Sönmezateş, Pandora’nın kutusunu açacak mı?

15 Temmuz darbe gecesinin en ilginç figürlerinden biri, hiç şüphesiz Gökhan Şahin Sönmezateş. Özel Kuvvetler’de görevli eski Tuğgeneral Sönmezateş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı almak üzere Marmaris’e giden timlerin başındaydı. Darbeye katıldığını kabul etti ve asılmaya razı olduğunu peşinen ilan etti. Fakat bazı itirazları vardı. “Tuzağa düşürüldük. Birileri bizi oyuna getirdi. Bir üst akıl bizi 4 saat beklettikten sonra özellikle Cumhurbaşkanı otelden ayrıldıktan sonra oraya gönderdi” demişti. Kimdi bu üst akıl? Gerçekten de bir tuzak varsa Sönmezateş, bu tuzağı kuranları biliyor muydu?

Bazı parçaları birleştirelim…

Çatı davasının 25 Mayıs tarihli duruşmasında konuşan Sönmezateş, ilginç mesajlar veriyordu. Kendisini, ‘Braveheart’ filminden hatırladığımız bir sahne ile özdeşleştirmesi dikkat çekiciydi mesela. Sinema tarihinin belki de en çarpıcı ihanet ve inkisar sahnelerinden biri ile… 13. yüzyılda İngiliz Kralı ‘Uzun Bacaklı Edward’a karşı İskoçların ulusal kahramanı olan William Wallace, Falkirk Savaşı esnasında yüzünü görmediği zırhlı bir şövalye ile dövüşmektedir. Kendisini teslim alıp başındaki zırhı çıkardığında, bu şövalyenin kendi taht varisleri Robert the Bruce olduğunu görür. Mel Gibson’ın, Wallace’ın o an yaşadığı hayalkırıklığını canlandırdığı sahne, haklı olarak kült olmayı başarmış sahnelerden biridir.

‘WILLIAM WALLACE GİBİ HİSSEDİYORUM’

Gökhan Şahin Sönmezateş, neden bu sahne ile kendisi arasında bir türdeşlik kuruyordu acaba? Mahkemede, bu benzetmeyi şöyle dile getirmişti:

“11 Temmuz’dan bugüne, emir komuta zinciri içerisinde olduğuna inandırıldığım bir işin içinde oldum. Birileri bizi 4 saat orada bekletti. Bu birileri sivil falan değil, asker. Bir tane film var, ‘Cesur Yürek’ diye. İskoçya’nın kurtuluşu ile alakalı ve William Wallace diye bir adam var. Kralıyla konuşuyor ve İngilizlerle savaşma kararı alıyor. İngilizlerle savaşa çıktıklarında birkaç grup Wallace’i savaşta yalnız bırakıyor. Buna rağmen savaşa devam ediyor. Savaşın bir bölümünde bir İngiliz ile savaşırken İngiliz’in maskesi düşüyor ve maskenin altındaki kişinin kendi kralı olduğunu görüyor. Uğruna İngilizlerle savaşa girdiği kralın kendisine karşı savaştığını görüyor. Benim durumumu soruyorsanız, ben de aynı durumdayım.”

Mahkeme Başkanı Oğuz Dik araya girip, “Kralınız kim?” diye sordu. Cevap, “Onu şu an için müsaade edin Akıncı Üssü davasına bırakalım” şeklindeydi. Sönmezateş, bir başka yerde de, “Bekletilme talimatını Akıncı Üssü Hareket Merkezinden aldık. Hüseyin adlı soyadını hatırlamadığım bir yarbayla görüştüm. Ama emri verenlerin hangi generaller olduğunu biliyorum. Talimatın emir komuta zinciri içinde yapıldığını düşünüyorum. O generalin kendisinin açıklamasını bekliyorum” dedi. Aksi halde Akıncı Davası’nda kendisinin bu ismi açıklayacağını duyurdu.

Dava dün iddianamenin özeti ile başladı. Savunmalara bugün geçilecek. Sönmezateş dediğini yapacak mı, göreceğiz.

Bahsettiği bu isim ya da isimler kim olabilir? Sönmezateş, halen görevde olduğunu söylüyor.

‘SEYMEN ARADI, AKAR’IN AKINCI’YA GELECEĞİNİ SÖYLEDİ’

Şimdi 6 Haziran tarihine gidelim…

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın eski özel kalem müdürü Kurmay Albay Osman Kılıç, çatı davasının 6 Haziran’daki duruşmasında ilginç bilgiler verdi. 15 Temmuz gecesi bir tören görevi için Akıncı Üssü’ne çağrıldığını ama buraya gittiğinde silah doğrultularak bir odaya kapatıldığını iddia etti.

Odada beklerken, saat 21.30 sıralarında daha önce ÖKK’da birlikte çalıştığı Binbaşı Şükrü Seymen’in kendisini aradığını anlattı. Seymen de o gece Marmaris’e giden ÖKK timinin başındaydı. Ve tıpkı Sönmezateş gibi o da “Emir komuta zinciri içinde darbe yapılacağını biliyordum. Ben verilen emirleri yerine getirdim. Ben bu planlamanın bile neresindeyim bilmiyorum. Darbe yaptım. Oturup ağlayacak değilim. İdam olsa da canım yanmaz” ifadelerini kullanmıştı.

İşte o Seymen’in aradığı Osman Kılıç, mahkemedeki savunmasında telefon görüşmesini şöyle aktaracaktı:

“Nerede olduğumu ve Genelkurmay Başkanı’nın durumunu sordu. Akıncı Üssü’nde olduğumu, bu nedenle Genelkurmay Başkanı’nın durumunu bilmediğimi ilettim. Bana Genelkurmay Başkan’ının Akıncı Üssü’ne geleceğini, kendisine de bir kısım görevler verildiğini, benim bilgim olup olmadığını sordu. Görevin ne olduğunu ve kim tarafından verildiğini sordum. Görevi paylaşamayacağını söyledi.”

Burada biraz duralım. Cumhurbaşkanı’nı alma göreviyle İzmir Çiğli’de bekleyen Şükrü Seymen, Hulusi Akar’ın Akıncı’ya geleceğini biliyor. O sırada saat 21.30. Henüz Akar, Genelkurmay’daki makamında ve darbeciler kendisi ile görüşmeye yeni başlamışlar. Fakat Seymen, Birinci Başkan’ın Akıncı’ya geleceğini biliyor. Nereden biliyor peki? Odasının basıldığı ve ‘derdest edildiği’ bilgisine sahip değil. Öyle olsa son durumu Kılıç’a sorup bilgi almaya çalışmazdı. Demek ki öncesinden bu bilgiye sahipti.

Ve o cümledeki kritik ifade, “Genelkurmay Başkan’ının Akıncı Üssü’ne geleceğini, kendisine de bir kısım görevler verildiğini…” şeklinde devam eden bölüm. Bu sözler, birbiri ile bağlantılı ve birbirini takip eden sıralı bir durumu ima ediyor. Belli ki Seymen, Genelkurmay Başkanı’nın Akıncı’ya gelecek olmasının bu plan çerçevesinde olacağını düşünüyor. Nitekim Akıncı Üssü Harekât Komutanı Ahmet Özçetin de ifadesinde, hadiselerin planlanandan farklı geliştiğini, bu nedenle Hulusi Akar’ın Akıncı’ya gelerek harekâtı buradan idare edeceğinin söylendiğini aktarmıştı.

‘ŞÜKRÜ’YE SÖYLE, GÖREV İPTAL’

Peki Şükrü Seymen, Akar’ın Akıncı’ya gelip gelmediğini neden soruyordu?

Osman Kılıç’ın ifadesinden devam edelim:

“Saat 23.00 sıralarındaydı. Helikopter sesi duyulunca Genelkurmay Başkanının üsse geldiği konuşuldu. Belli bir süre sonra tam saatini hatırlamıyorum ama Mehmet Dişli generalin bulunduğum binaya geldiğini gördüm. Yine bundan yarım saat sonra salonda ‘Gökhan Şahin Sönmezateş ve Şükrü Seymen ile irtibatı olan var mı?’ diye sordular. Benim kapıma gelip bana da sordular. Ben de Seymen ile akşam saatlerinde irtibat kurduğumu söyledim. Kendilerinin ulaşamadığını ve Şükrü’ye görevin iptal olduğunu söylememi istediler. Ne görevi diye sorunca, ‘o görevi biliyor’ diye cevap verdiler.”

Bu noktada da biraz duralım… Seymen, İzmir’de kalkış için talimat bekliyor. Bunun için Akar’ın Akıncı’ya gelip gelmediğini soruyor. Demek ki onunla bağlantılı bir görev almış, haber bekliyor. Yaklaşık 2 saat sonra Akar üsse geliyor. Onunla birlikte gelenler hemen, “Gökhan Şahin Sönmezateş ve Şükrü Seymen ile irtibatı olan var mı?” diye soruyor. Dikkatinizi çekerim, bu soru Genelkurmay Başkanı üsse gelince sorulmaya başlanıyor. Onlara ulaşmak istemelerinin sebebi ise ‘görevin’ iptal edildiğini söylemek.

O halde bu görevi kim verdi? Seymen neden Akar’ın gelip gelmediğini sordu? Neden Akar’la birlikte gelenler Sönmezateş ve Seymen’e ulaşmaya çalıştı? Görev neden iptal oldu?

Yine bir soru ile devam edelim: Sönmezateş veya Seymen’e görevin iptal olduğunu söyleyebildiler mi?

Hayır. Söyleyemedikleri için İzmir’de saatlerce bekleyen darbeci timler, Cumhurbaşkanı otelden ayrıldıktan çok sonra harekete geçip Erdoğan İstanbul’a vardıktan sonra otele ulaştılar. Bu kadar zaman Sönmezateş ve Seymen’e nasıl olup da kimse ulaşamadı? Yoksa ulaşmak mı istenmedi?

PANDORA’NIN KUTUSU AÇILACAK MI?

Bir diğer soru: Gökhan Şahin Sönmezateş’in bahsettiği Yarbay Hüseyin kim? Bu tarife uyan bir isim var: Hüseyin Yılmaz. Pilot Yarbay Yılmaz, aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın yaveri Ali Yazıcı’ya Erdoğan’ın yerini bildirmekle suçlanan kişiydi. Fakat 21 Temmuz’da Marmaris davasından tahliye edildi. Bu davada Sönmezateş’le yüzleştirildi. Hâkim, “Görüştüğün Hüseyin bu muydu?” diye sordu. Eski Tuğgeneral, “Hayır. Kesinlikle bu değil” cevabını verdi. Hüseyin Yılmaz da adı geçen kişinin kendisi olmadığını savunarak, “Olay günü çocuğumun doğum günü vardı. Saat 22.54’e kadar evimde olduğumu o gün çekilmiş fotoğraflar ile ispatlayabilirim. İsmimin karıştırıldığın düşünüyorum. Çünkü aynı isimde Hüseyin Gazi Yılmaz, Hüseyin Taşkıran ve Hüseyin Yıldırım isimli kişiler de var” dedi. Ancak saydığı bu isimler, davanın sanıkları arasında değil. Yarbay Yılmaz’ın halen Akıncı Davası’nın tutuklu sanıklarından olduğunu hatırlatalım.

Gökhan Şahin Sönmezateş, 18 Temmuz’daki duruşmada, “Pandora’nın kutusu daha açılmadı” demişti.

Bakalım açacak mı?

TR7/24

http://www.tr724.com/sonmezates-pandoranin-kutusunu-acacak-mi/

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz