Sıra geldi ‘maça ası’na

ABD’de Reza Zarrab soruşturması için hazırlanan ek iddianameye eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Halkbankası Genel Müdürü Süleyman Aslan ve Zarrab’ın kara kutusu Abdullah Happani girdi. Böylece sanık sayısı 9’a yükseldi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet zincirinin halkaları bir bir dosyaya eklemleniyor. Geriye tek ve en önemli halka kaldı. O da hiç şüphesiz, bir tespihin imamesi gibi taneleri bir arada tutan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan. Kurulan çarkın banisi ve sahibi. Bizzat onun emriyle kurulan, onun orkestrasyonuyla devam eden kirli bir rüşvet zinciri bu.

Şimdilerde “Afedersiniz yolsuzluğa bulaşanı kenara koyacağız” diyen Erdoğan, o zamanlar “afedersiniz kendi kendisini kenara koymak suretiyle” adalete yardımcı olmadığı için zaten bütün bunlar oluyor.

ABD’deki dava, İran’a yönelik ambargonun delinmesine yönelik. Türk polisi ve yargısı ise bunu soruşturmuyordu. Hazırlanan fezlekede bu açıkça belirtiliyordu. 17 Aralık soruşturması, ambargonun delinmesi esnasında Halkbankası’nın zarara uğratılması, kara para trafiğinin üssü haline getirilmesi, bakanların rüşvet alması, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun neredeyse yarısının Zarrab’ın önüne yatırılır hale getirilmesi konu alınıyordu.

Erdoğan, yolsuzluk yaptığı ortaya çıkan bakanlarına sahip çıkarken Yüce Divan’a gönderilmelerini de engelledi. Reza Zarrab’ı “hayırsever iş adamı” olarak niteledi. Kendisine kefil oldu. Soruşturmayı yapan bütün polisleri hapse tıkarken mahkemelere baskı ile Zarrab’ı tahliye ettirdi ve “Hak yerini buldu” dedi.

17 ARALIK ÇARKININ SÖNÜMLEYİCİSİ

Çünkü o, 101 katlık Taipei’yi dengede tutan sönümleyici küre gibi, bütün çarkın merkezindeki çelik çekirdekti. İşi sıkı tutmazsa bütün gökdelen yıkılacak, altında da kendisi kalacaktı. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a, “Ne yaptımsa Erdoğan’ın talimatıyla yaptım. Önce o istifa etsin” diye rest çektiren amil de buydu. Zafer Çağlayan’a, “Bak peşimizden Bilal de gelir ha!” diye aba altından sopa gösterten de…

Hatırlayalım, o zamanlar Bahçeli’nin afedersin “Ver Bilal’i al başkanlığı” diye meydan okuduğu günlerdi. Muhalefet yolsuzlukların soruşturulması için bastırabiliyordu. Yoğun tazyikler sonucu geç de olsa bir Meclis komisyonu kurulabilmişti. Erdoğan, yine de komisyonu çalıştırmamak için kırk dereden su getirmişti. Çünkü Yıldız Tilbe’nin “Bin dereden su getirsem arınamazsın” şarkısında olduğu gibi, her türlü adil yargılamanın sonunu getireceğini biliyordu. Bunun için komisyonu sürekli baskı altında tutmuştu. Komisyon nihayet 23 Aralık 2014 tarihinde Yüce Divan oylaması yapacaktı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Yolsuzluk yapan kardeşimiz olsa kolunu koparırız” diye mesaj veriyordu. Parti afedersin fokur fokur kaynıyor, “Yüce Divan’a gönderelim” sesleri yükseliyordu. Paniğe kapılan Çağlayan, oylamadan bir gün önce Saray’a çıkıp Erdoğan’ı, “Yüce Divan’a gideceksek hep beraber gideriz. Peşimizden Bilal de gelir” diye uyarmıştı. Erdoğan da komisyon toplantısını erteletmişti.

BUMERANGIN ULAŞTIĞI EN İLERİ NOKTA DÖNÜLDÜ

5 Ocak’taki toplantıda ise AKP’li 9 üyenin oylarıyla Yüce Divan talebi reddedilmişti. Komisyonun bu kararı 24 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda oylanmış, orada da AKP’lilerin oyları ile red kararı çıkmıştı. Oylama, Egemen Bağış ile Muammer Güler’in zarfları kutuya pentagonal devinimlerle fırlattığı fotoğraflarla hafızalara kaydolmuştu. Şimdi o zarflar bumerang gibi döne döne geri geliyor. Bir bumerangın dönüşe geçmeden önce ulaştığı bir en uç nokta vardır; sanırım o nokta dönüldü.

O gün çöpe atılan 17 Aralık fezlekesi, bütünüyle ABD’deki Zarrab iddianamesine dahil oldu. Kendi ülkesinde yargılanmayı reddeden, mahkemelerin üzerine ateş hortumları salan Erdoğan, şimdi Amerikan yargısında global bir davanın sanığı olmak üzere.

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla New York’ta tutuklandığında, “Atilla’nın yolu nasıl Erdoğan’a çıkar” (31 Mart 2017) başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıya, “Peki bu soruşturmanın ucu nereye kadar gider? Direkt söyleyelim: Tayyip Erdoğan’a kadar gider.” diye girmiş ve gerekçelerimi sıralamıştım.

MAÇA ASI KENDİNİ BİLİYOR

Atilla’dan Erdoğan’a uzanan bir zincir vardı ve o zincirin eksik halkaları Süleyman Aslan ile Zafer Çağlayan’dı. Onlar tamamlandı. Reza Zarrab ile Süleyman Aslan’ı tanıştıran, dönemin bakanı Çağlayan; ona telkinlerde bulunan da Erdoğan’dı. Şimdi bu soruşturmada eksik kalan tek parça o.

ABD, 2003 yılında Saddam yönetimini tasfiye etmek için iskambil kağıtlarından ‘Irak’ta en çok arananlar listesi’ (Iraqi Most-wanted Playing Cards) oluşturmuştu. Burada Saddam, maça ası (ace of spades) olarak en tepedeydi.

New York başsavcılığı tabi ki iskambil oynamıyor. Dolayısıyla böyle bir liste açıklayacak değil. Zaten kupa papazı da sinek valesi de maçı ası da kim olduklarını biliyor.

“Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür” diye bir söz var. Bu halkaların tamamı çürüktü aslında. Tek silahları iktidar ve devlet gücüydü. İktidarları için devleti yerle bir ettiler. Ne yazık ve ne teessüf ki şimdi bir başka devletin mahkemesi onları yargılıyor.

TR7/24

http://www.tr724.com/sira-geldi-maca-asina/

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz