Erdoğan’ın etrafındaki mekanizma

2013 Ekim ayıydı.

Aydın Ünal’la başbakanlıktaki odasında baş başa sohbet ediyoruz.

O zaman Erdoğan başbakan, Ünal da metin yazarı danışmandı.

Ben de başbakanlık muhabiriydim.

Hiç unutmadığım, önemli bir şey söyledi: “Burada, yukarıda, Başbakan’ın etrafında bir sistem vardır. Bir mekanizma vardır. Önce o sistemi bilmek lazım. Ben o sistemin içerisinde yer alan ve mekanizmayı bilen biri olarak diyorum ki; kim kimdir, kim nereye tekabül eder, kim hangi fonksiyonu eda eder, Başbakan’a nazaran kim nerede durur, bunları bilmeden bazı şeyleri anlayamazsınız. Önce o sistemi bilmek lazım. Buraya, sistemin dışından hiç kimse nüfuz edemez. Milletvekilleri ve bakanların çoğu o mekanizmayı bilmez. Ankara temsilcileri de dahil, hiçbir gazeteci de orayı bilmez. Parça parça bir şeyler söyleyebilirler ama hiç biri tam olarak derinlemesine bilgi sahibi değildir.”

Arkasından, bu mekanizmadaki bazı isimlerden söz ettik. Mesela Yalçın Akdoğan’ın sistemin vazgeçilmesi güç bir parçası olduğunu ifade etti. 

Daha sonra bunu Akdoğan’a da sordum. O da Erdoğan’ın etrafında böyle bir mekanizmanın varlığını doğruladı. Bu her başbakanın maiyetinde var olan danışman ve müşavir ekibinden farklı bir şeydi ama tam olarak neydi, bilmiyorum. Öğrenebilecek miydim onu da bilmiyorum. Zaten çok kısa bir süre sonra başlayan süreç herkesin malumu. Bir daha da görüşmedik.

****

Bugün ne Yalçın Akdoğan ne de Aydın Ünal o mekanizmanın içinde.

Bu satırları da zaten Ünal’ın veda yazısına binaen kaleme alıyorum.

3 yıldır Yeni Şafak’ta yazan Aydın Ünal, 21 Ocak’ta “Müsaadenizle…” başlıklı bir yazı ile okurlarına veda etti. Bu sadece okurlara veda değildi. Çok daha ötesinde ve çok daha derinden anlamları olan bir yol ayrımı idi. 

Kendi tabiri ile bir ‘kaçış’…

Şöyle diyordu Aydın Ünal, “Okur, yazmanın artık ne kadar zor olduğunu takdir edecek ve inanıyorum ki beni anlayışla karşılayacaktır.”

Sormak gerekir, yazmak artık niye bu kadar zor? 

Ne oldu ki?

İnsanların özgürce yazmasına mani bir hal mi var?

Hem de size bile!

Yani bir zamanlar Erdoğan’ın etrafındaki o derin mekanizmanın içinde olan siz bile mi yazamıyorsunuz artık Aydın Bey?

Sizin kendi tabirinizle Gezi olaylarında, 17-25 Aralık’ta, her türlü darbe girişiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında “dimdik durmuş” biri olarak siz bile mi yazamıyorsunuz artık?

Peki ama neden?

****

Nedenini tam olarak bilmiyoruz.

Bir çürüme varmış.

Çürümüş yani bir şeyler. Ondan şikayet ediyor.

“Kaçıyor muyum? Evet, kaçıyorum.” diyor ve ekliyor: “Kaçışımız, masumane kaygılarla dostça uyarılarımızı sınırsız iştihalarının ve kifayetsiz ihtiraslarının önünde mania olarak görenlerin iftiralarından, ithamlarından kaçıştır. Kaçışımız Rahmet-i Rahman’adır.” 

Dikkat edin, bütün kapılar kapanmış. Recep Tayyip Erdoğan’a kaçmıyor. Hatta zaten kaçtığı kişi o. Ondan kaçıp “Rahmet-i Rahman’a” sığınıyor. 

Artık yazı bile yazamaz hale gelmiş.

****

Aydın Ünal’ın son derece bayağı üslubuna, bulunduğu makam (ki temsil ettiği kişi Erdoğan olunca aslında çok da aykırı değil) ile mütenasip olmayan tarzına bu yazıda hiç değinmeden sadece şu sorunun peşinden gitmek istiyorum: Erdoğan’ın etrafındaki o mekanizmaya ne oldu? Nasıl bir kadro değişimi ya da daha ötesinde bir gömlek değişimi yaşanıyor?

Sistem aynı, belli bir doğal seyir içerisinde sadece isimler mi değişiyor yoksa zihniyet de mi değişiyor?

Aydın Ünal’ın bir zamanlar bütün tükürdüklerini itina ile yalatacağı Devlet Bahçeli mi aldı şimdi o sistemdeki yeri? Bahçeli gelirken Aydın Ünal ‘out’ mu oldu?

Orada vazgeçilmesi zor olan Yalçın Akdoğan da yok bugün. 90’ların başında çıkardıkları Yeni Zemin dergisinde, Refah Partisi’nin MHP ile yaptığı ittifaka atıfla “Başak kurtlandı” diye kapak yapmışlardı. Malum, RP’nin sembolü başaktı. MHP ile ittifak kurulmasını eleştiriyorlardı. Şimdi “ampül kurtlanırken” o “eski zemin”de yer alan isimlerin neredeyse tamamı bugün kenarda kalmış durumda. 

****

7 Haziran seçimlerinin ardından AKP kulislerinde, “Fatura çözüm sürecinin mimarlarına kesildi. Partide tekrar Milli Görüş kökenliler hakim hale geliyor. Eski radikal İslamcılar, İrancılar tasfiye edilecek. Bu tasfiyeden Davutoğlu ve ekibi de nasiplenecek. Büyük bir öfke var. ” diye konuşuluyordu.

Daha sonra Beşir Atalay, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala gibi isimlerin hakikaten de oyundan çıkarıldığını gördük. Çözüm müzakerelerinde aktif olup da varlığını sürdürebilen bir tek Mahir Ünal’ı görebiliyoruz. O da bir ara masanın dışında kalmıştı ama sonra muhtemelen başka bir özelliğinden dolayı yeniden oyuna döndü. 

Çözüm sürecinin asıl aktörü MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ise ayrı bir yere koymak gerek. O, bugün çoklarının zannettiğinin aksine bambaşka bir misyonun sahibi. 15 Temmuz onun en önemli  icraatlarından biriydi.

Eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun mafyöz yöntemlerle nasıl alaşağı edildiğini de ibretle izledik. Elbette ekibi ve destekçilerinin de…

Bu arada adı geçen herkesi belli bir kümenin içindeki türdeş elemanlar olarak görmüyorum elbette. Hepsinin farklı kümelerde ve ortak kesişim alanlarında yerleri var. Elmalarla armutları karıştırmıyorum. Siyaset bu. 

Ancak gelinen aşamada bir şekilde AKP’de büyük bir tasfiyenin gerçekleştiği de çıplak bir hakikat. İlk ve eski kadrolar ile müttefiklerin yerinde bugün, büyük oranda dünün düşmanları oturuyor. 

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’in, “post-modern derin devlet” olarak adlandırdığı bir evrede miyiz? Hani, “Türkiye’yi ne Erdoğan ne Bahçeli yönetiyor; onların içinde aktör oldukları ancak senaryosu bir başka yerden yazılan daha güçlü ve daha derin bir akıl yönetiyor.” dediği

****

Partiyi kurarken var olan sac ayakları Erdoğan tarafından kırıldı, yapı tek ayak üstünde duran mantara dönüştürüldü. Erdoğan, yola beraber çıktığı arkadaşlarının çoğunu tasfiye etti. Kurucular listesi, Hayvan Çiftliği’ni andırır tarzda yeniden yazıldı.

Oğlu milletvekili oluncaya kadar, zaman zaman aykırı çıkışlar yapma cüreti gösterebilen Bülent Arınç, bir ara Erdoğan’a, “Yolda bulduklarını, yola çıktıklarına tercih etti” göndermesinde bulunmuştu. Aynı Arınç, Ergenekon’un yargıyı ele geçirdiği ve AKP adına tutuklamalar yaptığı imasında bulunmuştu.

Düşünün ki Abdullah Gül, AKP’ye karşı CHP’nin başı çektiği muhaliflerin ortak cumhurbaşkanı adayı olmaya ‘evet’ diyebiliyor. 

Doğu Perinçek, “Tayyip Bey bizim politikalarımızı uyguluyor. Sözümüzden çıkamaz.” sözleri ile sık sık “Patron biziz” hatırlatması yapıyor.

****

Sosyal ve siyasi hadiseler, bir bütün olarak bir merkezden, bir kumandaya basılarak domino gibi şekillendirilemezler. Bu ancak komplo teorilerinde mükemmelen yaşayabilen bir tasarımdır.

Bunu kabul ediyorum.

Fakat bu, güç merkezlerinin, siyaset yapıcıların, gelecek dizayncılarının, gizli servislerin hiç bir plan yapmadan, elleri kolları bağlı, sadece sosyolojiyi takip ettikleri anlamına da gelmez. Beklemek yerine bizatihi sosyolojiyi oluşturmaya çalışırlar.

Olup bitenler çoğunlukla bunun ikisinin ortasında bir yerdedir.

Erdoğan’ın kendi güç oyunu içerisinde, belli merhalelerde kurtulmayı planladığı isimler zaten vardı. Hiç bir şey olmasa dahi kendi yol haritası içerisinde günün birinde bu tasfiyeleri yapacaktı. Nitekim yaptı da. Tek adam olmak için bunlar kaçınılmaz hamlelerdi.

Bugün yaşanan değişiklikte Erdoğan siyasetinin acımasız naturası var tabi ki.

Fakat Özgür Özel’in sözünü ettiğine benzer bir mühendislik faaliyetini görmemek için de kör olmak gerekir.

****

Eğer ki Bahçeli’nin yapıp ettiklerine bir türlü akıl sır erdiremiyorsanız izahını yapamadığınız başka bir takım dinamiklere bakmanız gerekir.

7 Haziran sonrası MHP içerisinde doğrudan MİT’le bağlantılı genel başkan yardımcılarının, bizzat Bahçeli’nin onayı ile Saray’la bir angajmana girdiğini, o görüşmelerin neticesinde Erdoğan’ın koalisyondan nasıl kurtarıldığını ve 1 Kasım’da Erdoğan’a yeniden tek başına iktidar tepsisisinin nasıl sunulduğunu bilenler için bazı şeyler komplo teorisinin biraz ötesindedir.

Erdoğan ile Bahçeli’nin nasıl ‘Rabia’ ile ‘Bozkurt’u nikahladığına bir bakın. 

Hatırlayın, 2011 yılında iki lider arasında meşhur ‘bozkurt’ polemiği yaşanmıştı. Bahçeli, “Bin bozkurtumla seni Kasımpaşa’ya kadar kovalarım” derken Erdoğan da “Sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun? Ben eşref-i mahluk olan insanla dolaşıyorum. Hayvanlarla insanları tehdit etmek kimseye yakışmaz.” cevabını vermişti. Bahçeli ise “Senin etrafında eşrefi mahluk olarak gördüklerin aslında esfel-i safilindir. Sen asil bozkurtları yanındaki çakallarla mı karıştıyorsun?” sözleri ile polemiği sürdürmüştü.

İş oradan geldi, Erdoğan’ın bozkurt selamı verdiği, MHP adayının sahnede bozkurt selamı verebilmek için Erdoğan’dan izin istediği günlere dayandı. 

Eşref-i mahlukatta mı buluştular yoksa esfel-i safilinde mi bilmiyoruz. ‘Çakallar’ gitti, yerlerine ‘bozkurtlar’ mı geldi, o da kamuoyunun takdirine kalmış. 

****

Buradan tekrar Aydın Ünal’a dönecek olursak; kendi dişlisi oldukları mekanizma çoktan değiştiği ve yerine bambaşka bir yapı kurulduğuna göre…

Bir şekilde çarkın dışına atılanlar bir bir sokaktaki ekonomik yangından, yargıda yanlış giden işlerden ve kötü gelen anket neticelerinden dem vurmaya başladığına göre…

Erol Mütercimler’inden Cübbeli Ahmet’ine, Salih Tuna’sından Sedat Peker’ine kadar birileri iç savaştan, kaostan söz ettiğine göre…

Bazı AKP’li adaylar “Kaybedersek bizi kazığa oturturlar” derken bazıları AKP’nin belediye başkan adayına oy verme karşılığında cennetten arazi vaat etmeye başladığına göre…

Ve de bizzat Aydın Ünal’ın kendisi kaçtığını kabul ettiğine göre, ABD’deki Hakan Atilla davasının ardından yazdığı bir yazıyı hatırlatabiliriz: “Türkiye’de ‘aklı olmayan’, kaçmayan ve kaçamayan 250 binden fazla FETÖ’cü ve onların 1 milyona ulaşan aileleri var. Zarrab davası Türkiye’deki FETÖ’cülerin şartlarını doğal olarak daha da zorlaştırır.”  

Şimdi şartlar daha da zorlaşmadan kendisi kaçtığına göre, Aydın Ünal’ın ne kadar ‘akıllı’ olduğunu anlayabiliriz.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

1 Yorum

  1. Bu yazıyı gözden geçirip tekrar yayınlayabilir misiniz? Düşük cümleler, anlatım bozuklukları vs anlaşılmasını zorlaştırıyor.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz