Mustafa Özcan’ın bütün adamları (1)

Cemaat’in 15 Temmuz’a sürüklenmesi bahsi, camia içi iktidar hırslarından veya hesaplarından bağımsız düşünülemez.

Bu da bir ekipleşmenin varlığını zaruri kılıyor. 

Burada da karşımıza çıkan en önemli oyun kurucu yine Mustafa Özcan.

Özcan’ın en belirgin özelliklerinden birisi, ekipçiliği.

Dışarısı ile derin bağlar kurarken Cemaat içini de her zaman kendine göre dizayn etmeye çalıştı.

Öyle ki, insanlar onun aleyhine konuşmaya bile korkar hale geldiler.

Bugün bile…

****

Çünkü her zaman kompakt çalışmıştır. 

Yönetim enstrümanı olarak bütün imkânlardan faydalanmıştır.

Cemaat’in kendi ahlâkî önermelerine uymayan yöntemlerle birilerini elimine etmek dahil, birçok yönteme başvurmuştur.

Gülen’e yakınlığını, finans kaynaklarını, hususi işleri, bürokrasiden gelen bilgileri ve içeriden ulaşan dedikoduların hepsini araçsallaştırmıştır.

Zamanla da kendine Cemaat içinde ‘paralel’ bir başka ‘cemaat’ kurmuştur.

İşte bu bölümün konusu o.

****

Burası onun mutfağıdır.

Oraya sadece ‘seçilmiş’ olanlar girer. 

Peki nasıl seçilirler?

Belli testlerden geçirilerek. En büyük test ise, sadakattir. Özcan’a bağlı olarak çalışacak, onunla mümkün olan her bilgiyi paylaşacak, onun talimatlarını yerine getirecek, tam bir koordinasyon ve eşgüdüm içerisinde hareket edecek kişilerdir.

Bu şartlara uymayanlar, o odaya giremezler.

Bunlar Gülen’e bir şey arzedeceklerse bile önce Özcan’la paylaşacak ve onun süzgecinden geçirecektir.

Bir defa bile ondan kontrolsüz iş yapmayacaktır. Yaptığı anda üstü çizilir. 

Bu bir çeşit ‘elemanlaştırma’ sürecidir. 

Karşılığında güç ve para sunar.

****

Peki ekibinde kimler vardır?

Bu çok geniş bir alan. 

Çünkü burada mahrem abiler de vardır ülke imamları da şirket yöneticileri de…

Tek tek hepsini sayacak değilim.

Sadece konumuzu ilgilendiren ve ehemmiyet arz eden figürlere yer vermek istiyorum.

İlk sırada Cevdet Türkyolu gelir. 

Onu, ekipteki diğer birim abilerinden ayırmak gerekir. O, Özcan’ın hiyerarşisine dahil değildir. 

Bu bölüme onunla başlamamın nedeni ise konumundan ileri geliyor. Yukarıda özetlediğim ilişki biçiminden farklı olarak sırf işgal ettiği yer nedeniyle Özcan onunla yatay ama özel bir ilişki geliştirmiştir.

Cevdet Türkyolu, çok önemli bir isim. 

70’lerin ortasından itibaren Gülen’in yanında. 

80’lerden beri de fiili özel kalemi gibi çalışıyor. Fakat bunu normal bir özel kalem gibi de düşünmemek gerek. Gülen’in eli, ayağı, gözü, kulağı diyebiliriz… 

Yıllardır onu yanından ayırmaz ve hemen her şeyini ona emanet eder. 

Bu güvenin kaynağı nedir?

Bu sorunun cevabını vermek için biraz eskilere gidelim…

****

Cevdet Türkyolu, 1960 Adapazarı Aralık Köyü doğumlu.

Aslen Boşnak kökenliler. 

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan ailesi, köyün zenginlerindendi. 200 dönüm civarında arazilerinin olduğu söyleniyor. 

Cevdet Türkyolu, küçük yaşlarda hafız oldu. Hocası, aynı zamanda eniştesinin babasıydı. 

İşte o enişte, İzmir’de yaşıyordu ve ergenliğe yeni adım atmış olan kayınbiraderi Cevdet’i de yanına aldı. Onu İzmir İmam Hatip Lisesi’ne kaydettirdi. 

Genç Cevdet, bu yıllarda İzmir Merkez Vaizi ve Kestanepazarı Camii Öğrenci Yurdu Müdürü Fethullah Gülen’le de tanıştı. 

Ancak okulda işler pek yolunda gitmiyordu. 

Cevdet, kabına sığmayan bir gençti. Sert, kavgacı ve yaramazdı.

Haylazlıklarından dolayı okuldan atıldı. 

****

70’lerin sonlarına doğruydu. 

Bozyaka’daki yurt yeni açılmıştı. Gülen de oranın müdürüydü. Genç Cevdet’i yanına aldı. Bu sayede onu disipline etmek ve kayıp gitmesinin önüne geçmek istemişti.

Cevdet, Atatürk Lisesi’ne kaydoldu. Bir yandan da yurdun birçok hizmetini gönüllü olarak yerine getiriyordu. Yemek yapmaktan tutun da temizlik işlerine kadar birçok şeye yardımcıydı. 

Aynı zamanda Gülen’in özel hizmetinde de bulunuyordu. Onu çok seviyor ve sonsuz hürmet ediyordu.

Yani ta o yıllardan başlayan güvene dayalı hususi bir muhabbetleri var.

****

Cevdet Türkyolu, liseyi bitirdikten sonra 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. 

Mezuniyetinden sonra da Gülen’in yanından ayrılmadı. Hukuk alanında herhangi bir iş yapmadı ama.

Gülen, İzmir’den İstanbul’a geçtiğinde onu da beraberinde götürdü. 

Altunizade FEM’in beşinci katında kaldığında o da yanındaydı.

90’ların ilk yarısından itibaren Zaman gazetesinin avukatı sıfatı ile ara ara gazete binasına da gidip geliyordu. Ancak fiili olarak avukatlık yapmıyordu. 

Sonradan Gülen’in yeğeni ile evlenerek ‘aileden’ biri haline de geldi.

Gülen, Amerika’ya gidince beraberinde onu da götürdü.

****

Sadakatinden hiçbir zaman şüphe edilmeyen biri. 

Vazgeçilmezlerden.

Bugün Gülen’in yemeklerinden ilaçlarına kadar hemen her şeyini o koordine ediyor. 

En önemli özelliği, kampa giren çıkan herkesi onun belirlemesi. 

Kapı ondan soruluyor.

İstediğini içeri alıyor, istediğini almıyor. İstediğini Hocaefendi ile görüştürüyor, istediğini görüştürmüyor. Bazen en yukarıdaki isimler için bile giriş yasağı koyabiliyor. O istemezse çok önemli Cemaat yetkilileri dahi Gülen’le görüşemeden kamptan ayrılabiliyor.

Bunu sadece sıradan bir ziyaretçi trafiği gibi de düşünmemek lazım. Bu aynı zamanda Hareket’in liderinin hangi kaynaklardan besleneceği, kimler tarafından enforme edileceğinin de belirlenmesi demek. Bir çeşit süzgeç veya elek vazifesi görüyor.

Gülen biri ile görüşme halindeyken Cevdet Türkyolu odaya destursuzca girebiliyor veyahut içeride konuşulanları dinleyebiliyor.

****

En önemli bilgi kaynağı o.

İlk halkadadır.

Meselâ Gülen’in bir salon arkadaşları vardır, bir de iç odadaki çay arkadaşları…

Bazen öğleden sonra bazen yatsı namazından sonra sadece en yakınındaki üç-beş dostunun katıldığı çay muhabbetleri olur. Hatıralar anlatılır, geçmiş yâd edilir, arkadaşça konuşmalar olur… 

Burası resmiyetin bir kenara atıldığı, samimi bir ortamdır. Gerçek muhabbet burada döner.

Cevdet Türkyolu, işte bu çay sohbetlerinin de gediklisidir. 

Böyle birisi ile yakın olmayı herkes ister.

****

Mustafa Özcan’ın ilgi sahasına girme nedeni de bu.

Özcan, Türkyolu sayesinde kampı kontrol eder.

İçeride konuşulanlardan ve gelişmelerden haberdar olur.

Kadim bir ilişkileri vardır. 

Ta ilk İzmir yıllarından beri beraberler.

Fakat eski arkadaşlığın dışında bir başka nedeni daha vardır bu yakınlığın.

Cevdet Türkyolu’nun en büyük zaafı, paraya karşı.

Her ne kadar varlıklı bir aileden gelse de para kazanmaya karşı duyduğu zaafı yenemiyor.

Bu ilk olarak koşu bandı satışı ile başlıyor.

Amerika’ya ilk gittiği yıllarda…

Bir tanıdığı ona koşu bandı tedarik ediyor. O da kampa gelenlere veya Türkiye’deki bağlantılarına maliyetinin çok üstünde fiyatlara satıyor bunları.

Oradan iyi paralar kazanıyor.

****

Sonra bilgisayar satmaya başlıyor. Ucuza aldığı bilgisayarları, üzerine fiyatlar koyarak, Türkiye’deki Cemaat müesseselerine sattığı yönünde çok fazla bilgi mevcut. Amerika dışından kampa ziyarete gelen misafirlere de bu bilgisayarlardan pazarladığını çok kişiden duyabilirsiniz.

Sonra yavaş yavaş inşaat, gayrimenkul ve borsa işlerine giriyor.

Sonra yavaş yavaş inşaat, gayrimenkul ve borsa işlerine giriyor.

Şu anda mal varlığının 30 milyon dolar civarında olduğu yönünde iddialar var.

Elbette bunun net bir kanıtı yok. 

“Sadece borsadaki parası 30 milyon dolar vardır,” diyen olduğu gibi, “Gayrimenkullerle beraber malvarlığı 7-8 milyon dolar civarıdır,” diyen de…

Görüldüğü gibi, bu yönüyle Cemaat’in züğürt çenelerini epey yoran bir şahsiyet.

****

Çünkü aynı zamanda kaybetmeyen bir yatırımcı kendisi. 

Gülen’in bütün randevularını ayarlayan kişi olarak en hassas kapıyı o tutmaktadır ve kimse ona ‘zarar ettirmek’ istemeyecektir. 

Yani pozisyonunu paraya çevirmede çok becerikli davranmıştır. 

Cemaat içi teorilere göre Mustafa Özcan, onun bu zaafını iyi değerlendirmiştir. Türkyolu, bugünkü maddi imkânlarının çoğuna onun sayesinde erişmiştir. 

Asıl zenginliğine, Özcan’ın en yakın adamlarından, hatta kasası ve sırdaşı olarak nitelenen Ali Çelik’le yolları kesiştikten sonra kavuşmuştur.

Öncesinde koşu bandı, bilgisayar satarak para kazanırken sonradan büyük oynamaya başladı.

Ali Çelik’in araç kiralama şirketine ortak oldu. Cemaat’in birçok kurumunun araç ihtiyacını bu şirketten karşıladığı göz önüne alınırsa önemli bir gelir kapısı olduğu muhakkak.

Sonra inşaat işlerinde de ortaklık kurdular. 

Önce Çamlıca’dan bir arsa aldı Türkyolu. Buraya 4 katlı bir ev yaptı. 

Bostancı’da da konutlar inşa ettiler. 

Her projeden sonra dairelerine yeni daireler ekledi.

Keza Sapanca’da TOKİ konutlarının bitişiğinden de bir arazi aldı. 

İstanbul’un değişik yerlerinden de arsalar edindi. Bunlardan en önemlisi, Ümraniye’de Uluslararası Finans Merkezi’ne çok yakın olan ve değerinin milyonlarca dolar olduğu belirtilen bir yer.

Keza Ümraniye Şerifali’deki arazisinden İSKİ isale hattının geçtiği, bir seferinde Gülen’i ziyarete gelen dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’tan bu sorunu halletmesini rica ettiği ve Topbaş’ın da bunun için söz verdiği anlatılıyor. 

Fakat arazinin son durumunu bilmiyorum.

****

Aynı zamanda Amerika’da da gayrimenkul işine girdi.

Önce kampa yakın bir yerden ev aldı. Sonra evin içinde olduğu arsanın etrafındaki arazileri satın aldı. 70-80 dönüme kadar çıkardı buradaki arsa büyüklüğünü. Bir kısmını kampa bağışladı.

Buna ilaveten çevredeki eski evleri satın alıp renove ederek kiraya vermeye başladı. Bir kaç tane evi Gülen’in talebesi olan mollalara bağışladığı ifade ediliyor.

Öte yandan ABD bankalarındaki bazı hesaplarının ‘kara para’ soruşturmasına bağlı olarak dondurulduğu ve parasının bloke edildiği de bir başka iddia. Bunlardan birinin ABD’nin en büyük bankalarından Wells Fargo olduğu belirtiliyor.

Çünkü paranın kaynağı net değil.

Onun için en önemli problemlerden biri, paranın ABD ile Türkiye arasındaki dolaşımıydı.

****

Ayrıca borsadan büyük paralar kazandığı da herkesçe bilinen ‘sır’lar arasında. 

Sadece Bank Asya’dan 15 milyon liranın üzerine A kalite hisse senedinin olduğu öne sürülüyor. 

Kampa ziyarete gelen ekonomi uzmanları veya bürokratlarla yakın ilişki kurmaya çalıştığı, onlardan tüyolar aldığı ve bu sayede iyi paralar kazandığı anlatılır.

Kendisinin de etrafına, “Borsadan acayip paralar kazanıyorum. Çok iyi tüyolar alıyorum,” diye ballandırarak anlattığı aktarılıyor.

****

Sonuç itibariyle, Mustafa Özcan, yol yürüyeceği insanları iyi seçer.

Cevdet Türkyolu, onun için çok önemli bir kapıdır.

Karşılıklı olarak ikisi de birbirini kollamıştır.

Özcan, Ali Çelik üzerinden Cevdet Türkyolu’na para kazanma yolları açarken Türkyolu da ona kampın kapılarını ardına kadar açtı. Ona lojistik destek sağladı.

Mustafa Özcan, ABD’ye gidemediği o 8 yıl boyunca Cevdet Türkyolu sayesinde kampa ve gelişmelere vaziyet etti.

Türkyolu onu sürekli telefonla bilgilendirdi, ‘güncel’ tuttu.

Kim ne yapıyor, ne söylüyor, hangi ülkede ne gelişmesi oluyor, Gülen kimlerle görüşüyor, hepsini Özcan’a rapor etti.

Keza yıllar boyunca hemen her gün Özcan’ı arayarak Gülen’le görüştürüyordu. Genellikle günlük sohbetin başlamasından evvel yapılan bu bağlantılar sayesinde, dünyanın çeşitli ülkelerinden ziyarete gelmiş misafirler de bir şekilde Özcan’la mülaki olmuş oluyordu.

****

Cevdet Türkyolu’nun konumuna rağmen bu kadar para ile içli dışlı olması hep tepki çekti.

Meselâ kampa uğrayan esnafların çoğu, kampın ihtiyaçlarının karşılanması veya değişik hizmetlerde kullanılması için bir miktar para bırakır. Bu 50 bin dolar da olur 30 bin de 10 bin de… Kişiye ve durumuna göre değişir. 

Değişmeyen ise bu paraların hep Türkyolu’na teslim ediliyor olmasıdır. 

Bununla bir şey ima ediyor değilim. Fakat böylesine nazik pozisyonda olan bir insanın bu kadar çok parayla ve ticaretle ilgilenmesi ciddi etik sorunlara yol açmıştır.

Malum, yandaş medyada 35 tane dairesinin olduğu yönünde haberler çıktı. Fakat o bunları hiç yalanlamadı.

Bir ara mülklerinin listesini çıkarıp Gülen’e gittiği ve bunların hesabını vermek istediği ama Gülen’den, “Bana değil, git Heyet’e anlat,” cevabını aldığı konuşuluyor.

Ama bu noktada insanları tatmin edebildiğini söylemek zor.

****

Sosyal medyaya da konu olan bir ‘mektup’ iddiası var meselâ.

10 kadar ülke imamının Hareket’in lideri Fethullah Gülen’e bir mektup yazarak Türkyolu hakkındaki haberlerden duydukları rahatsızlığı ifade ettikleri öne sürülmüştü. İddialara göre bu mektup, Gülen’in yanındaki en değerli mollalardan Osman Şimşek’e ulaştırılmıştı. Şimşek bu mektubu Gülen’e takdim etmek istemiş ama Cevdet Türkyolu tarafından tartaklanmıştı.

Bu iddialar ne kadar gerçeği yansıtıyordu?

Bunu da araştırdım. Yazılanlar gerçek.

Maalesef Osman Şimşek hiçbir şekilde görüşme taleplerini kabul etmiyor ve sorulara cevap vermiyor.

Ancak kampın içerisinden ulaştığım bilgileri şu şekilde özetleyebilirim:

Osman Şimşek, mektubu ‘âli heyet’ adı verilen icra kuruluna okuyor. Mektupta, ‘Lütfen Hizmet içinden bir heyet toplansın ve Cevdet Abi hakkındaki bu iddialar araştırılsın,’ talebi vardır. Heyet, bu mevzuyu Gülen’e götürmek üzere anlaşıyor. Fakat sonradan korkudan hiçbiri gidemiyor. Osman Şimşek, bu vazifeyi yükleniyor. Gülen’in kapısına geldiğinde Cevdet Türkyolu onu yumruklamaya başlıyor. ‘Ver şu mektubu bana,’ diye bağırıyor. Şimşek vermiyor. Türkyolu, ‘Orda imzası olan adamların kimler olduğunu söyleyeceksin’ diye bağırıyor bu kez. Şimşek, ‘Ölürüm de vermem’  diye cevaplıyor. Tartışma büyüyor. Mustafa Özcan da dahil oluyor. Şimşek’i bir odaya alıyorlar. Mustafa Özcan herkesi odadan çıkarıyor ve Osman Şimşek’e, ‘Bak sonun çok kötü olur,’ diye tehditler savuruyor. Osman Şimşek yine geri adım atmayınca onu kamptan atıyorlar. Hem de odasını boşaltıp eşyalarını dışarı atarak… 

Ve kimse ağzını açıp tek kelime edemiyor.

Osman Şimşek’in bu olaydan sonra nadiren kampa gidip geldiği, şu anda kitap satarak geçimini temin ettiği söyleniyor.

****

Bitirirken şunu özellikle kaydedeyim: Cevdet Türkyolu, görüşme talebime ve dolayısıyla sorularıma cevap vermedi.

Eğer bu yazıdan sonra yapacağı açıklamalar olursa onları da okuyucularla paylaşacağımın bilinmesini isterim.

Zira Mustafa Özcan-Cevdet Türkyolu ilişkisi, 15 Temmuz’a giden sürecin önemli parçalarından biri.

Ne kadar önemli olduğu, 15 Temmuz’a yaklaşan süreçte kapıların kimlere nasıl açıldığını anlatacağım bölümlerde daha iyi anlaşılacak.

Bir sonraki bölümde, Özcan’ın bir diğer has adamını ele alacağız.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

13 YORUMLAR

  1. Allah razı olsun cemaatin ve müslümanların geleceğinin temiz ve düzgün olabilmesi adına risk alarak çok ciddi bir iş yapıyorsunuz. Herkes okuyor.

  2. Tam kelimesiyle sacmaliyorsunuz. Kendi adesenizden yorumlamaya calistiginiz ve ortaya attiginiz bu yazi dizisi neye hizmet ediyor? Gercekler eninde sonunda ortaya cikar! Piril piril insanlardan olusan ve su donemde zulum goren cemeat mensuplari disinda milyonlarca konu ve haber var, vaktinizi daha faydali seylere ayirsaniz diyorum. Dusun cemeatin yakasindan! Neyse nasil olsa ahiret var!!!

  3. Yine aynı zırvalar. Cevdet Türkyolu’nun öyle biri olduğunu yazınca -yine hiçbir delil yok tabii ki- hizmetin sorunlarını çözdün tebrikler.

  4. Merhaba Ahmet bey yazılarınızı çoğunlukla sesli yazılardan takip ediyorum. Mesela bir yerde “isimleri biliyorum ama elimde delil olmadığı için zikretmeyeceğim “ anlamında bir cümle kullandınız ve bu beni cidden rahatlattı, dedim ki “iyi demek ki ismi geçenle hakkında elinde delil var ve bunları yayınlayacak” delil göremeyince acaba sesli yazı olduğu için mi yok yani belgeler diğer sitelerde mi diye buraya baktım burada da göremedim başka bir yerdeyse bilmiyorum bir de sitenize bakacağım. “Söyleniyor, biliniyor” vb ifadeler için çok ciddi iddialar olduğunu düşünüyorum.

  5. Neymiş bu Mustafa özcan
    Hadi diğerinin para zaafı var
    Yazık etmişler Osman Şimşek e
    Rabbim herşeyi görüyor bunun birde âhireti var.
    Ahmet bey tamâm bunlar dogru bu kadar bilgiyi nerden alıyorsun mesela Türkiyedeki arsalari var dediniz gazetecilik yapiyorsan bilgi kaynağınida verinki kimsenin şüphesi kalmasin.
    Osman Şimşek abi sizde bunlar doğru ise çıkın konuşun hizmetin içindeki pislikler temizlensin korkmayın hizmete zarar gelir diye zâten gelen gelmiş

  6. konu dışı,
    “”Ahmet Dönmez Veranda’da Tayfun Tuna’nın Konuğu””adlı videonu izledim..
    hizmet hareketindekiler neden bana ajan olarak iftira atıyorlar , diye soruyorsun..
    yanıtı çok basit..
    muhammedin,ebubekirin,ömerin,osmanın,alinin gerçek yaşamını biliyorlar..
    inanki biliyorlar..
    türkiyedeki tüm şeyhler kötü insanlar,,niye tamamı kötü…
    dinin yalan olduğunu biliyorlar,,
    f.gülen’de biliyor..erdoğan’da biliyor..
    sen henüz bilmiyorsun ama bilmeye yakınsın..
    tüm tanrılar seni ve aileni korusun..

  7. Insanoglunun en büyük düşmanı şeytanıdır, Allah resulü benim şeytanım müslüman oldu der.
    Şeytan onun için nice büyük insanların bile ayaklarını kaydırmıştır, Koskoca Reisi bile p*ç etmiş, Cevdet,mustafa özcan şeytan için kim olaki, şeytan insan beyninin nöronlarının içinde geziyor, bu yüzden bence cantada keklik, ama yazık onca samimi kalpleri incinmesi çok kötü.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz