Hazım Sesli, AKP içi iktidar savaşına mı kurban gitti? (4)

Bu saldırı bireysel bir eylem değilse ve katil öldürme kastıyla hareket ettiyse o zaman bu cinayet girişiminin arkasında kim vardı? 

Amaç neydi?

Tutuklu işadamı Hazım Sesli’nin Eylül ayındaki duruşmada söylediği, “Bakanlarla ilgili çok şey biliyorum. Bildiklerimi anlatırsam yer yerinden oynar.” şeklindeki sözler ile bu saldırı arasında bir bağ var mı?

Eldeki verilere göre düşündüğümde bana göre akla gelebilecek üç alternatif senaryo var.

Öncelikle şunu hatırlatayım: Bu senaryoları, korona öncesi zamana göre düşünmeliyiz. Çünkü korona, gündemi ve hayatı bütünüyle esir aldığı için bugün bakıldığında bir çok şey anlamsız kalıyor. 

Saldırı 11 Mart’ta gerçekleşti.

Bu demektir ki planlaması daha da eski bir tarihte yapıldı.

O sıralarda henüz Türkiye’de kayda değer bir korona gündemi yoktu. 

****

Gelelim o 3 ihtimale.

Nedir bunlar?

Bir: Akla gelecek ilk olağan şüpheli, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dur.

Soylu, siyasette maraton koşmaya çok uygun, uzun erimli planlar yapan ve bu planları bir gergef gibi işleyip sabırla ilmek ilmek ören, projeksiyonu hep ileriye tutan, akıllı, stratejik hareket eden, kurnaz bir politikacı.

Demokrat Parti Genel Başkanı iken hesaplarını 2014 yılına göre yapıyordu. Çünkü bu tarihte Erdoğan başbakanlığı bırakıp Köşk’e çıkacaktı. O başbakanlıktayken hiç kimsenin kendisi ile rekabet edemeyeceğini düşünüyordu. Fakat Erdoğan yerine AKP’nin başına kim gelirse gelsin, yarışılabilir bir isim olacağının farkındaydı.

AKP’ye katıldıktan sonra da hedefini Erdoğan sonrasına göre yapmıştı. Koyduğu ilk baraj, 2019 yılıydı. Çünkü normal takvime göre 2019’da 3 ayrı seçim yapılacaktı. Parti içinde çok şeyler değişecek, yepyeni kartlar açılacaktı.

15 Temmuz, partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş ve ekonomik kriz gibi nedenlerle 2019 geçildiğinde bazı şeyler kâğıt üzerinde göründüğü gibi kalmamış olabilir; ancak bu Süleyman Soylu’nun uzun vadeli planlarından vazgeçtiği anlamına gelmez.

Virüs gündemi tamamen işgal etmezden önce Türk siyasetinde faylar hareketliydi.

AKP inişteydi.

Erdoğan bir türlü düşüşü durduramıyordu.

Teşkilatlarda büyük bir motivasyonsuzluk hakimdi.

Yeni partiler kuruluyordu.

Bütün siyasi hesaplar Haziran ayına düğümlenmişti.

Seçimlerin üzerinden 2 yıl geçmiş olacağı için milletvekilleri özlük haklarına ve kavuşmuş olacak ve bir anlamda da ‘özgürleşecekler’.

Haziran’dan sonra bilhassa AKP’nin içinde önemli bir hareketliliğin başlayacağı konuşuluyordu.

Bir yandan da parti içinde hakimiyet mücadelesi vardı.

Soylu bu mücadeleyi veren en güçlü taraflardan bir tanesiydi. 2012’de ampül rozetini taktığında tek başınaydı. Bu noktaya büyük oranda kendi siyasi zekâsı ve hamleleri ile geldi. 

Hazım Sesli’nin anlatacakları, onun planlarını alt üst edebilecek potansiyelde.

Bu nedenle onu susturmak veya en azından gözdağı vermek istemiş olabilir.

Çünkü Soylu’nun durma ve düşme şansı yok.

Hırsları kadar korkuları da fazla.

Tıpkı Erdoğan gibi o da geri dönülmez bir noktaya geldi.

Hem parti içinde hem de dışında sevmeyeni çok.

Güvenli bölgenin dışına çıkması halinde kendini kolaylıkla “FETÖ’den” cezaevinde bulabilecek bir politikacı.

O yüzden hep daha fazlasını yapmak zorunda.

Hazım Sesli’nin açıklamaları sadece onun politik çıkarlarına zarar vermeyecek, aynı zamanda korkularını da tetikleyecek açıklamalardı.

Yine de bütün bunlar saldırıyı Soylu’nun yaptırdığı anlamına gelir mi?

Hayır.

Saray’ın desteği ve onayı olmaksızın bu tek başına Süleyman Soylu’nun organize edebileceği, bütün bir sistemi kendi başına kurgulayacağı, sevk ve idare edeceği bir saldırı olamaz.

Cezaevlerinin güvenliğinin ve memurlarının Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğu, böylesine bir saldırının üzerinin örtülebilmesi için çok daha büyük ve güçlü makamlara ihtiyaç olduğu düşünülürse Soylu’nun boyu bu cinayet girişimi için bir kaç kulaç kısa kalır. 

****

İkinci ihtimal ise yine parti içerisindeki güç savaşına dayanıyor.

Ancak tam tersi yönden.

Soylu’yu zayıflatmak, hedef tahtası haline getirmek isteyen birileri, Sesli’nin mahkemedeki açıklamalarından istifade ile böyle bir saldırı tertiplemiş olabilir.

Çünkü bu durumdan faydalanacak gruplar var. Mesela Berat Albayrak’ın başı çektiği Pelikan çetesi, Soylu’nun düşeceği her türlü olumsuz durumdan memnun olacaktır.

Allah korusun, eğer Hazım Sesli bu saldırıda ölseydi, Süleyman Soylu konuşulmaya başlanacaktı. 

Çünkü Sesli’nin mahkemedeki açıklamalarının bir numaralı hedefinin Süleyman Soylu olduğuna kuşku yok.

Nitekim saldırının ardından ilk olarak Hazım Sesli’nin o açıklamalarının medyaya düşmüş olması önemli.

İlk olarak Independent Türkçe bu önemli detayı yazdı. 

Gazetecilik açısından kaçınılmaz önemde bir bilgi bu.

Eğer ortada bir ölü olsaydı, o detay çok daha fazla büyütülecekti.

Bu cinayetle birlikte Süleyman Soylu’nun Hazım Sesli ve cemaatle ilişkilerinin ortaya dökülmesi, kuvvetle beklenebilecek bir ihtimal olurdu. Ardından da Soylu’nun hedef yapılması şaşırtıcı olmazdı. 

“Siyasi ayak” tartışmaları da farklı bir boyut kazanırdı.

Çünkü Soylu’nun cemaatle ilişkisini AKP’de ve kabinede bilmeyen yok. Partiye ilk girdiğinde de biliniyordu. Bundan dolayı ilk başlarda kendisine karşı ciddi bir güvensizlik de vardı. Erdoğan’ın şahsi desteği olmasa, Erdoğan onu iki kez Dolmabahçe ofisinde ağırlayıp da bizzat genel başkan yardımcılığı teklif etmemiş olsa, onu harcamaya hazır bir çok aktör vardı. Ancak kendisi zaman içerisinde bir şekilde cemaatle olan geçmişinin izahını yaptı.

İçişleri Bakanı olduktan sonra da geçmişini unutturabilmek için her şeyi yaptı.

Şimdi Hazım Sesli’ye bir şey olması halinde hedef haline geleceğini biliyor olmalı. Oklar kendisine dönecektir. Bunu bilebilecek tecrübede.  

Eğer hırsları onu tamamen ele geçirmemişse tam tersine Sesli’yi koruması, ona bir şey olmaması için tedbir alması gerekirdi.

2018 yılında parti içi dengelere oynayan birileri, onun görevden alınması için denemeler yapmıştı. Fakat o, başta Trabzon’da yaptığı çıkış olmak üzere akıllı hamlelerle yerini korumayı başarmıştı.

Çok dikkat etmesi gerekiyordu.

Hazım Sesli ve cemaatle geçmişi, şu an konuşulmasını isteyeceği en son şeylerden biridir.

Onun yerine cemaat mensuplarına yönelik acımasız operasyonlarının gündemde olması, onu daha çok mutlu edecektir.

****

Üçüncü ihtimal ise bunun parti içi çekişmelerden bağımsız olarak cezaevlerinin içerisine yönelik bir plan olabileceğidir.

Gülen Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen önemli bir işadamının öldürülmesi ile birlikte hapishanelerde yeni bir sürecin fitili ateşlenmek istenmiş olabilir. 

Belki cemaat gönüllülerinden hiç kimse böyle bir menfur cinayetten ötürü herhangi bir aşırılığa veya taşkınlığa tevessül etmezdi, hiç kimse galeyana gelmezdi ama planın tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. 

Arkasından başka türlü saldırılar zinciri ve ona bağlı provokasyonlar hazırlanmış olabilir. 

Birileri cezaevlerini terörize etmek, elektriği yükseltmek, ortamı ısıtmak istemiş olabilir.

Şahsen ben cezaevlerine yönelik bu tür imha planlarının hiç bir zaman sonlanacağına inanmıyorum. Buna benzer bir kıyım olmadan bir türlü rahat edemeyecek önemli adresler var.

Tam da yasa değişikliği ve infaz indiriminin gündemde olduğu bir dönemde, böyle bir saldırı ile tahliyelerin önü tamamen kesilmek ve bazı provokasyonlara kapı aralanmak istenmiş olabilir.

Çünkü bu kısmi af tartışmaları koronadan önce de vardı. Hatta 2018 başından beri konuşulan bir şeydi. Onun da ötesinde, sürecin ta en başında, yani 6 yıl önce, 2019 yılına gelindiğinde bir af çıkarılarak cemaat tabanının çkarılacağı öngörüsü yapılmıştı. Bu ayrı bir yazı konusu. Şimdilik kenarda dursun. 

2019 geldiğinde bunun üzerinden bir iç kavga başladı.

Şu an iktidarı paylaşan bileşenlerin bir süredir yargı üzerinden devam eden bilek güreşi, biraz da bununla ilgili. 

Bu mücadelenin kendini gösterdiği en önemli başlıklardan biri, cemaat tabına getirilebilecek bir aftı.

Burada mesele ne cemaat ne de af.

Devletin yönetimi ve bundan sonraki yol haritası ile ilgili paradigmalar savaşı bu.

Devletin içerisinde bir kanat 2019’dan itibaren bir yumuşamayı savunurken başka gruplar da buna şiddetle karşı çıkıyordu.

Son olarak yeni yargı reformunun Mart ayında Meclis’e getirileceği açıklanmıştı.

Yani demem o ki, koronadan bağımsız olarak bu yasa değişikliği zaten gündemdeydi.

Muhtemel bir yumuşama ihtimalinden rahatsız olan birileri, bu şekilde provokasyonlarla cezaevlerinde kan dökmeye başlayabilir ve hedefteki insanların hiç bir zaman çıkmamasını sağlayacak bir psikolojik ortam oluşturabilirdi.

Burada da “İyi ama neden Hazım Sesli?” sorusu sorulabilir.

“Bunun için Hazım Sesli’den daha iyi bir hedef bulunabilirdi” de denebilir.

Meşru ve doğru bir soru.

Buna vereceğim cevap, benim bu senaryolardan hangisine yakın olduğumun da  cevabı olacak.

****

Öncelikle şuraya önemli bir düğüm atmak gerekecek: Hazım Sesli sağ kurtulduğu için saldırının arkasından ne geleceğini göremedik.

Yani plan akim kaldı.

Hem bu hem de peşinden gelen korona nedeniyle muhtemelen planın bundan sonraki adımları da rafa kaldırıldı.

Bu yüzden de resmi daha net görebilmemize ve daha isabetli yorumlar yapabilmemize yardımcı olacak parçalar (neyse ki) eksik kalmış oldu.

Cezaevlerindeki siyasi infazlar ve saldırılar ya tamamen karanlıkta kalan ya da bir yere kadar aydınlatılabilen olaylar olarak arşive geçmiştir.

Bu da muhtemelen öyle olacaktır.

****

Gelelim benim yorumuma: Bana göre burada birden fazla amaç vardı. Daha doğrusu bir taşla bir kaç kuş vurma amacı…

Ben asıl hedefin cezaevlerini karıştırmak olduğunu, bunun için seçilen figürün de aynı zamanda başka bir işlev daha görebilecek bir figür olduğunu düşünüyorum.

Yani 6 ay önceki açıklamaları ile dikkat çekmiş, belli yerlerde rahatsızlık oluşturmuş, etkisiz hale getirilmesi gereken veya onun üzerinden başka siyasi hesapların görülebileceği bir profil seçildi.

Bir başka ifadeyle, hem cezaevlerini terörize etme amacıyla kan dökülecek hem de önemli bir hedef ortadan kaldırılmış olacaktı.

Bu benim yorumum.

Soruşturmanın bundan sonraki seyri, bize önemli ipuçları verecektir.

Saray’ın, İçişleri Bakanlığı’nın ve Adalet Bakanlığı’nın sessizliği dikkat çekicidir.

Siyasi iktidarın ve bu bakanlıkların tavırsızlığı dikkat çekicidir.

Cezaevi yönetiminin şu ana kadar etkin bir işlem yapmamış olması ve işin üzerini örter şekilde davranması dikkat çekicidir.

Bu olayı aydınlatmaya yönelik siyasi iradeden herhangi bir reaksiyon gelmemiş olması dikkat çekicidir.

****

Bundan sonra savcılığın soruşturmasını takip edeceğiz.

Daha doğrusu doğru düzgün bir soruşturma ve kovuşturma yapılıp yapılmayacağını göreceğiz.

Etkin bir soruşturma yürütülecek mi?

Cezaevindeki ihmaller soruşturulacak mı?

İnfaz koruma memurları hakkında ne yapılacak?

Cezaevi müdürü, cezaevi savcısı ve cezaevi komutanının tavırları ne olacak?

Başta Soylu olmak üzere siyasilerin yaklaşımı nasıl olacak?

Bütün bunlar bize, resmin bütün hakkında önemli şeyler söyleyecektir.

Dilerim ki bu saldırı son olur.

Varsa bir takım provokasyon düşünceleri veya kan dökme planları, inşallah boşa çıkmıştır.

Ve dilerim ki bütün dünyayı sarsan bu virüs salgını cezaevlerine kitlesel ölümler getirmeden bir an önce masum insanlar tahliye edilir.

Ayrım olmaksızın; devrimcisinden cemaatçisine, sağcısından solcusuna, Kürtçüsünden ulusalcısına, gazetecisinden işadamına, düşünceleri nedeniyle hapse atılmış herkes bir an önce serbest bırakılır.

-BİTTİ-

ahmetdonmez.net\\\\\\\'e Patreon ile destek olun..

1 Yorum

  1. AKP içi yargı savaşının bir nedeni de, diğer tarikat ve cemaatlerin kadrolaşmasından rahatsız olan bir kesim var. Adalet bakanını bu yüzden suçluyorlar belli tarikatlara yol açıp tüm pastayı onlara paylaştırdığı için.

CEVAP VER

Yorumlarınızı giriniz!
Buraya isminizi giriniz