Ne yapmaya çalışıyorum, amacım ne?

Öncelikle bir kulis bilgisi ile başlayayım. Malum, bugünlerde af tartışmaları gündemde. Cezaevlerinde binlerce suçsuz, masum insan gelecek müjdeli bir haberi bekliyor. İddialara göre cemaat içerisinden bir grup, AKP ile temas halinde. Bu görüşmeler doğrultusunda cemaat tabanına af getirileceği, suçun Fethullah Gülen ve onun emri ile hareket eden bir gruba yükleneceği; devletle görüşmeleri yapan bu grubun içerisinden de bir kişinin cemaatin başına geçirileceği yönünde duyumlar alıyorum.

Bu kulis bilgisini hemen yazının girişinde paylaşmamın nedenini anlamışsınızdır.

Zaten sürecin kendinden kaynaklı bir zorluk vardı önümde. Bir yanda cezaevlerinde haksız yere yatan insanlar, işkence görenler, kaçırılanlar, öldürülenler ve diğer yanda her an alınıp götürülme korkusu yaşayan binlerce insan varken kalkıp bazı gerçeklerin peşine düşmenin ne denli bir ateşten gömlek olduğunu biliyorum.

İki tarafı keskin bir kılıç üzerinde yol alma denemesi bu…

****

Bir yandan da hiç ummadığınız bir başka taraftan darbe yiyebilirsiniz. Hiç ilginizin ve bilginizin olmadığı bir girişim adına hareket etmekle, onlar hesabına algı oluşturmaya çalışmakla suçlanabilirsiniz.

Birileri kolaylıkla şunu diyebilir: “Bakın, Alev Coşkun ve ekibinin Cumhuriyet’i ele geçirmek için Saray’la işbirliği yaptığı gibi cemaat içerisinden de bir grup hain, Erdoğan’la görüşüyor. Bir taraftan bu trafik devam ederken Ahmet Dönmez de TR7/24’ten ayrıldı, bir Patreon hesabı açtı ve Hocaefendi’ye saldırıya geçti. Bunların hiç biri tesadüf değil. Hepsi birbiri ile bağlantılı ve ortak hareket eden bir ekip bunlar.”

Alıcı bulur mu? Fazlasıyla. Hatta son yazılarım nedeniyle bana kızan, ne yapmaya çalıştığımı sorgulayan en yakın arkadaşlarım bile inanır. “Hah, bak işte, belliydi bir çapanoğlu olduğu” derler. Türkiye’de ve bilhassa dini gruplarda böyle yürür bu işler.

****

O halde baştan şunu ilan edeyim: Bir gazeteci olarak böyle bir ikilemim olamaz, bir dayatmayı kabul etmem, böyle bir seçenekle karşı karşıya kalmaya itiraz ederim ama illa da iki şey arasında tercih yapacak olsam, “Aron’la haklı çıkmaktansa Sartre’la yanılmayı tercih ederim” diyen Sadun Aren gibi “Tayyip Erdoğan’la kazanmaktansa Fethullah Gülen’le kaybetmeyi tercih ederim” derim.

İddialı bir şey daha söyleyeyim: Cemaatin tercihi kendine. Ama Tayfun Tuna’nın başka bir mevzu için kullandığı tabiri ödünç alarak diyorum ki; bütün dünya bir araya gelip Hintliler’in ineğe taptığı gibi Erdoğan’a tapsa yine dönüp bakmam.

Çünkü daha önce de dediğim gibi, ‘beni gebertenin ne olduğunu biliyorum’. Louis Ferdinand Celine’in sözüdür. “Her alanda asıl yenilgi, unutmaktır. Özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak; insanların ne derece hırt olduklarını asla anlayamadan gebermektir.” der. Ben unutmadım. Yenilmemek için de sürekli hatırlıyorum!

Çok sevdiğim gazeteme el koyanın, okurlarımıza plastik mermi sıkıp yerlerde sürükleyenin, beni işimden, aşımdan, evimden, ülkemden, anılarımdan edenin kim olduğunu unutmadım. Unutmayacağım.

Başkalarını bilmem. Herkesin davası kendine. Ama ben Ahmet Dönmez olarak ne bu dünyada ne öbür alemde bu vicdansızları affedemem. Affetmeyeceğim.

****

Peki başta canım arkadaşlarım, meslektaşlarım ve onbinlerce masum insan cezaevinden çıkmasın mı? Zaten suçlu değiller ki! Çıksınlar elbette. Bu böyle bir afla bile olacaksa, olsun. Hayattaki en büyük beklentim, arzum, rüyam onları tekrar özgür görmek.

Bu kez de “Affı baltalamaya çalışıyor. Dışarıya çıktı, nasılsa tuzu kuru. Hesapsızca sallıyor.” diye bel altı vurabilecekleri de biliyorum.

Çünkü neler yapabileceklerini The Circle röportajı sonrası gördüm. “Devlete çalışan ajan”, “milyonlarca dolar aldı” diye gülünç iftiralar attılar… Belli bir merkezden yönetildiği aşikar olan cemaat trollerini üzerime saldılar. Sabırla bekledim. Hiç birine cevap vermedim.

Şimdi de neler olabileceğini tahmin ediyorum. Bu türlü ‘menfi hizmetler’in içinde bulunmuş biri uyarmıştı beni: “Seni itibarsızlaştırırlar. Beş paralık ederler. Çünkü ben yaptım bu işi. Yıllarca yaptım. Hizmet diyerek yaptım. Oradan biliyorum.”

“Ne yapabilirler?” diye sordum. “Amaç, seni ve söylediklerini değersizleştirmektir. Ortalama bir cemaat mensubunun gözünde yazılarının değerinin olmaması için sana MİT’çi derler. Devletten maaş alıyor derler. Geçimini nerden sağlıyor diye algı oluştururlar. Sızma derler. Kozmik derler. Koca koca adamlar aleyhine açıklamalar yapar. Ortalama bir Hizmet gönüllüsü, sana değil onlara inanır. Her şeyini didik didik ederler. İftira bile atarlar. Bel altı vururlar. Bu konuda AKP’den geri kalır yanları var diye zannetme sakın!”

****

Siz bir şeyleri yazmaya başlayınca maniple etmeye, sulandırmaya, yanlış şeyler yazdırarak itibarsızlaştırmaya çalışanlar da olur. Bunların da farkındayım.

Ama kendime şunu telkin ettim: Bu kadar çetrefilli, beş bin tarafı pisli değnek içerisinde en doğrusu basit düşünmek, sadece vicdanının sesini dinlemek, doğru bildiğinden vazgeçmemek ve net olmaktır. Sadece hakikatin peşinde ol. Araştır. Teyid et. İnanıyorsan yaz. Sonrasına sen hükmedemezsin. Son yazımda dediğim gibi; sen sadece doğru ile yanlış arasında bir tercih yaparsın. Gerisi suyun akış hızı ve yatağını bulma gayretinden ibarettir.

****

Bir de şu var: Sadece bir gücün hedefi olanlardan ziyade herkesin hedefi olanlar tehlikededir. Kolay hedeftirler. Yalnızdırlar. A grubu bir şey yapar, B’nin üstüne kalır. C grubu yapar, D’ye kalır.

Hele hele yurtdışında. Herkesin potansiyel hedef olduğu bir ortamda. Gazetecilerin büyükelçilik binalarında doğrandığı bir dünyada!..

Neye soyunduğumun farkındayım. Eşime de söyledim. “Bu süreçte başıma her şey gelebilir” dedim. Benimle sürgünde yaşayan bir kadın olarak cevabı şöyle oldu: “Sakın vazgeçme! Sana bir şey yaparsalar ben devam ederim, merak etme!”

Bunları kahraman pozuna yatmak için söylemiyorum. Hatta böyle algılanacak diye biraz da mahcup yazıyorum. Maksadım, farkında olduğumu, bunları göze alarak hareket ettiğimi bildirmek.

****

Peki amacım ne?

Ne yapmaya çalışıyorum?

“Sizi rahatsız etmeye geldim” demişti Ali Şeriati. Rahatsız etmeye çalışıyorum. Çünkü gerçekler acıtıcıdır.

Bir gazeteci olarak yüzlerce haber yazdım. Erdoğan’ın yolsuzluklarını kitap yaptım. Soru sorulması gerekiyorsa sordum. 15 Temmuz’u didikleyen onlarca yazıya imza attım. Yazmaya da devam edeceğim. Hatta Allah kısmet ederse 15 Temmuz’un fasikül fasikül külliyatını yazacağım. İsim isim, olay olay… Çapraz okumalı ve analitik bakış açısıyla…

Erdoğan’ın, MİT’in ve Ergenekon’un muhatap olduğu tarafları da cemaatin muhatap olduğu tarafları da. Kimin ne pisliği varsa çıksın ortaya.

Çünkü bizi vuran 15 Temmuz’dur. Kalkacaksak oradan kalkacağız. Orayı çözmeden, onunla yüzleşmeden olmaz bu iş.

14 Temmuz’a kadar da bir sürü hukuksuzluk vardı. Hırsızlar çıkarılırken polisler hapse atılıyordu. Zulüm vardı. Gazeteciler hapse giriyordu. Medya kuruluşlarına el konuyordu. Okullar kapatılıyordu. Ama bu insanlar yine de dimdikti. Asla boyun eğmiyordu. Direniyordu. Hukuk dışı uygulamaları eleştiren biz gazetecilerin de bir sözü vardı. Söyleyebiliyorduk. Gazetelerimize el konsa bile susmuyorduk.

15 Temmuz sözümüzü çaldı bizim.

Benim o sözü yeniden almam lazım. Kendi adıma…

“Benim de alacağım var” diyen varsa buyursun benimle birlikte.

Zaten “Bu bir yolculuk. Gelin bu yolculuğa eşlik edin, şahitlik edin, destek verin” diye başlamıştım.

Çünkü bu camiaya bir vefa borcum var. Çoluk çocuk kıyımdan geçirilen, soykırıma uğratılan bu insanlara borcum bu… 2 yılı aşkın zamandır hapis yatan gazeteci arkadaşlarıma da keza. Koca koca filler tepişirken ezilen ve hiç bir şeyden habersizce çile dolduran bu insanlara yazık.

Yine Ali Şeriati ile bitireyim. “Eğer bir haksızlığı engelleyemiyorsanız en azından onu herkese anlatın” demişti.

Anlatmaya geldim!..

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

3 YORUMLAR

  1. 15 Temmuz u irdelemenizin sonuna kadar arkasındayım,her iki tarafın payını da çok merak ediyorum.Bununla ilgili her cenahtan bir çok yazı okudum.Fethullah Gülen ve bir grup kendini bi şey sanan insanın 15 Temmuzdan önceden haberlerinin olduğunu,önceden engelleyebilecekleri halde bilerek engellemediklerini(Bunu mahrem imam Harun Bildik duruşmada itiraf etti,TR724 farklı yorumladığı için haber yaptı ama bir kaç gün sonra artık nereden uyarı geldiyse hemen sayfadan kaldırdı) ,başka ekiplerin darbe yapacağı tuzağına düşerek (kendilerince iyi niyetle) olaylara ses çıkarmadıklarını ama sonunda ihalenin cemaate kaldığını düşünüyorum.Ama lütfen bunları iyi araştırınız, havada yorumlar yazmayınız,zira yüzbaşı Akınla ilgili iddialı yazdıklarınız pek isabet etmedi,olayın her iki taraf adına da arkası gelmedi.

    • Mehmet Bey selamlar. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Yalnız Yüzbaşı Akın’la ilgili yazılarımın neredeyse tamamı, ihtimaller üzerine akıl yürütmeye dayalıydı. Bir araştırma yazısı veya haber değildi. Kendimce bir analiz-yorum yaptım. Keskin bir çıkarımda veya öngörüde bulunmadım. Yazıların bütünü, bir arayış ve cevap bulma çabasıydı. Saygılarımla..

  2. Cemaatin trolleri olduğuna inanmıyorum. The Circle röportajı sonra bana cemaat trolleri saldırdı diyorsunuz. Onlar gerçekten cemaatten miydi. Emin misiniz. Veya cemaatten görünüp cemaate zarar vermek isteyenler olamaz mı. Doğru bildiğiniz şeyleri yazdığınıza inanıyorum ve zevkle sizi okuyorum. Ama bu yazdıklarınız bana biraz ters geldi. Size göre cemaat trolleri dediğiniz hesaplar Hocaefendinin bilgisi dahilinde yazan kişiler mi.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz