Cihat Yaycı’yı cemaate kim sızdırdı?

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın tasfiyesi yoğun bir şekilde tartışılmaya devam ediyor. 

Karşımızda çok ama çok ilginç bir tablo var.

Olayın detaylarından sıyrılıp şöyle bir yukarıdan bakışla makro bir değerlendirme ihtiyacı duyuyor insan.

Belli bir tarihe kadar cemaatin kendisinden bildiği; ulusalcı, Ergenekoncu çevrelerin de cemaatçi diye fişlediği bir amiral Cihat Yaycı. Sonra nasıl oluyorsa, 15 Temmuz gecesi karşımıza Marmaris’te, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen yanında, ona sufle verirken çıkıyor.

Ve ertesi günden itibaren de cemaat tasfiyelerini yönetmeye başlıyor.

Sürecin en önemli figürlerinden biri olarak sivriliyor.

****

Oldukça çarpıcı bir tablo değil mi?

Adamakıllı oturup incelemeyi, analiz etmeyi hak eden son derece karmaşık, mudil-kompleks bir hadise var karşımızda.

Yani gece ile gündüz, melek ile şeytan ayrımı gibi, iki farklı, birbirine taban tabana zıt antagonistik bir figür.

Bunların hangisi gerçek?

Ne zaman cemaate girdi, ne zaman çıktı?

Ya da gerçekten girdi mi?

Veya gerçekten çıktı mı?

Ne zaman Ergenekoncu oldu?

Bu geçiş ne zaman, ne şekilde oldu?

Nasıl oldu da 2014 yılında Aydınlık’ın fişleme listesinde adı olan bir amiral, 15 Temmuz gecesinin en kilit karakterlerinden biri olarak karşımıza çıktı?

Bu sorulara cevap ararken, görevden alma sonrası organik olarak ortaya çıkan ayrışmayı da göz önünde bulundurmalıyız.

Çünkü resmi asıl tamamlayan, bu ayrışma, billurlaşma ve dayanışma oluyor.

Bu gelinen nokta, bizlere 15 Temmuz’a dair ilginç doneler sunuyor.

****

Öyleyse ben Cihat Yaycı olayına hem cemaat hem ulusalcı çevreler hem de Erdoğan cephesinden ayrı ayrı bakıp sonra bir çıkarıma gitmeye çalışacağım.

Öncelikle Cihat Yaycı-cemaat ilişkisine bir göz atalım.

‘Fetömetre’ diye tabir edilen sosyal soykırım aygıtının mucidi olarak övülen Cihat Yaycı’nın geçmişte cemaat üyesi olduğu yönünde yalanlanmamış bilgiler var.

Bu iddiayı önce eski Deniz Kurmay Albay Hüseyin Demirtaş ortaya attı. 

Demirtaş, 1 Ekim 2018 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben bir ihbar mektubu hazırlamıştı. Bu mektubu 18 Ekim 2018 tarihinde kendi twitter hesabından da paylaştı

Bu twit şöyleydi: “Cihat Yaycı’ya bizzat Fetullah Gülen tarafından RIFKI kod adının verildiğini, kendisinin ‘tam beni ifade ediyor’ diyerek de bunu saygıyla kabul ve biat ettiğini öğrendim. Hemen bunu da devletimin ilgili makamlarına ihbar ettim. Örtbas ettiler!” 

Ancak paylaştığı ihbar mektubunda bazı tarihleri ve isimleri özellikle karartmıştı. Sadece Yaycı’nın Gülen’i ziyaretlerinin 1990’lı yıllarda olduğu anlaşılıyordu ama tam olarak 90’ların hangi yılında görüştüklerini göremiyorduk. Çünkü üzerini kapatmıştı. 

Hüseyin Demirtaş, daha sonra Gazeteci Ahmet Nesin’le yaptığı YouTube programlarında da Yaycı’nın bizzat Gülen’den ‘Rıfkı kod adını aldığını tekrarladı. 

Albay Demirtaş, yer ve tarih gibi somut bilgileri paylaşmıyor ama benim aldığım bilgilere göre bu ilişki çok eski tarihlerde başlıyor. Ta 90’ların başında… Gülen daha İzmir’de iken…

1988 yılında Deniz Harp Okulu’ndan mezun olan Yaycı, 1992-94 yılları arasında üsteğmen rütbesi ile Gülen’e ziyaretler yapıyor. ‘Rıfkı’ kod adını aldığı görüşme de İzmir Yamanlar Koleji’nin en üst katında oluyor. O ziyaretler sırasında ortamda bulunan birinin verdiği bilgiye göre Cihat Yaycı, Gülen’in dizinin dibine oturup sohbetini dinliyordu.

****

Hüseyin Demirtaş’ın suç duyurusunda ayrıca, Yaycı’nın çocuğuna bir cemaat mahrem abisince ders verildiği iddiası da vardı. 

İhbarda, 15 Temmuz Donanma Davası’nda yargılanırken itirafçı olan eski Tuğamiral Hayrettin İmren’in de ifadesinde bundan bahsettiği yazılı. 

Ama Savcı Metin Aslan’ın iddianameye bu bölümü koymadığı anlatılıyor.

Burada kastedilen mahrem imam, ‘İlhan’ müstear isimli Ümit Kol’du. 

O da mahkemedeki ifadesinde, bizzat bu bilgiyi doğruladı. Yani, Cihat Yaycı’nın oğluna özel ders verdiğini söyledi. 

Hatta lehine bir bilgi olmasına rağmen Hayrettin İmren’in bu ifadesinin neden iddianameye girmediğini sordu mahkeme heyetine. Hakim Yusuf Sevimli ise “Cihat Yaycı davamızın konusu değil” diyerek geçiştirdi.

Bu iddialara henüz Cihat Yaycı cephesinden yalanlama gelmiş değil.

****

Eski Genelkurmay Personel Daire Başkanı Tuğgeneral Mehmet Partigöç de aynı iddiayı mahkeme huzurunda gündeme getirdi. 

Yargılanmakta olduğu 15 Temmuz çatı davasının 12 Mart 2019 tarihli celsesinde savunma yapan Partigöç, Cihat Yaycı’nın Fethullah Gülen’i ziyaret ettiğini söyledi. “Bunları Fetömetre’ye yazın, düğmeye basın. Sonuçta Fethullah Gülen’in kendi fotoğrafı bile çıkabilir.” dedi.

Öte yandan Odatv yazarı Müyesser Yıldız, darbeye karıştığı iddiasıyla yargılanan ve müebbet hapse çarptırılan dönemin Sahil Güvenlik Komutanı Hakan Üstem‘in Cihat Yaycı’nın kayınbiraderi olduğunu yazdı

Emre Uslu da bir videosunda Yaycı’nın birinci dereceden bir akrabasının cemaat üyesi olduğu ve 15 Temmuz gecesinde kritik bir rol oynayan önemli bir isimle yakından ilişkili olduğu bilgisini paylaştı.

Yani bizzat kendisinin mucidi olduğu ‘Fetömetre’ye göre Yaycı da aslında cemaatçi sayılmalı ve yaşayan ölüye çevrilmeliydi.

****

Burada ilginç olan, Yaycı görevden alındıktan sonra vaveylayı koparanların ulusalcı, Ergenekoncu çevreler olması.

Yaycı’nın tasfiye edileceğine dair bilgilerin ayyuka çıkması ile birlikte aylar öncesinden başlayan bir propaganda faaliyeti vardı zaten.

Ön alma gayretleri vardı.

Sonrasında da aynı çabayı gördük.

Misal olarak 2014’te Aydınlık’ta yayınlanan ve Cihat Yaycı’yı ‘cemaatçi’ gösteren fişlemenin sahibi, eski Askeri Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’tu.

Ama Yaycı’nın görevden alınma yazısı sonrası en hızlı reaksiyonu gösteren de o oldu.

Odatv’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben, “Kıymayın Yaycı’mıza” minvalinde bir yazı yazdı. “Sayın Cumhurbaşkanından en başarılı deniz amirallerimizden birinin böylesine basit bir süreçle tasfiye edilmesine izin vermemesini, bu olayın üzerine giderek gerçekleri ortaya çıkarmasını talep ediyoruz. Ülkemizin yetiştirdiği bu değerli amiralimiz görevinin başına döner ve geçmişte olduğu gibi başarılı görevlerini icra eder.” temennilerinde bulundu.

Paniğini de “Bu musibeti yaygınlaştırmadan önlemek lazım.” cümlesi ile ortaya koydu.

Tuhaf değil mi?

****

Bir tek Ahmet Zeki Üçok değil, kamuoyunda Ergenekoncu, ulusalcı olarak tarif edilen ne kadar isim varsa gazetecisinden emekli askerine hepsi Cihat Yaycı’nın ‘önüne yattı’.

Şimdiye kadar Ergenekon diye bir örgüt olmadığını savunan isimlerin nerdeyse tamamının Yaycı’nın etrafında baraj kurması ve adeta cemaatsel bir dayanışma içine girmeleri dikkat çekti.

Görevden alma karanının tam da Yunanistan’ın İzmir’i işgal tarihi olan 15 Mayıs’a denk geldiğine dikkat çeken ve 100 yıl sonra bunun üzerinden sembolik bir mesaj verildiğini söyleyenler bile çıktı.

Emekli Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, “Cihat Yaycı amiral bir bayraktardır.” ifadesini kullandı.

Müyesser Yıldız, aylar önce boşuna, “Birçok Balyoz kumpası mağdurunun ‘FETÖ ile mücadelesini’  takdir ettiği, yıpranmaması, tartışmaların içine çekilmemesi, isminin gündeme gelmemesi için adeta üzerine titrediği bir isim.” dememişti Yaycı için.

Cemaate yönelik tasfiyelerin en keskin isimlerinden Emekli Albay ve Avukat Güven Şağban, “Cihat Yaycı’yı bu devlet pamuklara sarıp saklasa yeridir” diyorsa ondandır.

****

Peki Cihat Yaycı kimin kriptosu?

Cemaatin Ergenekon’a soktuğu bir kripto mu; yoksa Ergenekoncuların 30-35 yıl önce cemaate soktuğu bir kripto mu?

Hangisi gerçek?

Cihat Yaycı, nam-ı diğer Rıfkı, gençliğinden itibaren Gülen’in sadık bir takipçisi mi yoksa en baştan cemaatin içine sızdırılmış bir köstebek mi?

Üçüncü bir ihtimal yok değil, ki bunu savunan da epey bir insan var. Diyorlar ki, aslında Cihat Yaycı kifayetsiz muhterisin tekidir. Yükselebilmek ve önemli yerlere gelebilmek için kılıktan kılığa giren, yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya götüren bir menfaatperestten öte bir şey değildir.

Kendisini tanımıyorum, belki bu yorumların bir gerçeklik payı vardır ama benim için biraz naif kaçtığını söylemem gerek.

Keza dördüncü bir seçenek de Yaycı’nın belli bir tarihe kadar gerçekten de cemaatin parçası olduğu ama bir yerde paçayı Ergenekon’a kaptırdığı ve tabiri caizse Ergenekon’un kucağında, ne istenirse onu yaptığı yönünde. Buna göre, işleri bitince de buruşturup çöpe atmışlardı…

Ortaya çıkan manzara pek öyle görünmüyor gerçi.

Kullanıp atan Erdoğan gibi duruyor.

Buna karşılık ağıtlar yakan, seferberlik türküleri çığıran da Ergenekoncu tayfa.

****

Bu ihtimallerden hangisi daha gerçekçi?

Önce bir soru sormama müsaade edin.

Bu sözünü ettiğimiz çevreler ne hikmetse Yaycı’dan hiç şüphe etmiyorlar, neden sizce? 

Zaman gazetesi nüshasını leblebi külahı yapanı, Kızılcahamam Bank Asya termalinde duş alanı ‘FETÖ’cü terörist’ ilan eden; paranoyadan birbirlerini bile ‘kripto’ diye ihbar eden bu adamlar, bir zamanlar kendilerinin ‘cemaatçi’ diye fişlediği Yaycı’dan ne diye bu kadar eminler?

Bir gizli tanık Yaycı için ‘kripto’ ihbarında bulunuyor ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, “Fetömetre’yi icat eden ve bu sayede kripto FETÖ’cüleri tespit eden biri kripto olamaz” diyerek takipsizlik kararı veriyor. 

Adı 15 Temmuz sıkıyönetim listelerinde olan herkes müebbete çarptırılırken aynı listede adı geçen Cihat Yaycı için “Deniz Kuvvetleri emrine verilerek pasifize edilmeye çalışılmıştır” deniyor.

Bu kadar eminler.

O kadar eminler ki 15 Temmuz’dan 4 gün önce, Erdoğan’la aynı tarihte Marmaris’teki otele yerleşen ve darbe gecesi ‘Başkomutan’ı yönlendiren de o.

O gece Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga’yı arayıp telkinler veren de o.

Fakat ne hikmetse ne Kasırga’nın ne de bizzat Yaycı’nın adını verdiği diğer isimlerin hiç birinin ifadesinde Yaycı’nın adı geçmiyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın 15 Temmuz bilirkişi raporunda, o gece Erdoğan’ın otelinde olduğu yazmıyor.

Hatta uzunca bir süre bunu kimse dile getirmedi.

O arkadan sufle verenin kim olduğu, bulmaca çözer gibi çözülmeye çalışıldı.

Keza 15 Temmuz sonrası açılan binlerce davanın hiç birinin iddianamesinde Cihat Yaycı’nın adı geçmiyor. 

Neden?

Bu koruma kalkanı ne için?

Neyi örtüyorlar?

Dahası ve belki de en bombası; Aydınlık’ın o listelerindeki herkes bugün tasfiye edilmişken, çoğu cezaevlerinde işkencelerden geçmişken, bir tek, ama bir tek Cihat Yaycı’nın bundan muaf olmasını neyle izah edeceksiniz?

Muaf olmak ne kelime?

Tam tersine, bu sosyal soykırımı yürüten en önemli sembol isim haline gelmesini nasıl yorumlayacaksınız?

Bütün bu veriler ve sorular, bizi Cihat Yaycı’nın en baştan itibaren cemaatin içine sokulduğu ihtimaline yaklaştırıyor.

****

Bir sonraki yazıda bu konuya devam edeceğim.

Hem daha önce cemaat geçmişi olup da 15 Temmuz gecesi tıpkı Cihat Yaycı gibi aktif olan aktörleri hem de Yaycı’nın Erdoğan ve Ergenekon’a bakan taraflarını konuşacağız.

Son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Gülen kendisine neden ‘Rıfkı’ ismini uygun görmüş bilmiyorum. Ama Cihat Yaycı, “Tam da beni tarif ediyor” demiş ya hani…Rıfkı, ‘yumuşak huylu’ demek. 

Yumuşak atın çiftesi sert olurmuş! 

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz