Cihat Yaycı, 15 Temmuz telsiz kayıtları ve sivil ölümler

Önce bir soru: 251 şehit olmasaydı bugünkü tek adam rejimi kurulabilecek miydi?

Halk sokaklara çıkarılmasa bu kadar insan ölecek miydi?

Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı zamanında yapmaları gerekeni yapsa insanlar meydanlara çıkacak mıydı?

Bu soruların tamamının cevabı: Hayır!

Darbe girişimini bilmelerine rağmen engellemediler.

Ortamı hazırladılar.

Ve göz göre göre bu kadar insanın ölmesi için zemin oluşturdular. 

****

15 Temmuz gecesi yaşanan sivil ölümler ile Cihat Yaycı’nın ‘misyonu’ arasında doğrudan bir bağ var.

Bundan önceki, “Cihat Yaycı’yı 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın yanına kim yerleştirdi?” başlıklı iki yazıda bunun arkaplanını anlatmıştım.

15 Temmuz akşamı Erdoğan’la aynı otelde ve yan yana olması tesadüf değildi. 

Yaşananlar, Yaycı’nın görev yaptığı komutanlıkta daha önceden yazılmış, oynanmış ve sanal olarak sahnelenmiş bir senaryonun varlığına işaret ediyor.

Bunları daha önceki yazılarda işlemiştim.

Bu simülasyona göre her şeyin bir kaç saat içinde kontrollü bir şekilde başlayıp bitmesi gerekiyordu. Bu da ancak “darbecileri Türk halkının püskürtmesi” sayesinde olabilirdi.

Yani sivillerin sokağa dökülmesi şarttı.

İşte bunu organize edenlerden biri de Cihat Yaycı’ydı.

Daha sonra yaşanan sivil ölümler, yeni kurulacak Erdoğan rejiminin en önemli harcı olacaktı. Bu “251 şehit” olmasa, bu rejim de kurulamazdı. Sonrasındaki acımasız ve hukuksuz tasfiyeler de bu kadar rahatça gerçekleştirilemezdi.

Yeni rejim, o şehitlerin kanı üzerine kuruldu.

Bunu, 4 yıldır esrarı çözülemeyen ‘keskin nişancı’ meselesi ile beraber düşünelim. 

Sivillerin üzerine yağdırılan ve askerî envantere kayıtlı olmayan mermilerle beraber düşünelim. 

Toplanan insanlara arkadan ateş eden gizemli ‘siviller’ ve ‘sivil arabalar’ eşliğinde düşünelim. 

Kalabalıklar içerisinden askerlere edilen ateşler eşliğinde düşünelim.

Ankara Emniyeti’nde halka dağıtılan binlerce MP-5 otomatik silah eşliğinde düşünelim.

Yine MİT’in Meclis 15 Temmuz Komisyonu’na gönderdiği ve “O gece teşkilat olarak etkili ve yeni konvansiyonel silahlarla sahadaydık” dediği resmî açıklama eşliğinde düşünelim.

****

Bir önceki bölümde Cihat Yaycı’nın, dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ile yaptığı telefon görüşmesine yer vermiştim.

Bu görüşmeyi bizzat kendisi anlatıyordu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadede, bu konuşmadan şöyle söz ediyordu: “(…) polis ve halkın kalkışmacıların önüne çıkıp direnmesi gerektiğini, halkın direniş sırasında tamamının Türk bayrağı kullanması gerektiğini, diğer ülkelerin 2-3 saat gelişmeleri izleyip kazananın tarafında yer alacakları, teşebbüsün hemen engellenmesi gerektiğini söyledim. Sayın Genel Sekreter de aynı kanaatte olduğunu söyleyerek ben telefonda iken talimatlarını vermeye başladı.”

Bu görüşme olduğunda henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan halkı meydanlara çağıran o meşhur konuşmasını yapmamıştı.

Keza Erdoğan’ın bu konuşmasına daha 3 saat varken AKP Milletvekili Emekli Tümgeneral Şirin Ünal da Astsubay Hüseyin Gürler’e telefonda “Başkomutanımız’ın (Erdoğan) emri var, meydanlara iniyoruz. Tanıdığın bütün arkadaşlarına söyle.” demişti

O gün daha öğle saatlerinde bazı belediyelere ait kamyonların ve iş makinelerinin hazır hale getirilmesini, AKP Ankara ve İstanbul teşkilatının da daha 21.30’de sokağa çıkmak üzere hazırlıklara başlamasını da buraya ekleyelim.

Örneğin AKP’nin Ankara Altındağ ilçe teşkilat üyelerinin kendi ifadeleri, sokağa çıkma hazırlıklarının saat 21.30 civarında başladığını ortaya koyuyor. Savcılığa ‘tanık’ sıfatı ile verilen bu ifadelerde, “Cumhurbaşkanı’nın talimatı” denilerek partiye çağrıldıkları ve oradan Genelkurmay’ın önüne götürüldükleri bilgisi vardı.

****

Şimdi bu fotoğrafı tamamlayan bir başka önemli delile dikkatlerinizi çekeceğim.

15 Temmuz gecesinin Ankara polis telsiz kayıtlarına…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu’nun 24 Temmuz 2016 tarihli yazısına istinaden Ankara Emniyet Müdürlüğü’nce dökümü yapılan ve CD’lerle gönderilen telsiz kayıtları bunlar. Başta Akıncı davası başta olmak üzere 15 Temmuz dava dosyalarının çoğunda da var. 

Bu telsiz kayıtları vatandaşın o gece nasıl ‘canlı kalkan’ olarak kullanıldığını gözler önüne seriyor.

Örneğin tutanağın 59. sayfasında, saat 01.37’da yapılan bir konuşma var.

2021 kodunu kullanan polis şefi, “Merkez, bu Emniyet önündeki vatandaş sayısını artırmamız gerekiyor. Arkadaşlar bu yöne doğru konvoy verirlerse uygun olacak, tamam.” anonsunu geçiyor. 

Merkez’den verilen cevap, “Anlaşıldı efendim, diğer bölgelerde bulunan istasyonlarımız da takip etsinler. İl 11 istikametine vatandaşları bu bölgeye yönlendirelim efendim, tamam.” şeklinde.

Yine aynı dakika içerisinde, 5378 kodunu kullanan bir polis, “Merkez, Vekaletler girişindeyiz efendim. Vatandaş yoğunluğunu talep eden bölgeye gönderelim, yönlendirelim buradan.” diyor. Yani o bölgede bir yoğunluk olduğunu, nerede ‘ihtiyaç’ varsa oraya yönlendirebileceklerini söylüyor. Merkez’den gelen cevap yine aynı: “İl 11 efendim, İl Emniyet istikametine yönlendirelim, tamam.”

Yani, vatandaşların Ankara İl Emniyet Müdürlüğü önüne yığılması sağlanıyor. Bu konuşma, tam da Emniyet’in vurulmasının hemen sonrası. 

Resmi kayıtlara göre il emniyet binası, 00.56’da vuruluyor ve 2 sivil şehit oluyor. Buna rağmen polisin hala aynı noktaya sivil sevkiyatı yapması düşündürücü.

****

Peki 15 Temmuz gecesi en çok şehit verilen yer neresi diye sorsam?

Cevap: Genelkurmay.

Biri asker, 34’ü sivil olmak üzere toplam 35 kişi burada hayatını kaybetti. 

Aynı dakikalarda polis telsizinde ne konuşuluyor, bakalım…

Önce Genelkurmay’da ilk silah seslerinin duyulmasının ardından, saat 21.57’de 

2036 kodunu kullanan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Yaman Ağırlar, “Bu ekiplerini konuşlandır, Genelkurmay kampüsünün civarına. Yaya girişleri, sivil vatandaş yaya girişleri olmasın, yakın kaldırım ve uzak kaldırım.” diyor.

Ağırlar saat 22.03’te bölgedeki personele Genelkurmay etrafında güvenlik önlemi alınması ve çelik yelek giyilmesi talimatını veriyor.

Saat 23.30’da merkezden yapılan bir anonsta, “Anlaşıldı efendim, yakın ekibimiz varsa geçişine müsaade etmeyelim tamam, bu Genelkurmay civarına geçişine müsaade etmeyelim. Ayrıca unsurlarımız can güvenliğini ön planda bulundursun tamam.” deniyor.

İl Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan’ın anonslarından biri de “Genelkurmay civarındaki tüm unsurlarımıza hitap ediyorum, Genelkurmay’ın içine girmeye kimse kalkışmasın. Genelkurmay’ın dış çevresinde konuşlanmamız devam edecek. İçeriye resmî, sivil hiçbir personelimiz girmeye kalkışmasın benim talimatım olmadan.” şeklinde.

****

Buraya kadar normal. 

Dikkat edelim, Genelkurmay civarına geçişlere müsaade edilmiyor.

Polisin ve vatandaşın can güvenliğine riayet ediliyor.

Peki sonra ne oluyor?

Erdoğan’ın halkı meydanlara çağırması sonrası manzara tam tersine dönüyor.

Örneğin Saat 01.36’da, 2510 kodunu kullanan polis müdürü, şu anonsu geçiyor: “İnönü Bulvarı Genelkurmay kavşak istikametine doğru yolda kapama ekibi yapan varsa açsın, araç göndersin bu tarafa, tamam.”

Merkez, şöyle cevap veriyor: “Anlaşıldı efendim. İnönü Bulvarı Genelkurmay civarında kapama yapan ekiplerimiz bu vatandaşları bu bölgeye geçişini sağlasınlar araçları ile efendim, tamam.”

Yani polis araçları Genelkurmay’a giden yolu kapatmış ve vatandaşlar geçemiyor. Ancak yaralıların çoğalması ve onları almak üzere ambulans bulunamaması üzerine polis telsizinden “Yolu açın, vatandaşların Genelkurmay istikametine geçişini sağlayın.” talimatı geliyor. Fakat onunla birlikte bütün sivillere ve araçlara yollar açılıyor.

Yine saat 01.40’da Merkez’den yapılan anons ise şu şekilde: “Görev alan istasyonlarımız, bu Genelkurmay tarafına ne kadar araç varsa göndersinler efendim. Sivil vatandaş aracı, tamam, sivil aracı. Sivil vatandaşlar, sivil vatandaşları bu tarafa yönlendirin, tamam.”

****

Yaralıları taşımak maksadıyla bile olsa o gece bütün sivillere ve araçlara yolların açılmasının ne tür riskleri olduğuna bir örnek vermek istiyorum.

Saat 23.39’da ekiplerin dur ihtarına uymayan bir araç için anonslar geçilmeye başlıyor.

Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan (2010) ve Müdür Yardımcısı Yaman Ağırlar (2036) devreye giriyor.

Merkez, Ağırlar’a hitaben, “Ekiplerimizin dur ikazına uymayan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı istikametine giden bir araç var efendim.” bilgisini veriyor.

Biraz sonra İl Emniyet Müdürü Karaaslan ile yardımcısı Ağırlar arasında şu diyalog geçiyor:

Karaaslan – “Bu Genelkurmay Kavşakta ateş eden arabadan bahsediliyor, şiddetle karşılık verin kardeşim. Misliyle karşılık veriyorsunuz.” 

Ağırlar – “Doğrudur Merkez, karşılık veriyoruz ancak araçları hızlı bir şekilde sıyırıp, ateş edip içeri girmeye çalışıyorlar.”

Karaaslan – “Vurun, aracı vurun kardeşim! Vur!”

****

Yani başkentin göbeğinde, Genelkurmay’ın çevresinde bir sivil araç sağa sola ateş ederek ilerliyor. 

Kimdi onlar, belli değil.

O gece caddeler bunun gibi bir çok meçhul araçlar, silahlı insanlar ve provokatörlerle doluydu.

Bunun gibi bir başka araca, 15 Temmuz Malatya dosyasında değinmiştim. Malatya davası iddianamesinde şöyle yazıyor: “Saat 05.00 sıralarında yine polis telsizinden Atatürk (Kışla Caddesi)’nden gri renkli kapalı kasa bir transportır araçtan vatandaşları kışkırtmaya yönelik hareketler yapıldığı belirtilerek bu araç ve içindeki şahısların yakalanması istendi. Caddeye gelen ekipler, söz konusu araca rastlayamadılar.”

Keza İstanbul’da da görgü tanıkları, içinde otomatik silahlı insanların olduğu ve kalabalıkların üzerine ateş açıldığı bazı sivil araçlardan bahsettiler.

Hal böyle iken, üstelik Genelkurmay kavşağında ateş eden araba ile ilgili anonsların yapılmasının üzerinden henüz 2 saat geçmişken, aynı polis şeflerinin bu kez sivil araçların önünün açılmasını istemesi garip.

****

O saat itibariyle Genelkurmay’ın önüne özellikle, kasıtlı ve planlı bir şekilde hem yaya hem araç sahibi sivillerin sevkiyatı söz konusu.

Ve orada 34 sivil hayatını kaybediyor.

Lütfen şimdi tekrar Cihat Yaycı’nın Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Cihat Yaycı’ya söylediklerini hatırlayalım: “Polis ve halkın kalkışmacıların önüne çıkıp direnmesi gerekiyor.”

Nereden arıyor Tuğamiral Yaycı?

Erdoğan’ın yanından.

Kendisinden haber alınamayan ve kimsenin de kendisine ulaşamadığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanından.

Sonra ne oluyor?

Yaycı kendi ifadesinde, “Sayın Kasırga ben daha telefonda iken talimatlarını vermeye başladı.” diyor.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, nereye talimat vermeye başlamıştır sizce?

Halkı sokaklara dökebilecek gücü olan ne kadar kurum, kuruluş ve teşkilat varsa hepsine…

****

Bu telsiz konuşmaları da Erdoğan’ın milleti sokaklara çağırmasından sonra, yani kalabalıkların artmasının ardından yapılıyor.

O gece Genelkurmay’da ve karargâh binası önünde yaşananlar; gerek Özel Kuvvetler gerek tank birlikleri gerekse de askeri helikopterlerin oraya gelişi apayrı inceleme gerektiriyor.

Verilen ifadeler birbiri ile karşılaştırıldığında özel olarak bu noktaya çalışıldığı, hiç bir şeyden haberi olmayan farklı kuvvet ve sınıflardan askerlerin buraya özellikle çekildiği anlaşılıyor.

Örneğin karargâhda ilk giren ve diğer sivilleri girmeleri için tahrik eden isim, Edirne’de ‘Muşlu Apo’ olarak bilinen Edirne Alperen Ocakları Başkanı Abdullah İrgin. 50 kişilik sivil grubun başında Genelkurmay binasına dalıyor. İçeride ölenler oluyor.

Edirne’de yaşayan İrgin’in o gece Ankara’da ne işi vardı? “Özel işlerim nedeniyle Ankara’daydım” dedi. Acaba o gün nasıl bir özel işi vardı, bilinmiyor.

Fakat daha sonra Edirne HDP binasına silahlı saldırıda bulunması ile de gündeme gelecekti.

Elbette o gece cemaat kanallarından bazı polislere, “Tabancanı al Genelkurmay’ın önüne git” şeklinde mesajlar atılmasını da bu noktaya ilave etmeliyiz.

Sonuç: 34 sivil şehit!

Bu da önceden simülasyon yapıldığı görüşünü destekleyen unsurlardan.

****

Bir başka çarpıcı detay da polisin üniformayı çıkarıp sivil kıyafetlerle kalabalığın arasına karışması.

Önce bu kayıtları vereyim…

Tutanağın 61. Sayfasında ve saat 01.40 ila 01.45 arası yapılan görüşmeler… 

2021 kodunu kullanan polis amiri, “Tamam bu yol açık, yol açık. Arkadaşları sivil kıyafetli olarak bu Emniyet’in önüne doğru alabilirsin, tamam.” diyor.  

5510 ise “Anlaşıldı efendim, sivil olarak Emniyet’e doğru hareket edelim, doğru mu efendim?” diye soruyor. 

2021, “Bu tarafa doğru çok şey bir vaziyette, ne derler, dikkatli bi vaziyette arkadaşlar üzerlerinde şey de olmasın, ne derler, polis kıyafetli olmasın, tamam.” cevabını veriyor.

Merkez de “Anlaşıldı, üzerlerinde polis yeleği ve polis kıyafeti olmasın şeklinde anlaşıldı, bu şekilde takip edelim.” anonsu geçiyor.

2021 tekrardan, “Merkez, Emniyet içerisindeki sivil arkadaşlarımız da polis olduklarını belli etmeyecek şekilde vatandaşın arasına karışsınlar, vatandaşa destek versinler, tamam.” diyor.

Merkez bir kez daha “Anlaşıldı efendim. İl 11’de bulunan personelimizde polis olarak herhangi bir ibare bulunmasın üzerinde, vatandaşa destek versinler efendim, tamam.” diye teyid ediyor.

Tutanağın 68. Sayfasında anonslar şöyle devam ediyor:

2021 – “Merkez, bu vatandaşı da içeriye yönlendirdik. Yaklaşık bi 350, 400, 500 kişi, tamam.”

Merkez –  “Anlaşıldı efendim, o arka kısımdan da 3 askeri araç tahliye olmuş, bilginiz olsun efendim.”

2021 – “Anlaşıldı, yalnız bizim arkadaşlarımız çıksın, sivil olanlar çıksın, vatandaşı yönlendirelim, tamam.”

Merkez – “Anlaşıldı efendim. İl 11’de bulunan personelimiz üzerinde polis ibaresi bulunmayacak şekilde çıksınlar, vatandaşa destek olsunlar, vatandaşı yönlendirsinler efendim burda, tamam.”

****

Görüleceği üzere polis, vatandaşın arasına sivil kıyafetlerle karışıp onları yönlendiriyor.

Burada darbecilerin sivil halkı görüp saldırıdan vazgeçeceği düşüncesi söz konusu olabileceği gibi vatandaşın canlı kalkan olarak kullanıldığı yorumu da yapılabilir.

Her ne kadar “polis-vatandaş omuz omuza darbecilere direndi” denilebilirse de aslında sivillerin özellikle sokağa çekildiği net olarak görülüyor.

Yani istense daha baştan kalkışma önlenebileceği gibi, siviller olmadan da bastırılabilirdi.

Ama bu şekilde olunca 15 Temmuz’un bir hikayesi olmuş oldu.

“Kanıyla, canıyla direnen millet” destanı yazılabildi.

Burada kamu diplomasisi ve psikolojik harp teknikleri açısından ‘milletin topyekün vatanını koruduğu ve işgalci darbe güçlerini yendiği’ algısı çok önemliydi.

Ayrıca ne diye polisin kalabalıkların arasına karışıp yönlendirme yapması isteniyor, tartışılır.

O gece Ankara Emniyeti tarafından o kalabalıklara dağıtılan ve bir daha haber alınamayan binlerce otomatik silahı da düşünün.

İstanbul’da kalabalıklar arasına karışan ve kim olduğu belli olmayan tiplerin masum askerleri linç ettiği görüntüleri gözünüzün önüne getirin.

Masum olaylar olmadığı aşikâr.

****

O gece yaşananların tamamı bir bütünlük içerisinde göz önüne alındığında hem darbe girişiminin başladığı saat hem halkın alanlara çağrılması hem de sivil ölümleri daha iyi anlaşılıyor.

Elbette bu kanlı fotoğrafta Cihat Yaycı’nın o geceki misyonu da bir yere oturuyor.

Neden o gece Marmaris’te Erdoğan’la aynı otelde olduğu, en yakın halkası içerisine neden girdiği ve olayları nasıl koordine ettiği de daha iyi görülüyor.

En önemli müdahalelerinden birisi, halkın meydanlara dökülmesini sağlamak.

Bir merkez, bazı askerleri ‘emir-komuta zinciri içerisinde darbe yapılacağı bilgisi ile sahaya çekti.

Kimi askerler ‘terör saldırısı var’ denilerek çağrıldı.

Bazıları evinden, tatilinden kaldırılıp getirildi.

Harbiyeli çocuklar yataklarından kaldırılıp götürüldü.

Bir taraftan da daha kalkışma başlamadan önce sivillerin alanlara çıkması organize edilmeye başlandı.

Silahlar dağıtıldı.

Çeşitli yerlere keskin nişancılar yerleştirildi.

İnfazlar yapıldı.

Ve yeni bir rejim kuruldu.

Cihat Yaycı da bu rejimin en popüler askerî sembolü haline geldi.

Ta ki raf ömrü doluncaya kadar…

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

2 YORUMLAR

  1. Ağırlar – “Doğrudur Merkez, karşılık veriyoruz ancak araçları hızlı bir şekilde sıyırıp, ateş edip içeri girmeye çalışıyorlar.”

    Bu ifadeden neden karargaha girmeye çalışan darbeci askerlerin olabileceğini düşünmüyorsunuz? “İçeri girmeye” ifadesi de var. Sonuçtan askerler dışandan araçla gelecek, akıncıya giren bir süre asker var sonradan, özel kuvvetlere gelen askerler var, genel kurmay kararganına neden dışardan gelmesinler, onları polis engellediyse de bir çatışma olmuş olabilir.

    • “O gece caddeler bunun gibi bir çok meçhul araçlar, silahlı insanlar ve provokatörlerle doluydu.” bu ifadenizden darbeci asker olma ihtimallerini elediğinizi düşündüm için sordum

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz