Mehmet Değerli suçlamalara ne cevap veriyor?

Şimdiye kadar Mehmet Değerli’den çok bahsettik. Dizinin ana karakterlerinden biri o. 

Hakkında bir çok suçlama, iddia ve açıklamaya yer verdim.

Artık onu dinleme zamanı.

Fakat daha önce ilan ettiğimden farklı olacak. 

Zira 28. bölümde bu açıklamaları iki bölüm halinde yayımlayacağımı duyurmuştum.

Bunların bir tanesi, telefonda yaptığımız görüşmelerde söyledikleri olacaktı. Diğeri de yazılı sorulara verdiği yazılı cevaplar…

Telefonda söyledikleri, ‘off the record’ olarak konuşulan şeylerdi.

Mehmet Değerli, “Önce beni bir dinle. Sonra yazacaklarını yine yaz,” demişti. Bu çerçevede çeşitli telefon görüşmeleri yapmıştık.

Sonra bu konuştuklarımızı kayıtlara geçirmek ve yazmak üzere tam 50 soru yönelttim. 

Fakat gönderdiği yazılı cevaplarla telefonda söyledikleri arasında önemli farklılıklar vardı.

Hulusi Akar’la Fethullah Gülen arasında aracılık yapıp yapmadığı, mesajlar taşıyıp taşımadığı, Kamp’tan birilerinin önüne ses kaydı koyup koymadığı gibi temel meselelerde taban tabana zıt şeyler söylüyordu.

Bu nedenle 28. bölümde, bu açıklamaların her ikisine de yer vereceğimi ilan etmiştim.

Gerekçelerimi de şöyle açıklamıştım:

“Normalde ‘off the record’ yapılan bir görüşmenin yazılmaması gerekir.

Buna rağmen gazetecilik ilkelerini ihlal ederek Mehmet Değerli’nin ‘gayrı resmî’ sözlerini paylaşmamın iki nedeni var:

Birincisi; sözünde durmaması ve telefonda söyledikleri ile yazılı sorularıma verdiği cevapların neredeyse birbirine zıt olması.

İkincisi; 15 Temmuz gibi tarihî önemi haiz bir hadisenin en kilit adamlarından biri olarak Değerli’nin bütün açıklamalarının bir şekilde kitlelere duyurulması ve tarihe mal edilmesi gerekiyor. 

Eğer yazılı cevapları ile bunlar arasında bu kadar fark olmasaydı, zaten bir ikilem yaşanmayacaktı. Fakat bu kadar önemli rol oynamış bir insan, aynı konularda birbirine bu kadar ters konuşuyorsa, her ikisinin de okuyucu ile ve tarihle buluşturulması gerektiğine kanaat getirdim.

İstisnai olarak Mehmet Değerli özelinde bu prensibi çiğniyorum. Bu noktada şahsıma yöneltilecek meslekî eleştirileri baştan kabul ediyor ve göğüslüyorum.”

Fakat bu konu üzerine günlerce düşündükten sonra fikrimi değiştirdim.

Gazeteciliğin en önemli parçalarından biri olan ‘off the record’ kuralını ne pahasına olursa olsun ihlâl etmeme kararı aldım.

Belki gerçeğe katkı sunmak bakımından iyi olabilirdi ama yine de her kayıt ve şart altında meslekî ilkelere sahip çıkmak gerektiğinde karar kıldım.

Ayrıca Değerli’nin, “Nasıl olsa yazılmayacak” rahatlığı ile konuştuğu şeyler de vardı; yine aynı rahatlıkla manipüle ettiği gerçekler de…

Bunları olduğu gibi yayımlamak belki gerçeğe hizmet ettiği kadar dezenformasyona da aracılık edecekti.

Nihayetinde, sadece ‘resmî’ açıklamalarını yayımlamaya karar verdim.

Bir önceki açıklamamdan ötürü beklentiye giren okuyuculardan özür diliyorum.

*****

Mehmet Değerli ile ilk teması 11 Ocak 2021 tarihinde sağladım.

9 Şubat’ta kendisine yazılı sorular gönderene kadar da 4 uzun görüşme yaptım. 

Bu konuşmaların hiçbiri 1 saatin altında değildi.

Yalnız diziye başladıktan sonra bana ulaşan yeni bilgiler de oldu. Onları da eşzamanlı olarak kendisine sormak istediğimde artık bana mesafe koymuştu. Babasının rahatsızlığı nedeniyle sadece onunla ilgilendiğini söyledi ve kendisini rahatsız etmememi istedi.

Son olarak bu yazı öncesi kendisini yine aradım ve mesajlar attım ama ulaşamadım. Geri dönüş de yapmadı.

Yine de eğer bu bölümden sonra veya dizinin tamamlanmasından sonra yeni açıklamaları olursa, onları da paylaşacağımı bilmesini isterim.

****

Mehmet Değerli, ilk konuşmamıza şöyle bir teklifle başladı: “Ahmet, eğer bu bir Allah ayeti falan değilse, bu dizi için üç-dört ay bekle. Bak bir abin olarak söylüyorum; üç-dört ay bekle.”

İfade aynen bu şekildeydi.

Nedenini sordum.

“Çünkü film daha bitmedi Ahmet, film devam ediyor,” karşılığını verdi.

Neyi kastediyordu?

Şunu: Cemaat ile AKP arasında yaşanan savaş henüz bitmedi. Yeni gelişmeler olacak. Bunun için de üç-dört aylık bir zamana ihtiyaç var. Sonrasında her şey değişecek.

Yalnız bunu söylerken bariz bir şekilde Hulusi Akar’dan bir şeyler beklediğini ima ediyordu. Açık açık bunu söylemese de öncesi ve sonrası ile konuşmanın bağlamı içerisinde Akar’ı kastettiği şüphesizdi.

“Ne olacak üç-dört ay sonra?” diye sordum. “Sadece bekle” diyordu. 

Sıkıştırdım. “Hulusi Akar mı bir şey yapacak?” diye netleştirmek istedim. Yorum yapmak istemedi. 

Benim Hulusi Akar üzerine yoğunlaşmam üzerine de konuyu uluslararası dengelere getirdi. Yeni yapılan ABD seçimlerine atıf yaparak, “Joe Biden geldi. Bundan sonra dışarıdan bir şeyler olabilir,” gibi bir yorum yaptı.

****

Ben tabii ki onu dinlemedim ve 11 Şubat 2021 tarihinde yazı dizisine başladım. 

Fakat bu teklifini kayda değer buldum. Çünkü onun hakkında dinlediğim hikâyelerle örtüşüyordu. Anlatılanların tamamında aynı şey vardı. Kendine gizem katarak, sürekli tarihler vererek, büyük beklentiler ortaya koyarak ve sonrasında da yeni bir tarihle zaman kazanarak varlığını sürdüren bir Mehmet Değerli…. 

İşte şimdi de aynısı oluyordu.

Ancak itiraf edeyim ki, Sedat Peker’in Süleyman Soylu’yu işaret ederek “Bana Nisan ayına kadar bekle, Nisan’da her şey değişecek dediler,” şeklindeki açıklamaları sonrası kafamda bir soru işareti oluşmadı değil.

Çünkü Mehmet Değerli’nin verdiği mühlet de Nisan-Mayıs aylarında doluyordu. 

Acaba ikisi arasında bir bağlantı var mıydı?

Bunu şimdilik bilmemiz mümkün değil.

Belki de sadece bir tesadüften ibaretti.

Belki Değerli sadece bana karşı zaman kazanmak istedi ve bu da Sedat Peker’in açıklamaları ile tesadüf etti…

Peker konuşmaya başladığında ben zaten çoktan diziye başlamıştım.

Ama bundan çok daha dikkat çekici bir başka gelişme daha vardı: Fethullah Gülen’in de hemen hemen aynı günlerde neredeyse Değerli ile birebir aynı cümleleri sarfettiğini işittim. 

“Acaba Gülen hâlâ Mehmet Değerli veya onunla bağlantılı ekiple görüşüyor olabilir miydi?”

“Aynı kaynak hem Gülen’i hem de Değerli’yi enforme ediyor olabilir miydi?”

Benim edindiğim bilgilere göre Gülen, Mehmet Değerli ile görüşmüyor. Onu ‘yalancı’ olarak adlandırıyor. 

Sorunun ikinci tarafı, yani bir zamanlar Değerli ile bağlantılı ekibe gelince… Onlarla irtibatı sürüyor. 

Bilmediğim kısım, Mehmet Değerli ile bir zamanlar onu Kamp’a refere eden o ekibin şu anda halen aktif bir irtibatın içinde olup olmadığı…

Net olansa şu: Cemaat içerisinde birileri halen Hulusi Akar’a toz kondurmuyor. Akar’dan hâlâ belli belirsiz bir beklenti içinde olanlar var. Hâlâ Hulusi Akar eksenli umut pompalayanları görüyorum. 

Mehmet Değerli de bütün konuşmalarımızda Hulusi Akar’ı korudu, savundu ve kendisine hiç toz kondurmadı.

“Hulusi Akar’ın Yazılmamış Portresi” başlıklı yazı dizimi okuduğunu söylerken, “Paşa ile alakalı ağır şeyler yazdın. Çok ağır oldu bence,” ifadelerini kullandı.

****

Cevaplara geçmeden önce Mehmet Değerli ile alakalı bazı gözlemlerimi paylaşmayı hakkaniyet açısından zaruri görüyorum.

Karşımdaki Değerli, son derece rahat ve özgüvenli idi. 

Kendisiyle görüşmek istediğimi belirten mesajımı okur okumaz dönüş yaptı. 

Sık sık şu mesajı veriyordu: “Çiğ yememişim, karnım ağrımaz.”

Her soruya cevap vereceğini söylüyordu ama bir kaç husus için “Benimle mezara gidecek”, “Bu benimle Hocaefendi arasında sır” dedi. 

Keza bu tavrını destekleyecek şekilde, “Bak hiç sesim titriyor mu? Çekiniyor muyum? Korkuyor muyum? Hayır. Çok rahatım,” ifadelerini kullanıyordu.

Başlarken bir noktanın altını da ısrarla çizdi: “Benimle ilgili bir sürü gıllıgış uyduruldu. Benimle alakalı kim, ne söylüyorsa yalan konuşuyor. Benim lehime konuşanlara da aleyhime konuşanlara da inanma. Hakkımda konuşan herkes yalan söylüyor. Benimle Hocaefendi arasında geçen diyalogları hiçkimsenin bilmesine imkân yok. Ben Hocaefendi ile görüşürken yanımızda kimse yoktu. Baş başaydık. Dolayısıyla ne konuştuğumuzu kimse bilemez. O yüzden kim, ne söylüyorsa yalan söylüyordur diyorum. Sana açık çek veriyorum: Benimle ilgili bu iddiaları ortaya atan her kim varsa yüzleşmeye hazırım. Çıksınlar karşıma, senin kanalında canlı yayında yüzleşelim. Hodri meydan!”

Bir tek istisna bırakıyordu. O da Fethullah Gülen. “Kendisi, zatıalileri benle alakalı ne diyorsa, ben razıyım,” diyordu. 

Gülen’in kendisini ‘yalancılıkla’ suçladığı iddialarına, “Bunlar doğru değil. Diyorum ya, zatıalilerini kullanarak yalan söylüyorlar,” cevabını verdi.

Keza Gülen’in Stockholm Center for Freedom’a (SCF) gönderdiği yazılı cevaplar için de “O açıklamaları görmediğim için bir şey diyemem,” ifadesini kullandı. Gülen bu açıklamasında, Mehmet Değerli ve İbrahim Taşdelen’i kastederek şunları dile getirmişti: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın uzun zamandır bir darbe hazırlığı içinde olduğunu, buna matuf ciddi çalışmalar yaptığını duyuyordum. Uzun yıllardır tanıdığım bir esnaf arkadaşımın iş adamı olan oğlu buraya geldiğinde bana, İbrahim diye bir işadamı arkadaşından bahsetti. Dediğine göre bu İbrahim isimli şahıs Hulusi Akar’la ilişkileri çok iyi olan, ona ‘baba’ diyecek kadar yakın olan birisiymiş. İşte o İbrahim bizim buradaki arkadaşına Hulusi Akar’ın ilk günden beri darbe niyeti olduğunu ve bunu mutlaka gerçekleştireceğini söylüyordu. Bu söylentilerin tesirinde kalıp o gece gerçekten emir komuta içinde bir darbe yapıldığını sanan bazıları da o teşebbüse iştirak etmiş olabilir.”

Değerli, bu sözlerle ilgili bir yorum yapmadı.

MEHMET DEĞERLİ’NİN SORULARA VERDİĞİ CEVAPLAR

Kendisine yönelttiğim 50 soru ve cevabın hepsini sizlerle paylaşmayacağım. 

Çünkü yukarıda da dediğim gibi, bu soruları ben, telefonda konuştuklarımızı kayıt altına almak üzere sormuştum. Ancak kendisi bunların bazılarına ilgisiz cevaplar verince o sorular da anlamsız kaldı. 

Ayrıca kendisi hakkında cevaplanması gereken asıl soruları geçiştirirken başkalarıyla ilgili ileri suçlamalar yöneltmesine de alet olmak istemedim. Çünkü bunlar arasında halen cezaevinde olan kişiler de vardı. 

Mehmet Değerli’nin sorulara verdiği cevaplar şöyle:

  • Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Türkiye’de ne iş yapıyordunuz? 
  • 1969 yılı İstanbul doğumlu, aslen Bitlis Ahlatlı’yım. 1990 yılından 2005 yılına kadar baba mesleği olan kimyevî madde ticaretiyle uğraştıktan sonra, 2005 yılından 2015 yılına kadar  reklam, pazarlama ve şirket birleşmeleri üzerine faaliyet gösterdim. 
  • Sayın Fethullah Gülen’le ne kadar zamandır tanışıyorsunuz?
  • Hocaefendi ile çocukluk yıllarımdan itibaren tanışıyorum. 1986 yılından itibaren Yamanlar, Bozyaka ve Altunizade`de evliliğime kadarki zamanda, uzun süreli periyotlarda Hocaefendi’nin yanında kaldım. 1999 yılında Hocaefendi’nin Amerika’ya gelmesinden 2015 yılına kadar hemen her sene, bazen iki bazen üç defa, ticari seyahatlerim de dahil olmak üzere ziyaret edip, on beş gün ila altı ay sürelerince yanında kaldığım olmuştur. Amerika’ya yeni geldiği zaman da 28 Şubat sürecinin en zorlu günlerinde, kaset fırtınasının olduğu zaman da altı aydan fazla bir süre yanında kalmıştım.

“ZAMAN ZAMAN SAYIN GÜLEN’İ BİLGİLENDİRDİM”

  • 15 Temmuz’dan önce 1 buçuk yıl boyunca Sayın Gülen’in ikamet ettiği çiftlikte kaldığınız belirtiliyor. Bu doğru mudur? Doğru ise bunun gerekçesini nasıl izah edersiniz? Sayın Gülen neden kendisinin yanında kalmanızı istedi?
  • Öncelikle şunu düzeltmeme izin verin. Hocaefendinin kaldığı yeri kendisi “kamp” olarak tanımlıyor. Keyif çatılıp yatılan yer veya hayvanların yaşadığı yer gibi olumsuz anlamlarda kullanılan çiftlik ifadesini ise ona düşmanlık eden havuz medyası kullanıyor. Yazılarınızda ve videolarınızda da kullandığınız bu tabir eminim başta Hocaefendi olmak üzere pek çok insanı üzüp rahatsız ediyordur. 
  • Şimdi sorunuzun cevabına geçelim. 2011 yılından kalan ticari bir alacağımla ilgili borçlunun (Milsoft’un eski sahibi Yalçın Çevikel’i kastediyor) parayı yurtdışında ödeyeceğini söylemiş olmasından dolayı Amerika’ya gelmiştim. Bu borç tahsili için biraz uzunca bir süre Amerika’da kalmam gerekiyordu. Bu arada Hocaefendi’yi de ziyarete gittim. Benden daha önceki yılllarda da olduğu gibi orada kalmamı istedi. Hiçbir zaman hayır demediğim ve asla diyemeyeceğim Hocaefendi’nin, ‘Mehmet Bey bir süre burda kalın’ demesi üzerine orada kaldım. Bu arada işlerim de iyi gitmiyordu ve Türkiye’de Hizmet’e yönelik hukuksuzluklar hız kazanmıştı. Geri dönersem başıma bir iş gelir endişesiyle 2-3 ay kadar kalmayı planladığım kampta 10 Ocak 2015’ten 21 Haziran 2016 tarihine kadar, Kamp’ın dışında bana uygun gördükleri bir evde kaldım. 17-25 Aralık sonrasında oluşan menfi atmosferde, Ankara’daki siyasiler, devlet kurumları, bürokratlar ve işadamları ile olan yakınlığım dolayısı ile onlardan duyduğum bazı konularla ilgili zaman zaman Sayın Gülen’i bilgilendirdim.

“AKAR’LA 2014 RAMAZAN BAYRAMI’NDA TANIŞTIK AMA GÜLEN’E MESAJ TAŞIMADIM”

  • Sayın Gülen ile şu anda Milli Savunma Bakanı olan Sayın Hulusi Akar arasında bir mesaj trafiğini yürüttüğünüz öne sürülüyor. Bu bilgi doğru mudur?
  • Hayır, bu iddia kesinlikle asılsızdır, yalandır, iftiradır. Yukarıda da belirttiğim üzere, Ankara’dan tanıştığım milletvekili, bakan ve bürokratlardan duyduğum bazı bilgileri zaman zaman Hocaefendi ile paylaşıyordum. Ama bu çok sık olan bir durum değildi. Bu paylaşımların içinde Sayın Gülen ile Sayın Akar arasında veya Hocaefendi ile bir başka bürokrat ya da siyasetçi arasında herhangi bir mesaj trafiği anlamına gelecek bir görev ya da misyon yürütmedim. 
  • Sayın  Hulusi Akar ile tanışıyor musunuz? Eğer cevabınız evetse ilk ne zaman, nerede ve nasıl tanıştığınızı anlatabilir misiniz?
  • Evet tanışıyorum. Sayın Akar ile 2014 yılının Ramazan Bayramı’nda, İstanbul’da, bir bayramlaşma töreni münasebetiyle tanıştım. 
  • Sayın Hulusi Akar ile hangi sıklıkta görüştünüz?
  • Öyle yoğun ve sık bir görüşme trafiğim olmadı. Tanıştığım her bakan ve bürokratla olduğu gibi Sayın Akar’la da sadece dini ve milli bayramlar vesilesiyle mesajlaştığım olmuştur.
  • Sayın Hulusi Akar size neden güveniyordu? Bir çok insan vasıtası ile Gülen’e ulaşma imkanı varken neden 2014 Ağustos ayında tanıştığı biri üzerinden Haraket’in liderine ulaşmayı tercih ediyordu size göre?
  • Bu iddia asılsız ve saçma bir iftiradan ibarettir.
  • Hulusi Akar, size söylediklerinin Gülen’e gideceğini bilerek mi görüşüyordu sizinle?
  • Cevabını yukarıda verdim.
  • Gülen’den Akar’a ne tür mesajlar veya talepler götürdünüz?
  • Defalarca ifade ettiğim gibi ne Sayın Akar’dan veya herhangi bir siyasetçi ya da bürokrattan Sayın Gülen’e ne de Sayın Gülen’den Hulusi Akar’a veya bir başkasına hiçbir zaman hiçbir şekilde bir mesaj ya da talep götürmedim. 
  • Akar’ın Cemaat’ten veya Gülen’den herhangi bir talebi oldu mu? Olduysa neler?
  • Bir önceki soruda cevabımı verdim.
  • Akar hiç darbe yapacağına dair bir şey söyledi mi? Veya ima etti mi? Bu manaya gelecek bir şey söyledi mi?
  • Hayır. Böylesi konuları konuşacağı bir yakınlığım ve temasım hiçbir zaman olmadı. 

“BENİ KAMP’A GÖNDEREN ADİL ÖKSÜZ DEĞİL; KOVULDUĞUM DA YALAN”

  • Sizi Gülen’in yanına gönderenin Adil Öksüz olduğu yönünde suçlamalar var. Adil Öksüz’ün, Cevdet Türkyolu’nu arayıp, ‘Sana Mehmet Değerli’yi gönderiyorum. Bu arkadaşta çok önemli bilgiler var. Onu Büyüğümüz’le (Fethullah Gülen) görüştür,’ dediği ileri sürülüyor. Doğru mudur?
  •  Hayır, kesinlikle doğru değildir. Cevdet Abi olarak hitap ettiğim Sayın Cevdet Türkyolu ile 1986 yılından beri tanışmaktayım. Çok uzun zamandır benim telefonum onda, onunki de bende kayıtlıdır. İstediğim zaman arar, müsaitlerse görüşür, ziyaret ederdim. Üçüncü bir şahsin bana randevu almasına gerek yoktur. 
  • Kamp’ta ne kadar kaldınız? Neden ve ne zaman ayrıldınız? Gülen’in sizi kovduğu iddiaları doğru mu?
  • Hayır, Hocaefendi’nin beni kovduğu iddiaları yalandır. Ben Kamp’tan kendi isteğimle ayrıldım. Benimle ilgili 12 Mayıs 2016 tarihinde sahte Masak raporu düzenlenmesi sebebiyle çok rahatsız oldum. Benim oradaki varlığımdan rahatsız olan birileri, beni oradan uzaklaştırmak için böyle bir kumpas kurmuşlardı. Ben de Hocaefendi’den izin istedim, kendisi de uygun gördü. 16 Mayıs tarihinde eşimle beraber başka bir eyalete gittim. 5 Haziran’da tekrar Kamp’a döndüm. 3 gün kaldıktan sonra ayrıldım ve 18 Haziran’da gelip eşyalarımı toplayıp, üç gün daha kaldıktan sonra 21 Haziran 2016’da Kamp’tan tamamen ayrıldım. Ancak 12 Mayıs’tan sonraki gelişlerimde namazlar ve umumi sohbetler dışında Hocaefendi ile özel bir görüşme yapmadım. Yani totalde 10 Ocak 2015 ile 21 Haziran 2016 tarihleri arasında kampta kalmış oldum.

“HULUSİ AKAR’DAN GÜLEN’E MEKTUP GETİRMEDİM”

  • Hulusi Akar’dan Gülen’e mektuplar getirdiniz mi?
  • Hayır, hiçbir şekilde ne bir mektup ne de bir mesaj getirmedim.
  • Akar’dan geldiği söylenen bir takım el yazısı mektuplarla Cemaat içerisinde tasfiyeler yapıldığı, Cemaat’in dizayn edildiği belirtiliyor. Sizin de bu çalışmalarda yer aldığınız, bu tasfiyelere vasıta olduğunuz ileri sürülüyor. Ne söylemek istersiniz?
  • Ben bir önceki soruda da belirttiğim üzere Sayın Akar tarafından gönderildiği iddia edilen birtakım el yazısı mektuplar, talepler ya da mesajlar kesinlikle getirmedim. 
  • Elinize bazı ses kayıtlarının geçtiği, bu ses kayıtlarını muhataplarının önüne koyduğunuz ve ayaklarını kaydırdığınız belirtiliyor. Bunlar doğru mudur? Hiç kimsenin önüne ses kaydı koydunuz mu? 
  • Hayır, böyle bir şey olmadı. 
  • Eğer cevabınız evetse, bu kayıtlara nasıl ulaştınız? Size bu ses kayıtları nereden geldi? Kendiniz mi dinliyordunuz yoksa biri mi size veriyordu? Kim veriyordu?
  • Cevabı bir önceki soruda verdim.
  • Hulusi Akar’ın uydu üzerinden kampı dinlediğini ve bu sayede içerideki ‘hainleri’ tespit ettiğini söylediniz mi hiç?
  • Hayır. Gülmeye bile değmeyecek absürt bir iddia.

15 TEMMUZ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR?

  • 15 Temmuz hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu meşum hadiseyi kim planladı, kim yaptı veya hazırladı? Bu olayın arkasında kimleri görüyorsunuz?
  • Kanaatimce, 15 Temmuz çok kötü kurgulanmış bir tiyatro diyebilirim. Planlayanlar ve hazırlayanlar kimdir bilmiyorum. İster Cemaat içindeki konumlarını sağlamlaştırıp Hocaefendi’nin icradaki etkisini kırmak amacıyla Cemaat içinden birileri, isterse de Türkiye’den Cemaat’i tamamen yok etmek amacıyla siyaseten bu menfur hadiseden kimler fayda sağladıysa, arkasında onların olduğu söylenebilir.
  • Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, Sezai kod isimli İsmail Kokuroğlu ve Adil Öksüz hakkında ne düşünüyorsunuz? Onlarla birlikte mi hareket ediyordunuz? Bunlar bir ekip midir?
  • Mustafa Özcan, 1981-1985 yılları arasında Çamlıca Kuran Kursunda öğrencilik yaptığım dönemde idareciliğimi yapmış, zaman zaman karşılaştığımız, hiçbir zaman kendisinden hazzetmediğim, onun da benden hazzetmediğini bildigim, Kamp’ta kaldığım bir buçuk yıl içinde birçok kez tartıştığım, hiçbir zaman Cemaat içinde samimi olduğuna inanmadığım birisidir.

Cevdet Türkyolu, Hizmet içerisinde herhangi bir grupla hareket ettiğini düşünmediğim, konumu gereği böyle bir durumun söz konusu olamayacağı, Hizmet’in icrası ile ilgili hiçbir istişare ya da toplantıda yer almayan, Hizmet’in işleyişi ile ilgili hiçbir konuya müdahil olmayan, işi sadece Hocaefendi’ye hizmet etmek olan, kendini Hocaefendi’ye adamış bir insandır. 

Adil Öksüz, 90 yıllarda Hocaefendi’nin yanında kalırken birçok ders okuyan hoca gibi tanıdığım, yakın bir temasım ve özel bir samimiyetim olmayan biridir. Hocaefendinin 15 Temmuz’dan sonra söylediği üzere istihbarat elemanı olduğunu düşünüyorum. Kendisi aynı zamanda Kemalettin Özdemir ile de çok yakındır ve onunla aynı üniversitede görev yapan, Hizmet’e ihanet etmiş karanlık bir insandır. 

Sezai Bey’in isminin İsmail Kokuroğlu olduğunu ilk kez sizden duyuyorum. Kendisi Kamp’ta kaldığım dönemde ara sıra oraya gelip giden, koridorda beklerken selamlaştığım, fazla samimiyetim olmadığı için detaylı bir şey söyleyemeyeceğim birisidir. 

Adil Öksüz ve Mustafa Özcan’ın yakın olduğunu herkes gibi ben de biliyorum. Kamp küçük bir yerdir. Orada kimin kiminle yakın olduğunu, kimlerle muhabbeti olduğunu gözlemleme imkanınız olur. Mesela Adil hiçbir zaman Mustafa Özcan’ın dizinin dibinden ayrılmaz, odasından çıkmazdı. Fakat Sezai isimli kişinin bu ikisi ile herhangi bir yakınlığının olduğuna şahit olmadım. 

Cevdet Türkyolu`nun da konumu ve görevi gereği bu tarz ekipleşmelerin içerisinde olmayacağını biliyorum. Bu zikredilen isimlerle hiçbir şekilde yakınlığım olmadığı gibi ne onlarla ne başka birileriyle herhangi bir ekipleşmenin içinde olmadım. 

ADİL ÖKSÜZ’LE TANIŞIYOR MU?

  • Adil Öksüz’le tanışıyor musunuz? Kendisi ile hiç görüştünüz mü? Resmî veya gayrı resmî bir ortaklığınız oldu mu? Beraber ihalelere girdiniz mi veya ihale pazarlıkları yaptınız mı?
  • Tanışıyorum. Yukarda anlatmıştım. Kamp’ta kaldığım zamanda koridorda gördüğümde ayaküstü selamlaştığım, onun haricinde herhangi bir özel görüşmemin olmadığı, resmî yada gayrı resmî ortaklığımın olmadığı, herhangi bir ihale ve ihale pazarlığına girmediğim, talebeyken bile yakın hissetmediğim bir insandır. Sonradan da gördüğümüz üzere, karanlık ve kirli bir kişidir.
  • Milsoft olayı hakkında bildiklerinizi anlatır mısınız?
  • 2009 yılında Yalçın Çevikel, Bank Asya’dan almış olduğu yaklaşık 100 Milyon dolarlık DT Metal isimli şirketinin iki yıl ödemesiz, artı üç yıl, toplamda beş yıl geri ödemeli kredisinin vadesinin gelmesi uzerine benden Avrupa Yatırım Bankası ve İslam Kalkınma Bankası’ndan alınacak kredilerle Bank Asya’daki beş yıllık sürenin on ila on beş yıl arasına uzatılması ile ilgili talebi oldu. Bu taleple ilgili çalışmalarıma başladım. Gloria Jeans Caffe, Milsoft, Mybilet, Mydonose Radio (Yalçın Çevikel’in diğer şirketleri) üzerindeki rehinleri kontrol ettiğimizde, iki firmasının üstendeki rehinlerin yanlış kişilerin imzalaması ve eksik imzalar olduğunu görmüş olduk. Ben bu kredinin yaklaşık 15-20 milyon (tam emin degilim) USD`lık kısmını Avrupa Yatırım Bankası’ndan hallettim. Yaptığım bu işlemler karşılığında bizim imzalamış olduğumuz sözleşmeye istinaden, Yalçın Çevikel`den yüksek denilebilecek bir miktar alacağım oluştu. Bunu ödemekte zorlanınca bana diğer firmalarla alakalı, Bank Asya’nın müsaade ettiğini ve bunları satma ya da ortak bulma konusuyla ilgili yardımcı olmam ricasında bulundu. Üstünde 2.5 milyon USD rehin olan Mydonose Radyo’yu Doğan Yayın Holding’e satışına aracılık ettim. Daha sonra Milsoft şirketi ile ilgili Eczacıbaşı Holding ile Yalçın Çevikel’in yapmış olduğu görüşmelerde şirket değerinin 65 Milyon USD olduğu ekspertiz raporlarıyla tespit edilmiş, ancak Bank Asya’nın farklı tutumları nedeniyle Eczacıbaşı Holding almaktan vazgeçmişti. Bunun ile alakalı 2011 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Ertan isimli birimci (mahrem birimler) bir arkadaş ile Milsoft`un satışı ile ilgili görüşme yaptım. İstanbul’da görüşmelere devam etmek üzere sözleşip ayrıldık. Yaklaşık iki hafta sonra buluştuğumuzda kendisinin birimdeki görevinin bittiğini, başka bir arkadaşı ile bu meseleyi  paylaştığını, satış sürecine devam edip etmeyeceğimizi sordu. Ben devam edebileceğimizi söyledim. Ertan, yanımda Adil Öksüz’ü aradı. Adil Öksüz, İşadamı Mehmet Sungur`dan randevu alıp bize randevu yer ve tarihini verdi. 2011 yılının Ekim ya da Kasım ayında, Yalçın Çevikel’in Milsoft’taki ortağı İsmail Başyiğit ile Mehmet Sungur`u ziyarete gittik. Yaklaşık bir saat süren toplantıdan sonra prensip olarak okeyleştiler. Daha sonra görüşmeler Ankara’da Milsoft’un merkezinde ve İstanbul’da devam etti. İlk randevudan sonra ben teknik toplantılara katılmadım. Her iki tarafa da, Yalçın Çevikel ile aramızda sözleşme olduğunu, eğer anlaşma olursa miktarını söylediğim paranın Yalçın Çevikel’in borcuna mahsuben bana ödenmesi gerektiğini kendilerine ifade ettim. 65 Milyon USD değer biçilen Milsoft şirketi, yüzde ellisi 12.5 milyon dolara, 2.5 milyon doları peşin, geri kalanı vadeli şekilde Mehmet Sungur tarafından satın alındı. Anlaşmış olduğumuz para nerdeyse onda bir miktarı kadarıyla ödendi. Ben şirketin satın alma görüşmeleri devam ederken, İsmail Başyiğit ve Mehmet Sungur ile görüşmemizde anlaşma noktasına gidilirse Yalçın Çevikel`in sözlesmesinin revize edilip borcundan düşüleceğini söylemiş olmama rağmen beni haberdar etmeyip ortaklık yaptılar. 

İBRAHİM TAŞDELEN’LE İLİŞKİSİ

  • İbrahim Taşdelen’i tanıyor musunuz? Tanıyorsanız, kendisi hakkında bildiklerinizi anlatabilir misiniz?
  • Tanıyorum. 2012 yılında, gümrük ve lojistik işleri yapan bir işadamı olarak bir arkadaşım tarafından tanıştırıldı. Benim firmama gümrük ve lojistik işleri için fiyat verdi fakat fiyat tutturulamadığından herhangi bir ticari ilişkim olmadı. 2014 yılından sonra kendisiyle görüşmedim. 
  • Mithat kod adını kullanan ve gerçek adı bilinemeyen mahrem imam hakkında bildiklerinizi paylaşabilir misiniz?
  • Mithat kod adını kullandığını iddia ettiğiniz kişiyi Kamp’ta birkaç kez gördüm. Adil Öksüz ile çok yakınlardı. İnsanların kökenlerine meraklı bir kişiymiş. Onlar üzerine konuşmayı seven, saplantılı bir tipmiş. Hangi birimde çalıştığını, ne işlerle ilgilendiğini tam olarak bilmiyorum. 

GÜLEN’İ TUZAĞA DÜŞÜRDÜĞÜ İDDİASINA NE CEVAP VERİYOR?

  • 15 Temmuz sürecinde Gülen’i manipüle ettiğiniz, ona yalanlar söylediğiniz ve Cemat’i 15 Temmuz tuzağına düşürdüğünüz yönündeki ağır suçlamalara nasıl cevap verirsiniz?
  • 12 Mayıs 2016 tarihinden sonra Kamp’ta Hocaefendi ile özel görüşmedim. 21 Haziran 2016 tarihinde Kamp’tan tamamen ayrıldım. Telefonda vedalaşma görüşmesi hariç, 12 Mayıs 2016 tarihinden sonra Hocaefendi ile telefonda ya da aracılar kanalıyla dahi iletişimim olmadı. Bu nedenle, 15 Temmuz darbe süreci ile ilgili Hocaefendi`ye herhangi bir bilgi vermem, yönlendirmem mümkün değildir.  Ne O`nu manipüle edebilecek ne de tuzağa düşürebilecek bir konumum, görevim ve yetkim yoktu. Zaten, Hocaefendi manipüle edilebilecek bir insan da değildir. Hocaefendi 15 Temmuz sonrasında verdiği röportaj, mülakat, sözlü ve yazılı açıklamalarının hiçbirinde kendisinin benim tarafımdan manipüle edildiği, yanlış bilgilendirildiği konusunda hiçbir ifadesi olmamıştır. Bu kadar önemli bir meselede iddia edildiği gibi bir rolüm olsa, Hocaefendi çıkıp çok rahat bir şekilde, açıkça ifade ederdi (Mehmet Değerli, Gülen’in SCF’ye gönderdiği yazılı cevapların ilgili kısımları yayımlanmadığı için böyle konuşuyor). Benim eğer Hizmet’i böyle bir felaketin içine sürüklemek gibi bir misyonum olsaydı, misyonumu eda etmiş olmanın rahatlığıyla Türkiye’ye döner, farklı medya organlarında konuşarak ihanetime devam eder, rahat bir hayat sürerdim. Veya aynı rahatlığı şu anda bu ülkede yaşıyor olurdum. 
  • Hulusi Akar’la halen görüşüyor musunuz? Görüşüyorsanız, hangi sıklıkta ve ne şekilde görüşüyorsunuz? Bu görüşmelerden Gülen’in haberi var mı?
  • Hayır görüşmüyorum.
  • Kamp’tan ayrıldıktan sonra Gülen’le hiç görüşmeniz oldu mu? Oldu ise bu görüşmelerin konusu ne idi? Ne konuşuldu?
  • Sadece vedalaşmak amacıyla bir kez telefonla görüştüm. Daha sonrasında kendisiyle hiçbir şekilde görüşmedim.
  • Kamp’tan ayrılırken Cevdet Türkyolu’nu tehdit ettiniz mi? Sin-kaflı küfürlerle ‘Beni kullandınız, ben de bunu sizin yanınıza bırakmayacağım’ yönünde ifadeler kullandınız mı?
  • Cevdet Türkyolu benim yıllardır tanıdığım, saygı ve sevgi duyduğum, abi dediğim bir insandır. Kendisini hiçbir şekilde tehdit etmem, sizin ifadenizle sin-kaflı küfürlerle ‘Beni kullandınız, ben de bunu sizin yanınıza bırakmayacağım’ demem söz konusu değildir. Bunu uyduranların amacı nedir bilmiyorum ama böyle bir şey kesinlikle olmamıştır. Benim ona karşı böyle bir edepsizlik yapmam da mümkün değildir. Bunu isterseniz kendisinden de teyit edebilirsiniz.

HULUSİ AKAR’A HEDİYE HALI İDDİASI İÇİN NE DİYOR?

  • Hulusi Akar’a hediye edilmek üzere çok pahalı bir hediyelik halı aldığınız ve bunu hediye etmek yerine evinize koyduğunuz anlatılıyor. Bu olay doğru mudur? Değilse, işin aslını anlatır mısınız?
  • Sayın Akar`a ya da herhangi kimseye hediye edilmek üzere çok pahalı bir halı almam, halıyı evime koymam söz konusu değildir. Barbaros Kocakurt’la o aralar muhabbetimiz iyiydi. Bazen evime çaya gelirdi. Kendisi bir gün Fas’tan gelen yün bir halıyı benim kaldığım eve getirdi. Bana hediye etmek istediğini söyledi. Çok kıymetli bir halı olduğunu düşünmediğim bu halıyı açmadım bile. Evimde halı ihtiyacım da yoktu. Evden ayrılırken de halı açılmamış olarak orada duruyordu. Ne yanıma aldım ne başka birine verdim. 
  • Cemaat’ten paralar aldınız mı? Aldınızsa ne için? Kasım isimli mahrem cemaat imamı size maaş veriyor muydu? Ne kadar veriyordu?
  • Cemaat’ten ya da sizin ifadenizle Kasım isimli mahrem imamdan veya bir başkasından hiçbir zaman herhangi bir para almadım. 
  • Hulusi Akar sizi kullanmış veya manipüle etmiş olabilir mi? Hiç böyle bir ihtimal görüyor musunuz?
  • Yukarıda da belirttiğim gibi, ne onunla ne bir başkasıyla ilgili olarak herhangi bir aracılık ve mesaj taşıma görevi yapmadığım için böyle bir manüplasyon da söz konusu değildir.
  • Size göre Hulusi Akar’ın 15 Temmuz’daki rolü ve pozisyonu nedir?
  • Medyada yazılıp çizilenlerin dışında bu konuda bilgim yoktur. 
  • Size Cemaat içerisinde bazı insanlar ‘Votka Mehmet’ şeklinde bir lakap takmış. Bunun nedeni nedir?
  • Bana bu lakabı Cemaat içinde birileri değil, şahsi husumeti olan bir kişi sosyal medyada kullandı. Böylesi çirkin bir ifadeyi söylemişse Allah belasını versin. Ben Allah’a şükür asla içki içmem, hiçbir zaman da içmedim. 
  • Gülen’e sizinle ilgili bir MASAK raporu sunuldu mu? Sunuldu ise içinde ne vardı? Gülen’in bu rapora tepkisi ne oldu?
  • 12 Mayıs 2016 tarihinde benimle ilgili Hocaefendi’ye sahte, üç sayfalık Masak Raporu sunuldu. Hocaefendi bana bu raporun içindekilerin doğru olup olmadığını sordu. Rapora bakınca, babamın isminin olduğu, annemin isminin olmadığı, bir kardeşimin adının olduğu, diğerin olmadığı, İstanbul’da yaşayan babamın İzmir’de ikamet ettiği gibi yanlış ve eksik bilgilerin olduğunu gördüm. Soyadı belirtilmeyen Zuhal isimli bir kadınla ilişkimin olduğu, kredi kartı harcamalarımda bar, pavyon, gazino gibi yerlerde harcamalarımın bulunduğu ve yurtdışı seyahatlerimin dökümünün eklendiği üç başlıklı düzmece bir rapor hazırlanmıştı. Hocaefendi, bunları bana sorduğunda, Zuhal isimli birisi ile ilkokul hayatım dahil tanışmadığımı, bar, pavyon, gazino başlığındaki harcamaların aslında raporda geçen Nişantaşı House Cafe harcamasında olduğu gibi şirket isimlerinde bar veya kafe gecen isletmelerde yapmış olduğum harcamalar olduğunu ve rapordaki diğer iddiaların düzmece ve asılsız olduğunu Hocaefendi’ye delilleriyle ispat edince, kendisi ‘Zaten ben de inanmamıştım’ deyip raporu yırtıp attı.

“ADİL ÖKSÜZ’ÜN TÜRKİYE’DE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

  • Adil Öksüz nerede şu anda? Nasıl bir hayatı var? Kendisi ile görüşüyor musunuz? Veya 15 Temmuz’dan sonra kendisi ile doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir görüşmeniz oldu mu?
  • Türkiye’de olduğunu düşünüyorum, nasıl bir hayatı olduğunu bilmiyorum, kendisi ile görüşmüyorum, zaten sadece Kamp’a geldiği zamanlarda merhabalaşırdık. Kamp’tan ayrıldıktan sonra kendisi ile doğrudan ya da dolaylı hiçbir görüşmem olmamıştır.
  • Adil Öksüz ile Hulusi Akar tanışıyor muydu? Görüşüyorlar mıydı? 
  • Adil her zaman ketum ve içine kapanık biriydi. Benimle böyle bir konuyu paylaşacak kadar bir samimiyetim yoktu. Bu konuda bir bilgim yoktur. 
  • Amerika’da kendinize ait bir ev var mı? Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?
  • Amerika’da bugün ya da daha önce hiç evim olmadı. Bu iftirayı ben Kamp’tan çıktıktan sonra üzerime attılar. Amerika’da insanların ev sahibi oldukları ya da kiraladıkları evler internetten dahi çok rahat bir şekilde öğrenilebilecek bir şeydir. Bu vesile ile gene bana bu iftirayı atan insanların iddialarının aksine, maddi durumum iyi olmadığı için 2016 Haziran ayından 2017 Aralık ayına kadar bir akrabamın yanında kaldım. 2017 Aralık ayından 2018 Mayıs ayına kadar restoranında çalıştığım arkadaşımın evinde beraber kaldım. 2018 Mayıs ayından bugüne kadar 30 metrekare garajdan bozma bir evde kiracı olarak oturmaktayım. İsteyen sizden talep etmesi halinde ne zaman isterse gelip yaşadığım hayatı görebilir. Geçimimi 2016 Eylül ayından 2018 Eylül ayına kadar muhtelif restoranlarda ‘delivery’ yaparak sağladım. 2018 Eylül ayından şu ana kadar Uber yapmaktayım. İnsanlar, özellikle Uber denildiğinde, yalan söylenildiğini, aslında bir şeylerin saklandığını düşünerek çok rahat iftira edebiliyorlar. Ben devlete vermiş olduğum resmî vergi beyannamelerimi, beş yıllık banka hesap hareketlerimi, görmek isteyen olursa size taleplerini iletsinler, onlarla paylaşmaya hazırım. Bu iddia sahipleriyle her ortamda yüzleşebilirim. O kadar çok iftira, yalan atıldı ki bu iftirayı atanlarla hayatımı evim, arabam, banka hesaplarım dahil takas etmeye hazırım. Türkiye’de her şeyime el konuldu ve yaklaşık dört yıldır ‘kut`u lâyemut’la (ölmeyecek kadar yemek) yaşamaya, nefes almaya çalışmaktayım. 

Ahmet Bey, size telefonda da ilettiğim gibi, benimle alakalı kimin ne iddiası varsa yüzleşmeye hazır olduğumu tekrar ifade ediyorum.  Müddeiler iddialarını ispatla mükelleftirler. Ama gene klasik bel altı vurup, çamur at izi kalsın fehvasınca hareket etmeye devam ediyorlar. Bu dakikadan sonra iftiracılarla hukuk önünde hesaplaşacağımı belirtmek isterim. 

  • 15 Temmuz’dan haberiniz olmuş muydu öncesinde? Olmadıysa kamptan ayrıldıktan sonra Türkiye’ye dönmeme nedeniniz nedir?
  • Hayır olmamıştır. 21 Haziran’da Kamp’tan ayrıldıktan sonra Türkiye’ye dönmeyi düşündüm. Ama zaten Hizmet Hareketi’ne yönelik cadı avı başlamıştı. Üstüne bir de menfur 15 Temmuz olayı olduktan sonra cebrî olarak burada kalmış olduk.
  • Size göre Gülen’in darbeden haberi var mıydı? 
  • Bence Sayın Gülen’in kesinlikle darbeden haberi yoktu. Darbelere karşı net tavrını hem özel hem genel sohbetlerinden ve yazılarından bildiğim için, çok rahat diyebilirim ki darbeden kesinlikle haberi yoktu.
  • Size göre Gülen, Türkiye’de bir askeri müdahale olmasını istiyor muydu? Buna taraftar mıydı?
  • Hocaefendi, darbelere karşı tavrının ne olduğununu birçok kez ifade etmiş, en kötü demokrasi en iyi askeri darbeden daha iyidir ifadelerini defalarca kullanmıştır. Zaten 15 Temmuz’dan sonra yaptığı açıklamasında, “varsa Hizmet’ten bu işe girenlerin davaya ihanet ettiklerini” belirtmiştir. Yanında kaldığım süre içinde Türkiye`de askeri bir müdahaleyi destekleyen özel ve genel herhangi bir ifadesine şahit olmadım. 

-DEVAM EDECEK-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

1 Yorum

  1. Ahmet bey, bizzat tanimadiginiz insanlar hakkinda birilerinin sahsi husumetlerini sizin uzerinizden tooluma mal etmeye calisanlara resmen alet oluyorsunuz. Akp savcilarinin yaptigi gibi niyet okuma ve subliminal messj verme gibi ithamlariniz cok sakincali. Oncesinde insanlara yalanci , sonra verdikleri ifadelere inanmamamizi bekliyorsunuz.
    Birileri sizin icin de sizin bu insanlara yaptiginiz gibi , niyet okumasi yapsa , size eskiden beri husumeti olanlarin sozlerini yapistirmaya calissa hosunuza gider mi.
    Hic mi bunlari dusunmuyorsunuz.
    Gazetecilik defiginiz sey bu mu yani.
    Emin misiniz..
    Tanimadiginiz insanlar hakkinda birilerinin soyledikleriyle nasil hareket edebiliyorsunuz.
    Hic mi vicdaniniz sizlamiyor. Bilip bilmeden bunca insanin hakkina giriyorum. Insanlari yazdiklarimla sui zanna sevkediyorum diye hic mi dusunmuyorsunuz..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz