O 3 hadimden biri konuştu: Bizim ziyaret amacımız başkaydı ama evet birileri o projeyi sabote etti

Dün yayımladığım, “Cemaat, içeriden adım adım 15 Temmuz’a nasıl sürüklendi?” başlıklı yazı dizisinin 25. bölümünde bahsettiğim olaylarda yer alan eski bölge imamlarından birisi, bana ulaştı. Yazımda anlattığım olayların büyük oranda doğru olduğunu ama kendisinin de içinde yer aldığı aktarımların bazılarında hatalar bulunduğunu ve bunları düzeltmek istediğini söyledi.

İsminin yazılmasını istemeyen bu eski Cemaat yetkilisinin açıklamalarına geçmeden önce, olayın ne olduğunu bir özetleyeyim.

Cemaat’in 2015 yaz aylarında daha şeffaf, denetlenebilir ve katılımcı bir yönetim modeline geçtiğini ama bu modelin içeriden bazı kişilerce sabote edilerek kısa sürede lağvedildiğini yazmıştım.

Orada anlatılanlardan birisi de Barbaros Kocakurt’un bu kararda oynadığı roldü. 

Eski modele göre Türkiye beş yönetim bölgesinden oluşuyordu. Bu beş bölgenin merkezleri; İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep ve Erzurum’du. Her birinin başında da bir bölge hadimi bulunuyordu. Cemaat’in Türkiye yapılanmasını onlar yönetiyordu. 

Sekreteryayı da Barbaros Kocakurt yürüttüğü için hepsinin üzerinde fiilen o vardı. 

17-25 Aralık sürecinden sonra 5 bölge imamı görevden alınmış ve yerlerine ismi pek bilinmeyen yeni idareciler atanmıştı. Fakat eski vazifelilerden bazıları görevi devretmiyor, yönetmeye devam ediyor ve yeni atanan imam da sanki kendisinin yardımcısıymış gibi fiili durum oluşturuyordu. 

Tam bu aşamada, başında Abdullah Aymaz ve kısa süre önce hayatını kaybeden merhum Mehmet Ali Şengül’ün bulunduğu bu yeni yönetim modeli üzerinde çalışmalar yoğunlaşmış, belli bir süre sonra da uygulamaya konmuştu. 

Yeni sisteme göre beşli yönetim modeli ortadan kalkıyor, dolayısıyla o beş bölge imamının görevi de sona eriyordu. Bundan böyle adem-i merkeziyetçi, birimlerin ve ünitelerin özerk olduğu, her birimin kendi maliyesini kendisinin yönettiği bir modele geçiliyordu.

Yazıda, o süreçte Zaman Gazetesi’nin Yenibosna Kalender Sokak’taki eski binasında bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya 5 bölge imamının yanı sıra 6 ünite sorumlusunun katıldığını ve orada bir karar alındığını anlatmıştım. 

Bu karara göre 5 bölge hadiminden 3 tanesi, 6 üniteyi temsilen de dönemin “Milli Eğitim İmamı” Said Kaya olmak üzere toplam 4 kişi ABD’ye gidecek, Kamp’ta Gülen’le görüşecek ve yeni sistemin lağvedildiğine ilişkin söylentileri soracaktır. 

Benim yazımda yer alan iddialara göre Barbaros Kocakurt, Said Kaya’yı dışlayarak diğer 3 bölge imamı ile Kamp’ta özel bir görüşme yapmış ve yeni yapılanmanın lağvedildiğini tebliğ etmişti. Kocakurt, çeşitli nedenlerden ötürü bu yeni sisteme taraftar değildi. Gizli görüşme yaptığı diğer 3 bölge imamı da hiyerarşik olarak kendisine bağlıydı ve onlar da ellerindeki gücü bırakmak istemedikleri için bu modeli istemiyorlardı. Dolayısıyla bir araya gelerek ortak hareket etmişlerdi. Ünitelerin özerkleşecek olması nedeniyle yeni formatı destekleyen Said Kaya’ya haber verilmeden, iş oldu bittiye getirilmişti. Kocakurt, diğer imamlara Gülen’in bir mektubunu vererek kararı tebliğ etmişti. Bu mektupta, yeni yönetim sisteminin lağvedildiği ve eskiye dönüldüğü yazıyordu. Daha sonra duruma muttali olan Said Kaya ise bu duruma tepki göstermiş, kendisinin nedenen by-pass edildiğini sormuş ve “Sizin söylediklerinizi kabul etmiyorum. Ben Hocaefendi’yle kendim görüşüp bizzat soracağım,” anlamına gelecek şeyler söylemişti. Nitekim Gülen’le görüşmüş, “Hocam, eski sisteme dönüldüğünü söylemişsiniz, bu doğru mu?” sorusunu yöneltmiş ve ondan “Ben böyle bir şey demedim,” cevabını almıştı. 

Fakat yine de hadiseler diğer 3 bölge sorumlusunun dediği gibi ilerlemiş, Abdullah Aymaz ve Mehmet Ali Şengül görevden alınırken yeni yapılanma da durdurulmuştu.

İŞTE O HADİMİN AÇIKLAMASI

Özetle durum böyleydi.

İşte sözü edilen o 3 bölge imamından biri bana ulaştı ve çeşitli açıklamalar yaptı. Söylediklerini yorumsuz olarak kendi ağzından paylaşacağım. Bu kişinin 17-25 sonrası atanan yeni hadimlerden birisi olduğunu belirterek sözü kendisine bırakayım:

“Ahmet Bey, yazınızı okudum. Barbaros Bey’le görüşen o hadimlerden birisi benim. Bahsettiğiniz yeni yönetim modeli doğru. Ben de o süreçlerin içerisinde yer aldım, toplantılara katıldım. Aslına bakarsanız son derece gizli yürütülen bir süreçti ve sadece ilgilileri biliyordu. Ancak uygulamaya geçtikten sonra gayet tabii ki herkesçe bilinecekti ve bunda da bir mahzur yoktu. Öncesinde gizli yürütülmesinin sebebi ise sabote edilmesinin önüne geçmekti. Nihayetinde gerçekten de korkulan oldu. Bizim inancımız, ancak yüksek seviyelerden birisi ihbar etmedikçe bu detayların bilinmesine imkan yoktu.

Evet, sizin de dediğiniz gibi şeffaf, demokratik, denetlenebilir, hesap sorulabilir bir yönetime geçilecekti. Hareket, Türkiye merkezli olmaktan çıkacak, ülkedeki ağırlığını yurtdışına taşıyacaktı. Yeni, modern bir sistem kurulacaktı.

Doğrudur, bu yeni yapıya karşı olanlar da vardı ama hadimlerin büyük çoğunluğu destekliyordu. Çünkü eski modelden yorulmuştuk. İnisiyatifin tek kişide olmadığı, çoğulcu ve istişareye dayalı bir modeli arzuluyorduk. Bu hepimiz için daha iyi bir formattı.

Sözünü ettiğiniz Yenibosna toplantısında da vardım. O toplantıya Abdullah Aymaz abi ile M. Ali Şengül abi başkanlık etti. Sonrasında bahsettiğiniz o 4 kişilik heyetle Kamp’a gittiğimiz de doğrudur. Fakat bizim gidiş nedenimiz, Aymaz ve Şengül ağabeylerin yürüttüğü o çatı proje değildi. Biz, yaklaşan seçimlerle ilgili bazı mevzular ve ünitelerle ilgili birtakım sorunları görüşmek üzere gitmiştik. Kendi gündemimiz vardı. Zaten 3 ayda bir gidiyorduk. Bu da rutin ziyaretlerimizden biriydi. 2 günlüğüne gitmiştik ve Hocaefendi ile bir türlü görüşememiştik. Dönüş biletimizin olduğu günün sabahında Barbaros Abi bizi çağırdı. O sırada biz iki bölge hadimi arkadaş birlikteydik ama üçüncü arkadaş yanımızda yoktu. Kendisine ulaşamadık. İki kişi olarak Barbaros Bey’in yanına geçtik. Elinde Hocaefendi’den gelen kısa bir mektup vardı, onu bize takdim etti. Osmanlıca harflerle yazılmış, el yazısı mektupta, bundan sonra sadece kendisi ile görüşeceğimiz ve sadece kendisine bilgi vereceğimiz tebliğ ediliyordu. 

Mektup kısa olduğu için tam anlaşılamıyordu. Kendisine sormak istediğimiz şeyler oldu. Vakit de dar olduğu için Büyüğümüz’le hemen görüşmek istedik ama o sırada diğer bölge hadimi arkadaşa ve Said Bey’e ulaşamadık. Biz de iki kişi gidip görüştük. ‘Efendim, mektubunuzu aldık,’ dediğimizde kendisi teyid etti. Mektubun kendisinden geldiğini onayladı. Genel yapı veya sistemle ilgili bir ifadesi olmadı bize. Sadece kendi gündemimizle ilgili sorular sorduk ve bazı cevaplar aldık. ‘Üniteler bağımsız mı olacak, eskisi gibi mi devam edecek?’ diye sorduğumuzda, sadece ‘Bekleyin,’ dedi. 

Çıktıktan sonra Said Abi’nin bize tepki gösterdiği doğru. ‘Niye bensiz girdiniz?’ diye kızdı. Biz de kendisine durumu izah ettik, olayın nasıl cereyan ettiğini anlattık. Kendisi yine de Hocamızla görüşeceğini söyledi. Ben de ‘Buyurun, görüşün abi’ dedim. O gün bizim dönüş uçağımız vardı zaten, biz ayrıldık. Sonrasında Said Abi görüşmüş. ‘Üniteler eskisi gibi mi devam edecek?’ diye sormuş, o da ‘Ben böyle bir şey demedim,’ demiş. Gerçekten de bize böyle bir şey söylememişti. Sadece ‘bekleyin’ demişti.

Fakat oradan, artık Abdullah Aymaz ve M. Ali Şengül ağabeylere bilgi vermemize, onlara bağlı hareket etmemize gerek olmadığı anlaşılıyordu. Hatta ben aynı gün, Hocaefendi’nin yanından ayrıldıktan sonra Aymaz abi ile görüşüp durumu anlattım. Kendisi de o sırada Kamp’taydı. Mütevekkil bir şekilde ‘Tamam’ dedi bana sadece. Sonrasında biz ayrıldık, Türkiye’ye döndük.

Bu arada, bu projenin sabote edildiği doğru. O zaman bizim aramızda da çok konuşuldu. ‘Havuza düştü’ deniyordu ama konuşulan, özellikle içeriden birileri tarafından ‘havuza düşürüldüğü’ yönündeydi. Bu bakımdan yazdıklarınız çok haklı. 

Fakat benim, bizimle alakalı kısımda tashih etmek istediğim ve altını çizmek istediğim hususlar var. Öncelikle ben ve diğer arkadaşlar, yeni modele karşı değildik. Tam tersine, destekliyorduk. İki; Evet, Barbaros Bey sekreteryayı yürütüyordu ama bizler onun adamları değildik. Üç; Biz, yeni yapıyı sabote etmek veya bir kumpas kurmak için Barbaros Bey’le Kamp’ta özel olarak bir araya gelmişiz ve süreci akamete uğratmışız gibi algılanıyor. Böyle bir durum yok. Olayların nasıl geliştiğini size anlattım. Dört; Bizim Kamp’a gitmemizin Aymaz abilerin yürüttüğü diğer o genel proje ile doğrudan bir ilgisi yoktu. Biz kendi gündemlerimiz için gitmiştik. Beş; Hocaefendi’nin kararında bizim bir dahlimiz yok. Biz sadece tebliğ edilen tarafız.”

****

Açıklamalar böyle…

Ben kendisine teşekkür ettim, bu vesile ile okuyucu nezdinde de bir kere daha teşekkür etmek istiyorum. 

Çünkü bu tür açıklamalar, gerçeğin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmasına katkıda bulunuyor. Sonuç itibariyle ben ulaştığım bilgilere ve eldeki verilere dayanarak yazıyorum yazıları. Mutlaka içinde eksikler, hatalar, yanlışlar olacaktır. Çünkü daha önce de defalarca şikâyet ettiğim üzere, karşımızda şeffaf bir şekilde soruları cevaplayan, her soruya cevap veren, medya mensupları ile muhatap olan bir yapı yok. Ancak parçaları birleştirerek bir hakikate ulaşmaya çabalıyorsunuz. Dolayısıyla tarihe not düşülen bu tür çalışmaların mümkün olan en az hata ile tamamlanabilmesi için, hadiseleri bilen veya yaşananlarda taraf olan herkesin bir şekilde doğrulara katkıda bulunması gerekiyor. 

Bunun ötesinde herhangi bir yorumda bulunmayacağım, açıklamaları okurların takdirine bırakıyorum.

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

5 YORUMLAR

  1. Bir sıkıntı var; Gülen’e çıkılıyor, Gülen “ben böyle bir şey demedim” diyor. Yani Gülen kendisine rağmen işlerin değiştiğini öğrenmiş oluyor. Yine de Gülen’e rağmen olan sistem işliyor öyle mi?
    Gülen “bu nasıl olur” deyip müdahale etmiyor mu?

  2. Ahmet bey Allah razi olsun. Bazen “ne haliniz varsa gorun” deyip bu yazi dizisine son verirsiniz diye o kadar endiseleniyorumki…. Bu seffaflasma olayinda sizin cok buyuk katkiniz olacagini dusunuyorum.

    • Açıkçası bazen o noktaya geldiğim anlar oluyor ama hiçbir zaman yazı dizisinden vazgeçmeyi düşünmedim. Bunu vicdani bir borç olarak görüyorum. Eğer bu yazı dizisini yapmadan ölseydim gözüm açık giderdim. Gerçi henüz bitmedi ama buraya kadarki bölümler bile yeterince fikir verdi diye düşünüyorum. Puzzle tamamlanmamış olsa da en azından artık objenin ne olduğu anlaşılmıştır. İlginize çok teşekkür ederim…

  3. Açıklamaya bakınca 9 saatlik yoldan değil de mangaldan geliyorlarmış gibi anlaşılıyor.
    – Said nerdesin babacım bak hocam anca müsait oldu. Bizim randevuyu yazmamış müptezeller, hani nerdesin 2 dk görüşüp çıkacaz.
    – Siz girin konuşun abi ben gelmişken vegası göreyim dediydim hem ben bileti sizinle dönüşe almadım 1 hafta daha takılırım burda yarın bi gün görüşürüm. Der gibiler. Nasıl görüşemiyon ya herkesin randevu saati vardır. Şansa mı 9 saaatlik uçak yolculuğuna çıkılıyor? Yine adamlar böyle dediler diyen ben böyle demedim diyene nasıl dedin ozman diye sormaz mı? Kısacası açıklama tırt. Beni ikna etmedi.

  4. yazı dizisinin başından bu yana ilk kez yetkili bir ağızdan
    işi savsaklamadan, şevkat tokatı yersiniz haa diye korkutmadan
    samimi bir cevap gelmiş, bu kişiye gerçekten teşekkürlerimizi sunuyoruz
    bu süreç artık gizli,top secret olmaktan çıkmıştır. Bugün yüzbinlerce cemaat mensubunun yaşanan bu olaylardan az çok doğru yanlış haberi olmuştur. Tabandaki yüzbinlerce insanın cevaplanmasını istediği sorular halen tam cevabını bulamamıştır. Olayların ve isimlerin gizliliğinin de artık hiçbir önemi kalmamıştır. Bu bir açıdan şeffaflık adına güzel bir gelişmedir. Mesela bugün çoğu ülkelerin istihbarat başkanlarının isimleri bilinir. MİT başkanını tanımayan yoktur neredeyse ama bu MİT in gizli saklı işler yaptığının bilinmesini gerektirmez. Onun gibi cemaat içinde tabanın bugüne kadar bilmediği bu isimlerin açığa çıkmasının hizmete zararı olduğunu düşünmüyorum aksine tabanın beklediği ve istediği şeffaflığa doğru bir geçisin zeminini hazırlaması bakımından çok yerinde görüyorum.
    Hepimiz insanız hepimizin hataları ve kusurları olabilir. Önemli olan bunları görüp ders alabilmemizdir. İçerideki hata yapanların, bu hadim gibi yiğitçe çıkıp evet bunlar bunlar oldu şurada doğru yaptık, burada yanlış yaptık diyebilmeleridir. Bu emin olun herkesi rahatlacak ve cemaatin üstündeki kara bulutları kaldıracaktır.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz