Enver Taner Baltacı’nın ‘YALAN’ları ve gerçekler

İşadamı Enver Taner Baltacı’nın yazılı açıklaması bir cevabı hak ediyor.

18 Temmuz’da “E. Taner Baltacı konuştu: Evet, Tahsin Gül beni 1 milyon dolar dolandırdı, okul için benden aldığı parayı cebine attı” başlıklı yazıda Baltacı’nın uzun yazılı açıklamasını paylaşmıştım.

Cevap hakkına saygı gereği açıklamanın tamamını yayımladım. Takdiri okuyuculara bıraktım.

Dikkat edildiği üzere Baltacı, bu açıklamada benim  10 Temmuz 2020 tarihli “Tahsin Gül, okul inşaatı için aldığı yüzbinlerce doları iç etmiş” başlıklı yazıda kullandığım bilgiler için çok sayıda ‘Yalan’ ifadesini kullanmıştı. Yani yalanlama yapmıştı.

Şöyle bir düzeltme yapayım; Tahsin Gül’le ilgili asıl önemli iddiaları doğrulamış ama kendisinin Gaziantep’te başlayan iş hayatı ile ilgili bilgilerden bazılarının yalan olduğunu öne sürmüştü. Aslına bakarsanız bunlar, konunun aslı için önemli detaylar değildi. Fakat yine de zihinleri karıştırmaması açısıdan meseleye bütüncül yaklaşmak gibi bir zaruretim var. Şimdi ben de kendi açıklamamı yapmak durumundayım. Çünkü bir çok okuyucunun kafası karıştı ve bunlara bir izahat getirmem gerek.

Ben kendisinin bu yazılı açıklamasını, “Baltacı’nın ‘Yalan’ dediği bilgilerin, bir-iki maddi hata hariç, geri kalanının halen arkasında olduğumu da ifade etmek isterim.” notu ile paylaşmıştım. 

Bir kere daha ifade etmem gerekir ki bu konuda onlarca insanla konuştum. Uzun görüşmeler yaptım. Bunlardan bazıları Enver Taner Baltacı-Tahsin Gül ikilisinin hikayesinin tamamına şahitlik eden ve “Onların ciğerini bilirim,” diyen insanlardı. Bazıları da hayatlarının çeşitli evrelerinde yollarının kesiştiği kişilerdi. Yani Ankara, G.Antep, Antalya, Endonezya ve Atlanta bölümlerinin ayrı ayrı tanıkları idiler. İlginçtir ki bu 15 yılın tamamında yanlarında olanlar da sadece o şehirler veya ülkelerde hayatlarına girenler de aynı şeyleri anlatıyor. 

Bütün bu görüşmeler neticesinde söyleyebilirim ki asıl Enver Taner Baltacı yalan söylüyor. Yazdıklarımın arkasındayım.

Tekrar edeyim: Enver Taner Baltacı diye biri yok. Tamamen Tahsin Gül’ün var ettiği, yükselttiği, zenginleştirdiği, karşılıklı beslenmek için simbiyotik ilişkiye girdiği bir adam var.

YALANLAR VE GERÇEKLER

Baltacı, ‘her şeyini Tahsin Gül’e borçlu olduğu’ bilgisi için ‘yalan’ diyor. Hayır, doğru. Aşağıda hikayesini anlatacağım.

Keza ‘Tahsin Gül’e diyet borcunun olduğuna’ ilişkin olarak da ‘yalan’ diyor. Hayır, doğru. Bunu da anlatacağım.

Ayrıca, “Yalan, hiç bir zaman Tahsin Gül’le iş ilişkim olmadı,” diyor. Şark kurnazlığı tabii… Zaten ben yazıda ısrarla gizli ortaklıktan bahsediyorum. Aşağıda detayları bulacaksınız.

‘Yalan’ dediği bir diğer cümle, “Bir aile şirketi ile ortaklığı vardı. Sonra kendisi, ‘Baltacı Kömür’ diye bir şirket kurdu,” şeklinde olan. Diyor ki “Aile şirketimizi ben yönetmeye başladım.” Zaten benim burada kastettiğim kendi şirketi değildi ki. “Bir aile şirketi ile ortaklığı vardı” derken, kendileri dışında bir aileyi kastetmiştim. O aile şirketinin adını vermek istememiştim. Ancak şimdi kodlayarak da olsa vereceğim. O kastettiğim şirketin patronu İ.Ç. idi.

Baltacı, böyle her bir cümleden kendine göre yorumlar çıkarıp ‘YALAN, YALAN, YALAN’ diye sıralayarak algıyı değiştireceğini sanıyorsa yanılıyor.

‘YALAN’ dediği bir diğer yer, yükselmesi için Tahsin Gül’ün ona destek vermesi. Baltacı, “YALAN. İş hayatı konusunda her iş adamına yapılan ‘İşinizi büyütün’ gibi nasihatlerin dışında hiçbir katkısı olmamıştır,” diyor ki koskoca bir YALAN. Geçmişlerini çok iyi bilen insanlardan da utanmadan söylüyor bu yalanı. Bunu da aşağıda anlatacağım.

Bir diğeri 2T ile ilgili olan kısım. Artık Tahsin Gül’le ikisinin adının 2T olarak anılmaya başlandığını yazmıştım. Baltacı, “2T diye bir şirketimiz vardı ve oradaki ikinci T, Taner Nakiboğlu’ydu” diyor. Sanki şirketin adından söz eden varmış gibi… Ben etraflarının kendilerini artık bu şekilde anar hale geldiğini ifade ederken Baltacı meseleyi çarpıtıyor.

Zaten o ‘YALAN’ diye sıraladığı bölümler hep aynı çarpıtmalardan ibaret. Hepsini tek tek sıralamanın anlamı yok.

Maddi hatadan kastım ise söz gelimi Adularya Enerji proje inşaatının başlaması için ben 2005-2009 arası derken Baltacı, 2010 diyor. Burada bir hata olup olmadığından da emin değilim. Çünkü bu bilgiyi de zaten şirketin içinden birinden almıştım. Çok da önemli bir detay değil zaten.

YÜKSELİŞİ NASIL BAŞLADI?

  “Yalan”lar bir kenara, şimdi ben bu hikayenin “gerçeklerini” bazı yeni bilgilerle beraber tekrar edeyim:

Tahsin Gül, 2003 yılında Ankara’nın Çankaya eyalet imamlığından Gaziantep imamlığına tayin oldu. Burada AKP il yönetimi ve önde gelen ailelerle ilişki kurdu. Fatma Şahin’le oldukça samimilerdi. Aynı şekilde Naksan Holding’le de sıkı ilişkiler geliştirdi. 

Enver Taner Baltacı ise bu yıllarda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi’de doktor asistandı. Babası H. Baltacı küçük bir esnaftı. Kömürcülük yapardı. Torba kömür satardı. Fakat işler iyi gitmemiş ve iflas etmişti. 

2005 yılında Enver Taner Baltacı’nın hayatına Tahsin Gül girdi. Çok samimi oldular. Onu Nakiboğlu ailesi ile tanıştırdı. Naksan Holding’in patronu Cahit Nakiboğlu’nun babası merhum Şıh Mehmet Nakiboğlu’nun doktorluğunu yapmaya başladı. Özellikle pazar günleri eve gelip ‘Şıh Mehmet Amca’ ile ilgileniyordu. Kendini aileye sevdirdi. 

O sıralar Baltacı’nın maddi durumu pek iyi değildi. Bir Seat arabası vardı ve maddi sıkıntılardan dolayı satmak zorunda kalmıştı. Bir müddet arabasız kaldıktan sonra kredi çekerek yeni bir araba aldı ama kredilerini ödeyemediği için arabasına el kondu.

O sırada Tahsin Gül, cemaatin gücünü ve kendi konumunu kullanarak Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile bir takım ihale işlerine giriyordu. Mesela, yanında çalışan B.T.  isimli kişiye bir şirket kurdurarak belediyeden GAMEK (Gaziantep Meslek Edindirme Kursları) ihalesini aldı. Tahsin Gül, ilk paraları buradan kazandı.

İlişkilerini bu şekilde yürütüyordu.

İşte Enver Taner Baltacı ile ilişkisi de böyleydi.

Baltacı’yı, G.Antep’in en önemli işadamlarından, Türkiye’nin en büyük kömür üreticilerinden İ.Ç. ile tanıştırdı. Enver Taner Baltacı, daha önce babasına ait olan, iflas etmiş Baltacı Kömür’ü canlandırdı. İ.Ç., Tahsin Gül’ün referansı ile Taner Baltacı’ya destek oldu. Ona uzun vadeli ödemelerle kömür verdi. Böyle böyle Enver Taner Baltacı para kazanmaya başladı.

ZİRVE ÜNİVERSİTESİ KURULACAĞI ZAMAN ARSALARI TOPLAYIP ZENGİNLEŞTİLER

Fakat asıl kırılma noktası, Zirve Üniversitesi ile oldu.

Cemaatin vakıf üniversitesi Zirve Üniversitesi kurulacağı zaman önden o bölgedeki bütün arazileri ucuza kapattılar.

Çünkü ilin cemaat imamı olarak cemaatin vakıf üniversitesinin nereye yapılacağını da Tahsin Gül biliyordu.

Gül, GAMEK’ten kazandığı paraları buraya yatırdı. Enver Taner Baltacı ile burada gayrı resmi ortaktılar.

G.Antep Binevler Mahallesi’nden bir emlakçı ile anlaştılar. Baltacı, o emlakçıyla beraber o bölgeyi dolaşıyordu. Üniversitenin yapılacağı arazinin etrafındaki arsaları metrekaresi 1 liradan alıyorlardı. Çanta çanta paralarla köylüleri gezip tek tek arsaları topladılar.

  Çok kısa bir süre sonra buraya üniversite yapılacağını duyurdular ve 1 haftada arazi 50 kat değerlendi. Sonra 300 kata kadar yükseldi. 

Üniversiteden sonra orası daha da kıymetlendi. Bu kez Üniversite’nin hemen yakınına Antepia lüks yaşam merkezini inşa ettiler. Bunu da yine arkasında Tahsin Gül’ün olduğu ve sahibi olarak Enver Taner Baltacı’nın göründüğü Paralel Yapı A.Ş. üzerinden yaptılar. Simpaş’la ortaklaşa yapılan bu proje sayesinde çok büyük paralar kazandılar.

Artık beraber 100 milyon liranın üzerinde bir paraya hükmediyorlardı. 

****

Daha sonra sıra Adularya Enerji projesine sıra geldi. 

Önce bunu Balkanlar’dan bir isim kendilerine getirdi. Kömür konusunda Baltacı’ya yardımcı olan İ.Ç. yapacaktı önce bu projeyi. Baltacı da yüzde 10 ortak olacaktı. Sonra İ.Ç.’yi ekarte edip projeyi Naksan’a götürdüler. Naksan bünyesinde bu projeyi hayata geçirdiler ve Eskişehir Yunus Emre Termik Santrali için Enerji Bakanlığı ile sözleşme yaptılar.

Bütün bu süreçlerde Tahsin Gül hep devredeydi. Daima Enver Taner Baltacı’nın arkasındaydı. 

ANTALYA’DA DA ARSA TOPLAYACAKLARDI, TAMİNCE’Yİ GEÇEMEDİLER

Hatta aynı işleri Antalya’da da yapmak istediler. 

Tahsin Gül, Antalya imamı olduğunda orada da hemen belediye ve siyasilerle ilişki geliştirdi. Rixos’un sahibi Fettah Tamince ile de tıpkı Nakiboğlu ailesi ile kurduğuna benzer bir ilişki kurmaya çalıştı.

Cemaate yakın bir vakfa ait Uluslararası Antalya Üniversitesi yapılırken aynı Zirve’de olduğu gibi arsaları toplamak istediler. Enver Taner Baltacı, Antep’te kullandığı aynı emlakçıyı Antalya’ya da gönderdi. Emlakçı orada günlerce dolaştı, arsa baktı, girişimlerde bulundu.

Ancak Fettah Tamince uyanıktı, onlara fırsat bırakmadı. Üniversite projesinin finansörü olarak arsa işini de kendisi halletti. Böylece Tahsin Gül-Enver Taner Baltacı ikilisi istediklerini alamadı.

Ama yine de oldukça zenginleşmişlerdi artık.

Daha 10 yıl önce kredisini ödeyemediği için arabasını geri vermek zorunda kalan Enver Taner Baltacı, Tahsin Gül’ün çağırması ile Antalya’ya Passat arabasıyla gidip orada bırakıp dönecek hale gelmişti. Şehirden uçakla dönüyor, arabasını orada unutuyor, sonra o arabayı Antalya’dan bir başkası kullanmaya başlıyor, Baltacı dönüp sormuyordu bile. 

Bir zamanların muhtaç, beş parasız adamı milyonlara hükmeder hale gelmişti.

ATLANTA’DAKİ ŞİRKETİ BATIRDI, ONLARCA ÇALIŞANININ PARALARINI ÖDEMEDİ

Peki çok iyi bir işadamı olduğu için mi bu başarıları elde etti?

Ticari bir deha mıydı?

Hayır.

Tam tersi. 

Ticari alanda son derece savruk, plansız, para tutmayı bilmeyen biri olarak tanınıyor.

Örneği en sondan vereyim. Yani Atlanta’dan.

Atlanta’ya gelince Builder Stock isimli bir şirket kurdu. 

Tamamı cemaat mensubu kişilerden oluşan çalışanları vardı. Onları çeşitli vaatlerle işe aldı. Fakat çoğuna paralarını vermedi. 

Bu isimlerden biri Mustafa Kaya (39). 

Mustafa Kaya

2018 yılında bu şirkette çalışmaya başladığını anlatan Kaya, şunları söylüyor: “Bir çok arkadaşımıza paralarını vermedi. Bizi aldattı. Kendisi lüks bir yaşam sürerken bizim maaşlarımızı ödemedi. Ben en son, ‘Türkiye’de koca koca işler yapmışsınız ama buradaki insanların maaşlarını ödeyemiyorsanız insanları daha fazla mağdur etmenin bir anlamı yok,’ dedim ve ayrıldım. Benim arkamdan başka arkadaşlar da ayrıldı. Bazıları bizden önce ayrılmıştı. Enver Taner için ‘Helali hoş olsun’ diyemediğim bir kaç tane nokta var: Bu insanlar 3 ortaktı, Baltacı ile birlikte. Yaşamlarında pervasız yaşıyorlardı. Atlanta’da bin 500-2 bin dolar arası çok güzel bir ev kiralayabilirsiniz. Bizim ödemelerden sorumlu kişinin kaldığı ev 5 bin dolar civarı. Şato gibi bir ev. Hala burada kalmaya devam ediyor. Bu kadar insanın alacağı var. Enver Taner Baltacı’nın 2 tane cipi var. Biri eşinin, biri kendisinin. Bize maaş ödemezken 13-15 bin dolarlık çek yazıyordu,” şeklinde konuşuyor.

Yine bu şirkette çalışmış olan E.Y.’nin sözleri ise şu şekilde: “Maaşlarımı ödemediler, ayrıldım. Toplamda 24 bin dolar alacağım kaldı. Taner Bey’le irtibata geçtiğimizde herhangi bir cevap yok. Telefonlara cevap vermiyor. O dönemde aldığımız borçları ödeyemedik, mahcubiyetler oluştu. Güvenirliğinizi yitiriyorsunuz. Fakat kendisi bir yandan gitmiş ‘Ben bu yıl 50 bin dolar vereceğim’ diye Hizmet’e himmette bulunmuş. Çalışanlarına bu kadar borcu varken…”

Bu şirketin distribütörlerinden Avukat M. K. ise şunları dile getiriyor: “Enver Beyler bir sürü yüksek vaatlerle bana distribütörlük verdi. 7 ay sonra işlerin dedikleri gibi olmadığını gördüm. Böyle olmaz dedim. Farklı bir manzara çizmişlerdi bize. Şirketin yönetimi konusunda ciddi sıkıntı vardı. Çalışan çocukların tamamı ayrıldı. O çocukların hepsi perişan oldu. Paralarını alamadılar, gittiler. Ama Taner her zaman onlara bir ümit verdi. Hiç olmazsa ümit verme kardeşim! Toplam 130 bin dolardı çocukların alacağı. Ben de çok zorladım ödemesi için. Kısmen ödendi. 60-70 bine düşmüştür borçlar. Şu an o şirketin kasasında para yok. Taner’in ödeyecek durumu yok. Ben de yaklaşık 470 bin dolar para bıraktım orada. Bu tamamen Taner’in kötü yönetiminden ve iş bilmezliğinden kaynaklı bir durum. Kötü niyet yok. Ama süreci çok kötü yönetti. Hepimiz mağdur olduk. Ticari yaklaşımları da son derece kötü. Tanıdıkça anladım. Anladıkça da uzaklaştım. Bakın kendisi şu an Uber yapıyor. Uber yaparken kaza yaptı. Arabası parçalandı. Tamirat parasını veremediği için arabasını tamirden çıkaramıyor.”

3 ARABA-3 ENVER TANER BALTACI

Görüldüğü üzere, arkasında Tahsin Gül ve Gül’ün cemaatin gücünden devşirdiği etki olmayınca geldiği nokta tam bir iflas. 

O yüzden Enver Taner Baltacı, peri masalı gibi bir 10 yıl yaşadı ise, işte bu, 2005-2015 arasında Tahsin Gül’le beraber kurdukları rant düzeni sayesindeydi.

2005’lerde parasızlıktan arabasını satan, 2010’larda bir şehre arabayla gidip uçakla dönerken arabasını orada bırakan ve bir daha da dönüp sormayan, 2020’lerde de arabasıyla Uber yaparken kaza geçirip tamir parasını dahi ödeyemeyen bir ‘işadamı’ var karşımızda.

Onları yakından tanıyanların, “Enver Taner Baltacı diye bir insan yok kardeşim. Tahsin Gül’le beraber var oldu, yükseldi, tanındı, zenginleşti. Cemaat yıkılınca Tahsin’in gücü de yok oldu. Tahsin gidince Baltacı da en başta başladığı yere, yani sıfır noktasına döndü. Şimdi ikisi birbiri ile para yüzünden davalıksa bu çok şey anlatıyor,” demesi haksız değil.

Baltacı, “Tahsin Gül beni 1 milyon dolar dolandırdı” suçlamasında bulunurken Baltacı’nın maaşlı gariban çalışanları ise “Enver Taner de bizi dolandırdı. Paralarımızı vermedi,” diyor.

İşte gerçek hikaye bu. Gerisi yalan!

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

7 YORUMLAR

  1. Daha ilk yazıda Akpli isimlerle o resim az buçuk Türkiye’de ticareti ve siyaseti bilenler için her şeyi anlatan güzel bir delildi. Yok öyle ben sıfırdan tırnaklarımla zengin oldum, devletle iktidar partisiyle iç içesin ama sıfırdan zengin oluyorsun, insanın gülesi geliyor. Bir de karşı tarafı mal yerine koyan açıklamalarla yalancı demezler mi.

    Adam işçisinin alacağını ödemez Hizmet’e himmet vermeye çalışır neden acaba? Dolandırılan ve dolandıran tipler vardı onlar da hala Gülen’e bağlılığım devam ediyor himmet vermeye devam falan diyordu. Anlaşılan kaz gelcek yerden tavuk esirgemiyorlar. Veriyorsan ver himmetini bize ne reklamını yapıyorsun.

    Cemaatte Hayrettin Karaman gibi bu işlere fetva veren vardır belki, bu işlerin ilahiyat ayağı eksik kalmış. Burada yolsuzluk-rant-hırsızlık-talan yoktur bizim gibi cahiller öyle sanmıştır. Bizdeki din bilgisi eksikliğiyle biz erken hüküm vermişizdir.

    Yaw Ahmet dönmez niye 2 sene önceki olayı yazıyor diye adamlar ajan demeye başladı. Demekki son 2 senedir öyle bir yemişlerki sıra onlara gelir diye korkuyorlar.

    Dücane’nin sözüyle garibim Türkiye’deki 1000tl para ile aylık geçinmeye çalışan ailesi içerde kişiler de kılmadığı teheccüt namazından dolayı başına bunların geldiğini düşünedursun.

  2. Hizmet kurumlarında vazifeli birisi olarak utanıyorum. Allahım son nefesimize kadar ayaklarımızı sabit kadem eyle, Sen bizi utandıracak işler içine sokma ya Rabbi…

  3. Şahsen tüm bu ortaya çıkanların kılınan namazlar ve edilen duaların bir gelişimi olduğunu, hizmetin içine düşen pisliklerin arınması için rabbimin Ahmet bey i vesile ettiği, olarak görüyorum, bir dönüm noktasındayız ve bunu bir arınma fırsatı olarak görmemiz lazım sanki. Hoca efendi sohbetlerinde mala düşkünlüğü ve zaafı olan insanlardan bahsederken aklıma hiç abilerimizin böyle işlere bulaşacaklarını getirmezdim, herhalde hoca efendi benim içimdeki zaafa sesleniyo diyip kendime ikinci bir tabak takımı bile almadım amerikaya geldim geleli. 4 yıl önce buraya geldiğimde ablalarım kullanmadığı tabakları vermişlerdi, renk renk desen desen, talebe evimizdeki gibi( hatırlattığı için çok mutluyum bu arada) işimi de görüyordu. Sonra birleşip bana tabak almışlar, alamadığımı düşünüp. Hayır alabilirim (rızkımı kazanabiliyorum) ama ben onu hocamdan hep bir ikaz olarak algıladım, ya gönlümde meyil olursa dedim daha çok mala. Benimki de ifrat tefrit olabilir emin değilim aslında. Ama bu olayları düşününce dedim ki hocam benim tabaklarımı kasdetmiyo bence, ama keşke hep ilk anladığım gibi kalsaydı gerçekler. Rabbim sakındırsın. Tesekkürler Ahmet bey.

  4. Gerçek bu gerisi yalan ile bitiriyorsunuz yazıyı! Nasıl emin olabiliriz? Bu bilgileri size kimler verdi, belgeniz var mı? Bu süreçte şuna defaatle şahit oldum, belli mağduriyetleri yaşayanlar başkalarını suçlarken ölçüyü kaçırabiliyorlar, ama abartmanın dahi zımni yalan olduğunu üstüne basa basa anlatan bir gelenekten geliyoruz! Bence bu kadar kesin ifadelerle hükümde bulunmasınız, ya doğru değilse???

  5. Ahmet dönmez seni çok taktir ediyorum. Hala FET-Öcü olsan da dürüstsün ve aklını kullanarak arayış içindesin. En önemlisi doğru soruları sorup uydurulan yalanlarla kendini kandırmadan hakikati arıyorsun, Allah senin ve senin gibilerin yardımcısı olsun. Cemadat 1980 li yılların başında küçük bir topluluk iken bugün ulaşılamayan önder abiler ile yarenlik edenler içlerinde çoğunun bir kısım nefsani hastalıkları yapının bünyesine taşımak üzere olduklarını fark etti, fakat bunlar şimdi erişilemeyen-ulaşılamayan abiler tarafından çabuk bertaraf edildi, (inanamazsınız ama) hemde en adi dayak-kötek yöntemleriyle ağızları burunları kırılarak, inanın dayak yiyen şahsın yerde dişini görmediğim kavgayı size anlatmıyorum. Zaman içinde bu zevat 1980 lerin sonunda kendi ekibini kurdu. Fakat içinde para pul işinden anlayan ekip yoktu, hızlıca İstanbul’da kurt tüccarların içine dalarak karşılıklı menfaat-tamah ilişkisi ile yapının temel insan eğitiminin hepsi göz ardı edilerek hızlıca devşirildiler, bu tüccar ve sanayici bozuntularının çoğu batık, krediye ulaşamayan, sahtekarlığı zem zemle yıkayıp satabilecek tıynette insanlardı. Bir çoğunu tanıdığım, geçmişini ve yapının içinde yükselişini bildiğim için tereddütsüz yazıyorum. Buraya kadar sorun olmayabilirdi, yapı ihtiyacı olan tüccar-sanayici-girişimciyi kendi portföyünden oluşturduktan sonra bunları pasifize edebili veya etkisizleştirebilirdi. Fakat işin başında ki abiler ve Hojafendi bunu tercih etmediler bu çarpık yapılanmanın kemikleşmesine izin verdiler, bunun mide bulandırıcı gerekçeleri var, bu gidişle bunları gün yüzüne çıkartacaksınız, inşallah. Yapının üst kısmına bu saatten sonra menkıbeden fazla ulaşamazsınız, alttaki samimi garibanlarla uğraşmayın, orta katmanlarda ki bir kısım Şam şeytanları ve üst düzey ilişkileri, özellikle 1980-1990 yıllarına flashback yapacak, zamanında para pul işleri ile ilgilenmiş, yaşı 50-60 ları geçmiş, bu günlerde kenara itilmiş, derviş gibi kendilerini inzivaya çek(tiril)miş Hak erlerini bulup konuşturursanız bazı ip uçlarını yakalayacaksınız. İşiniz ne kadar zor olduğunu anlamışsınızdır sanırım.

  6. Enver Taner Baltacı, Türkiye’de yarım bırakıp kaçtığı işlerde onlarca insanı mağdur etmiş, şerefsizin önde gidenidir.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz