“Geberin!”

Yalnız iyi kininiz varmış.

Anladık.

Kininiz dininiz olmuş.

İşittik, kabul ettik.

Kindar gençlik işi tamamdı zaten; tepeden tırnağa kine, nefrete kesmişsiniz.

Gördük, kaskatı kesildik.

Hiç bir afetin, salgının, trajedinin, ölümün dindiremeyeceği…

Hiç bir acının kesmeyeceği…

Hiç bir gözyaşının söndüremeyeceği… 

Hiç bir virüsün öldüremeyeceği…

Doyumsuz bir nefretiniz varmış.

Yaşadık, kabul ettik.

****

Hayır, zannettik ki, azıcık vicdanınız kalmıştır.

Yargı zaten sizin köpeğinizmiş. Sayenizde mahkemelerden umut keseli çok olmuştu. Anayasa’yı da kıvırıp kıvırıp demokrasinin egzoz borusuna sokmuştunuz zaten.

Bütün insanlık bir salgın felaketi ile sınanırken bekledik ki siz de belki tarafgirliğinizi, siyasi nefretlerinizi bir kenara bırakır insan olmanın gereği ile hareket edersiniz.

Evet, adalet merhamet değildir. Kimse merhamet dilenmedi. Sadece bir hak olarak, en temel hak olarak, ‘yaşama hakkı’nı talep etti insanlar.

“Korona ayrım yapmıyor” dediler.

“Madem ki korona gerekçesiyle cezaevinden birilerini çıkaracaksınız, öyleyse ayrım yapmayın” dediler.

“Hiç olmazsa şimdi ayrımcılık yapmayın…”

İnsanlar böyle dönemlerde eski düşmanlıklarını unutur, savaşa ara verir diye düşündüler.

Sizde de insanlık hasletlerinden bir kaçı kalmıştır diye belki…

Meğer hîn-i hâcette kullanılacak ihtiyat akçelerini tükettiğiniz gibi bu korona günlerine de sıfır insanlıkla girmişsiniz, şimdi anladık.

“Topunuzun vicdanına tüküreyim, topunuzun.” 

****

Hayır, Sefiller Fransası için bahsedilen o lanetli toplumu da kurmuşsunuz sonunda.

Size oy veren kindar nesilden bir kişi bile isyan etmedi ya şu vicdansızlığınıza!

Hayır hayır, tam tersi…

Bir twitter paylaşımım üzerine bir zamanlar AKP Genel Merkezi’nde iyi görüştüğüm bir danışmandan şöyle bir mesaj aldım: “Bu hapistekileri boşuna gereksiz beklentiye sokmayın. Hiç biri çıkamayacak. Hepsi hain. Nefes almaları bile beni rahatsız ediyor. Ve hakları da yok. Çünkü hainler. Hainin hükmü açıktır.”

Sonra AKP tabanından gelen tepkilere biraz daha dikkat kesildim.

O zaman anladım, çıkarmayacaklar.

Öyle bir kinle doldurmuşlar ki, kazara bu hapistekiler çıkacak olsa en başta kitleleri saldırır “Saddam levrekleri” gibi…

Malum, Saddam Hüseyin muhaliflerinin cesedini, yapay göllerde özel yetiştirdiği ‘levrek’ dediği canavar balıklara yedirirmiş ya…

Bizimkilerin kindar kitlesinin de o levreklerden farkı kalmamış.

Tahliye etmek bir yana; ellerinden gelse bütün tutuklulara tek tek virüs bulaştırırlar. Bütün tutuklular derken tecavüzcüler, çocuk istismarcıları, uyuşturucu satıcıları, hırsızlar, rüşvetçiler, mafya babaları, tosunlar, tosuncuklar hariç tabii…

****

Geri kalanlara, “Geberin!” dediler yani.

Tıpkı  Sosyal Hizmetler İstanbul İl Müdür Yardımcısı Nail Noğay’ın gariban bir kadına dediği gibi…

AKP ve MHP’li vekiller de Meclis’te toplanıp ‘düşman’ olarak gördükleri bütün siyasi tutuklulara “Geberin!” diye bağırdılar.

Bana, “Nefes almalarını bile istemiyorum” diyen o AKP’li gibi nice kindarlarını rahatlattılar.

Gördük, kabul ettik.

Tamam da… 

Nail Noğay “Geber!” diye o twiti attığında AKP’lilerin şovu neydi öyle?..

Bu ‘Geberin Yasası’nın en ateşli yüzü olan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Noğay için şöyle demişti mesela: “Otuz iki yıllık memur, devlet olmanın ruhuna dair hiçbir şey öğrenememiş.”

Yoo, bugün sizin temsil ettiğiniz devletin ruhunu çok iyi özümsemiş bir memur o. 

Oğlunun kemikleri PTT kargosu ile gönderilen anneye zerre kadar üzülmeyen öteki AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan’a, “Her şey mevzuata uygun” açıklaması yaptıran da o ‘devletin ruhu’ değil miydi?

Nail Noğay’ın hesap edemediği şey, toplumun ikiyüzlülük ambilavansının burada mutlak surette yüzüne çarpacağı idi. 

Eşi cemaatten hapse atılıp da ‘açız’ diyen birine ‘geber’ dese kimse oralı olmazdı.

Olmuyor da nitekim. Bu şekilde aç bırakılan insanlara yardım ulaştıranlar bile ‘teröre yardım ve yataklıktan’ hapse atılıyor da kimsenin gıkı bile çıkmıyor.

Sonra da “Bunlar terörist. Ne yani, teröristleri mi çıkaracağız?” diyorlar ya işte.

Zaman’ın eski Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’ın mahkemedeki harika savunmasında kurduğu analoji bunu çok iyi anlatıyordu. “Bir Rus atasözü şöyle der: Bir ayı yavrusunu yemek istediği zaman onu çamura bular… Bugün üstümüzü başımızı çamur içinde görenler olabilir. Ama bu sadece sürekli ve yüksek sesle tekrarlanan propagandanın eseridir.” demişti Mustafa Ünal.

Bu bir haftalık Meclis tiyatrosunda sahnelenen ‘terörist’ umacısı da işte bu çamurdan ibaret.

Ayılar, masum yavrularını yemeyi kafaya koymuş ne de olsa. 

İnsan, doğası gereği, en fazla kime kötülük etmişse en çok ondan nefret edermiş.

Yalnız bunlarda da iyi nefret varmış.

Ne nefret varmış arkadaş. 

Peki ya ‘bu hezeyanları daha ne kadar sürecek böyle, onların, yani bu canavarların bitkin düşüp nihayet durmaları için?’ 

Durmayacaklar.

Horkheimer ve Adorno, 2. Dünya savaşı koşullarında faşizmi sorgularken, “İnsanlığın daha insanî koşullarda yaşamaya başlamak yerine neden her defasında yeni bir tür barbarizme battığını anlamaya çalışıyoruz.” demişti. Bunun için kitaplar yazdılar. 

Ama bana göre yine de anlayamadılar.

Kimse anlayamayacak. 

Ne savaşlar ne toplu felaketler ne salgınlar ne afetler durduracak o barbarları.

O barbarizmin şimdilerde en güzel yaşandığı yer Türkiye. 

Özellikle korona günlerinde…

****

İsveç’in çok satan suç romanlarından “Störst av Allt”ta (Her Şeyin En Büyüğü– Türkçe’ye Bataklık olarak çevrildi) altını çizdiğim bir cümle vardı. “Onlar benden nefret etmeyi seviyorlar.” diyordu baş karakter Maya. Lisedeki sınıf arkadaşlarını öldürmekle suçlanıyordu. Oysa masumdu. Avukatı, müvekkili 18 yaşında olmasına rağmen duruşmanın halka ve medyaya açık yapılmasını talep ederken “Belki senin zaviyenden de olayları dinlerlerse görüşleri değişmeye başlar” diyordu. Ancak Maya, “Bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek” diye düşünüyor ve ekliyordu: “Çünkü onlar benden nefret etmeyi seviyorlar. Benimle ilgili her şeyden nefret ediyorlar.”

Bizdeki manzara da aynı.

Bu, kini dini olmuş güruh, devlet gücünü arkalarına alıp içeride çürüttüğü bu insanlardan ölesiye nefret ediyor. 

Gerçekle ‘Luppo’ kadar ilgilenmiyorlar.

Masumiyetlerini zerre kadar umursamıyorlar.

Çünkü onlardan nefret etmeyi seviyorlar. 

Kinlerine aşıklar.

“De ki: Kin ve öfkenizle geberin!” (Âl-i İmrân, 119)

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

4 YORUMLAR

  1. Bu öfke bitmez ancak yönlendirilebilir. Birilerinin çıkıp arkadaşlar biz bu cemaatte asker abisiydik adil öksüz’ün altında çalışan kişilerdik. Soruları biz çaldık, biz onayladık. Bu öğretmenlerin falan alakası yok. Bu öğrenciler suçsuz, esnaflar memurlar bırakın bunları. Hepinizden özür diliyoruz her haltı biz yedik diyerek öfkeyi yönlendirmesi gerekiyordu.

    Cemaat yöneticileri mevcut öfkeyi artırmaktan başka bir şey yapmadı. ohal zamanında bu insanlar bizi öldürecek gibi geliyordu. Hiç unutmuyorum Almanya’da cemaatin en üst yöneticilerinden biri de çıkıp röportaj vermişti, Hizmet bitmedi dünyada büyüyor, Türkiye’de bitmedik diye.

    2 grubun arasında kaldık. Bir taraf her şeyi itiraf etmezsen çıkamazsın diyor. Diğer taraf senin durumunu kötüleştirmek başka bir şey yapmıyor.

    Ohal zamanında her gün cemaatle ilgili yeni haber çıktı. Bunlar üniversite sorularını da çalmış diye bir haber çıkarıyor. Cemaat yöneticlerinin dediği tek şey yalan iftira. Peki Türk halkı mal olduğu için mi inanıyordu bu haberlere yoksa cidden sağlam delilleriyle haberler olduğu için mi? Tüm toplumun senden nefret edeceği haberler çıkarken, cemaat yönetimi ne yaptı? Bir kere bu olaylar olmuş, aynı darbedeki 5 sivilin orada olması gibi kimse Gülen’in tanımam açıklamasından tatmin olmadığı gibi, bu konularda da cemaatin toptan reddetmesinden tatmin olmuyordu. O nefret büyüdü. 1 allah’ın kulu yurtdışından çıkıp biz yedik o naneyi bile demedi. B keneş hatta yazınca zalimin zulmünü artırcan dediler. Zaten adam burada anamızı ağlatıyor tüm türkiye zaten soru hırsızı görüyor seni, gerçek suçlu çıkıp bunu üstlenmezse nasıl masum olduğunu anlatacaksın? Var mı böyle bir dünya?

    Bu işlerin bitmesi çok zor. PKK her gün birilerini öldürürken bu halk HDP’yi sahiplenir mi? Durum aynen o. Hadi bu taraf hiç merhamet duymuyor. Öbür tarafta çıksın şu Türksatta o sivilleri götüren kişiler kurtarsın o insanları onlar nasıl umursamıyor? Kendi insanına bile merhamet duymayan bir cemaat var. Diyorum ya 1 tane kişi bu naneyi biz yedik bırakın diye çıkmadı. Altın nesliymiş sahabe nesliymiş 1 gram yürek çıkmadı.

    Adam asker olmuş komutan olmuş general olmuş. Kaç tanesi çıkıp darbe b.kunu ben yedim, altımdakilerin haberi yoktu dedi. 1 kişi dedi bunu. Öbürleri hala terör saldırısı sanıyordum ondan dolayı harp okulu öğrencilerini okullarına gönderttim diyor. gece 2’de köprüye otobüs yollamış böyle izah ediyor. Çıkıp köprüdeki tüm ölümlerin sorumlusu benim , darbe niyetiyle o otübüsleri gönderttim ama bu çocukların bir şeyden haberi yok hatta içerdeki rütbelilerde bilmiyordu diyen 1 tane yürekli adam çıkmadı. Yurtdışındaki cemaatçi sitelere baksan bu adamların hepsi kahraman, darbeci falan değil. Harp okulu öğrencileriyle onları birlikte anıyorlar. Demek ki tabanı çıkış bileti görüyorlar ve harcadılar. kahraman harp okulu öğrenciler ve onların kahraman komutanı suçsuz diye haber yaparsan, karşı taraf da ikisine de terörist der.

    Cemaate sahip çıkan isimlere cemaat twitter hesaplarının sövmelerini de takip edin mesela. Eğer biri çıkıp bu komutanlar darbeci, öğrenciler masum diye mücadele verirse, o adamı hedef alıyorlar. Abdurrahim karsli’ya neden sövüyorlar mesela?

    Yani bu AKP’lilerde hiç mi vicdan yok? Evet yok ama gene de kendinden gördüğü insanları karşı demokratlar. Adam seni düşman askeri gibi görüyor ona göre muamele yapıyor, kendi vatandaşı gördüğü seçmenine karşı iyi. Cemaat ise kendi adamını bile arkadan hançerleyip umursamayan bir yapı. Kendi insanını hela sopası gibi kullanan, asıl istediği adamların çıkış bileti olarak kullanan bir yapı. bylock’u o yüzden bir güzel tabana yaydılar

    • Yazarın 15 temmuz yazı disizini okumadığından anlaşılıyor trol olduğun. Hadi başka kapıya. Cevap veren celal başka trol mü yoksa o da mı sensin.

  2. Onlar ayı olabilir ama ‘ben’ ayının yavrusu değilim. Ayı dan dost olmayacağını da başından beri biliyorum. Onların her fırsatını bulduklarında yaptıkları zulmü misliyle uygulayacaklarını da biliyorum. Önceki gün bana Kürt olduğum için zülüm yapanların, dün Alevi olduğum için, bugün ise cemaati bahane ederek yaptıklarını da biliyorum. Bu üç zulmü de aynı bedende yaşadım. Ve bugün (Doğu Perinçek’in 2017 Ocak-Şubat ayında Aydınlık da ifade ettiği gibi) devletten temizlediklerini toplumdan temizlemek için ellerinden geleni yapacaklarını, imkan olsa gaz odalarını da kullanabileceklerini biliyorum.
    Ve şunu da biliyorum ki hain, yaptığı antlaşmaya (kendi yazdığı yasalara) ihanet edendir. Hainin hükmü merduttur, merdudun hakkının ne olduğunu kader tayin edecek. Ama ben o soruyu sormak için kaderin firsat vermesini bekleyeceğim .

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz