‘Sezai’ kampta; sorular havada

Geçen yıl Kasım ayında yazdığım ’Cezaevlerinde kanlı kumpas iddiası’ içerikli yazıda adı yer alan iddialarla ilgili yeni gelişmeler var. Sözkonusu yazıda Sezai müstear isimli İ.K.’nın, cemaat içerisinde birileri tarafından ‘cezaevlerinde isyan hazırlığı yapmakla’ suçlandığını yazmıştım. (Haberin linki: Cezaevlerini kana bulayacak isyan planı son anda önlendi iddiası) 

Buna göre İ.K., Hizmet Hareketi’nin lideri Fethullah Gülen’in ikâmet ettiği kampın içerisinden Türkiye’de bazı kimseleri arayıp 24 Haziran 2018 seçimlerinin olduğu gece hapishanelerde bir isyan çıkacak şekilde görüşmeler yaptığı ileri sürülüyordu. Ancak daha sonra Gülen’in bu plandan haberdar olduğu ve kanlı tertibi son anda önlediği bildiriliyordu.

Söz konusu haberde İ.K.’nın bu iddialara karşılık dolaylı savunmasına da yer vermiştim. Kendisi telefonlarıma çıkmamış ve mesajlarıma cevap vermemişti ama ben yine de bir arkadaşının değerlendirmesi üzerinden dolaylı olarak onun savunmasını paylaşmıştım. O karşı görüş genel hatlarıyla şöyleydi: “Bu iddialar doğru değil. Sezai Bey bir iftiraya maruz kaldı. Hizmet içerisinde bir çete, Sezai Bey’i tasfiye etmek için Hocaefendi’ye giderek böyle bir yalanı ortaya attılar.”

****

Haberin ardından Gülen Hareketi’nin sözcüsü olarak kabul edilen Alliance for Shared Valies (AfSV-  Paylaşılan Değerler İttifakı) isimli vakıf tarafından bir yazılı açıklama yapılmış ve Hareket’in şiddet karşıtı prensipleri hatırlatılmıştı.

Ardından kamp içerisinden şahsıma yapılan gayri resmi bilgilendirmelerde İ.K.’nın Gülen’in çevresinden uzaklaştırıldığı ve tabiri caizse tasfiye edildiği belirtilmişti.

Fakat aldığım teyidli bilgilere göre bu hiç bir zaman gerçekleşmedi. Sadece kendisinden bir süre kamptan uzak durması istendi. Bu süre zarfında cemaatten maaşını almaya da devam ettiği öne sürülüyor. 

Gelinen son nokta ise şu şekilde: Geçtiğimiz Ramazan ayında kendisine kampın kapıları yeniden açıldı. Ramazan’da Gülen’i ziyaret eden İ.K., burada iltifatlarla karşılandı ve kampta itikafa girdi. Sonrasında da ziyaretlerini sürdürdü. Halen Gülen’le görüşmeye devam ediyor. 

****

Tabii bu noktada bir çok soru işareti ortaya çıkıyor.

Bu soruların şahsını ilgilendiren kısımlarını yöneltebilmek amacıyla ‘Sezai’ Bey ile bir kez daha görüşmeyi denedim. Fakat kendisi görüşmek istemediğini iletti. 

Konunun muhataplarından biri olan AfSV’ye de bazı yazılı sorular gönderdim. AfSV Başkanı Alp Aslandoğan da bana yazılı cevaplar verdi. 

Bu yazıda sadece vakayı rapor etmekle yetineceğim. Gönderdiğim sorulara ve gelen cevaplara yer vereceğim. Yorumlarımı ise sonraki yazılara bırakacağım.

****

Önce 21 Ağustos 2019 tarihinde göndermiş olduğum soruları aynen paylaşayım:

“AfSV Başkanı Sayın Alp Aslandoğan Beyefendi; 

9 Kasım 2018 tarihinde kendi şahsi web sayfamda yayımladığım “‘Cezaevlerini kana bulayacak isyan planı son anda önlendi’ iddiası” başlıklı haberin devamı niteliğinde bir yazı hazırlıyorum. Bu haberde adı geçen ’Sezai’ müstear isimli Sayın İ.K.’nın geçtiğimiz Ramazan ayından bu yana Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yaşadığı ve Hizmet Hareketi içerisinde ‘kamp’ olarak adlandırılan çiftliğe gelmeye devam ettiği bildiriliyor. İ.K.’nın burada Sayın Gülen tarafından iltifatla ağırlandığı yönünde bilgiler var. Ayrıca kendisine Hizmet Hareketi tarafından bir maaş ödendiği de iddialar arasında. Konuyla ilgili sorularım aşağıdadır. Saygılarımla…

1- Bir çok kaynaktan teyid ettiğim bu bilgiler, yani Sayın İ.K.’nın kampa gidip geldiği ve burada iltifat gördüğü iddiaları doğru mudur?

2- Doğru ise

a-) Bu, daha önceki haberlerde ve benim yazılarımda yer verilen iddiaların doğru olmadığı anlamına mı gelmektedir?

b-) ‘Sezai’ müstear adlı Sayın İ.K. bir iftiraya mı kurban gitmiştir?

c-) Eğer öyleyse bu nasıl tespit edilmiştir? Bir araştırma sonucunda mı tespit edilmiştir?

d-) AfSV olarak 11 Kasım 2018 tarihinde yaptığınız kamuoyu açıklamasında, ‘Hizmet hareketi mensupları ve gönüllüleri bir sivil toplum kuruluşu çerçevesinde üzerine düşen mesuliyetin farkında olarak kendi imkanları ile bu mevzuyu araştırmaktadır ve bu konuyla alakalı toplumsal şuurun arttırılması için gereken tedbirleri almaktadır’ dediniz. 29 Ocak 2019 tarihinde konuk olduğunuz Erkam Tufan’la 30 Dakika programında da bir soru üzerine, ‘O açıklamanın yapıldığı gün ile bugün arasında yeni bir bilgi bize ulaşmadı. Oradaki açıklama dışında ona ekleyeceğim şu anda yeni bir şey yok.’ dediniz.

Sayın İ.K. artık kampa gidip geldiğine, Sayın Gülen’le problemsiz bir şekilde görüştüğüne göre bu bahsetmiş olduğunuz araştırmalar yapıldı ve size yeni bir bilgi mi ulaştı? 11 Kasım’daki açıklamanıza bugün ekleyeceğiniz yeni şeyler var demektir, bunlar nelerdir? Yeni bulguları bizimle paylaşabilir misiniz?

e- ) Eğer yeni bilgilere ulaşıldı ve bunun neticesinde ’Sezai’ müstear isimli Sayın İ.K.’nın önündeki ziyaret yasağı kaldırıldı ise bunu neden Hizmet Hareketi tabanı ve kamouyu ile paylaşmadınız? Cemaat gönüllülerinin bu yeni bilgiden haberdar olmaya hakkı yok mu?

f-)  Eğer Sayın İ.K. ile ilgili iddialar araştırıldı ve neticesinde ‘aklandı’ ise kendisi ile ilgili bir önceki ağır ithamları ortaya atanlar, bu iftiraları dile getirenler kimlerdir? Neden cezaevindeki masumların canı ve kanını, böylesine ağır bir iftiraya malzeme yapmışlardır? Bu konuyu araştırdınız mı? Araştırmadıysanız neden? Üzerine gitmeye değmez mi?

g-) Eğer Sayın Gülen, İ.K.’nın bir iftiraya maruz kaldığını düşünüyorsa o zaman bu iftirayı atanlara yönelik nasıl bir tavır takınmakta? Bu konunun üzerine gitmekte midir?

h-) Yok eğer Sayın İ.K. ile ilgili yeni bir bilgiye ulaşılmamışsa o halde onun için şartlar neden değişmiştir? Kampa gidip gelmesine kim onay vermiştir? 

ı-) Eğer bir araştırma yapılmadıysa, yeni bir bilgiye ulaşılmadıysa ve aklanma durumu söz konusu değilse Sayın Gülen neden kendisini kabul etmekte ve iltifat göstermektedir?

j-) Eğer yeni bir bilgiye ulaşılmadan Sayın İ.K. tekrar huzura kabul edildiyse o halde zamanında AfSV o açıklamayı neden yapmıştır? O zaman üstü kapalı olarak iddiaları doğrulayan AfSV şimdi gelinen noktada ne düşünmektedir? Sayın Gülen bugün bu şekilde sahiplenecekse o gün İ.K. aleyhine olduğu herkesçe kabul edilen o açıklamanın yapılmasına neden onay vermiştir? ‘O gün İ.K. ile ilgili iddiaların doğru olabileceğini düşünüyordu, bu yüzden açıklamanın yayınlanmasına onay verdi; bugün masum olduğu ortaya çıkınca huzura kabul etmeye başladı’ deniyorsa o halde Sayın Gülen neden AfSV’ye yeni bir açıklama yaptırarak İ.K.’nın zedelenen itibarını iade etmemiştir?”

****

28 Ağustos 2019 tarihinde gelen cevabi yazı ise şöyle:

“Sayın Ahmet Dönmez,

AFSV’nin 11 Kasım 2018 tarihinde yayınlamış olduğu, Türkiye’de hapishanelerde 24 Haziran seçimlerinin ertesinde bir kalkışma iddiasıyla ilgili kamuoyu açıklaması bağlamında gönderdiğiniz soruları aldık.

Açıklamanın yapılma sebebi açıklama içinde beyan edilmiştir. Kamuoyuna yansıyan bir iddia Hizmet hareketini zan altında bıraktığı için Hizmet katılımcılarının barış ve hukuka sadakat mevzuunda istikrarlı duruşunu kamuya tekrar ilan etme ve Hizmet hareketi prensiplerini bir hatırlatma mahiyetindedir.

Açıklamada herhangi bir kişi veya grup hedef alınmamış ve zan altında bırakılmamıştır. Hiçkimseyle ilgili bir iddia söz konusu değildir. Nitekim, kalkışma iddialarıyla ilgili kamuya yansımış kaynaklara referans verilmiştir.

Bu iddialarla ilgili AFSV’nin bugüne kadar eline objektif bir bilgi ulaşmamıştır. Açıklamada ifadeedilen prensipler Hizmet hareketi katılımcılarının başlangıcından itibaren benimsediği ve Hizmet hareketinin şiarı haline gelmiş prensiplerdir. Bu prensiplerde bir değişiklik de söz konusu değildir.

Dolayısıyla yeni bir açıklamaya ihtiyaç hissedilmemiştir.

AFSV kurumsal olarak şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı yönetim konusunda Hizmet katılımcılarını şuurlandırmaya matuf çalışmalar yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bu konuda prensipler ve metotlar içeren rehber dokümanlar hazırlanmış ve hareket katılımcılarına yönelik seminerlerde paylaşılmıştır. Bu prensiplerin bir kısmı 27 Kasım 2018 tarihli bir açıklamamızda kamuyla paylaşılmış ve bunların hayata geçirilmesi mevzuunda metotları ve şimdiye kadar kaydedilen gelişmeleri içeren bir açıklama da kamuyla paylaşılmak üzere hazırlanmaktadır.

Saygılarımızla

Alliance for Shared Values”

****

Bu konu ile ilgili gelinen son nokta bu şekilde. 

Yukarıda dediğim gibi, yorumlarımı sonraki yazılarda paylaşacağım. 

Görüşmek üzere…

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

6 YORUMLAR

  1. Kardeş bazı şeylerin cevabı tam bilinmedigi için zamanin tefsirine bırakılabilir mesela(Adil mustaar isimli şahıs eger münafık degilse zandan dolayı zulüm etmiş oluruz, munafik ise bilmesi gerekenlerin bilmesi yeter enazindan kontrol altinda olmuş olur ve tecavüzü için önlem alımış ,aksine tecavuzu tetiklemiş olmazmı).Efendimiz s.a.s de münafikların ismini sır olarak sadece bir Sahamiye soylemiş,1,2,3,4 numara olan halifelerine bile söylememiş,kimsede israrla ögrenmek istememiş. Sadece ben de munafikmıyım diye merak edenler sormüşlar.Hizmet doğrusunu yapıyor .Afişe etmek yanlış

  2. Reis e cemaate gol atma firsatı verdin o sorduğun sorularla ,fakat hizmetin prensibi gereği bu soruları başkaları sormalıydı düsmanlıği cemaate celp etmemek adına , daha tarafsız birileri sorarsa dah etkili olması için .Sanırım ama dogrusunu Allah bilir , buda cemaatin duygusal kitlesinden ve diger muhaliflerin gozunde seni cesur ve kahraman yaptı ,bir nevi eğona bir madalya taktin şohret kazandın, şimdi de Reist ten madalya alma sirası gemiş olmasın sakın.

    O zamam Reisin kinini nefretini hizmete doğru köpürürken insanların hayatını hiç duşunmüyordun ama, senin çalıştığın gazete 17-25 aralık olaylarinin tarafiydı başkasi soramazmıydı o soruları,en cesur senmiydin ,diger gazeteciler korkakmıydı yoksa Ahmet Donmez bey lutfen soyleyin.

  3. Şayet bir ihanet olmuş olsa bile ki şahsen inanmiyorum ama diyelimki oldu hemen cezalandırmak Ne kadar, Kur’ana a ve Sünnete uygunmu ?

    Lutfen dinle bunu Ahner bey.

    https://youtu.be/pMrfNqxskdEq

    HİCRETTEN altı yıl sonra Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında Hudeybiye adı verilen bir anlaşma yapılmıştı.

    Bu bir tür ateşkes antlaşmasıydı. Ancak 8. yıla gelindiğinde Mekke müşrikleri bu antlaşmayı bozdular. Mekke yakınlarında Müslüman olan ‘Huzaa’ kabilesine baskınlar düzenlediler.

    Kâbe’ye sığınmış olan 23 Müslüman’ı öldürdüler. Huzaa kabilesinin bütün fertlerini takip edip tam bir kıyım uygulamaya başladılar. Huzaalılar da Hz. Peygamber’e (s.a.v.) Medine’ye haber gönderip yardım istediler. İşte İslam tarihine Mekke’nin fethi olarak geçecek olan olay bu hadise üzerine planlandı. Peygamberimizin bu olay üzerine gönderdiği arabulucu elçilere de müspet cevap verilmemişti. Müslümanlar için Mekke’ye girmekten başka çare kalmamıştı.
    Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’ye hareket için gizliden gizliye hazırlıklara başladı. Hazırlık aşamasında harekâtın bilinmesini istemiyordu. Peygamberimizin hedefi Mekke’yi kavgasız çatışmasız ele geçirmekti.

    Tam bu esnada beklenmeyen ve hoş olmayan bir gelişme oldu. Peygamberimizin sevdiği insanlardan birisi olan ‘Hatib bin Ebi Beltia’, Mekkelilere peygamberimizin harekâtını deşifre eden bir mektup gönderdi. Bu mektubu gizli bir şekilde götürsün diye de ‘Ümmü Sare’ isimli oyuncu bir kadını görevlendirdi. 
    Bu mektuptan kimsenin haberi yoktu. Zaten Ümmü Sare de yola çıkmış ve ‘Hah Bostanı’ denilen yere kadar gitmişti. Yüce Allah vahiy yolu ile bu gelişmeyi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) bildirdi. Peygamberimiz de Hz. Ali, Zübeyr ve Mikdad’ı (r.a.) çağırıp onlara görev verdi. Şöyle buyurdu: “Hah bostanı yakınlarında bir kadın Mekke’ye doğru gidiyor. Bu kadının üzerinde gizli bir mektup var. Bu mektubu alıp bana getirin, kadını serbest bırakın.” 

    Üç sahabe hızlı bir şekilde hareket ederek anılan bölgeye ulaştılar. Peygamberimizin tanımladığı yerdeki kadını buldular. Kadından mektubu istediler. Ancak kadın böyle bir mektubun olmadığına dair yemin etti, haberim yok dedi. Hz. Zubeyr ve Mikdad bir an için kadına güvenip, demek ki yanılmışız geri dönelim deseler de Hz. Ali şiddetle tepki gösterdi ve kadına şöyle dedi “Biz yalan söylemiyoruz. Allah’ın Resulü de yalan söylemez. Peygamberimiz bizi buraya boşuna göndermedi. Ya mektubu çıkarırsın ya da sonucuna katlanırsın. Medine’ye geri götürülürsün.” Kadın, Hz. Ali’den kurtulamayacağını anlayınca saçlarının arasından dürülmüş olan mektubu çıkardı. Mektubu alan Hz. Ali kadını serbest bıraktı.
    Mektup Medine’ye getirildi. Peygamberimize teslim edildi. Peygamberimiz mektubu açtı ve yanındaki sahabeye oku bunu dedi. Mektupta şöyle deniyordu:
    “Ey Kureyş cemaati! Resulullah size karşı mühim bir kuvvet ile geliyor. Korkunç bir ordu ile. Sel gibi gelecekler. Allah’a yemin olsun ki Resulullah tek başına gelse de Allah yine de O’nu galip kılar. Siz başınızın çaresine bakınız.” 

    Mektubun altındaki isim okunduğunda Peygamberimiz ve yanındaki sahabeler derin bir sessizliğe büründü. Zira bu gizli mektubu Peygamberimizle beraber Bedir’e katılmış ve imanında zerre kadar şüphe olmayan “Hz. Hatib” göndermişti. Gizli olan askeri bir harekât bir anlamda deşifre ediliyordu. Her ne kadar hazırlıklar az çok bilinse de.

    Hz. Peygamber (s.a.v.) “Bana Hatib’i çağırın” buyurdu. Hatib, Peygamberimizin huzuruna girdi. Hz. Peygamber her zamanki vakur haliyle ve ama o kadar da sitem eder tarzda Hz. Hatib’e sordu: “Hatib! Nedir bu mektup! Niye bunu yaptın! Seni bu mektubu yazmaya ne zorladı?” 
    Hz. Hatib başını önüne eğdi ve kendini şöyle savundu. “Ey Allah’ın Resulu! Ben müminim. İmanımda zerre kadar sarsıntı yoktur. Ancak Mekke’de kalan aile fertlerim savunmasız ve kimsesizler. Bu harekâta başladığınızda müşrikler tarafından tümünün kılıçtan geçirileceğinden korktum. Buna engel olmak ve Mekkelilere hoş görünmek için bu mektubu yazdım.” Hatib pişmandı. Özür diliyordu. Başını kaldırıp Resulullah’a bakamıyordu. Orada bulunan Hz. Ömer ayağa kalkarak “Ey Allah’ın Resulu müsaade buyurun bu münafığın boynunu vurayım” dese de Hz. Peygamber kabul etmedi. Hz. Ömer ısrarını sürdürdü. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Hayır Ömer! Hatib Bedir ehlindendir. Belki Allah Bedir’e katılanların işledikleri bütün günahlarını affederim demiştir.” Hz. Ömer gözlerinden yaşlar boşalarak oturdu. Hz. Hatib bu olaydan sonra kendini bir direğe bağlayıp yemeden içmeden kesildi. Kendini böyle cezalandırmak istedi. Nihayet bu olay üzerine Mümtehine Suresi’nin ilk ayetleri indi. 

  4. Benim bildiğim kadarıyla hocaefendinin yanına yani kamp yerine hiç kimse telefon ile giremiyor. Telefonla girilmeyen bir yerden Sezai nasıl telefon etti veya kimin telefonunu kullandı.

  5. Cemaat mensupları senin zannettiğin gibi bu soruların cevabını aramıyorlar yanılıyorsun Ahmet Kardeş sana sanal alemde bu yonde ulzşip fikir beyan edenler tabiri caizse ,ergenekon ,perinçek giller familyasından ve pelikan vari oluşumların bu işin paralı çete elemanlarıdır.Hoca efendinin cemaatinden olanlar cemaati 10 larca yıl her acidan sınamış ve testetmiş 100 de 1000 bu yolun esenlik yolu oldugunu sratı müstakim olduğunu başındaki insanın da tam EMİN bir zat olduğunu yasayarak ögrenmiş insanlardır.Sen kendin gibi saniyorsun o insanida yanılgın ondan. Perdeyi gayp açılsa o telafuz ettigin ( Gazetecilik mesleği arkasına saklandiğin) ifsat edici suizan edici sorularından utanırsın belkide.Hayırlı akşamlar.Şöhret tutkusu eroinmanlik gibi bağmlılık yapar .Cemaat Allah ın izni ile bölünmüyor ,bölünmeyecek bunu bekleyenler boşuna beklemesinler lutfen onlara

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz