AKP tarihi fırsatı kaçırdı, CHP ne yapacak?

CHP, 70’lerdeki Karaoğlan fırtınasından sonra ilk kez bu kadar iktidara yaklaşıyor. Başta İstanbul olmak üzere 3 büyük şehirde iktidar oldu bile… Siyaset biliminin kuralları işlerse, bu yolun sonu Beştepe’ye kadar çıkabilir. 

AKP cephesinden bakınca ise bu ham bir hayalden ibaret. Tam tersine, bu süreçte CHP’nin ne menem ve de ne menhus bir parti olduğu bir kez daha anlaşılacak. 

Çünkü AKP cenahına bakılırsa;

“CHP demek bereketsizlik demek.” 

“Beceriksizlik demek.”

“Çöp dağları demek.”

“Susuzluk demek.”

“Yağ kuyrukları demek.”

“Din düşmanlığı demek.” 

“Türkçe ezan demek.” 

“Camilerden dönüştürülmüş ahırlar demek…”

****

Öyle ya, canım canım fayansların, Marmaray’ların, havaalanlarının, yolların,  köprülerin, kavşakların kıymetini bilemeyip nankörlük eden millet, şimdi görecek işte CHP’nin gerçek yüzünü…

Sonra başlayacak dövünmeye…

Nasıl da pişman olacak.

Anlayacak AKP’nin kıymetini…

Çok sürmez zaten yakında başlarlar başörtülülerin üzerine deri pantolonlarla yürümeye…

Camilerde içkiler içmeye…

Mescitlerde halaylar çekmeye…

Sağa sola ayyaşların putlarını dikmeye…

Öyle demişti zaten AKP’li vekil İbrahim Aydemir, “İmamoğlu kazanırsa İstanbul’a imansızların putlarını diktirecek” diyordu.

Eminim bunun olmasını da çok isterler. 

Bir de hakiki manada korkanlar vardır.

Tıpkı Refah geldiğinde ya da AKP iktidar olduğunda Atatürkçüleri kör testereyle keseceğine inanan nice ‘endişeli modernler’ gibi…

Bundan ciddi ciddi korkan çok insan tanıdım ben. 

Samimi ama öğrenilmiş bir korkuydu…

“Şeriat gelecek, hepimizi çarşafa sokacaklar, kıtır kıtır kesecekler” diyorlardı.

****

Aynı zamanda Tayyip Erdoğan iktidarı demek vatanı satmak demekti. 

Erdoğan ne anlardı ülke yönetmekten. 

İstanbul’u yönetmekle Türkiye’yi yönetmek aynı şey olabilir miydi?..

Belediye başkanı olmakla başbakan olmak arasında dağlar kadar fark vardı.

Zaten biraz da bu düşünceyle değil miydi, Deniz Baykal onun önünü açmıştı.

Zülfü Livaneli açıklamıştı bunu; Baykal, “İki ay dayanamaz, göreceksiniz” demişti. 

Yani Erdoğan’ın ülkeyi yönetemeyeceğini, sorunların altında ezileceğini, bocalayacağını ve batırıp kaçacağını düşünüyordu. Böylece Tayyip Erdoğan efsanesi bitecekti. Fakat kenarda yasaklı olarak kalmaya devam ederse mitleşecek ve daha da büyüyerek gelecekti. 

Buradan hareketle de siyasi yasağının kaldırılması ve Siirt’ten milletvekili olarak Meclis’e girmesinin önünü açmıştı.

****

Bırakın 2 ayı, 2 yılı…

Erdoğan iktidarda 20. yılına yaklaşıyor. 

Yönetip yönetememek bir kenara; ülkeyi üzerine geçirdi. 

Tek adam oldu.

Lafının üstüne laf söyletmez oldu.

Belki ilk yıllarda Baykal’ı fena mahcup etti. 

Ekonomiyi krizden çıkarıp istikrarlı bir görünüme kavuşturdu.

Ama öyle ama böyle…

Reformlar sayesinde AB ile müzakereleri başlattı.

Türkiye’yi dünyada itibarlı bir ülke haline getirdi.

Bir şekilde…

****

Tarihi bir fırsat yakalamıştı Erdoğan.

Ve partisi AKP…

Dindar, köylü, muhafazakar, ‘çevre’den gelen insanların haklarındaki bütün önyargıları yerle bir edip Türkiye’yi olumlu yönde dönüştürme fırsatı…

Kutuplaşmalara, korkulara ve ötekileştirmelere son verip Türk halkını gerçek bir ‘millet’ haline getirebilirdi…

‘Tasada ve sevinçte bir’

Ve kendisine ‘öcü’ olarak bakan Beyaz Türkleri utandırabilirdi.

Mevcut ‘sınıfsal’ çatışma bitmese bile en azından hakkı teslim edilecek kadar büyük bir medeniyet projesine imza atabilirdi.

Kimsenin yaşam tarzına, içkisine, inancına karışmadan…

****

Ama öyle mi oldu?..

İşin kötüsü ne biliyor musunuz?

En başta böyle başladı.

Gelinen nokta ise ‘keşke hiç başlamamış olsalardı’ dedirtecek derin pişmanlıklarla dolu.

Böylece bir daha hiç bir zaman ‘öteki’nin sözüne güvenilemeyecek şekilde ziyan ettiler fırsatı …

“Bu ülkenin yüzde 70’i muhafazakar insanlardan oluşuyor. O halde muhafazakarların demokrasi ile buluşması Türkiye’nin tek çıkış kapısı. Bu nedenle ben dindarların demokrasi ile buluşmasını çok önemsiyorum” deyip destek veren bütün demokratları aldattı.

Bu ülkede ne kadar ‘farklı’ kesim varsa hepsini düşmanlaştırdı. Kutuplaştırdı. Tahrik etti. Ayırdı. Aşağıladı.

Bırakın hakiki bir ‘millet’ yapmayı, ‘tasada da sevinçte de ayrı’ birer hasım kardeşler topluluğu oluşturdu.

Kendisinden duyulan endişelerin çoğunu haklı çıkardı. Fazla fazla.

2 ayda eline yüzüne bulaştırmadı belki ama 20 senenin sonunda resmen batırdı, yaktı yıktı, enkaza çevirdi. 

****

Oysa AKP’nin önünde tarihi bir imkan vardı.

Kendisinin şahsında bu ülkenin bütün dışlanan kesimlerinin…

Heba etti.

Bunda bir zaman ülkeyi ‘fiili olarak’ beraber yönettiği cemaatin de rolü büyük.

Cemaat de şansını berbat bir şekilde kullanıp bir daha geri elde edemeyecek kadar yok etti…

****

Şimdi İmamoğlu ve CHP de benzer bir imtihanla karşı karşıya. 

İmamoğlu, 25 yıl sonra AKP’den İstanbul’u devralırken tam tersi önyargılar ve korkuların muhatabı olarak koltuğa oturdu.

Erdoğan’ın, “CeHaPe demek çöp, çukur, çamur demektir, tezek demektir” sözlerini ilk söylemeye başladığı günlerde doğan çocuklar bugün 25 yaşında birer yetişkin.

Onlar başka bir CHP tanımıyor.

Eskilerse zaten CHP’yi ‘dinsizlik cereyanı’ olarak kabul ediyor.

 

****

Talih bu kez CHP’nin önüne tarihi bir fırsatı getirdi bıraktı.

Büyükşehir belediyelerinde başarılı olur ve kimsenin kılığına kıyafetine, inancına, ibadetine karışmazsa AKP’ye en büyük darbeyi vurur.

Elindeki bütün argümanları alır.

Türkiye’nin mütedeyyin, sağcı kesimleri ve az eğitimli sözde dindarları için ‘zinhar oy verilmeyecek’ parti olmaktan kurtulabilir.

Aynı zamanda bu ülkeye, bu millete gerçekten çok büyük bir hizmet eder.

Kurucu parti olduğunu, kurucu irade olduğunu ispat eder.

Üzerine yapışıp kalmış olan ‘statükocu, devletin partisi, sekter, jakoben, çağ dışı, ayrımcı, hantal, faşist’ algısını yıkıp gerçek bir halkçı ve Batılı anlamda sosyal demokrat parti olabilirse hem kendisi adına hem de Türkiye adına parlak bir sayfa açabilir.

Herkesin hür ve özgür yaşadığı, kimsenin kimseyi ötekileştiremediği, dışlamadığı, ‘hak-hukuk ve adalet’in hakim olduğu, gerçek manada ‘demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti’ni inşa edebilir.

Ama yok, 100 yıllık rövanşlara sarılırsa, Mine Kırıkkanat zihniyeti ile hareket eder ve jakoben genlerini hortlatırsa, küçük hesaplarla kendi ‘yamyamlarını’ doyurmaya kalkar ve ‘şimdi sıra bizde’ zihniyeti ile biraz da onlar dayak atmaya kalkarsa bu ‘it dalaşı’ bir yüz sene daha bitmez. 

Bakalım ‘CeHaPe’ bu fırsatı nasıl değerlendirecek? 

****

Ekrem İmamoğlu’nun şu ana kadarki genel çizgisi ve söylemi, olumlu sinyaller veriyor. 

23 Haziran akşamı Beylikdüzü’nde yaptığı ’balkon konuşması’, normalleşme mesajları ile doluydu.

Aslında yeni bir şey söylemedi. Erdoğan’ın yapageldiği ‘balkon konuşmaları’na çok benziyordu. O kadar ki “Ne aldanan olacağız ne de aldatan” bile dedi.

Zaten kimse de uzay boşluğundan hiç söylenmemiş kelimeler, hiç kullanılmamış kavramlar icat etmesini beklemiyor.

Amerika yeniden keşfedilmeyecek.

Evrensel değerler belli. 

Demokrasinin, hukukun, temel hak ve özgürlüklerin prensipleri ortada. Bir çok ülke başarı ile uyguluyor halihazırda.

Önemli olan bunları uygulayabilmek. Önemli olan belli bir istasyona kadar bu prensiplerin üzerinde mesafe katedip de işi bittikten sonra kendi marazi güç iptilasının peşinde bütün memleketi yiyip tüketmemek.

Kısacası, Erdoğan gibi başlayıp Erdoğan gibi bitirmemek.

****

İmamoğlu’nun şu cümleleri önemli: “Barışmaya geldik. Buluşmaya geldik. Uzlaşmaya geldik. Kucaklaşmaya geldik.”

Yine ‘demokrasiyi tamir’ etmekten söz etmesi, bütün partilerin isimlerini tek tek sayıp, “Artık partizanlık bitti. Artık liyakat ve ahlak var, ahlak.  Artık hak, hukuk ve adalet var.” vurgusu yapması da şeklen çok doğru.

“Bu toplum özgürlüklerle buluşacak. Bu toplum adaletsizlikleri de tamir edecek, göreceksiniz. Toplumu kucaklaştıracağız.” cümleleri, İstanbul’dan ilan edilecek yerel yönetim vizyonunun çok ötesinde mesajlar ihtiva ediyordu.

****

Konuşma metnine bakılırsa, kâğıt üzerinde her şey düzgün duruyor. Türkiye’nin problemlerinin farkında ve o problemlerin nerede düğümlendiğini iyi tespit etmiş bir belediye başkanı var.

Fakat o nihayet sadece İstanbul’u yönetecek. 

Önemli olan bütün CHP’nin bu anlayışta olması ve bu tarihi fırsatı iyi değerlendirmesi. 

Çünkü bu artık sadece CHP siyasetini değil, bir anlamda Türkiye’nin geleceğini ilgilendiriyor. 

Asıl bekâ meselesi bu.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz