyi kimin yaptığını düşünüyorsun sen?” sorusuna da şu cevabı verdi: “FETÖ. Bu kadar.” 

Müşteki avukatlarından Uğur Çağlar, “Bu bir darbe dediniz, darbeyi yapanları lanetlediğinizi söylediniz. Bunun için de sürekli FETÖ ifadesini kullandınız. Burada FETÖ terör örgütünün lideri kimdir?” diye sordu.

Hakan Çiçek cevaben, “Fetullah Gülen’dir,” dedi. 

“Peki Fetullah Gülen’i lanetliyor musunuz?” diye sorulunca da “Lanetliyorum,” cevabını verdi. 

****

Çiçek’in ‘mahrem abi’ olduğunu iddia eden bir diğer isim, Eski Kara Pilot Yarbay İlkay Ateş’ti.

Kara Havacılık Okulu’nda görev yapan ve 15 Temmuz gecesi rol aldığı ileri sürülen Ateş, Çiçek için “Kurmay subayların abisi” demişti.

İlkay Ateş, aynı zamanda Hakan Çiçek’in kardeşi olan ve 15 Temmuz Kara Havacılık Okulu davasında müebbet hapse çarptırılan Eski Pilot Binbaşı Gökhan Çiçek’in arkadaşı.

Hakan Çiçek, mahkemedeki savunmasında bu iddiaya şöyle cevap verdi: “Hakkımda iftirada bulunmuş bir şahıs var, kardeşimin meslekten arkadaşı. Bu şahısla benim herhangi bir tanışıklığım yoktur. Ben kurmay subayların abisiymişim. Hangi bilgiye dayanarak? Duyumlarım diyor, somut bir delil yok. Bu adam kurmaysa sorulsun. Benim kardeşim düz bir subay. Bakımcı, helikopterci bir subay, yani kurmay değil. İddianamelerde kurmay abilerinin, çünkü bu İlkay Ateş de diyor ki bana diyor USB verdi falan abi,  sonra geri aldı falan etti filan etti… Ben o zaman kendi kardeşimi, elimde böyle bir imkan varsa, bu kurmay abisi denilen adamın, affınıza  sığınarak, kendi kardeşimi kurmay yapmaz mıydım? Ama benim kardeşim cıscıbıldak bir subay yani, şerefli bir subay. Yargılanıyor burada diğer mahkemede yargılanıyor. O gece Akıncı Üssü’ndeymiş. O helikopterlerle gidenlerin içerisindeymiş. İddianamesinden öğrendiğim kadarıyla hiç uçuş yapmamış, ben bu işin içerisinde değilim deyip çekilmiş, bir kenarda oturmuş ve şu anda yargılanıyor. Eğer suçluysa, mahkeme sonucunda suçlu bulunursa o da bu cezasını çeksin. Benden kurmay abisi olmaz. Benden kurmay değil, hiç bir şeyin abisi olmaz. Ben Gökhan Çiçek’in abisiyim, öz abisiyim. Onun haricinde bir abilik yaftasıyla hiç bir suçlamayı kabul etmiyorum.”

****

Hakan Çiçek, savunmasında sözü Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ‘mahrem imamlar davası’na getiriyor.

Bu davanın iddianamesinde adının geçmediğine dikkat çekerek, “Bu dava da hava kuvvetleri mahrem imamlarının yargılandığı bir dava. İtirafçılar var içinde. Bir sürü de isim vermiş. Bu iddianamenin hiç bir yerinde Hakan Çiçek diye bir adam yok.” diyor.

Buna karşılık, İzmir’de görülen ve Eski Urla Belediye Başkanı CHP’li İbrahim Burak Oğuz’un Cemaat üyesi olmakla suçlandığı davada ismi karşımıza ‘deniz kuvvetleri mahrem imamları arasında’ çıkıyor.

Eski Belediye Başkanı Başkan Burak Oğuz için, “Örgütün deniz kuvvetleri mahrem yapılanması içerisinde faaliyet gösteren ‘Metin’ ve ‘Fevzi’ kod adlı Hakan Çiçek ile 10 Aralık 2012 ve 24 Mart 2014 tarihleri arasında 10 kez telefonla görüşmüştür,” deniyor.

Oğuz ise savunmasında, “Hakan Çiçek ile tanışmıyorum. İş ile alakalı birkaç kez görüştük,” demiş.

Oğuz, 7 aylık tutukluluğun ardından tahliye edildi ama üyelikten 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Hakan Çiçek’in mahkemedeki savunması ve çapraz sorgusundan da biraz bahsetmek gerek.

Bir kere en önemli konuya, yani Akıncı’da neden bulunduğuna nasıl açıklık getiriyor?

Önce buradan başlayalım.

Şöyle ki…

Bilindiği üzere Hakan Çiçek, aynı zamanda Ankara Çankaya’da bulunan Anafartalar Koleji’nin sahibi.

İddianamedeki suçlamaya göre bu kolej, Cemaat’in gizli okullarından biriydi ve askeri okullara hazırlanacak çocuklar veya babası asker olan çocuklar için açılmıştı. 

Dönemin Akıncı Üssü Harekât Komutanı Eski Kurmay Albay Ahmet Özçetin’in 3 çocuğu da bu kolejin öğrencilerindendi.

Hakan Çiçek, gözaltına alındığında verdiği ilk ifadelerde, kendisini üsse Ahmet Özçetin’in davet ettiğini öne sürdü. Özçetin’in o akşam üste bir sosyal faaliyet olacağını söylediğini, kendisinin de bu davet üzerine gittiğini ama olayların içinde kaldığını iddia etti.

Mahkemedeki duruşmalarda ve çapraz sorgusunda da aynı savunmayı tekrarladı.

Yeri gelmişken şu noktayı bilginize sunayım, ki bence önemli, Hakan Çiçek duruşmalarda da ilk savcılık ifadelerine sahip çıktı. Duruşma esnasında, “Birinci savcılık sorgumda Sayın Savcıma ne anlattıysam iki ya da üç ay sonra beni çağırdığı zaman sorduğu sorulara da aynı şekilde, bendeki ve doğru olan cevapları verdim. Ben herhangi bir şekilde yalan söylemedim,” dedi. 

Akıncı Üssü’ne gidiş hikâyesini de mahkemede şöyle anlattı:

“Ankara’da benim iki tane ilköğretim okulum, bir tane lisem, Yenimahalle’de de geçen yaz itibariyle açmak üzere olduğum 20 bin metre karelik yeni bir okulum vardı. Ben 2012’den beri belki her hafta geldim, yaz tatili hariç, İstanbul’dan Ankara’ya. Sabah gelip ertesi akşam dönecek şekilde Ankara’daki işimi takip ediyordum. 15 Temmuz’dan da iki gün önce buraya geldim yine aynı şekilde. Çünkü binamın iskan başvurusunu yapmam gerekiyordu. Okullarda yazları malum öğretmenler tatildir, idari personelin bir kısmı vardır ve bizim tanıtım personelimiz var. Ben de okulda olduğum dönemlerde eğer bir veli var ve ilgilenilmesi gerekiyorsa, okulun sahibi olarak ben de ilgilenirim. Benim ziyaretine gittiğimi söylediğim Ahmet Özçetin ile ben bu şekilde okulda iki gün önce tanıştım. Bundan önce bu şahısla benim herhangi bir tanışıklığım yoktur. Saat 5-6 gibi okuldan çıkarken, kendisi sağa sola bakıyor olduğu için ben yardımcı olabilirim dedim. Dedi ben zaten velinizim, kayıt yenileme ile ilgili görüşecektim. Kayıttaki arkadaşlar çıkmış. Tanışalım dedim, ben okulun sahibiyim, başka yardımcı olacağım bir şey var mı, siz kimsiniz?.. Kendisi albay olduğunu, Akıncı Üssü’nde de branşını da söyleyerek, yani teferruatını bilmediğim bir komutanım dedi yani. Kendisine Yenimahalle’deki okulumuzun açılacağını, Akıncı Üssü’nden Çankaya Yıldız’a gelen çocukları da yaz itibariyle biz o okula alacaktık…Yani o taraftan, uzaktan gelen ya da evi Keçiören’nde, Etlik’te vesairede olanlar da yine o okula gelecekler. Kayıtlar da devam ediyor, iyi gidiyor, ‘Bize yardımcı olabilir misiniz?’ diye sordum. Benim bu şekilde bir teklifim oldu kendisine ve bunu herkese yaparım ben. ‘Ben okuldan memnunum zaten, iyi de olur, alabilir’… Dedim vakit dar, bir ay kalmış okulun açılmasına, yani hemen bir şey yapabilir miyiz, buradan ekipten arkadaşlarımızı yollayabilirim isterseniz. Sizin içeride, bizzat iş yerinizde tanıtım yapabiliriz, ki bunu biz çoğu yerde yapmışız. Vakit de dar olduğu için, ‘Aslında Cuma günü bizim bir sosyal faaliyetimiz var, bir happy hour var’ dedi. Happy hour kokteyl manasında kullanılan bir cümle bildiğim kadarıyla. Cuma dediği için de ben ‘Bu Cuma günü, yani iki gün sonradan bahsediyorum, katılabilir miyim ya da bir ekip yollayabilir miyiz?’ dediğim için, kendisi de olabilir dedi. Saat 8’de, 8 ile 7 buçuk arasında, orada katılmak üzere ve mesaiden sonraki bir saat olduğu için de ve yoğun da çalıştığı için ekipler, ben de Ankara’da olup müsait olduğum için bizzat ben gelebilirim diye kendisine ifade ettim. Telefonum orada görülecektir, çocuklarımla birlikte kullandığım bir apple adresinden dolayı kapalıydı bir kaç zamandır. Kapalı derken de kurulum yapılması gerekiyordu. Cumartesi günü Turkcell Platinium’da yaptıracaktım. ‘Telefonum kapalı, nasıl buluşalım?’ dedim, tarif istedim. Kendisi de ‘Otobandan, otoban çıkışını kaçırma, bizi kaçırdığın zaman çıkıştan İstanbul yoluna girmiş olursun dedi. Akıncılar Üssü’ne girersiniz, tabelaları takip ederek üsse gelirsiniz. Üssün dışında büyük bir otopark var ve bir cami var. Ben sizi oradan, köşesinden, yani oradan 7 buçukla 8 arasında alayım. Eğer bir aksilik olursa kapıya gelin, nizamiyeye ismimi söyleyin, bana ulaşırlar, ben sizi ya alırım ya da aldırırım’ dedi. O saatte ben, 7 buçuk 8 arasında orada oldum. Geldi, aracıyla 5-10 dakika ben orada dolaşırken geldi aldı ve içeri girdik. Zaten benim oradaki bütün mesai yapacağım iş, o kokteyl içerisinde 15-20 dakikada kendimi tanıtıp, o insanlardan çocukları olanları davet etmek ve çıkıp gitmek. Ve bu şekilde de yaptım.”

****

Bu konu, darbeden dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Eski Kurmay Albay Ahmet Özçetin’e de soruldu. Hem Akıncı Davası hem de Genelkurmay Çatı Davası’nda…

Özçetin mahkemede Hakan Çiçek’i yalanladı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Akıncı Davası’ndaki duruşma sırasında, “Kendisini tanımıyorum. İlk kez burada, mahkemede gördüm. Daha öncesinden tanımıyorum efendim,” dedi. 

Çocuklarının Anafartalar Koleji’nde okuduğunu kabul eden Özçetin, Mahkeme Başkanı Selfet Giray’ın, “Bu 15 Temmuz öncesinde okula gittiğiniz görüşmeniz olmuş. O da okulun tanıtımı konusunda üsse gelip tanıtım yapabileceğini beyan etmiş. Siz de uygun görmüşsünüz. 15 Temmuz’da da üsse geldiğini… İfadesini dinlemişsinizdir herhalde. Burada üsse geldiğini, üssün nizamiye lojman nizamiyeleri kısmında sizin onu çıkarak araç ile aldığınızı, filoya götürdüğünüzü söylüyor. Daha sonra da ortalık karışınca çıkamadığını beyan etti,” hatırlatmalarına karşılık, “Kabul etmiyorum Sayın Başkanım. Zannediyorum Çarşamba günü dedi. Yanlış hatırlamıyorsam çarşamba günü okulda bir görüşme olduğundan bahsetti. Çarşamba benim uçuşum vardı Sayın Başkanım, hem aynı anda uçuşta hem de okulda olmam zor.” cevabını verdi.

Daha sonra Hakim Selfet Giray’la aralarında şu diyalog geçti:

Başkan :  Sanık Hakan Çiçek in okuluna gidip bir görüşme yaptınız mı?

Özçetin :  Hayır. Hakan Çiçek ile bir görüşmem olmadı. Hakan Çiçek’i ben ilk defa burada, şu yürüyüş esnasında önümde gördüm Sayın Başkan. Orada ismi ile çağırdılar, çağırınca ha Hakan Çiçek buymuş dedim. 

Başkan :  Sizin okulda tanıtım yapma konusunda bir konuşmanız, görüşmeniz oldu mu, ‘ayın 15’inde bir sosyal faaliyetimiz var, gel orada okulun tanıtımını yaparsın’ şeklinde?

Özçetin :  Hayır, Hakan Çiçek ile daha önce görüşmedik, tanımıyorum. Okula gitmedim. Okulda ne Hakan Çiçek ne de başka birisiyle, gitmediğim için görüşme söz konusu olmadı. Okula dahi gitmişliğim yok, o süre içerisinde okula gitmişliğim yok. 

Başkan :  Bu sanık Akıncı Üssü’ne bu şekilde geldiğini, sizin onu içeriye aldığınızı, daha sonra da içeriye alınca ortalığın karıştığında da çıkamadığını, ertesi gün de…

Özçetin :  Ben Harekât Komutanıyım Sayın Başkanım. Üsteki 3 ana birlik komutanından birisiyim. Dolayısı ile herhangi bir misafirimiz söz konusu olursa misafiri gidip biz kapıda kendimiz almayız, mutlaka bir refakat durumu söz konusu olur. Yani ben gidip kapıdan birisini karşılamam zaten.

Başkan :  Peki o gün Akıncı Üssü’nde 15 Temmuz itibari ile bir sosyal faaliyet planlaması yaptınız mı? Böyle bir sosyal faaliyet var mıydı? 

Özçetin:  Sayın Başkan arz ettiğim şekilde, bize gelmek isteyen, biraz önce bahsettiğim tarzda Özel Kuvvetler’den bir grup söz konusuydu ve bunları da biz filomuzda ağırlayarak bu işi gerçekleştirmeye karar verdik. Sosyal faaliyet dediğimiz bu, yani gelecekler, çayın kahvenin yanında birkaç bir şey de yerken konuşuyor olacağız karşılıklı. Daha önce bunun da örnekleri var. 

****

Bu arada çapraz sorgu sırasında müşteki TBMM vekili Avukat Burhan Özkaya, Çiçek’e okul sunumunu nasıl yapacağını soruyor. 

Çiçek de 15 dakika içinde herkesi ikna edebileceğini söylüyor. 

Bunun üzerine Özkaya, “Okula giderken broşür dağıtırım vesaire dediniz. Giderken yanınızda broşürler var mıydı, yanınızda bir asistan götürme ihtiyacı duymadınız mı okulla ilgili bilgi versin vesaire?” sorularını yöneltiyor.

Çiçek ise bunlara gerek olmadığını savunuyor.

“Broşür götürmediniz yani?” diye tekrar edilince, “Doğrudur, götürmedim” cevabını veriyor.

Bunun yerine yanına sadece kartvizitler aldığını belirtiyor.

Ancak Çiçek’in üst arama tutanaklarının hiçbirinde bu kartvizitlerden bahsedilmediğini de not düşmek gerek.

****

Bu savunmaları okuyan herkes kendi yorumunu yapacaktır tabii.

Okul tanıtımı yapmak için akşam saatlerinde askerî üsse gitmek, böyle bir sunum için üsse giderken telefonsuz gitmek, yanında herhangi bir eğitimci, idareci veya halkla ilişkilerci götürmemek, yanına hiçbir tanıtıcı broşür almamak, şirketinin arabaları olmasına rağmen şehrin dışındaki üsse ticari taksi ile gitmek ne derece hayatın akışına uygundur, takdirlerinize bırakıyorum.

Kaldığımız yerden devam edelim. 

Hakan Çiçek’e, Özçetin’in bu sözleri de soruldu mahkemede.

“Sanık Ahmet Özçetin’in ifadesini okudun mu? Ne diyorsun? Seni tanımadığını, böyle bir kişiyle görüşmediğini, oraya davet etmediğini söylüyor,” soruları üzerine Çiçek şu cevabı verdi: 

“Şimdi birinci olarak bu sorunun muhatabı kendisi ama benim yorumumu soruyorsanız, şu anda benim kuzenim de dahil beni tanımasa ben ona herhangi bir şey diyemem. Çünkü ben bu darbeyi yaptığı söylenen imamlardan bir tanesi olarak çarşaf çarşaf, geçen yılın Ağustos ayından bugüne kadar gazetelerde, televizyonlarda hakkımda haberler çıkıyor. (…) İtham etmek için söylemiyorum. Ben kendisiyle ilgili bölümleri de okuduğum zaman, kendisiyle ilgili telsiz telefon görüşmeleri de dahil ya hatırlamadığını ifade ediyor ya da bilmiyorum diyor.”

****

Peki daha sonra ne oluyor?

Yani Hakan Çiçek bir şekilde üsse girdi ama sonrasında neler yaşandı?

Duruşmada o anları da şöyle anlattı: 

“Ahmet Özçetin aracıyla geldi beni aldı. Bu lojman bölgesinde biz bu şahısla arabadan indik. Havadan sudan muhabbet etmek için tam böyle başlamıştık, 4-5 dakika sonra bir telefonla benden az uzaklaşarak bir telefonla görüştü ya da telsizle, elindeki cihaz neyse… Sonra bana dediği şu; siz dedi biraz burada bekleyin, acil bir durum var, benim gidip gelmem lazım, siz buralarda oyalanın… Bunun üzerine ben orada kaldım.”

Bu sırada saatin 20.00 veya 20.15 olduğunu, kendisinin saat 21.00’a kadar orada oyalandığını, Özçetin’in gelmediğini, programın olup olmayacağını öğrenmek için nizamiyeye doğru yürüdüğünü, fakat o sırada ortalığın karıştığını, anonsların başladığını, ‘Terör saldırısı var, herkes evlerine gitsin’ diye bağırıldığını, giriş-çıkışların yasaklandığını, kendisinin çıkmak için ısrar etmesi karşılığında tüfek dipçiğinin gösterildiğini, mecburen geri dönüp lojmanların arkasındaki ağaçların dibine saklandığını, darbe olduğunu anlamadığını, terör saldırısı olduğunu düşündüğünü, kalkış ve iniş yapan uçakların da bu yüzden uçtuğunu sandığını, gece 24.00 sularında bir daha çıkmayı düşündüğünü ama ‘terör saldırısı var’ denince çıkamadığını, nizamiyeye yığılan sivil halkın terör saldırısına karşı askere destek vermek için geldiğini düşündüğünü, okunanan salâları da buna yorduğunu, sabaha kadar canını korumak için saklandığını, sabah 08.00-08.30 sıralarında da tel örgülerden atlayarak tarladan yürümeye başladığını, uzakta gördüğü bir köye doğru 2 saat yürüdükten sonra jandarma aracını gördüğünü, askerlere doğru yürüyerek yardım istediğini ve gözaltına alındığını anlattı.

Yani jandarma tarafından yakalanmamış, kendisi gidip konuşunca tedbir amaçlı olarak karakola götürülmüştü.

İddiası böyleydi.

Aslında yazıyı çok daha fazla uzatmak gibi bir kaygım olmasa, uzun uzadıya bu satırları paylaşmak isterdim.

Oldukça öğretici çünkü.

**** 

Gelelim şu telefon meselesine…

Hakan Çiçek, üsse telefonsuz geliyor ya, bunun sebebine bakalım.

Bu da önemli çünkü.

Çiçek, kızının indirdiği bir uygulama yüzünden telefonunun işletim sisteminin çöktüğünü ve yeni kurulum yapılamadığı için de yanına almadığını söylüyor.

Bu ne zaman olmuş?

Kendi ifadesine göre 15 Temmuz’dan 1 hafta, 10 gün kadar önce.

Bu kadar zaman telefonsuz idare ettiğini söylüyor.

Bu aşamada mahkemede uzun uzun, “Bir çok alanda iş yapan basiretli bir tüccar olduğunuzu, bir sürü şirketlerinizin olduğunu, Amerika’da bile işyerlerinizin olduğunu, uluslararası iş yaptığınızı belirtiyorsunuz ama bu kadar süre nasıl telefonsuz kalabiliyorsunuz? Bir başka telefon almayı ya da telefon hattı almayı düşünmediniz mi?” sorgulaması yapılıyor.

Çiçek’in buna verdiği cevap şöyle: “Hayır. Aynı telefonum var, başka bir telefonum yok. Efendim ben 27 yıldır ticaret yapıyorum. 15 yıl önce hiç kimsede telefon yoktu, o zaman hayat durmuş muydu?”

****

Bu konu neden önemli?

Şundan: Ortada iki tane telefon var.

Bir tanesi, Hakan Çiçek’in bahsettiği bu telefon. Yapılan incelemede telefona format atıldığı ve fabrika ayarlarına döndürüldüğü tespit edildi.

Ama bunun dışında bir başka cihaz daha var.

Kalkışmanın ardından, araziye atılmış halde  2 tane cep telefonu bulunmuştu. 

Bunlar üzerinde yapılan teknik incelemenin ardından cihazların Hakan Çiçek ve Kemal Batmaz’a ait olduğu öne sürüldü.

Hazırlanan teknik rapora göre, cihazdan aranan numaralardan birinin Hakan Çiçek’in eşi N. Çiçek, üçünün de Hakan Çiçek üzerine kayıtlı numaralar olmasından hareketle, cep telefonunun Hakan Çiçek‘e ait olduğu iddia edildi.

Buna göre Çiçek, darbe teşebbüsü tarih ve saatinde ABD Pensilvanya’da bulunan ve rehberde “Eczacı Abdi” olarak kayıtlı olan bir kişiyle FaceTime üzerinden 3 dakika 51 saniyelik bir görüşme yapmıştı.

Bunun hemen öncesinde de Fethullah Gülen’in özel kalemi Cevdet Türkyolu‘nun oğlu Esat Türkyolu ile ’Esat Ev’ olarak kayıtlı numara üzerinden 35 saniyelik bir görüşme gerçekleştirmişti. Ayrıca “Hkn Ada Avukat” olarak kayıtlı bir kişiyle de mesajlaşmıştı.

Burada dikkat çekici bir iddia vardı. Çiçek’in, Türkiye saati ile 20.49‘da “Eczacı Abdi” olarak kayıtlı olan kişiye, “Abim çok acil teli ver kendine” mesajı gönderdiği öne sürülüyordu. Dava dosyasındaki suçlamaya göre ‘Eczacı Abdi’, Gülen Cemaati’nin üst düzey isimlerinden biriydi ve o sırada Kamp’ta Gülen’in yanındaydı.

Savcılık, “Abim çok acil teli ver kendine” derken kastedilen kişinin de Gülen olduğunu ileri sürüyordu.

Saat 20.49‘da ‘Ölüm kalım’ şeklinde ve ‘Abi bozun nmz’ şeklindeki mesajlar gönderilmişti. Bunun açılımının “Abi bozun namazı” olduğu iddia ediliyordu. O sırada Gülen’in namazda olduğu, Hakan Çiçek’in de darbeyle ilgili yaşanan çok önemli bir gelişme nedeniyle acil olarak kendisiyle görüşmek istediği, bu yüzden o şekilde mesaj attığı yorumu yapılıyordu. 

Yaklaşık 10 dakika sonra, saat 20.58‘de aynı telefondan, “Sen yanında ol” ve “Aramak gerekirse” mesajları da gönderilmişti.

Saat 21.00‘de Eczacı Abdi‘den, “Buradayım” cevabı gelmişti. 

Aynı sırada Gülen’in yanında bulunduğu iddia edilen “Hkn Ada Avukat” diye kayıtlı kişiyle de Viber üzerinden mesajlaştığı belirtiliyordu. Hakan Çiçek’e ait olduğu öne sürülen bu telefondan, “Hkn Ada Avukat”a da “Tm yanınızda olsun” ve “İhtiyaç olursa” mesajları gönderilmişti.

Saat 20.44’te Çiçek’e ait olduğu belirtilen telefonun WhatsApp uygulamasından yine “Eczacı Abdi”ye “Acilllk” şeklinde bir başka mesaj gönderildiği, ardından “Hemen Prof’u bul ara” ve “Hemen acil” mesajlarının yollandığı kaydediliyordu.

Buradan hareketle de Hakan Çiçek’in o akşam anlık olarak Gülen’le bağlantı kurduğu ve talimatlar aldığı yorumu yapılıyordu.

Raporda, Viber ve WhatsApp arama kayıtlarına ilişkin ekran görüntülerine de yer veriliyor, ulaştığı veya ulaşmaya çalıştığı kişilerin, Cemaat’in ABD’deki üst düzey kadroları olduğu öne sürülüyordu. 

Hakan Çiçek, Ağustos 2020’de esasa ilişkin yaptığı son savunmada bu telefonun kendisine ait olmadığını söyledi. Sadece bir cep telefonu kullandığını, onun da 15 Temmuz tarihinde bozuk olduğu için yanında olmadığını, üsse telefonsuz gittiğini, bunun dışında patates hat da kullanmadığını savundu.

****

Peki ‘Eczacı Abdi’ kimdi?

Teknik raporun mahkemeye sunulmasının ardından Emniyet’e bir yazı yazılarak bu kişinin kimliğinin tespiti istendi.

Emniyet’ten gelen cevapta bu kişinin, Gülen’in mollalarından ve o sırada Cevdet Türkyolu’na yakınlığı ile bilinen Abdullah Bayram olduğu iddia ediliyordu.

Molla Abdullah, yazının girişinden de hatırlayacağınız gibi, Mehmet Değerli’nin Kamp’taki en önemli kontaktlarından biriydi.

Buradaki kritik nokta şuydu.

“Acil! Ölüm kalım meselesi! Namazı bozun!” şeklindeki mesajlaşmanın başladığı dakikalar, darbe girişiminin erkene alındığının öne sürüldüğü zamanlardı.

İddia oydu ki Hakan Çiçek, bu gelişmeleri bildirmek ve onay almak için görüşmeler yapmıştı.

3 dakika 51 saniye süren FaceTime aramasında, ‘Eczacı Abdi’nin telefonu üzerinden Gülen’le görüştüğü  ve bir durum değerlendirmesi yaptığı düşünülüyordu.

****

Hakan Çiçek’in çapraz sorgusunun yapıldığı 3 Ağustos 2017 tarihli duruşmada, henüz tarlada bulunan bu telefonla ilgili bilirkişi raporu gelmemişti.

Bu rapor, 2018 yılında tamamlandı. 

Çiçek, çapraz sorgusunda Adil Öksüz’ü tanımadığını, “FETÖ elebaşı” dediği Fethullah Gülen’i hiç görmediğini, Amerika seyahatlerinin de ticari sebeplerle olduğunu kaydetti.

Aynı şekilde, Akıncı Üssü’nde yakalanan diğer sivil imamlar Nurettin Oruç, Harun Biniş ve Kemal Batmaz’ı da tanımadığını söyledi.

İddianamede Adil Öksüz’ün, 27 Aralık 2015 tarihinden 15 Haziran 2016’ya kadarki 6 aylık dönemde Ankara’ya 12 kez gittiği ve darbe toplantıları yaptığı öne sürülüyordu.

İddialara göre bu toplantılara Hakan Çiçek de katılmıştı.

Ama sanık, bu 12 tarihin 6’sında yurtdışında olduğunu belirtti. 

****

En önemli detaylardan biri de Hakan Çiçek’in Akıncı Üssü’nde bir görüntüsünün olmaması. 

Mahkemede bu durumu gündeme getiren Çiçek, “Şunu talep ettik, yazılı olarak da 5 yada 6 kere verdik. Benim Akıncı Üssü’ndeki kamera kayıtlarımı ne olursunuz bulun. Sayın iddia makamının o günkü bana verdiği cevap şuydu: Tabii dedi, bu kameraları tanklarla ezdiniz ya, o yüzden rahat istiyorsun. Hayır efendim dedim, ben nerede olduğumu, ne yaptığımı çok iyi bildiğim için bu görünsün istiyorum. Benim bütün derdim bu,” ifadelerini kullandı.

Duruşma sırasında Hakan Çiçek’in yakalandığı nokta da tartışıldı.

Geceyi lojmanların arasında saklanarak geçiren birinin, mantık olarak Akıncı Köyü’ne doğru değil, otobana doğru yürümesi gerektiği, dizinde menisküs olan ve zor yürüdüğünü söyleyen birinin lojmanlara bu kadar uzak bir hedefi seçmemesi gerektiği, Çiçek’in yürüdüğü istikametin lojmanlara değil üssün içindeki 143. Filo‘ya yakın olduğu, dolayısıyla o gece filoda olma ihtimalinin çok daha yüksek olduğu ileri sürüldü.

Harun Biniş ve Kemal Batmaz’ın da o noktanın yakınlarında yakalandığına dikkat çekildi.

Hakan Çiçek buna karşılık, filo kamera görüntülerini defalarca istediklerini ama bu görüntülerin gelmediğini hatırlattı. Ayrıca, “Beni filoda gören varsa da çıksın şahitliğini yapsın. Ben orada değildim,” dedi.

Buna karşılık müşteki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, şu iddiada bulundu: “Sivil imamlar ve darbeyi yönetenler öğretmen gazinosunda ve öğretmen gazinosunun olduğu yerde kamera yok. Kemal Batmaz ile Harun Biniş’in niye kamerası var, onlar öğretmen gazinosundan Hakan Evrim’in makamının olduğu yere o koridordan yürüdükleri için onların görüntüsü var. O gece öğretmen gazinosunda bulunan ve koridora girmeyen hiç kimsenin zaten kamera görüntüsü yok. Adil Öksüz ile siz muhtemelen öğretmen gazinosundan hiç çıkmamışsınız, koridora gelmemişsiniz.” 

****

Duruşmaların ve savunmanın detayları özetle böyleydi.

Sonuç olarak Hakan Çiçek, 15 Temmuz’u bir darbe olarak niteliyor ama kendisinin içinde olmadığını savunuyordu.

Yaşananları tuzak, kurgu veya tiyatro olarak nitelemiyordu.

Hiçbir yerde Akıncı Üssü’ne kendisini Adil Öksüz’ün çağırdığını veya tuzağa düşürdüğünü de söylemiyordu.

Oraya gidiş nedeni ve sonrasına dair yaptığı savunma ise inandırıcılıktan uzaktı.

Görünen o ki Hakan Çiçek, darbe girişiminin bir parçasıydı.

Tek tek diğer sivillerin savunmalarına bakıldığında da çok farklı bir manzara ortaya çıkmıyor.

Hatta mesela Kemal Batmaz’ın savunması çok daha çürük ve çok daha büyük açıklarla dolu.

Bu 5 ismin darbe organizasyonu ile Akıncı’da olduğu çok net.

Ama bu noktada birçok tepkiyi göze alarak şunu ifade etmeyi de mecburiyet olarak görüyorum. Bana göre Adil Öksüz’ün dışındaki diğer 4 sivil de aynı zamanda birer kurban. Bir şeye inandılar ve çok büyük bir kötülüğün parçası oldular.

Belki bambaşka yazı ve tartışmaların konusu ama burada Türkiye’nin yakın tarihini, derin devlet gerçeğini, cemaat ve cemaatçilik olgusunu, dinin bir enstrüman olarak kullanılış biçimini, Gülen Cemaati’nin kendi algoritmalarını göz önüne almadan bu noktanın anlaşılamayacağını düşünüyorum.

O halde makarayı sondan başa doğru sardığımızda, bu 5 sivilin nasıl bir araya getirildiği, arkasında nasıl bir organizasyonun olduğu ve bu ekibi birleştiren motivasyonun ne olduğu sorgulanmaya değer.

İşte bu yazı dizisinin baştan beri yapmaya çalıştığı da o.

Başlıktaki o fotoğraf, bunun sadece bir kareye sıkışmış hali.

-DEVAM EDECEK- 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz